25 Ağustos 2014 Pazartesi

İttihatçıların Ardında Alman Genelkurmayı'nın,Onların Ardında da Yahudi Sermayesinin Olduğu Söylenir!/Hrant Dink*

-Ermeni asıllı bir Türkiye aydını,bir Türkiye entelektüeli olarak,Ermeni kelimesinin zaman zaman terör,zaman zaman sorun ve zaman zaman da tehcir kelimeleriyle birlikte anılmasından nasıl etkileniyorsunuz?Bu sizin gündelik hayatınızı nasıl etkiliyor,geçmişte nasıl etkiledi?

Doğrusu çocukluğumda nasıl etkilendiğimi çok hatırlamıyorum.Yani esas olarak bizim kuşak,Türkiye'de yaşayan şu dönemin Ermeni kuşağı,çok birbirini takip eden ve çetrefilli süreçlerden geçti.Nedir bunlar?1970'li yıllardan başlayalım isterseniz.Önce bu Kıbrıs meselesi vardı biliyorsunuz.Kıbrıs'tan hemen sonra başlayan bir ASALA terörü vardı yurtdışında.Her gün bir yerde bir Türk diplomatı öldürülüyor ve siz Türkiye'de Ermeni olarak yaşıyorsunuz.Sonuçta ben de o zaman gençtim ve bayağı etkilendiğimi hatırlıyorum.Ama bu nasıl bir etkilenme derseniz,içinde bir miktar üzüntü var,sıkıntı var,yani bir miktar isyan var,niçin böyle şeyler oluyor diye.Yani niye biz bu konumlara düştük,niye Ermeni halkı bu konumlara düştü diye.Bu tür şeyler vardı.O süreçte mesela,ASALA sürecinde,bize içinde yaşadığınız toplumdan böyle ek bir baskı diyebileceğim ve bizi hakikaten rahatsız edecek bir şeyler de olmadı.Ama bizim psikolojik rahatsızlığımız,bunun için önemliydi.ASALA'nın hemen arkasından,biliyorsunuz,12 Eylül dönemi oldu.12 Eylül'den sonra Kürt sorunu başladı.Kürt sorunuyla birlikte Ermeni kelimesi çok kullanılmaya başlandı.Siz anımsayacaksınız aslında bir ara Kürt sorunu yoktu,aslında bir Ermeni sorunuydu bu.Dağlarda s.nnetsiz gerillalar yakalanıyordu ve bunlar elbette Ermenilerdi.Ermeniler,dolayısıyla Kürt kılığında gelmişlerdi ve tekrar Türklere karşı tarihi düşmanlıklarını yerine getiriyorlardı.

Bu tür inanılmaz bir medya kampanyası vardı.Hatta bu o kadar ileri gitti ki,örneğin PKK lideri Abdullah Öcalan'ın İçişleri Bakanı tarafından Ermeni d.lü olarak adlandırılmasına kadar gitti.Tabii siz böyle bir ortamda,artık Ermeni kelimesinin bir küfür haline dönüştüğü noktada yine Türkiye'de yaşıyor durumdasınız.Bunun da beraberinde getirdiği insanlar var.Çünkü aslında o anda medyanın tarif ettiği Ermeni değilsiniz siz.Siz hakikaten hak etmiyorsunuz o lafları.

Arkasından Karabağ meselesi başladı.Onun da Türkiye'de bir yansıması oldu.Derken işte bugünlere kadar geldik.Ermeni Soykırımı tasarılarının artık Amerika'da,Fransa'da şurada burada gündeme getirilmesi derken zannediyorum artık Ermenisiz bir yıl geçmedi.Böyle bir süreçte de biz Türkiye'de Ermeni olarak yaşadık.Ama sonuçta bu yaşanmışlıkta bir tür alışkanlık olduğunu size söyleyebilirim.Bir tahammül olduğunu söyleyebilirim.Bir tür tevekkül olduğunu da söyleyebilirim.Çünkü başka çaremiz yok,yani burası bizim vatanımız,binlerce yıldır burada yaşıyoruz,ülkemizi bırakıp nereye gideceğiz?Gidenler gitti zaten.Bizim okullarımız var,kiliselerimiz var,ancak kendimizi orada yaşatabiliyoruz.

-Dönün dense bu insanlara gelirler mi şimdi?Yani öyle bir ortam sağlansa...

