2 Haziran 2014 Pazartesi

Taşnaklar Türklere Güvenmemekte Haksız Mı?/Ayşe Günaysu*

Yer:Van.Halka açık bir toplantı.Engels'in deyişiyle "Avrupa işçi sınıfının eşsiz temsilcisi" Auguste Bebel'i anma toplantısı.Konuşmacılar,"Karl Marx ve Eseri","Sosyalizm Çağında Burjuvazi","August Bebel","Toplumsal Eleştiri" gibi konu başlıkları altında heyecanlı söylevler veriyorlar.Arada küçük dinletiler var.Flüt,piyano ve kemandan oluşan bir müzik topluluğu halka Chopin,Wagner,Bizet,Mozart ve Mendelssohn'dan parçalar çalıyor.

Bu,fantastik filmler haftasında gösterilen gerçeküstü bir yapımdan bir sahne değil.Gerçek.Yıl:1908.Toplantıyı düzenleyen Ermeni Devrimci Federasyonu (EDF),yani Taşnaktsutyun,yani bizde daha çok bilinen adıyla Taşnak örgütü.

Okurlardan özür dileyerek,beş yıl önce "Tükenmez" dergisinde yayınlanan yazımın girişini buraya ödünç aldım.(1) Çünkü bugün özellikle güncellik kazanan ve bana çok önemli gelen bir şeyi söylemek istiyorum:Taşnaksutyun liderlerinin bugün Türkiye-Ermeni ilişkilerini normalleştirmesi beklenen protokollere karşı çıktığını biliriz ve onu MHP'nin Ermeni dünyasındaki izdüşümü olduğu sonucunu çıkarırız da,Taşnaksutyun geleneğinin nerelerden geçip buralara geldiğinden çoğumuzun pek haberi yoktur.Oysa halen yaşamakta olan Anadolu'nun en eski üç partisinden (diğer ikisi de Ermeni partilerdir:Armenagan ve Hınçak) biri olanTaşnaksutyun'un tarihi,Türkiye'nin Ermeni meselesini gerçekten anlayabilmenin en önemli anahtarlarından biridir.Anadolu'nun en eski partilerinden dedim,yanlış anlama olmasın,Taşnaksutyun 1890'da Tiflis'te kurulmuştur ama,Anadolu'nun en ücra köşesine kadar örgütlenmiş gerçek bir Anadolu partisidir.

"Biz İşçileriz,Biz Ülkemizin Lanetlileriyiz"

İngiltere'nin Van Konsolosu Dickson,İstanbul'daki büyükelçisine gönderdiği 2 Mart 1908 tarihli raporuna Taşnaksutyun'un Abdülhamid despotizmine karşı Van'da halka dağıttığı bir bildirinin örneğini eklemiştir.Bu sayede bildiri bugünlere,bizlere ulaştı.Bildiriden bölümler şöyle:

"Bizim kendimizin kim olduğumuzu,karşıtlarımızın ve düşmanlarımızın kimler olduğunu anlamamızın zamanı geldiğine inanıyoruz.'Biz' derken,'Daşnak' ya da diğer Ermeni devrimci partilerini değil,Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan ve müstebit hükümetin yıkıcılığına,yağmacılığına ve baskıcılığına uğrayan herkesi,bütün Osmanlıları,yani bütün Türkleri,Ermenileri,Arnavutları,Arapları,Rumları,Süryanileri kasttettiğimiz anlaşılmalı.Özgürlük,uygarlık ve temel insan haklarından yoksun olanlar,ızdırap alevleri üstünde cayır cayır yanıyor ve dayanılmaz acılar çekiyorlar(...)

Bizim bayrağımız altına girenlerse,ırk ya da din ayrımı olmadan,özgürlük ve eşitliği isteyenler,müstebit hükümetten nefretle,bütün halkları kölelikten,yağmadan ve haydutluktan kurtarmaya çalışanlardır.

Biz özgürlüğüz,bilgiyiz,eşitliğiz,yasayız.Düşmanlarımız istibdattır,cahilliktir,köleliktir,yağmadır,adaletsizliktir.

Biz işçileriz,biz ülkemizin lanetlileriyiz,alevleri yükseltenleriz,ülkemizdeki yenilikçileriz biz."(2)

Yirminci yüzyıl yaklaşırken Osmanlı İmparatorluğu'nda iki Ermeni sosyalist partisinden birisi,tüm Ermeni siyasi örgütlenmeleri içinde en güçlüsü,EDF,yani Taşnaksutyun'du (diğeri Hınçakyan).Taşnaksutyun,Abdülhamid despotizmine son veren meşrutiyet rejiminin korunması mücadelesinde İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (İTC) en yakın,en güçlü müttefiki oldu.Yıllardır Abdülhamid rejimine karşı silahlı mücadele veren,Anadolu'nun,özellikle doğu vilayetlerinin her köşesinde örgütlü ve son derece dinamik bir güç olan Taşnaksutyun'un varlığı İttihatçılar için etkili bir dayanaktı ve onlardan önemli ölçüde güç aldılar.1907'de resmiyet kazanan,sonrasında yazılı anlaşmalarla,seçimlerde işbirliğiyle güçlenen iki parti arasında ittifak,1912'den sonra çözülse bile ilişkiler değişen ölçülerde 1914'e,Soykırım'dan bir yıl öncesine kadar sürdü.

"Yaşasın Taşnaksutyun"

Tuncay Yılmazer,www.geliboluyuanlamak.com web sitesinde yayınlanan "Tarih ayrıntıda gizlidir-İttihatçılar Taşnaklara ne önermişti" başlıklı yazısında,

"Taşnaklar Ermeni komitelerinin en dürüstü ve en doğrusu olarak kabul ediliyordu" diyor ve [Cemal] Paşa'nın anılarından Paşa'nın şu sözlerini aktarıyor:"Biz Ermenileri,özellikle de onların ihtilalcilerini Rumlardan ve Bulgarlardan daha çok severiz.Çünkü onlar bu iki milletten daha mert,daha kahramandırlar.İkiyüzlülük bilmezler.Dostluklarına sadık,düşmanlıklarında metindirler."(3)

Yılmazer aynı yazısında,İttihatçıların,1909 yılında,31 Mart Ayaklanması'nı bastırmak için,Selanik'ten Mahmud Şevked Paşa komutasında ve Mustafa Kemal'in kurmay başkanlığında İstanbul'a gönderdikleri Hareket Ordusu'nu 22 Nisan 1909'da ellerinde çiçeklerle ziyarete gelen Ermeni kadınlara Enver paşa ve beraberindekilerin "Yaşasın Taşnaksutyun Cemiyeti" diye karşılık verdiğini aktarıyor.(4)

Dağdan İnip Meclise Giren Özgürlük Savaşçıları "Güvenilir Dostlar"

Murat (Rober) Koptaş'ın "Armenian Political Thinking in the Second Constitutional Period:The Case of Krikor Zohrab" başlıklı Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü'ne sunduğu master tezinde bu konuda son derece derli toplu bilgiler var.

Kısaca göz atalım:

Eylül 1909'da toplanan Taşnaksutyun'un Beşinci Kongresi'nde parti önemli bir politika değişikliğine gider ve bunun gerekçelerini açıklar.Kongre kararında,"devrimci ve savaşçı bir parti" olarak Taşnaksutyun'un parti programı ve ilkelerini hayata geçirmeye en uygun yönetim biçimi olan meşrutiyet rejimini desteklemek amacıyla despotizme karşı mücadelede kullandığı "gizli çalışma yöntemlerini terkettiği" ilan edilir.(Koptaş,s.58)

İkinci Meşrutiyet döneminde ilk Meclis-i Mebusan seçimlerinde Ermeniler meclise on bir mebus gönderdiler.Bunların dördü Abdülhamid'e karşı silahlı mücadele yürütürken silahını bırakıp dağlardan inen Taşnaksutyun önderleriydi:Van'dan Vahan Papazyan,Erzurum'dan Karekin Pastırmacıyan ve Vartkes Serengülyan,Muş'tan Keğam Der Garabedyan.

Vahan Papazyan anılarında anlatır.Meclis-i Mebusan'da Serengülyan ile Papazyan'ı İttihatçı lider ve Meclis Başkanı Ahmed Rıza Bey karşılar.Papazyan,Serengülyan'ı,"dağlardan inen bir fedai" olarak tanıtır.(Hatırlatmadan geçmek olmaz:Resmi söylemin "komitacı" diye adlandırmayı çok sevdiği Ermeni savaşçılar o zaman yaygın olarak Ermeni "devrimci/ihtilalci"ler ya da "fedai"ler olarlak adlandırılırdı.) Ahmed Rıza Bey,meclis başkanı,bu sözlere,"Ne güzel!Güvenilir dostlarımız Meşrutiyet'in kurumlarını savunmak için dağlardan inip meclise geliyorlar" diyerek cevap verir.(Koptaş,s.63)

Taşnaksutyun'a duyulan güvenin bir başka göstergesi de,Adana katliamlarında Taşnaksutyun'un parmağını arayanlara karşı Edirne mebusu Rıza Tevfik'in sözleridir."(...) Bugün Ermenileri fedaidir,yok bilmem nedir diye itham edemeyiz.Ermenilerde fedai vardır,ben gördüm onları,hakikaten hürriyet için canlarını feda ettiler ve hastanede bizim şühedamız [şehitlerimiz] için hizmet ettiler.Başka türlü bir fedai bilmiyorum.Hürriyete,bu kadar bizimle beraber hizmet eden bir milleti ve bunca zulüm ve hakaret gördükten sonra... büyük bir kabahatle itham edemeyiz."(Rober Koptaş,s.64)

Taşnaksutyun ile İttihat ve Terakki,Abdülhamid istibdatını yıkmak için 1907'de imzaladıkları anlaşma ile birlikte,1914'e kadar dört anlaşma imzaladı.1908'de imzalanan seçim anlaşması çerçevesinde bazı Taşnak milletvekilleri İTC listesinden seçildi.Otuzbinden fazla Ermeni'nin katledildiği 1909'daki Adana olayları ertesinde Taşnaksutyun Ağustos 1909'da Beşinci Kongresi'nde büyük bir politik risk alarak,sosyalist Hınçak ve Patrikhane'nin karşı çıkmasına rağmen,ittifakın sürmesi doğrultusunda karar aldı.Eylül 1909'da iki parti arasında bir anlaşma daha imzalandı.Anlaşmanın belli başlı satır başları,Meşrutiyet'i güçlendirmek,Meşrutiyet karşıtı güçlere karşı ortak mücadele,ademi merkeziyetçilik (desantralizasyon) temelinde idarenin yeniden yapılandırılması,gayrımüslimlere karşı ayrımcılığa son verilmesi ve eşitliğin getirilmesi,anlaşma koşullarının hayata geçirilmesini sağlamak için iki partinin ortak bir organ kurmasıydı.İTC ile Taşnaksutyun arasındaki son anlaşma,1912'de yine bir seçim ittifakı anlaşmasıydı.(Koptaş,s.67)

Hangi Kardeşlik?

Ancak ilginç olan,ilişkilerin 1912 seçimlerinden sonra bozulmasına rağmen Taşnaksutyun ile İTC ilişkilerinin son ana kadar tamamen kopmamasıydı.Mesela 1913'ün ikinci yarısında reform programı görüşmelerinde İTC'nin muhatabı Taşnaksutyun'du.Dahası,Ağustos 1914'te İTC üç önemli yöneticisini Erzurum'daki Sekizinci Taşnaksutyun Kongresi'ne göndererek Osmanlı imparatorluğu Birinci Dünya Savaşı'na girerse Taşnakların tavrının ne olacağı konusunu görüştü.

Taşnaksutyun'un her şeye rağmen İTC ile işbirliğine devam etmesine karşı çıkan Ermeni "fedai"ler Taşnakların gaflet içinde olduklarını,İTC'yle kardeşliğin hayal olduğunu,bu politikanın Ermenilere felaket getireceğini anlatmaya çalışıyorlardı.Yürek kanatıcı ama,hatırlamak lazım:Taşnaksutyun'un ve onu izleyenlerin kardeşliğe ilişkin inancı öyleydi ki,dönemin parlak aydını,büyük hatibi,yazarı,hukukçusu,Meclis-i Mebusan'ın İstanbul üyesi,evinden alınıp götürüldükten sonra Urfa yakınlarında İttihat tetikçisi Çerkes Ahmed tarafından başı taşla ezilerek öldürülen Krikor Zohrab,24 Nisan İstanbul tutuklamaları başlamış olmasına rağmen son ana kadar kaçmak,canını kurtarmak yerine,Ermenilerin anayurda bağlılığını kanıtlamak için çabalıyor,yetkililerle görüşmeler yapıyordu.

Oysa,yanılan Krikor Zohrab ve neredeyse son ana kadar İTC ile işbirliğine inanmaya devam edenler oldu."Kardeşliği" hayal olarak görenler haklı çıktı.Ermeniler "kardeş"leri tarafından topluca imha edildiler,hem de tüm sosyal,kültürel izleri bile silinerek,yarattıkları tüm zenginliklere el konularak.

İşte konunun burası,tam da bu noktası,yani "kardeşlik mi?Hangi kardeşlik?" sorusu,üzerinde çok düşünülmesi,çok yazılıp çizilmesi ve bugüne de ışık tutacak çıkarsamalar yapılması gereken,çok da can acıtıcı bir nokta.

"Taşnak" Sözcüğünü Küfür Gibi Kullanmadan Önce...

Bugün anayurtlarından koparılmış,dünyanın Arjantin'den Avustralya'ya kadar her yerine dağılmış Soykırım kurbanlarının çocukları,"kardeş"liğin ne menem bir şey olduğunu tüyler ürpertici bir şekilde öğrenenlerin çocukları."Diaspora" denen,Türkler için bir çeşit "öcü" olan bu insan toplumu elbette monolitik bir blok değil.İçinde çeşitli eğilimleri barındırıyor.Diaspora içindeki uzlaşmaz tutum alanlara,Türkiye'den gelen en küçük bir adıma minnet duyamayanlara,Soykırım'ın tanınmasında ısrar edenlere,muhalif ses yükselten üç-beş,hadi diyelim bir avuç Türk'ün hatırına Türkiye'yi affetmeyi reddedenlere bakarken,vicdanı ve adalet duygusu olanların bir sorumluluğu var:

Resmi ideolojinin insan dokusunun kılcal damarlarına kadar işlemeye müsait gücüne karşı,"muhalif" olmanın doğal bir filtre oluşturmadığı,önyargılara karşı otomatik bir bağışıklık kazandırmadığı bilinciyle,"muhalif"liğin sağladığı gönül rahatlığı ve kişisel doyumun rehavetine kapılmadan,alçakgönüllülüğü elden bırakmadan,Ermeni halkının ve politik önderlerinin nerelerden geçip bugünlere geldiğini merak etmek ve öğrenmek,buna zaman ayırmak,emek vermek,bildiğiyle yetinmemek,öğrenecek daha çok şey olduğunu hiç unutmamak.Böyle bir sorumluluktan bahsediyorum...

***

1-Anahide Ter-Minassian,"1878-1923 Döneminde Osmanlı İmparatorluğu'nda Sosyalist Hareketin Doğuşunda ve Gelişmesinde Ermeni Topluluğunun Rolü";(der.) Mete Tunçay&Erik-Jan Zürcher,Osmanlı İmparatorluğu'nda Sosyalizm ve Milliyetçilik,İstanbul:İletişim Yayınları,1995,s.190),aktaran Ayşe Günaysu,Gayri-resmi "Sol" tarihimizden sayfalar,Tükenmez Dergisi,25 Eylül 2004.
2-Aynı yerde,s.20.
3-Cemal Paşa,Hatırat (1913-1922),İstanbul:Nehir Yayınları,2006,s.330.Tuncay Yılmazer buraya şöyle bir not düşmüş:"Cemal Paşa'nın burada Taşnakları kastettiği hatıralarının ilgili bölümleri okunduğunda ortaya çıkıyor."
4-Sacit Kutlu,Milliyetçilik ve Emperyalizm Yüzyılında Osmanlı Devleti,İstanbul:Bilgi Üniversitesi Yayınları,2007,s.258.

*Ayşe Günaysu,Taşnaklar Türklere Güvenmemekte Haksız Mı?,Sesonline,28 Eylül 2009.

http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa_yazar.php?KartNo=54002&Yazar=Ay%FEe+G%FCnaysu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder