12 Temmuz 2014 Cumartesi

1915 Ermeni Olayları Hakkında Vali Mehmed Celal Bey'in Görüşleri*

Tarihe 1915 "Ermeni Tehcir ve Taktili" (Ermeni Göç Ettirme ve Öldürme) olayı olarak geçen ve hem Ermeniler,hem Türklerin,hatta Kürtler ve Arapların siyasi ve sosyal hayatında büyük bir iz bırakmış olan olay,aradan 99 yıl geçmiş olmasına rağmen bütün dünyada tartışılmaya devam ediyor.Konu hakkında taraflar ve üçüncü kişiler,şimdiye kadar birçok tez ileri sürdüler.İttihat ve Terakki mebuslarının çoğunlukta olduğu Meclisi Mebusan’da Osmanlı devletini savaşa sokan ve bu arada sorumsuz çeteleri kullanarak Ermenileri katletmekle suçlanan bakanlar kurulu üyeleri Yüce Divan'a sevkedildiler.Bunun için kurulan komisyon,suçlanan kişileri dinledi.Ancak kabinenin önde gelen üyeleri ve Ermenileri katletmekle suçlanan bazı kişiler yurtdışına çıkmışlardı.İstanbul’da kurulan Divan-ı harpler de bu işten sorumlu gördüğü kişileri gıyaplarında ve yüzlerine karşı yargıladı.Çeşitli cezalar verdi.Ancak,yaralar kapanmadı. 

Bu yazı dizisinde,30 Ekim 1918'de Mütareke'nin imzalanmasından yetmiş gün sonra,konu hakkında bir Osmanlı valisinin ilginç saptama ve görüşleri,bir gazetede üç bölüm halinde yayımlandı.Ermeni olaylarının tartışılmasına bir katkı olmak üzere,"Vakit" gazetesinin 10,12 ve 13 Aralık 1918 tarihli sayılarından bu yazının tamamını yeni yazıya çevirdik.Paragraf düzenine dokunmadık.Aslını yazmak zorunda kaldığımız bazı sözcüklerin en yakın karşılığını parantez içinde gösterdik.Ara başlıklar tarafımızdan konulmuştur. 

Bu yazının konu hakkında çalışanların dikkatini çekmemesi düşünülemezdi.Nitekim yazı Robert Koptaş'ın 30 Temmuz 2010 tarihli "Agos" gazetesindeki yazısında da yer almıştır fakat bu aktarma hem eksiktir,hem de okumada hatalar taşımaktadır.Kaynak olarak gösterilen "Vakit" gazetesinin tarihleri de yanlış olarak "29 Kasım,1-2 Aralık 1919" olarak verilmiştir.Aynı biçimde Fikret Ali Ceylan,"Mehmed Celal Bey-Bir Dönem Bir İnsan (1863-1926)" adlı kitabında yazıdan söz ederken "Agos" gazetesindeki bu yazıya yollama yapmıştır.

Mehmed Celal Bey Kimdir?

Mehmed Celal Bey,1863'te İstanbul'da doğmuş,1883'te Mülkiye Mektebi'nden mezun olmuştur.Ticaret ve Ziraat Nezareti tarafından Almanya'ya öğrenime gönderilmiştir.1908'de Mülkiye Mektebi Müdürlüğü'nde bulunmuş,1910'da Erzurum Valiliği'ne atanmıştır.1911'de de Dahiliye Nazırlığı'na getirilmiştir.Aynı yıl Edirne Valisi olmuştur.1913'te de Ticaret ve Ziraat Nazırlığı yapmış,1914-1919 arasında Halep,Konya ve Adana valiliklerinde bulunmuştur. 

"Kurtuluş Savaşı Günlüğü" adlı kitabımızda yer alan bilgilere göre,2 Kasım 1919'da Ali Rıza Paşa hükümeti tarafından Adana Valiliği'ne atanan Mehmed Celal Bey,18 Aralık'ta Pozantı'da karşılanmış,21 Aralık 1919'da kurbanlar kesilerek görevine başlamıştır.Fransızların valilik binasına Fransız bayrağı çektiklerini görünce,yabancı bir bayrağın çekilmiş olduğu hükümet konağında görev yapamayacağını bildirerek bayrağın indirilmesini istemiş,Fransızlar,haftanın altı günü Türk bayrağı,yalnız Pazar günü de Fransız bayrağını çekmeye karar vermişlerdir.O dönemde resmi tatil günü Cuma idi.Mehmed Celal Bey de Pazar günleri de valiliğe gitmemiştir.Kendisinden önceki Vali Nâzım ve onun ayrılmasıyla geçici olarak valilik işlerine bakan mektupçu Esad Bey gibi Fransızların isteklerine boyun eğmemiş,Fransız İşgal Kuvvetleri Komutanı'nın çağrısına uymayarak Şeyhülislam fetvasının okunduğu törene gitmemiş,bu fetvaya karşı Karaisalı Müftüsü'ne bir karşı fetva yayımlatmıştır.20 Mayıs 1920 günü Damat Ferid hükümeti tarafından görevinden alınmıştır.Mustafa Kemal Paşa tarafından görevine iade edilmişse de Fransızlar görev yapmasına engel olmuşlardır.Mehmed Celal Bey, Tevfik Paşa hükümeti tarafından 7 Temmuz 1921'de İstanbul Belediye Başkanlığı'na getirilmiş ve bu görevde 4 Mart 1922'ye kadar kalmıştır.

Mehmed Celal Bey,1923'ten sonra İstanbul Reji Başmüdürlüğü'ne getirilmiş,1926 yılında İstanbul'da ölmüştür.Cenazesine kalabalık bir Ermeni nüfusu da katılmıştır.Taksim Meydanı civarındaki mezarı 1940 yılında bölgede yapılan geniş çaplı düzenlemeler sonucu üzerinden yol geçilerek yıkılmıştır.  

Mehmed Celal Bey'in yazısının önemi,Ermeni göç ettirme olayını vali olarak Halep'te ve Konya'da yaşamış olmasından kaynaklanmaktadır.Tehcir sırasında gördüğü kanunsuzluklara karşı çıktığı için de görevinden alınan birkaç idareciden biridir. 

Mehmed Celal Bey'in Yazısı

Ermeni Olayları,Sebepleri ve Tesirleri

Eski Dahiliye Nazırı ve Musul Valisi Mehmed Celal Bey,Ermeni meseleleri hakkında fikir beyan etmeye en selahiyattar ileri gelenlerdendir.O,Erzurum vesair cihetlerde görevli bulunduğu sırada bu meseleleri pek yakından takip ettiği gibi bu yüzden memuriyetini terketmiş ve bir daha eski hükümetten memuriyet kabul etmemiştir.Mehmed Celal Bey'in gazetemiz için Ermeni meseleleri hakkında yazdığı üç makaleyi vaziyetin açıklığa kavuşmasına hizmet eden mühim bir vesika sayarak sırasıyla yayımlıyoruz.  

"Milletimi Lekeden Kurtarmak İstiyorum"

İleri gelen dostlardan bazıları Ermeni olayları hakkındaki malumat ve görüşlerimi yazmaklığımı tekrar tekrar hatırlattılar.Gazete muharrirlerinden tanıdığım bazı muhterem kişiler de bu mesele hakkında mülakat yapmak için müracaatta bulundular.Bendeniz,karşılaştığımız müşkülleri ve anlaşmazlıkları artırmamak için şimdilik susmayı tercih etmiştim.Fakat geçen gün "Jamanak" gazetesi yazarlarından bir zat ile görüştüm.Konuşmamızda Ermenilerden birçoğunun son fiilin mesuliyetini bütün Türklere teşmil etmek istediklerini de anladığım için milletimi böyle bir lekeden kurtarmak maksadiyle kendisine biraz izahat vermiştim.Muharrir görüşmemizde not almadığı için fikirlerimi tamamıyla söylediğim gibi gazete sütununa geçirememiş.Diğer yandan şu çirkin hadisenin örtülecek ve tevil edilecek hiçbir noktası kalmamış olduğundan Ermeni olaylarını bildiğim bütün tafsilatıyla,bütün iğrençliğiyle hakikat meydanına koymayı,her şeyi gördüğüm,anladığım gibi naklederek verilecek hükmü medeniyet ve insaniyetin takdirine havale etmeyi münasip gördüm.Bunun için bildiklerimi yazıyordum:

Tesadüf beni daha Meşrutiyet'in başlarında Ermeniler hakkında doğru incelemelerde bulunabileceğim bir mevkiye sevketmişti.31 Mart Hadisesi'nden sonra Erzurum Valiliği'ne tayin olundum.Ve iki sene orada kaldım. 

"Erzurum'da Gördüğüm Toplumsal Düzen"

O zamanlar Ermenilerle Kürtler arasında bazı anlaşmazlıklar vardı ki bunların en mühimi arazi meselesi idi.Bütün fertlerine eşit haklar bahşeden bir memlekette çeşitli unsurlar arasında barışı temin için öncelikle bu anlaşmazlıkları her tarafın hoşnutluğunu gerektirecek bir tarzda halletmek,herkese hakkını vermek,her şahsın yetkisini kanunen temin,fertlerin diğerlerine tecavüz ve zorbalığını men etmek,memlekette kanunu -yalnız kanunu- hâkim kılmak lazım idi.Ben de bu gayeyi takip ettim.

Öncelikle anlaşmazlık sebeplerini,memleketi ve halkı lakıyıkıyla anlamak için incelemelerde bulundum.Herkesle görüştüm.İfadelerini dinledim.Tekrar tekrar vilayetimin her tarafını dolaştım.Çadırlarında Kürt beylerine,köylerinde Ermeni çorbacılarına misafir oldum.Erzurum vilayetinde bir iki gün durup kalmadığım bir nahiye merkezi yoktur. 

Bu incelemelerin neticesinde anladım ki,unsurlar arasında esaslı bir ihtilaf yok.Bilakis Türkler ve Kürtler ile Ermineler arasında asırlardan beri yerleşmiş bir dostluk,karşılıklı bir emniyet,mevcut.Hamallık,bekçilik yapmak üzere İstanbul'a,İzmir'e giden Kürtler,çoluk-çocuğunu komşusu Ermeni'nin himayesine ve ticaret için Rusya'ya,Amerika'ya giden Ermeniler de ailelerini Türk ve Kürtlerin korumasına tevdi ediyorlar ve iki taraf da bu emanetleri iyi korumaya çalışıyor,bütün vilayette yalnız iki sınıf halk vardı.Biri başkalarının hakkına tecavüzle menfaat temin eden mütegallibe,diğeri bir mütegallibenin kötü zulümleriyle ezilmiş,mukavemet kuvvetini kaybetmiş olan zulüm görenler yani Türkler,Kürtler ve Ermeniler.

"Derebeylik Kırılabilseydi"

Talih ve mukadderatlarındaki benzerlik,bu biçareleri birbirlerine yaklaştırmakta olduğundan tecavüz ve zorbalık kaldırılabilse idi aralarında,diğerine hiçbir nefret vesilesi kalmayacaktı.Her şeyden evvel bu zorbalığı kırmağa çalıştım.Memlekette en kuvvetli derebeyini de emrine boyun eğdiren bir hükümet  ve hükmü herkes hakkında eşit olarak geçerli bir kanun kevcut olduğunu fiilen ve uygulayarak göstermek istedim.Kendi memuriyet zamanıma münhasır olmak üzere maksadımda muvaffak oldum.Arazi anlaşmazlıkları da yine zorbalıktan çıkmıştı.

Bu anlaşmazlıklardan da yalnız Ermeniler müteessir değil,Türkler,Kürtler de aynı derecede zarar görüyorlardı. 

Bir zorba,hoşuna giden ve zayıflardan birine ait olan araziyi ye cebren alır veya türlü vasıtalar bularak üzerine geçirirdi. 

Hatırladığıma göre Haydaranlı aşireti reisi Kör Hüseyin Paşa,bu suretle beş-altı köy istila etmişti ve Şah Hüseyin Beyzade Haydar Bey isminde bir mitegaellibe de koca bir kazanın üçte birinden fazlasını üstüne geçirmişti.

Karakilise ile Bayezid arasında araba ile dört saatte alabildiğim büyük bir arazi,Hamidiyle Süvari Alayı mülazimlerinden birinin mülküydü.

Daha birçok yerlerde,her gücü yeten,kendisinden daha acizlerin emlakini bu suretle zaptetmişlerdi.Erzurumda o zamanlar bir kilometrekare araziye ancak sekiz nüfus düşmekte ve ziraata elverişli olan arazinin yaklaşık yüzde 90'ı boş kalmakta olmasına rağmen yine hükümeti en ziyade meşgul eden şey toprak kavgası idi.Ve fuzuli olarak elde edilen yerlerin bir kısmı satış ve intikal suretiyle diğer ellere devredilmiş olduğundan eski sahiplerine iadesi yeni bir mağduriyeti doğuracak ve yeniden şevavet sebebi olacağından ve yeni nefretler yaratacağından bu mesele ancak devletçe biraz fedakârlık yapılarak ya yeni ya eski sahipleri tatmin edilmek suretiyle halledilebilirdi.Eğer o zamanlar elde edilecek menfaatlerin ehemmiyetine nazaran gayet küçük olan bu fedakârlık yapılsaydı unsurlar arasında hiçbir anlaşmazlık sebebi kalmazdı. 

Bu vilayetten iki sene devam eden memuriyetim,Müslüman olmayan kavimler arasında bize en yakın olan ve bizimle beraber yürümeye en müsait bulunan kavmin Ermeniler olduğuna dair olan kanaatimi takviye eyledi.Erzurum Ermenileri arasında vatan endişesiyle kalpleri titreyen ve memletin her türlü mukadderatından cidden alakadar olan pek çok tacirler tanırdım.Bu adamların hiçbiri bugün hayatta değildir.İstisnasız olarak cümlesi ya Erzincan’ın isimsiz izbelerinde ya Diyarbakır’ın kızgın çöllerinde elim ve feci surette hayatlarını terketmişlerdir.Bu tafsilatı vermemin nedeni,Ermenilerin hiç olmazsa hepsine yakın bir büyük ekseriyetinin ruhen ve fikren bu memlekete bağlı,memleketin her halinden bizim kadar müteessir oldukları hakkında,tecrübe ve müşahadeye dayandığı için inkâr edilemez kesin kanaatimi bir defa daha tekrar etmek maksadına yöneliktir.  

"Ermeni Facialarının Doğurduğu Sonuçlar"

Şüphe yok ki Ermeni faciaları ve bunun doğurduğu felaketler,Harbi Umumi'nin doğurduğu musibetlerden daha büyüktür.Ve bu cinayetler ve bir de Suriye'de tatbik edilen mecnunca siyaset olmasa idi mağlup olmakla beraber cihan medeniyeti ve insaniyete karşı bu derece üzücü ve müşkül vaziyette bulunmazdık.

Tahminen beş asırdan beri Ermenilerle birarada yaşıyoruz.Eğer son senelerde gördüğümüz elem verici hadiseler o zamanlarda zuhur etmiş olsaydı şimdiye kadar bu memlekette ya Ermeni ya Türk kalmazdı. 

Halbuki biz asırlarca Ermeniler ile iki kardeş,hiç olmazsa iki dost,iki komşu gibi yaşadık.Ve birbirimize daima yardım ettik ve güvendik.Türkler diğer vatandaşlarından ziyade Ermenilere itimat etmişler ve darphane  müdiriyeti,barutçubaşılık,ekmekçibaşılık ve saire gibi zamanlarına göre en mühim ve en ziyade emniyet ve itimadı gerektiren hizmetleri bunlara vermişlerdi.Tarih,bu hizmetleri üstlenen Ermeniler arasında memlekete ihanet ve hiç olmazsa vazifesini suistimal etmiş bir fert göstermiyor.

"Zeytun'da Neler Oldu?"

Harbin başlamasında Halep Valiliği'nde bulunuyordum.Vilayetin umum nüfusuna nazaran pek az olan Ermeniler,sükûn ve emniyet içinde iş ve güçleriyle meşgul oluyorlardı.Hiçbir fertte Osmanlılığın menafaatlerine aykırı küçük bir hareket görülmüyordu.Yalnız Zeytun'da yirmi-otuz kadar Ermeni asker firarisi vardı.Bunlar vatan vazifelerini yerine getirmek için davet edildikçe gizleniyorlar,Zeytunlular da kendilerini gizliyorlardı.Bu mesele hakkında Sis Gatoigosu ve Maraş Ermeni delegesiyle görüştüm.Ve firarilerin Yemen ve sair uzak yerlere sevkedilmeyerek askerlik hizmetlerinin yakın vilayetlerde yerine getirilmesine müsaade edilmek şartıyla teslim olmalarını temin etmiştim.O sırada Maraş'a yeni bir mutasarrıf tayin olundu.Ve bu zat Zeytun'da birkaç asker kaçağının mevcudiyetine siyasi bir renk vererek bizzat oraya kadar gitti ve hatırımda kaldığına göre kırk-elli kadar Ermeni tevkif ve idareten Maraş'ta hapsedildi.Üç-dört asker firarisinin iki jandarma ile üzerine hücum ederek birini yaralaması ve diğerini telef etmesi yaklaşık olarak bu tarihe rastladı.Tevkif olunan Ermenilerden evvelce haklarında gıyabi hüküm çıkmayanlarını tahliye ettirdim.Meselenin iyi surette halledileceği bir sırada Maraş sancağının Halep'le bağı kesilerek müstakil liva kabul edildi.Ve vilayetin Zeytun üzerine müdahale hakkı kalmadı.Hiç lüzum yokken Zeytun'a asker sevkedilerek oradaki ahali çoluk-çocukarıyla beraber çıkarılıp Konya'nın ağır havasıyla meşhur olan Sultaniye (Karapınar) kazasına nakledildi.Her taraftan Ermeni tehciri başladı.Başlangıçta öteden beriden gelen Ermenileri Konya'ya gönderiyorduk.Sonradan bunların Konya'ya değil Deyrizor'a gönderilmelerine dair emir aldık.

"Halep'ten Ankara'ya Oradan Konya'ya Niçin Nakledildim?"

İtiraf ederim:Ben bu emirlerin,bu icraatın Ermenileri mahva yönelik olduğuna kani değildim.Çünkü hiçbir hükümetin kendi tebaasını ve memleketin en büyük serveti sayılması gereken insan sermayesini bu suretle imhayı gerekli göreceğine ihtimal vermiyordum.Bu olayı,harbin zorunlu zaruretlerinden olarak Ermenilerin geçici olarak harp sahasından uzaklaştırılmak istenilmesinden ibaret bir tedbir zannediyordum.Bunun için Dahiliye Nezareti'ne yazdığım telgrafnamelerde sevkedilecek Ermenilere mesken yaptırılmak üzere tahsisat istedim.

Talep edilen tahsisata mukabil İskân ve Muhacirin memuru namıyla hakikatte çoluk-cocuğuyla Ermenileri sevk vazifeleriyle mükellef bir memur gönderdiler.  

Adana ve sair yerlerden art arda Ermeni kafileleri geliyordu ve neşrolunan tehcir kanunu gereğince vilayet dahlindeki Ermenilerin de çıkarılması için pek şiddetli emirler veriliyordu.Antakya'daki Ermenilerin tehciri hakkında iş'arı (emri),vilayet valisi sıfatıyla Halep vilayetinde hiçbir Ermeni'nin cebren meskeninden çıkarılarak uzak diyarlara sürülmesini icap ettiren bir kabahat işlemediklerini bildiğim için infaz etmedim.Bu itaatsizlik,Halep'ten Ankara'ya naklime ve üç-dört gün sonra da Konya'ya gönderilmeme sebep oldu.Selahiyettar olanlara şu icraatın zararlarını anlatmak üzere İstanbul'a gelmek istedim.Ve gözlerimin tedaviye muhtaç olduğundan bahsederek Konya'da işe başladıktan sonra İstanbul'a geleceğimi haber verdim.

"Asırlarca Telafisi Mümkün Olmayacak"

Ermeniler hakkında yapılan muamelenin her bakımdan mukaddes vatanın yüce menfaatlerine aykırı olduğunu mütemadiyen telgraf ve yazışmalarla Bab-ı Âli'ye yazmakta idim.Bunlar arasında mensup olduğum Nezaret'in nazırına yazdığım gizli ve hususi bir yazıda "Ermeni kavmi nüfusu memlekektin ememmiyetli bir kısmıdır.Umumi servetin belki dörtte biri Ermeniler elindedir ve memleketin teşebbüs kuvvetinin yarısına yakını miktarına bunlar sahiptir.Mahvlarına çalışmak memleket için asırlarca telafisi mümkün olmayacak derecede büyük bir zarardır.Bütün dünyadaki düşmanlarımız toplanıp aylarca düşünseler bize bundan büyük bir fenalık edemezler" demiştim.Görüşlerimin hiçbiri dikkate alınmadı.Konya'da iki gün kaldıktan sonra İstanbul'a geldim.Selahiyet sahibi olanlara bu teşebbüsün zararlarını anlatmaya çalıştım.Maalesef kimseye meramımı anlatmak mümkün olmadı. 

"Konya Yolunda Gördüğüm Feci Manzaralar"

Ermeniler hakkında tatbik olunan siyasetin mukaddes vatanımızın hayati yüce menafaatlerine tamamıyla aykırı olduğu kanaatinde bulunan namuslu bir adam,tabiatıyla bu icraata iştirak edemezdi.Bu bakımdan Konya'daki Ermeniler de çıkarılacak ise oraya bu gibi işleri yapabilecek başka bir adam göndermelerini söyledim.Çıkarmayacaklarını temin ettiler.Bu teminat üzerine Konya'ya dönmek üzere trene bindim.Vilayetin ilk istasyonu olan Akşehir'e vardığımda kasabadaki Ermenilerin evlerinden çıkarılarak sevkedilmek üzere istasyonda toplanmış olduklarını gördüm.Ilgın ve diğer istasyonlarda da aynı hali müşahade ettim.Bu biçarelerin cümlesini evlerine gönderdim. 

Ilgın'da gördüğüm feci bir manzarayı ömrüm oldukça unutamayacağım:Sevkedilmek üzere istasyonda toplanmış ve günlerden beri tren bekleyerek açıkta bırakılmış olan kadın,erkek,genç ve ihtiyar yüzlerce nüfus arasında kuyruk sokumu hizasından itibaren iki bacaktan mahrum bir biçare de vardı.Altına bir meşin parçası bağlamış ve ellerine bir nalın geçirmiş,boynuna boyacı kutusu asmış oylan bu zavallı,hayatını dilencilikle ve müşteri bulursa kundura boyamakla kazanıyordu.Uğradığı muamelenin sebebini katiyyen anlayamayan bu talihsiz de sürülecekler,kovulacaklar arasına dahil edilmişti.Vilayet merkezine vardığımda Konya Ermenilerinin de bu biçimde istasyona indirilmiş olduğunu ve bundan başka İzmit ve Eskişehir ve Karahisar'dan gelen binlerce halkın açıkta ve bezden,yorgandan,keçeden yapılmış çadıra benzeyen örtüler altında ve yürekler yaralayacak derecede mahrumiyet ve sefalet içinde geleceklerini beklemekte olduklarını gördüm.Diğer yerlerden gönderilenler hakkında doğrudan doğruya bir şey yapamazdım.Yalnız Konyalıları evlerine iade ettim ve diğerlerine göçmenler tahsisatından yevmiye verdirmeye başladım. 

"Ellerimle,Tırnaklarımla Tutabildiklerimi Kurtardım"

Benim Konya'daki hâlim elinde hiçbir tahliye vasıtası olmadığı halde nehir sahilinde duran adamın hâline benziyordu.Nehirde su yerine kan akıyor ve binlerce masum çocuklar,kabahatsiz ihtiyarlar,aciz kadınlar,kuvvetli gençler bu kan akıntısı içinde yokluğa doğru akıp gidiyorlardı.Ellerimle,tırnaklarımla tutabildiklerimi kurtardım ve diğerleri zannederim bir daha dönmemek üzere akıp gittiler. 

Konya'da Doktor Dod (David?) isminde Amerikalı bir misyoner tabip vardı.Sefalet neticesi olarak hastalanan Ermenileri tedavi ediyor ve gücü yettiği zamanlarda bazılarına sıcak çorba veriyordu.Az müddet zarfında bu zat ile aramızda dostluğa yakın bir yakınlık hasıl oldu.Bir-iki defa hastaneye gittim ve gösterdiği insanca muameleden dolayı kendisine teşekkür ettim.Bu insaniyetli doktoru da ben Konya'dan çıktıktan sonra memleketine kovduklarını sonradan haber aldım.Haydarpaşa'dan gelen trenler her gün binlerce Ermeni getiriyor,Konya İstasyonu'na yığıyordu.Ve bunların daha ileri sevki için mütemadiyen İstanbul'dan emir tebliğ ediliyordu.Ve ben vagon verilmedikçe sevkiyatın mümkün olamayacağını söyleyerek özür diliyordum.Şu hal haftalarca devam etti ve bu müddet zarfında ancak bir-iki kafile Ermeni Ereğli'ye kadar sevkedilebildi.Sevkiyatı hızlandırmak için çeşitli vasıtalarla resmi ve gayri resmi makamlardan her gün tazyik edilmekteydik.Muhacirler ve Aşiretler Umum Müdürü'nü bu işleri yoluna koymak için memur etmişlerdi.Bize onun tebligatını Nezaret'in emri gibi telakki etmemizi bildirmişlerdi.Ben fikrimi hiçbir vakit saklamadım.Bu teşebbüsü memleket için zararlı addettiğimden iştirak edemeyeceğimi İstanbul'da ve Konya'da herkese söyledim.O zamanlar Konya'da bulunan vilayet mebuslarına da aynı surette beyanatta bulundum.

"Merkezi Umumi Ermeni Sevkini Milli Mefkûre Saymış"

Bu mebuslardan biri İstanbul'dan dönüşünde Merkezi Umumi azasından bir zatın selamıyla beraber "Bu işin Merkezi Umumiyece enine boyuna düşünülerek kararlaştırılmış olduğundan değiştirilmesinin mümkün olamayacağını ve Ermenilerin bu suretle sevki milli mefkûre icabaplarından olduğundan kendi kanaatimi feda etmekliğim lazım geleceği" hakkındaki ifadesini tebliği etti ve kendi tarafından da "Bu noktada onların görüşlerine muhalefet edersem beni kaldıracaklarını ve Konya'nın benden mahrum kalacağını" söyledi. 

Hangi milli mefkûre?Türkler ve Müslümanlar icra edilen bu cinayetlerden dolayı kan ağlıyorlar.Fakat önlenmesine çare bulamıyorlardı.Böyle zulümlere milli mefkûre demek millet için en büyük bühtan ve hakarettir. 

Tabii bu tehditler benim görüşlerimi değiştiremedi.Kanaatim dairesinde harekete devam ettim.Dahiliye Nezareti'nden,akrabalarından isimlerini hatırlayamadığım dört-beş kişinin İzmir'e iadesi hakkında emir elde etmiş olan İzmir mebusu İhsan(?) Onnik Efendi'nin delaletiyle adı geçenin akrabasından olan ve olmayan Ermenilerden onbeş-yirmi biçare kurtarılarak İzmir'e gönderilmişti.Ancak bunların bir kısmı yolda Karahisar mutasarrıfı tarafından tevkif olunarak hakkımda İstanbul'a bir jurnal verildiğini Dahiliye Nezareti'nin soruşturma telgrafından anladım.Cevaben "İhsan Onnik Efendi'nin dayızadeleri iade edildiği halde mesela emmi zadelerinin iadesinde mahzur tasavvur etmediğimden bu suretle hareket ettiğimi" yazdım.Bu yazışma dosyaları Dahiliye Nezareti'nde,Konya vilayetinde korunuyor olmak lazım gelir.Kocaları ve velileri askerde bulunan kimsesiz Ermeni ailelerinin şimendifer müstahdemleri ile çoluk-çocuklarının,Ermeni Katoliklerinin tehcirden istisnalarına karar verilmişti.Bu kararı mümkün olduğu kadar Ermenilerin lehine yorumladım.Bu da pek kolay olmadı.Mesela Konya şimendifer memurlarından Efkaryan Efendi'nin Ermeni Katolik milletine mensup olan hemşiresini Konya'ya getirtebilmek,Ankara vilayetine dört-beş telgrafname göndermekle mümkün olabildi.Her vesileden istifade ederek diğer yerlerden gelen Ermenilerden yaklaşık otuz bin kadarı Konya'da bırakıldığı gibi,asıl Konyalı olanlar da yerlerinden çıkarılmadı.Fakat benim yerime gelenin görev yerine giderken Akşehir ve Ilgın'dan geçtiği sırada orada o mebusların tehciri için emir verdiğini ve binaenaleyh bunların da sevkedildiğini sonradan işittim. 

İşte yerlerine iade edilmekte olduklarını gazetelerden okuduğumuz Ermeniler,benim Konya'da ve Faik Ali Bey'in Kütahya'da alıkoyabildiğimiz Ermenilerdir.Ve bunlar bırakılmış olsaydı zannederim bugün yerlerine iade edilecek Ermeni bulunamayacaktı.

"Aynı Anda Görevden Alındım ve İstifa Ettim"

Ermenilerin en hafif tabiriyle tehcirini gerekli bulanlar ve bu işe teşebbüsü milli mefkûre olarak adlandıranlar,benim kendileriyle işbirliği yapamayacağımı nihayet anladılar ve azlimi istediler.Ben de memuriyetime devamımın kabil olamayacağını anlamıştım.Azledilme kararıyla kaldırılmaklığım için vuku bulan müracaatlarım aynı zamana tesadüf etti ve Konya'dan ayrılarak İstanbul'a geldim.

Daha hareketim günü akşamı Konya'daki Ermenilerin sevkine memur olanlardan ikisinin İstanbul'daki Ermenilere "Babanız gitti,siz de gideceksiniz" dediklerini İstanbul'da haber aldım.Şu felaketin önünü alabilmek için İstanbul'da mümkün olabilen her şeyi yaptım.Herkese müracaat ettim.Hiçbir fayda sağlanamadı.Bilakis "Sen kanaatini milli mefkûreye feda etmedin" diye terslendim. 

"Ermeni Çeteleri de Masum Değil"

Biraz da şu kararı almaya ve uygulamaya selahiyattar olan kişileri sevkeden sebepleri araştıralım:Ermeni vatandaşlarımız da itiraf ederler ki harbin başlarında henüz hiçbir Ermeni'nin burnu kanamamış olduğu bir zamanda,Ermeniler çeteler teşkil ederek ordunun erzak kollarını vurmakta ve İslam köylerini yakıp yıkmaktaydılar.Mebus Garo Pastırmacıyan [Armen Garo]'ın Rusya'da teşkil ettiği çeteyle adeta Rus askerine öncülük ettiği ve bizim askeri hareketimizden Rusların daima Ermeniler vasıtasıyla haberdar olduğu inkâr edilemez.Ermeniler tarafından yapılan Van kıtalinin tehcir teşebbüsünden hayli önce olduğu da muhakkaktır.Harpte bulunan bir millet her şeyden evvel ordularının selametini düşünür ve bu gibi tecavüzlerin meydana geldiği yerlerde şiddetli ve zalimce de olsa gerekli tedbirleri almaktan çekinmemesi icap eder.Bu açıdan bakılırsa pek çok günahsızlar bulunmakla beraber,Şark harp mıntıkasındaki Ermenilerin tehcirleri hakkındaki karar ve tehcirden dolayı,belki kendilerini müdafaa edebilirler.Ancak kararın her tarafa yayılmasından ve icra suretinden dolayı mesuliyetten kurtulamazlar.

"Maksat İmhaydı ve İmha Ettiler"

Evet,birtakım Ermeniler düşmana yardım ettiler.Bazı Ermeni mebusları da çeteciliği mebusluğa tercih ederek birçok cinayetlerde bulundular.Hükümetin vazifesi,failleri yakalamak ve yalnız onları cezalandırmak ve bu suretle mümkün değilse o havalideki Ermenileri düşmanca değil,dostça ve muvakkaten başka yerlerde iskân etmekti.Bir çeteci her şeyi yapablir.Çünkü çetecidir.Yakalansa kendisini bekleyen akıbeti evvelden bilir.Hükümetse,yalnız kabahat erbabını takip eder.Fakat teessüf olunur ki o zamanın hükümet ileri gelenleri komitacılık ruhunu asla kaybetmemiş olduklarından bu tehciri en cüretkâr ve hunhar çetecilerin de yapamayacağı bir tarzda tatbik ettiler.O zamanki hükümet erkânı,Rusların Sakarya vadisine taarruzda bulunacaklarını ve Ermenilerin kendilerine yardım edeceklerini tahkik ettiklerinden,ihtiyat olmak üzere tehciri Ankara,Konya ve Eskişehir'e kadar yaydıklarını söylüyorlardı.O zamanlarda Rusların yeni diretnotları henüz tamamlanmamış olduğundan Yavuz ve Midilli ile bir dereceye kadar Karadeniz'e hâkimdik.Bu şartlar altında Rusların Sakarya havzasına asker çıkarmaları mümkün değildi.Haydi bu ihtimali de kabul edelim.Acaba Bursa,Edirne ve Tekfurdağı'daki (Tekirdağ) Ermeniler niçin çıkarıldı?Bunlar da Sakarya havzasına mı dahildi?Halep'te vilayet nüfusunun yirmide biri derecesinde bile olmayan Ermenilerden ne istendi?Doğru,yanlış,vatanın selameti için Ermenilerin bulundukları yerlerden çıkarılmaları lazım addedilmişse iş bu tarzda mı tatbik edilir?"Ermenileri Zor'a sevkedin" diye emir veren hükümet bu biçarelerin oralarda Arap göçebe kabileleri arasında meskensiz,gıdasız nasıl barınabileceklerini düşündü mü?Düşündüyse soruyorum:Oralara ne kadar gıda maddesi gönderdi?Göçmenlerin iskânı için kaç ev yaptırdı?Ve Ermeniler gibi asırlardan beri yerleşik bir hayat süren bu kavmi,ağaçtan,sudan ve her türlü inşaat malzemesinden mahrum olan Zor çöllerine sevketmekte maksat neydi?Maalesef meseleyi inkâr ve tevile imkân yok.Maksat imhaydı ve imha edildiler.Gene gizlemesi ve saklaması mümkün değildir ki,bu kararı İttihat ve Terakki Merkezi Umumisi'nin bazı önde gelen mensupları aldı ve o Merkezi Umumi'nin tabii azası olan hükümet tatbik etti. 

Merkezi Umumi'ce,Balkan Harbi'nden evvel Makedonya meselesinin de kolayca halline teşebbüs edilmişti.Azalarından bir zatın görüşüne göre,Makedonya meselesi bir nüfus meselesiymiş.Eğer İslam nüfus çoğalırsa mesele kendiliğinden halledilirmiş.

"Rumeli'yi Neden Kaybettik?"

Siyasi tarihte bir misli daha görülmemiş olan bu kolay hal suretinin tatbikatına Meşrutiyet'ten evvel Makedonya hakkında civar milletlerin,yanı Sırplar,Bulgarlar ve Yunanların milli emellerinin neden ibaret olduğunu ve bu memleketlerin o zamana kadar uhdei tasarruflarında kalması gibi sebeplerden çıktığı hiç düşünülmedi.Rumeli'de büyük çiftlikler satın alınarak İslam muhacirleri birleştirmeye teşebbüs ettiler.Bu teşebbüs o zamana kadar yek diğerinin can düşmanı olan Sırpları,Bulgarları ve Yunanları birbirinin kucağına attı.Karşımıza bir Balkan İttihadı çıkardı.Koca Rumelimizin kaybı oldu.Kabine azasından bir zat bu felaket üzerine "Rumeli,Anadolu evladı için bir mezardı.Gitti kurtulduk" demişti!.. 

İki rakam arasındaki nisbeti tayin için ya rakamlardan birini büyütmek veya diğerini küçültmek lazım gelir!Rumeli'deki nüfus arasındaki farkı değiştirmek için Bulgarları,Rumları ve Sırpları mahva imkân yoktu.Onun için Basra'daki İslam muhacirleri getirmeye teşebbüs ettiler.Anadolu'da ise bu külfete olsun lüzum görmediler.Ermenilerin mahvını gerekli gördüler.

Bunu yalnız Merkezi Umumi değil,o zamanki hükümet de gerekli gördü.Böyle olmasaydı kıtale (öldürmeye) iştirak etmeyen kaymakamlar itlaf edilmez (öldürülmez),mutasarrıflar ve valiler azledildikleri halde icraata iştirak edenler terfi ettirilmezdi.Ve tehcir işleri İttihat ve Terakki mensuplarının nezaretleri altında cereyan etmezdi.

Şimdi,bence meselenin en mühim addolunan noktasına geliyorum.Şu hercümerçten,şu kıtal ve cinayetlerden Müslümanlar ve bilhassa Türkler de mesul müdürler?Yoksa beri (temiz) midirler?

"Suçlu Olan Türkler Değildir"

Osmanlı memleketlerinde yaşayan bütün kavimlerden daha ziyade mağdur,daha ziyade biçare ve zulme uğramış olan zavallı Türklerin alnı bir de vatandaş kanıyla lekelenecek mi?Yoksa Türkler bu cinayetlerden beri (beraat etmiş) mi sayılacak?

Benim vicdani kanaatimce Müslümanlar ve Türkler,bu meselede tamamen beri elzemmedir (suçsuzdur).İddiamı birkaç vak'a ile aydınlatmak isterim.

1-Halep'teyken oraya tehcir edilen Ermenilere yerli Müslümanların yardım ettiklerini birçok defalar gözlerimle gördüm.
2-Bazı çiftlik sahipleri bana müracaat ederek kendi arazilerinde de Ermeni iskân etmekliğimi söylediler.
3-Gerek Halep'te ve gerek Konya'da ulema ve eşraftan birçok kişi Ermeniler hakkındaki muameleden dolayı,bana tekrar tekrar teşekkür ettiler ve onları himaye(nin) şer'an lazım olduğunu söylediler.
4-Gerek Halep'te,gerek Konya'da hiçbir Türk(ün),Ermenilerin mallarına tecavüz ettiğini görmedim ve işitmedim.  
5-Görüştüğüm Türkler ve Müslümanlar arasında şu cinayetleri uygun gören,hatta bütün kuvvetiyle takbih etmeyen bir ferde rastlamadım. 
Konya'dan dönüşümden sonra tanıdıklarımın cümlesi beni tebrik ettiler ve memuriyetten ayrılmamın memuriyete tayinimden daha şerefli olduğunu söylediler.

"Zohrab Efendi İttihatçıları Evinde Saklamıştı"

6-Zohrab ve Vartkes Efendiler Diyarbakır'a sevkedilmek üzere mahfuzen Halep'e gönderilmişlerdi.Kendileri için tayin olunan akıbeti hisseden bu iki zavallı pek üzüntülüydüler.İslamlardan birçok kişi bana ve o sırada Halep'te bulunan Cemal Paşa'ya müracaat ederek Zohrab ve Vartkes Efendilerin Halep'te kalması için iltimasta (kayrılmaları isteğinde) bulundular.Bu iki zat,dostlarımdandı.Kendilerini elimle ölüme gönderemezdim.Özellikle Zohrab,kalp hastalığına yakalanmıştı.Halep'te kalmaları için İstanbul'a yazdım.Cevap alamadım.Mamafih ben Halep'te kaldığım müddetçe kendilerini göndermeyeceğimi va'dettim ve vaadimi yerine getirdim.Vartkes ve Zohrab Efendiler,benim ayrılmamdan bir gün sonra sevkedildiler. 

Bu iki zavallı o zamanki hükümet ileri gelenlerinin en samimi dostlarındandılar.Vartkes'i sık sık evinde ziyaret ederler,dostça ve ahbapça görüşürlerdi.Ve hatta boynuna sarılıp öperlerdi.

Zohrab ise 31 Mart Vak'ası'nda rahatını ve belki hayatını tehlikeye koyarak İttihat ve Terakki ileri gelenlerinden ve kendilerinin sürüldüğü zaman kabine azasından olan bir zatı hanesinde saklamıştı.Maamafih bunlar da ölüme sevkedildiler ve öldüler!..

"Memlekette İki Sınıf Halk Var:Ezenler ve Ezilenler"

Tahminime göre en az 400 bin Ermeni öldü.Bu kadar kanı akmış bir milletin feryat ve şikâyete hakkı vardır.Bu hakka kimse itiraz edemez.Fakat yalnız Ermeni ölmedi.İki milyondan ziyade Türk ve Arap da telef oldu.Türkler ve Araplar da Ermeniler kadar mağdur ve biçaredirler.Onların da şikâyet ve feryada hakları vardır.Ben Osmanlı memleketlerinin bugünkü halini Erzurum vilayetinin yukarıda tasvir ettiğim haline benzetiyorum.Yani bütün memlekette iki sınıf halk var.Biri başkalarının hukukuna tecavüzle menfaat temin eden mütegallibe,diğeri bu mütegallibenin şu tecavüzleriyle ezilmiş olan Türkler,Araplar,Ermeniler.

"Biz Türkler de Davacıyız"

Hepimizin mağduru felaketi bir!..Vatandan ayrılarak yollarda ölen veya öldürülen Ermenilerle Cezire ve Suriye çöllerinde,Erzurum galesiyelerinde (dağlarında?) açlıktan,hastalıktan,soğuktan,sıcaktan telef olan veya telef edilen Türklerin ve Lübnan'da,Suriye'de açlıktan sokaklarda inleye inleye hayatını teslim eden Arapların ve Cemal Paşa'nın kanunu adaleti gereğince ipe çekilen ve sürgünlerde sefalet içinde sönüp giden zavallıların mukadderatı müşterektir.Ve bunları bu hale getiren meş'um (uğursuz) kuvvet aynı kuvvettir.Binaenaleyh Türkler de,Araplar da,Ermeniler gibi davacıyız.Biz de adalet istiyoruz.Birbirimize kusur bulmaktansa el ele verip medeniyet dünyasında adalete el uzatmak (adalet istemek) ve asırlardan beri kardeşçe yaşamış olan Arapları,Türkleri ve Ermenileri bu hale getirenlerin cezasını istemek ve henüz vakit geçmemiş ise bundan böyle yine kardeşçe yaşamaya çalışmak pek uygun olur.

Mehmed Celal Bey'in Anlattıklarının Özeti

-"Erzurum valiliğim sırasında tanık olduğum,halkı ezen ağalık ve zorbalık ortadan kaldırılıp ezilenleri koruyan adalet sağlansaydı milliyetler arasındaki düşmanlık önlenebilirdi."
-"Ermeniler,Osmanlı Devleti'ne ve Türklere en bağlı,değerli bir unsurdu."
-"Bazı Ermeniler çeteler kurup Ruslarla işbirliği yaptılar fakat hükümet suçluları cezalandıracak yerde çete gibi hareket edip Ermeni nüfusunu mahvetmeye karar verdi."
-"Tehcir kararı,harp bölgesiyle sınırlanmayıp Orta Anadolu'yu da içine alacak biçimde genişletildi."
-"Halep ve Konya valiliğim sırasında feci manzaralara tanık oldum." 
-"Kanunsuz emirlere uymayıp suçsuz Ermenileri koruduğum için İttihat ve Terakki hükümeti önce yerimi değiştirdi,sonra beni azletti."
-"İstanbul'a döndükten sonra da yetkileri çok uyardım ancak bunun bir faydası olmadı." 
-"Merkezi Umumi,Ermenileri sürmeyi ve katletmeyi bir milli ülkü olarak kabul etmişti.Buna benzer bir nüfus politikası,Rumeli'nin kaybına sebep oldu."
-"Ermeni Tehciri'ne karşı çıkan,hükümet politikasını kınayan çok Türk ve Müslüman vardı."
-"Felaketlerden zarar görenler,yalnız Ermeniler değil,Türkler,Kürtler,Araplar gibi bütün halktır.Biz Türkler de davacı olmalıyız ve suçlular cezalandırılmalıdır." 

*Mehmed Celal Bey,Ermeni Olayları,Sebepleri ve Tesirleri,Vakit,10,12-13 Aralık 1918;(der.) Zeki Sarıhan.

***

Vali Mehmed Celal Bey'in Tanıklığı/Zeki Sarıhan*

Aralık 1918 tarihli "Vakit" gazetesinde Ermeni Tehciri'ne Musul ve Konya Valisi olarak tanıklık etmiş Vali Mehmed Celal Bey'in gözlemlerini ve düşüncelerini anlatan düşüncelerini yeni yazıya ve bugünkü dile aktardım.

Bir günlük gazetede birkaç günlük dizi yazı olabileceğini düşündüğüm bu yazıyı "Radikal" gazetesi,26-27 Nisan [2014] günlerinde biraz kısaltarak iki günlük bir dizi halinde yayımladı.[(http://www.radikal.com.tr/turkiye/milletimi_lekeden_kurtarmak_istiyorum-1188746),(http://www.radikal.com.tr/turkiye/ermeniler_gibi_biz_turkler_de_davaciyiz-1188843)] Yazı saptayabildiğim kadar 21 internet sitesinde de o haliyle yer aldı."Radikal" yazının tümünü internete koyacağını da söylemişti.[(radikal.com.tr/files/ermenidizisitama.docx)]

Ermeni Tehciri'nin yıldönümünde konu her tarafta tartışılırken hakkaniyeti elden bırakmayan bir valinin yaşadıkları ve görüşlerini okumakta yarar olduğunu düşünüyorum.

Yazıya başka kaynaklarda ulaşmayanlar ve okumak isteyenler için onu tam metin halinde ekte sunuyorum.

Yazının ana başlıkları şöyledir:

-Mehmed Celal Bey Kimdir?
-Mehmed Celal Bey,Erzurum Valiliği Sırasında Neler Gördü?
-Milliyetler Arasında Barışın Devam Etmesi İçin Ne Yapmak Gerekirdi?
-1915’te Halep'te Nelere Tanık Olmuştur?
-Türkler ve Müslümanlar,Tehcir Konusunda Nasıl Bir Tutum Almıştır?
-Mehmed Celal Bey Önce Ankara,Sonra Konya Valiliğine Neden Nakledilmiştir?
-Konya'da Tanık Olduğu Feci Manzaralar Nelerdir?
-İki Ermeni Mebus Nasıl Katledilmiştir?
-Hükümetin Çeteci Mantığıyla Hareketinin Doğurduğu Sonuçlar...
-Rumeli'nin Kaybı Nedeni...
-Ermeni Felaketinden Sorumlu Olan Neden Türkler Değildir?
-Kim Kimden Hesap Sormalıdır?

*Zeki Sarıhan,Vali Mehmed Celal Bey'in Tanıklığı,Yeni Muhalefet.

http://www.yenimuhalefet.com/makale/-zeki-sarihan/vali-celal-beyin-tanikligi/1425.html












Hiç yorum yok:

Yorum Gönder