Vallahi,gelirler mi sorusu bence erken bir soru.Önce bir kere dönün derler mi sorusunu Türkiye'nin kendi kendine sorması lazım.Bence eğer Türkiye,bu insanlara dönün diyebilecek bir noktaya geldiğini düşünüyorsa,zaten hayat değişiyor demektir.O zaman öbürlerinin gelip gelmemesi artık bir cevap teşkil etmez.Gelenler de olur,gelmeyenler de olur.Gelip yerleşenler de olur,gelip gezenler de olur,ama orada artık bir ruh halindeki insanlar için bir tür terapi ortaya çıkmış olur.Ama ben size başka bir şey söyleyeyim.Bir tanesi mesela çok iyi hatırlıyorum,denedi gelip yaşamayı,Amerikalı bir Ermeni'ydi,[Viktor Bedoyan] isminde.Geldi,Van'da bir otel [Vartan Oteli] kurmaya kalktı.Ama yaşatmadılar o adamı orada.

-Nasıl oldu bu efendim?

Geri gönderdiler hemen.Allem ettiler,kallem ettiler,ne oteli,ne çalışma ruhsatı verdiler.Çok inanılmaz mücadeleler yaptı,kendine bir Türk ortak aldı.Onun üstünden işyerini devam ettirmeye çalıştı.Ailesini de getirmişti.Orada yaşamaya kalktı,ama bunlar mümkün olmadı.Sonunda elinden otelini de aldılar.Bir başkası satın aldı ve adam gitti yani.Bu,aslında bir örnek denemeydi.Adam hakikaten niçin geldi,bunları ben bilmiyorum ama benim için bir örnekti,geldi,yaşamak istedi.Gelirler mi sorusunu hakikaten erkenden sormamak lazım.Önce biz kendi kendimize,"Acaba biz çağırsak iyi olur mu olmaz mı," diye sormamız lazım.Yani bu soruların hepsi kendimizle ilgili belki de...

-Geçmişte Ermeniler açısından son derece üzücü hadiselerin yaşandığı muhakkak.Ancak buna Soykırım demek mümkün mü ya da bunu nasıl ifade etmek lazım?

Bakın,ben Soykırım demiyorum ama bunun bir Soykırım olduğunu içselleştirmiş vaziyetteyim.Ben burada bu ülkede hiçbir zaman Soykırım diye bir kelime kullanmadım,bundan sonra da kullanmayacağım.Şunun için kullanmıyorum,birlikte yaşadığım insanların bu kelimeye hakikaten üzüldüklerini görüyorum ve onları üzmek istemiyorum.Bir kere bu var.Ama siz nasıl algılıyorsunuz bunu,derseniz...Bunu böyle içselleştirdiğim bir tarih bu.Ama bunun için de hiç kimseyle bir sorunum yok yani.Türklere bunu tanıyın,bunu kabul edin gibi bir derdim de yok.Ya da dışarıdaki ülkelere de yani aman bu işin çözümünü bulun,çünkü ben bunu çözülecek bir sorun olarak,bir sorun olarak görmüyorum.Anlaşılması gereken,algılanması gereken bir geçmiş olarak görüyorum ve algılanırsa bunun iyi olacağını düşünüyorum.Çünkü iyi bir tarih algılaması,iyi bir gelecek kurmak demektir.Benim kendi derdim de bu,onun için hiç bu tür şeylere de girmiyorum.Yani bu tür mekân işlerine,sayı işlerine,öldürme,kesme,biçme,bağırsak deşme,katil,katliam...Bu tür hiçbir şeye de girmiyorum.Yani benim terimlerim değil bunlar.Benim lügatim değil bunlar.

Ama benim lügatimde bunu içselleştirmiş bir vaziyetteyim ve şöyle düşünüyorum.Sonuçta hakikaten Anadolu'nun çok çalışkan bir halkı,çok üretken bir halkı,hakikaten bu topraklara çok şey katmış olan bir halkı,yok yere,gerçekten yok yere,anlamsız bir milliyetçilik kapışmasıyla,bu topraklardan,yaşadığı topraklardan,ilişkisi kesildi aslında kendi kaybetti ama kaybedenlerden biri de şu anda üzerinde yaşadığımız bu topraklar,bu vatan oldu.Ben bazen şöyle düşünüyorum.Yani bu halk eğer yaşasaydı,bu kadar üretken bir halk,bu uygarlığın üzerine bu kadar damgasını vurmuş bir halk yaşasaydı acaba bugün,bizim ülkemizin durumu ne olurdu?O üretkenlikler artacaktı.Düşünün!Yüz sene önce,doksan sene önce 1914'te Anadolu'da yedi dilde eğitim yapan kolejler var,yüksekokullar var,binlerce okul,kilise,esnaf var,zanaatkâr var.Yaşadıkları kentin ya da bölgenin motor gücü konumunda bu insanlar.Çünkü yerleşik bir toplumlar.Yerleşik toplumun üretken olması da çok doğal bir şey ama şimdi bu yok,işte bitti.Bence kaybeden bu topraklar oldu.Bu insanlar oldu.Ben biraz bu açıdan düşünüyorum.

Mesela biz bugün Avrupa Birliği'ne girmek için çaba gösteremiyoruz ama benim bir iddiam var.Bu halk yaşıyor olsaydı ve devam ediyor olsaydı bu ülkenin üretkenliği,inanın bence bugün Avrupa Birliği bize kendi yalvarıyor olurdu,biz sizinle birlik olalım diye.

-Bugün bu coğrafyayı,içinde bulunduğumuz bölgeyi,ABD yeniden şekillendiriyor,demografik yapı da bundan etkileniyor...Tabii o dönemin egemen gücü İngiltere'ydi büyük oranda...Yani Türkler bu karar mekanizmasının neresindeydiler?Ermenilerin başında gelenlerden birinci dereceden Türkleri mi sorumlu tutmak lazım?

Çok haklısınız.Yani benim her zaman yaptığım analizlerden bahsediyorsunuz ama tabii şu da var.Bunu söylerken de ya bu işlerin içerisinde sorumluluğu olan hiçbirini bir kenara koyup da bir sorumluluğu diğerinin üzerine yüklemek ve öbürünü oradan sıyırmak gibi bir derdim yok...Böyle bir kaygıyla hareket etmeden cevap veriyorum.Ama şunu çok net söyleyebilirim.Ben buna Almanları muhakkak katarım,Rusları kesinlikle katarım ve Amerika'yı da kesinlikle katarım.Bütün bunların hakikaten o zaman,yani bir fil gibi etrafı yıkıp geçen o yöntemlerinin çok etkili bir payının olduğunu düşünüyorum.

Hatta,bana sorarsanız,baş sorumluydular da derim.Bu açıdan.Ama tabii bunun içerisinde Türkler demeyelim,o zaman Osmanlı'nın ve İttihat-Terakki yönetiminin çok net olarak içindeki bu lider kadrolarının o  gün artık kafalarında oluşturdukları ve hakikaten buna ilişkin destek de buldukları politikayı hayata geçirmelerinde özellikle Almanların ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çok büyük rolünün olduğunu biliyorum.Bugün açıp belgeleri incelersek,ben çok belgelere giden bir insan değilim,ama eğer gitmek isteyenler varsa belgelere baktığınızda her şeyi görebiliyorsunuz çok net olarak.

Örneğin Abdülhamid,reform sözü veriyor Ermenilerle ilgili.Bunları yapmak için birtakım çabalar içerisine bazen giriyor ya da girmiyor.Ama girmemesinde bir bakıyorsunuz,Almanların ya da Avusturya'nın etkisi çok büyük.Bu reformları uygulamana gerek yok diyorlar mesela.Oysa belki o reformlar uygulansa bu kapışma o noktalara varmayacaktı.Ya da İngilizler ya da Fransızlar böyle,bu topraklara üstten bakan bir bakışla,dayatmacı bir bakışla,bir tür hamilik rolüne soyunarak,burada yaşayan birtakım Hristiyan kesimlerin hayatıyla oynayamayacaklardı.Aslında ne o politikanın hakkını yerine getiriyorlar ne de o politikadan da dönüyorlar.Dolayısıyla bence bu kırılma noktasının en büyük faili onlardır.Ben bunu Avrupalılara,gittiğim zaman,kendi yüzlerine de ifade ediyorum ve onlara çekinmeden siz geçmişte kadim iki halkın,birarada yaşayan iki halkın ilişkilerini tükettiniz diyorum.

Tanımlanan bu.Ve şimdi bunun bedelini ödemek zorundasınız diyorum ve ödeyeceğiniz bedel de bu ilişkilerin yeniden üretilmesine katkıda bulunmaktır.Ve bunun için bedel ödeme anlayışını,önce sorumluluğunuzu idrak edin,bakın tarihinize.Sorumluluğunuzu idrak edin.Ve bunun bedelini de,bu iki halkı nasıl tekrar birarada yaşatırız konusunda maddi insan kaynaklarınızı,teknolojinizi,her şeyinizi,bütün performansınızı bu bedele hitaben ödemek zorundasınız diyorum.

-Dün Mehmet Kamış'ın Zaman gazetesinde yazdığı bir makale [Mehmet Kamış,Suçlu Talat Paşa,Zaman,4 Mayıs 2005. http://www.zaman.com.tr/mehmet-kamis/suclu-talat-pasa_169939.html] vardı.Bugün de İbrahim Karagül Yeni Şafak gazetesinde bir yazı [İbrahim Karagül,Ermeni Tehciri,Selanik 'Dönmeleri',Bakü Petrolü ve Rothschild Ailesi,Yeni Şafak,6 Mayıs 2005. http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/mayis/06/ikaragul.html] yayınladı...Şöyle bir tez var.İttihat ve Terakki yönetimi büyük oranda bugün Sabetaycılar olarak ifade edilen bir grubun kontrolündeydiler.Bir diğer analiz de Alman ordusunun o dönemde arkasında Yahudi sermayesi olduğu...Ne diyorsunuz?

Çok başka bir tez değil bu.Çok başka bir tez değil...Bunun üzerine ben de daha önce birkaç kere yazdım.Buna Bağdat Demiryolu Hattı'nı da ekleyebilirsiniz sonuçta.Size Ermeni kaynaklarından ya da Ermenilerin tarihi içselleştirmesinden hareketle bir şey söyleyeyim.Yalnız bu tarihe ilişkin konuşmamızı bir tür anti-Semitizm olarak da değerlendirmeye çıkanlar olabilir,ama peşinen onlara da şunu söyleyeyim ki bu haksızlık olur.Ama tarihe baktığınız zaman,bugün Ermenilerin içselleştirdiği tarihe baktığınız zaman da hakikaten bir Alman militer gücünün arkasında da Almanya'daki Yahudi sermayesinin varolduğu dile getirilir.Bu araştırma konusudur.Bu konuda varsa belgeler,bilgiler ortaya çıkacaktır.Sonuçta Alman arşivleri bunun en önemli tanıkları olacaktır ve Almanlar da zaten artık başladılar,kendi tarihlerini bu açıdan sorgulamaya.İleride çok daha net şeyler ortaya çıkacak.Ben Sabetaycılık gibi şeylerin de içine çok girmek istemiyorum.Çünkü evet!Bahsettiğiniz İttihat ve Terakki liderlerinden birkaçının,Doktor Nâzım gibi falan,bunların Sabetay Sevi,yani işte Yahudilikten dönme Müslüman Yahudiler olduğunu söyleyen görüşler de var.

Ben bunu Yahudilerin Ermenilere düşman olduğu şeklinde bir algılamayla burada anlatmıyorum.Evet bu tür şeyler de var.Farketmez.İttihat ve Terakki içinde belki bir Ermeni de olabilirdi.Yani insan kendi icazetini kaybediyorsa,bundan sonra onun kim olduğu çok önemli değil zaten.Ama tarihe ilişkin bir şeyi daha size aktarabilirim,o da şu...Biliyorsunuz,bir Saray olgusu vardı ve Saray'a ekonomik olarak hâkim olma meselesi de esasında o dönem Osmanlı içerisinde yaşayan Ermenilerle Yahudiler arasında önemli bir yarışmaydı.Öyle ki kimi zaman Yahudiler,Saray'ın ekonomisine,ekonomik döner sermayesine bir tür sahip olabiliyordu.Bazen Ermenilere kızardı Padişah Abdülhamid,yayınlardı fetva.İşte,"Bundan sonra Osmanlı devlet ihalelerine Ermeniler giremiye!" gibi bir şeyler...Böyle Ermenilerle Yahudiler arasında Saray'ın döner sermayesine hâkim olma,ticarete hâkim olma gibi dipten giden bir yarışın olduğu da bir vaka...

Ekonomistler bunu ortaya çıkarırlar.Ama bu vakanın,bu olan biteni ne kadar etkilediği ya da etkilemediği doğrusu benim işim değil.Ama Ermeniler şöyle bir şey söylerler,onu açık yüreklilikle söyleyeyim."Aslında bizim başımıza gelenlerde Yahudilerin de parmağı vardı," diye bir cümleyi kullanırlar...Bunu da burada ifade ediyorum.

-Bundan sonra sizce ne yapmak lazım?Yani geçmişte ne yaşandıysa yaşandı,hepimiz üzülüyoruz buna,ama en azından bundan sonra bu bölgede bizden sonra gelecek olan kuşakların daha böyle barış içerisinde,kardeşçe,dostça yaşayabilmeleri için neler yapmak lazım?

Evet işte,onu söylüyorum...Biz ilişkilerimizi tükettik.Önce o ilişkilerimizi yeniden üretmemiz lazım.Bir kere ilk buradan başlamak lazım.İki halkın tekrar kendi ilişkisini üretmesi lazım.Siz biraz önce İbrahim'in yazısından bahsettiniz.Bugün bir de sevgili Fehmi'nin yazısı [Fehmi Koru,İki Damla Gözyaşı,Yeni Şafak,6 Mayıs 2005. http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/mayis/06/fkoru.html] vardı,aynı konudaydı,yanılmıyorsam bugündü.Evet,aldım,okudum onu da.Fehmi,ipucunu da vermişti zaten,anlamaya çalışmak karşı tarafı,empati kurabilmek bence çok önemli.

Ben kendi adıma Türk toplumunun durduğu noktayı anlamaya çalışıyorum.Yani niye bu kadar mesela Soykırım kelimesine karşı öfkeli,niye bunu kabul etmek istemiyor,bir türlü aklım almıyor.Bunları anlamaya çalışıyorum,yani.

Bazen kendimi onların yerine de koyuyorum ve bunda aslında çok insani bir duruş da seziyorum.Çünkü karşımdaki insan aslında iyi bir insan.Soykırıma karşı olan bir insan ve soykırıma hakikaten çok karşı olduğu için de kendi atalarının da hakikaten soykırımcı olamayacağını düşünüyor,çünkü kendisi değil ve istemiyor atalarının böyle bir şeye karışmasını...Bu çok anlaşılır bir duruş ve hatta saygı duyulması gereken bir duruş.

Ama mesela öbür taraftan Türkler de Ermenilerin bu ısrarını,yani "bu oldu,bunu kabul edin" ısrarını anlamaya çalışmaları gerekir,diye düşünüyorum.Çünkü orada da biz Ermenilerin şöyle bir duruşu sözkonusu:Biz atalarımıza bir haksızlık yapıldığını,bu haksızlığın ortada kaldığını düşünüyoruz ve bu haksızlığın ortada kalmaması gerektiğine inanıyoruz.Biz bunu o insanlara vicdan borcu olarak görüyoruz.İşte karşımdaki insanın da benim bu duruşumu hakikaten insani bir duruş olarak algılaması lazım,empati kurması lazım.Ve evet,yani onlar da iyi.Ben de onun yerinde olsaydım ben de aynı şeyi yapardım,demesi lazım.

Eğer bu empatiyi yapabilirsek,bazen ben buna onurlu duruş diyorum,yani bu iki onurlu duruşu,onurlu bir bileşkeye doğru kaydırmamız,akıtmamız mümkün olabilir.Bunu yapmak lazım.Bence Türkiye'nin şu anda en eksik yanı bu.Onun için ben şunu söylüyorum ki,bu işi çözecek olan tarih olmayacak.İddialar,ispatlar,belgeler,bulgular falan bunlar çözmeyecek.Yani hayatı bu kadar iddialar ve ispatlar içerisine alır sıkıştırırsanız,orada önemli bir kavramı unutursunuz.İnsanı unutursunuz demektir baktığınız zaman.Burada bir vicdan,bir ahlak sorunu var.Bu çok net ortada...

Ahlak ise gerçekten belge istemez.Ahlak başka bir şey.Şu anki bizim insani duruş halimizle ilgili bir şey yani.Bizler Allah'tan korkan insanlarız,bizler insanı seven insanlarız.Dolayısıyla bunlar hep bizim ahlakımız.Bu ahlak çerçevesinde baktığımız zaman karşındakinin durumunu,duruşunu anlamaya çalışmamız lazım.Anladığımızda iş zaten yarı yarıya bitmiş demektir.Ben Türkiye'nin bu noktalara geleceğini düşünüyorum.Yeter ki şu anda değişik bir bilgi kirletmesiyle bunun önünü engellemeye çalışanlar olmasa.O açıdan ümitliyim.Türkiye kendi içerisinde inanılmaz bir demokratikleşme süreci yaşıyor,sorgulama süreci yaşıyor.Özellikle halk,toplum,hakikaten her şeyi anlamaya çalışıyor.Bu anlama içerisine ben bir gün Ermenileri anlamanın da gireceğini düşünüyorum.O açıdan Türkiye eğer önü kesilmezse bu açılardan doğru bir yoldadır diye düşünüyorum.

-ASALA ile ilgili değerlendirmeniz nedir?"ASALA diye bir örgüt yoktu,Dışişleri'nde bir ekibin tasfiyesi için kullanıldı" şeklinde bir analiz var.

Hayır,bana yani hakikaten hiç içine bugüne kadar girmediğim bir analiz olarak geldi.Yani benim algıladığım ve bildiğim ASALA bilgimde,aslında yaşanmışlıklardan bildiklerim,okuduklarım,konuştuklarım içinde değil bu.Çünkü ben ASALA içinde yer almış ve daha sonra normal hayata geçmiş insanlarla daha sonra da konuştum.

-İsim verebilir misiniz?

Tabii,mesela Ara Toranyan var ki hani öldürüldü dendi mesela,bizim ülkücüler onu öldürmüşlerdi Paris'te.Hayır,ölmemişti adam.Ben gittim,konuştum adamla.Şu anda Fransa'da bir derginin [Nouvelles d'Arménie] editörlüğünü yapıyor.Ermenistan'da da var böyle insanlar,yani ayakları sakatlanmış bir arkadaştı.Onunla da görüştüm.Bunların hepsini gördüm,tanıdım gazeteci olarak tabii.ASALA sempatizanı olduğum için değil.Görüştüm.Olayı anlamak için.Bence olay,tamamıyla 1968 ruhuyla ilgili bir şey.Dünyanın her yerinde ulusal milliyetçilik dediğimiz kavramlar var,kendi gençlik örgütleri üzerinden.Ve radikal bir şekilde örgütlendiler,gerillalaştılar.Bunun için Ortadoğu çok bulunmaz bir antrenman vadisiydi,değil mi?Bekaa Vadisi.

Oralarda otuz-kırk kişi kadar ASALA...Ermeniler başladılar terör hareketine,ama çok güçsüz bir ekipti bu,onu da açıkça söyleyeyim size.Çok öyle arkasında büyük örgütlerin,büyük güçlerin olduğu bir örgüt değildi.Çünkü hakikaten birkaç eylemden sonra da,yani birkaç eylem derken küçümsemek için söylemiyorum,öldürülen diplomatların sayısını,birkaç yıl içinde diyelim isterseniz.Hakikaten o noktaya kadar geldi ki zaten genel toplum sistematiği içerisinde uluslararası camia içerisinde de meşruiyetlerini yitirdiler.Son Fransa'daki Orly Havaalanı Baskını onların aslında sonu oldu.Sonra kendi içlerinde kapıştılar bir miktar.Ve bitti ASALA...Bitti.O kadar güçlü bir şey değildi.

-ASALA'yı kim bitirmiş olabilir?

Yani şimdi yani...

-Hagop Hagopian mesela...

Ne ilgisi var yani.Hagop Hagopian'ın kendi içlerinde bir çatışmadan öldüğü çok net ortada.Yani Türkiye kendi illegal örgütlenmesiyle hiç ASALA militanı temizledi mi,bilemiyorum.Olabilir yani.Bu tür şeyler,tevessüller olduğu daha sonra değişik devlet adamları tarafından ifade edildi.Özel bir örgütle.Özel örgütler ve işte ülkücülerden yararlanma gibi.Ama ASALA'ya sorduğunuz zaman,yani bir-iki bomba patlamasında bir can kaybından söz edilmiyor.Ama ASALA'nın Türk devleti içindeki bir temizlik için kullanıldığı teorisine de gerçekten biraz,yani dilin kemiği yok derim,yani başka bir şey demiyorum.

-Çok teşekkür ediyorum...

Rica ederim...

*Hrant Dink,İttihatçıların Ardında Alman Genelkurmayı'nın,Onların Ardında da Yahudi Sermayesinin Olduğu Söylenir!,Röportaj:Aydoğan Vatandaş,6 Mayıs 2005;Aydoğan Vatandaş,ASALA Operasyonları:Aslında Nasıl Oldu?,1. bs.;(ed.) Rana Gürtuna,İstanbul:Alfa Yayınları,2005,s.[105]-115.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder