16 Haziran 2014 Pazartesi

Madalyonun İki Yüzü:Anti-Semitizm ve Siyonizm:Yahudilikten Azlim İçin Gereğinin Yapılmasına.../Prof.Bertell Ollman*

"Bazen müdahale etmek kaçınılmazdır.İnsan hayatı tehdit edildiğinde,insanlık onuru tehlike altındaysa,ulusal sınırlar ve duyarlılıklar önemini yitirir.Ne zaman kadınlara veya erkeklere ırkları,dinleri veya siyasal görüşleri yüzünden acı çektirilirse,o yer -o anda- evrenin merkezi haline gelmelidir..."*Elie Wiesel(1),(Nobel Barış Ödülü Teşekkür Konuşması,10 Aralık 1986.)

Kendinizi ölüme çok yakın hissettiğiniz bir anda son düşünceniz ne olurdu hiç tasavvur ettiniz mi?Ben ettim.Ölümle burun buruna geldiğim bir anda,bıçak altına yatmadan hemen önce cevabı buldum.Hemşireler beni ameliyathaneye götürürlerken,bilincimde patlayan düşünce,ölmekten çekinmem değil,bir Yahudi olarak ölebilecek olmaktan kaynaklanan berbat korkuydu.Göbek bağıyla halen bağlı olduğum,artık tanıyamadığım bir halkın parçası olarak ölüme gitmek beni sarsmıştı.O anda son aklıma gelen şeyin bu olması beni çok şaşırtmıştı,hâlâ da şaşırtıyor.

Bu ne anlama geliyordu?Neden bir halktan ayrılmak bu kadar zordu?Milwaukee'de,hiç sinagoga gitmeyen veya illa da koşer yiyeceğiz diye tutturmayan,fakat evde illa da Yidiş(2) konuşan ve kendilerini Yahudi olarak gören Rus Yahudisi bir ailenin çocuğu olarak doğdum.Dört yıl İbrani Okulu'nda okudum ve Bar Mitzvah törenim de orada öğrenciyken yapıldı.(3) 18-19 yaşlarına gelip de ateist olana kadar,Yahudi dininin inançlarına bağlı oldum.Kendimi Yahudi olarak görüyordum.Ancak gitgide tanımlaması zor bir hal alıyordu bu durumum.Arkadaşlarımdan bazıları Siyonist oldular.Ben bile olanca şüpheciliğime rağmen kısa bir süre de olsa Siyonist bir gençlik kulübünde basketbol oynadım.Arkadaşlar beni davalarına kazanmak için bir şey yapmadılar.Başlıca amaçları "hepimiz İsrail'e taşınalım" çağrısını diğer Yahudilere ulaştırmaktı.Yahudi Soykırımı ve dünyadaki diğer Yahudilerin kötü durumu hakkında o yıllarda öğrendiklerim,Filistinlilerle bir anlaşma yapılabileceğini varsayarak,ki bunu hiç atlamazdım.Yahudilerin "vatanlarına" dönme fikrine sempati duymama yetmişti.

Kolejde,1950'lerin ortasında Wisconsin Üniversitesi'ndeyken,Sosyalist ve Enternasyonalist oldum.Milwaukee,en azından benim Milwaukee'm,taşraydı.Ama Madison şehri bana bütün dünyadan insanlarla tanışma fırsatını sunmuştu.Ben de bunun tadını sonuna kadar çıkardım.Kentteki ilk yılımda,sanırım tüm yabancı öğrenci organizasyonlarına katıldım,çok sık ortalıklarda görünmeyen ilerici politik kulüpler hariç.İsrail-Filistin'le ilgili de birçok şey duyardım o günlerde.Bugünün aksine bir Enternasyonalist,Yahudi ve Arapların eşit olduğu bir topluluğun üyesi olarak değil,Milwaukeeli bir Yahudi olarak elbette.

Sonraki yıllarda,İsrail ve Filistin arasındaki çatışma kötüleştiğinde ve daha sonra iyice korkunç duruma geldiğinde,iki sürpriz gelişme ortaya çıkmaya başladı.İki tarafa da eşit davranma çabama rağmen gün geçtikçe daha fazla İsrail karşıtı oluyordum.Tam bu sıralarda,aralarında kendilerini Siyonist olarak görmeyen arkadaşlarımın da bulunduğu birçok Amerikan Yahudisi,büyük bir hevesle İsrail'i destekler hale gelmekteydiler.Daha 1980'lerde ilk İntifada'nın yükselişine karşı İsrail'in baskısı ve eziyeti o kadar arttı ki,bu korkunç suçları işleyenler ve çoğu Amerikan Yahudisi'nin yaptığı gibi bu zulme kolaylıkla kılıf uyduran insanlarla aynı halka ait olma düşüncesi beni irkiltti.İsrail'de bugün yaşananlar ise,beni artık Yahudilikten azlimi isteme noktasına getirdi.

Ama insan bir halktan nasıl ayrılır?Bir kulüpten,bir dinden (din değiştirerek),bir ülkeden (başka bir ülkenin vatandaşı olup,orada yaşayabilirsiniz),hatta bir cinsiyetten (gelişen tıpla) bile çıkabilirsiniz,lakin doğduğunuz bir halktan nasıl ayrılırsınız?Bazı Fransız Katolikleri,gerçi kiliselerinin girişimleriyle geri çevrildi ama,Papa'dan vaftizlerini geçersiz kılacak bir belge talep ettiler.Peki ama ben kime yazacağım?Ne isteyeceğim?Ben de Tikkun dergisine yazmaya ve sesimi böyle duyurmaya karar verdim.

Şimdiye kadar yazdıklarımı okuyan birisi,beni kendinden nefret eden bir Yahudi olarak görüp söylediklerimi kaale almama hatasına düşebilir.Yok böyle bir şey.İlle de bir şey sevecek olsam,kendisini seven bir Yahudi olurdum,ama sevdiğim şey,ikibin yıldır "o benimdir o benim" diyemeyeceğim bir devletten mahrum olmak üzere kurulmuş bir diaspora Yahudiliği olurdu.Böyle düşünmenin elbette bazı dezavantajları mevcut,ama bir iyi yanı var ki bütün bu menfi yanları gölgeliyor.

Yaşadıkları her ülkede illa da bir yabancı olarak algılanmış,dünyanın diğer doğuştan yabancı halklarından biri olan Yahudiler,çeşitli milliyetçilik tarzlarının dar kafalı marazlarına daha az maruz kalmış bir halk olmuş,bu tip milliyetçiliklerden düşünce yapısı olarak daha az etkilenmişlerdir.Eğer yaşadığınız ülkede tam ve eşit bir vatandaş olamıyorsanız,o zaman dünya vatandaşı olabilirsiniz veya en azından kendiniz hakkında bunun ne anlama geldiğini netleştirecek kavramlar üzerinden düşünebilirsiniz.Diaspora Yahudilerinin çoğunun böyle düşündüğünü söylemiyorum,ancak bazıları böyle,tam da böyle düşündü -Spinoza,Marx,Freud ve Einstein en iyi bilinenleri.Bu Yahudiler,diğerlerinin de kendilerini izleyebilmeleri için,sırf reddedilmeleri üzerinden,bir imkân yarattılar.Aynı Tanrı'nın çocukları olarak,Yahudiler kendilerini ezenlerle ortak bir insanlığı paylaştıklarını ve bunun her şeyin üstünde olduğunu savunmuşlardır.Bu takdirde,Yahudilerin her zaman ve her yerde kozmopolit ve yetersiz yurtseverler olduklarına yönelik anti-Semitik suçlama bir yere kadar doğrudur.

Elbette artık böyle düşünen Yahudilerin sayısı fazla değil.İngiltere'nin en ünlü entelektüeli ve Siyonisti,Isaiah Berlin,1990'da verdiği bir röportajda,Fransız filozof Alexander Kojeve'nin bir konuşmasında şunları söylediğini anlatır:"Sen bir Yahudisin.Yahudiler muhtemelen yaşanmış en ilginç tarihe sahip olan halktır.Ve şimdi de Arnavutluk mu olmak istiyorsunuz?" Berlin'in cevabı şöyleydi,"Evet istiyoruz.Hedeflerimize ulaşmak için,Yahudiler için Arnavutluk olmak ileriye atılmış bir adımdır."(4) Bu yanıt,kültürel anlamda gelişmiş bir liberal,bir ateist,İngiltere'de hiçbir zaman anti-Semitizm'e maruz kaldığını iddia etmemiş ve hatta milliyetçilik ve tehlikeleri hakkında bir sürü yazı yazmış olan biri için çok şaşırtıcı bir cevap.Berlin için tüm bunları görmezden gelmesine neden olan şey,insanın bir şeye aidiyet ihtiyacıydı,ama yalnızca bir gruba değil,belirli bir yere ait olma gereksinimi.Vatansız Yahudiler her tür baskıya,her türlü korku dolu sürgüne maruz kaldılar.Berlin üstüne basarak tek istediğinin,Yahudilerin de tıpkı diğer milletler gibi "vatanı" olan "normal insanlar" olmalarına izin verilmesi olduğunu söylüyordu.Evet,tam da Arnavutlar gibi.

Bu konu hakkında sorulması gereken iki soru var:
1-Berlin'in doğal dürtüsü olan bir yere ait olma isteğinin,ulus-devletten başka bir yolla tatmin edilip edilemeyeceği.
2-Arnavutluk'a benzeyerek Yahudilerin,diaspora Yahudiliği gibi çok daha değerli bir kimlikten vazgeçmek zorunda kalıp kalmadığı.
Eğer doğruysa,-ve ben öyle olduğunu itiraf etmeye hazırım- zihinsel ve duygusal sağlığımızın başka insanlarla kuracağımız kuvvetli bağlara ihtiyacı var.Milliyetçiliğin böyle bir insani bağı kurmanın tek yolu olduğuna inanmanın hiçbir münasebeti yok.Irk,din,cinsiyet,kültür,siyasi ve sınıf açısından birçok grup bir ülkeye,bir milli yuvaya bağlanmadan bunu yapabiliyor.Siyahlar,Katolikler,homoseksüeller,masonlar ve sınıf bilincine sahip işçiler azınlıkta da olsalar kendilerini ulusal sınırların dışında bu gereksinimlerini karşılayacak bir yol bulan topluluklar.Aynı türden geliyor olmamız bunun için başka bir yol öneriyor.Olasılıkların çokluğunu düşünürsek,hangi grup(lar)a "katıldığımız" veya kendimize birincil kimlik olarak neyi seçtiğimiz,o zamanda ve yerde neyin müsait olduğuna,o grubun bizim en önemli problemlerimizi nasıl çözdüğüne (ya da çözeceğini va'dettiğine) ve diğer gruplara bakarken nasıl sosyalleştiğimize bağlı.

Bir vatan kazanırken neyin kaybedildiğini anlamak için,Siyonizm'in de diğerleri gibi bir milliyetçilik olduğunu ve milliyetçiliğin -Albert Einstein gibi sempatizanlar bile bunu kabul etmek zorunda kaldılar- her zaman bir bedeli olduğunu kabul etmek önemli.Bütün Yahudiler,Einstein'a Yahudi devletinin başkanlığının teklif edildiğini bilir,ancak çoğu Einstein'ın bunu niye geri çevirdiğini bilmez.Yahudilerin diğer milletler gibi "normal" bir millet olmasını isteyen Berlin'in aksine Einstein şöyle yazmıştır:
"Yahudiliğin temel doğasından benim anladığım,milli sınırlar,ordu,ne kadar makul olursa olsun bir iktidar ölçütü çerçevesinde kurulan bir Yahudi devleti fikrine karşı olmaktır.Böylesine bir fikrin Yahudiliğe içeriden vereceği zararlardan korkuyorum.Özellikle kendi içimizde kök salacak,bugüne kadar devletimiz olsun olmasın direndiğimiz dar bir milliyetçilik anlayışından korkuyorum."(5) 

Einstein'ın endişelerinde haklı olduğundan kim şüphe duyabilir?

Tüm milliyetçilikler gibi,Siyonizm de tüm üyelerine sirayet etmiş bir abartılı üstünlük duygusuna,farklı olma hissine,diğer grupların üyelerine karşı bir küçümseme refleksine dayanır.Yahudiler dünya tarihine,tek bir Tanrı'nın herkesi yarattığı,fakat sonra kendisinin bileceği bazı nedenlerden ötürü,Yahudileri kendine özel halk olarak "seçtiğini" ileri sürdükleri,aşırı bir "chutzpah"(6) (bunun yerine artık yeni bir sözcük bulunmasının zamanı geldi) hamlesiyle girdiler (neden Hristiyanların ve Müslümanların bu düzendeki ikinci sınıf pozisyonlarını kabul ettiklerini hiçbir zaman anlayamayacağım.) Fakat Yahudiler "chutzpah" hamlesini Tanrı'nın on emrinin bile üstüne taşıdılar.Yahudiler,Tanrı'nın kanununu tüm insanlık adına almak için "seçildiklerine" inanırken,Siyonistler,öyle görünüyor ki,bu yasaları nerede ulusal çıkar görüyorlarsa oraya müdahale etme yolunda çiğnemek için "seçildiklerini" düşünüyorlar.Bu inanış,tüm insanların eşitliğine dair bir duruş geliştirmeye fırsat verir mi hiç?

Kuşkusuz,İbraniler Tanrı'nın hukukunun yanı sıra,belirli bir parça toprak vaadi de aldılar.Bununla birlikte,bu vaat Yahudilerin bu hukuka itaatine bağlıydı,ki bunların da en önemlisi -Tanrı'nın da birçok kez belirttiği gibi- putperestliğin yasaklanmasıydı.Yahudiler her ne kadar Yehova'nın putunu yapmamış olsalar da,putperestlikteki karneleri muhtemelen komşu halklarınkinden daha kötü.Yahudilik,(Kudüs'teki tapınakla,Tevrat belgeleriyle ve etik prensipleri temsil etmesi beklenen İsrail topraklarının cisimleşmesiyle) yavaş yavaş Tanrı ile asli ilişkilerinin yerini almaya başlayan putperestliğe karşı üçbin yıldan beri verdiği savaşını kaybetmiş durumdadır.Fakat yalnız Siyonizmle birlikte,bu putperestliğinin şimdi toprak putperestliği versiyonuyla,on emiri artık iyice gözden çıkardılar.Bugünün çoğu Siyonistinin,babalarının inandığı Tanrı'ya inanmamaları,İsrail topraklarını yeni bir Tanrı'ya dönüştürmelerini kolaylaştırıyor.Putatapıcılar,devlettapıcıya dönüşüyor.Putperestlik hâlâ bizle beraber.Sadece bugün,Tanrı'nın yasaları milliyetçi içeriğini lekelemeden,evrensel bir iddia içermeksizin bir komite tarafından yazılabiliyor.Eğer bu aşırı milliyetçilik normalse -bu takdirde Spinoza,Marx,Freud ve Einstein tamamen anormaldir-,o zaman sanırım Berlin kafasındaki o "normal halkına" ulaşabilir.

Siyonizmin -tıpkı diğer milliyetçi hareketlerde olduğu gibi- halkla toprak arasında olduğunu varsaydığı organik bağ öyle bir mistisizme bulanmıştır ki,bu Siyonistlerin durumları hakkında hiçbir mantıklı tartışma yapmanın imkânı kalmamaktadır.Bu hem Tanrı'nın,atalarıyla kalıcı bir anlaşma yaptığına inanan dindar Yahudiler için,hem de ikibin yıl süren Yahudi sürgününün toprak üzerindeki "yasal" haklarını desteklediğini unutmaya müsait olan seküler Siyonistler için eşit derecede geçerlidir (Yahudilerin diasporadaki acılarını yalnızca ahlaki üstünlük kurma ihtiyaçları nedeniyle hatırlıyorlar.) Bu tip bir duruş,yirmibirinci yüzyılın sorunlarını insancıl ve rasyonel bir yolla değerlendirmeye fırsat tanır mı?

Erdemi ve sağduyuyu sırf kendi kabilelerinin ihtiyaçlarına hizmet etmek için bir araç olarak kullanan Siyonizmin,Filistinliler için daha da çetin cendereler kurması zaman meselesi.İbrani peygamberler,Yahudilerin gelecekte "ulusların ışığı" olacağını söylerlerken gerçekten bunu mu kastediyorlardı?Elbette hayır.Sürgünde yaşarken,insan eşitliğine ve sağduyuya belki de diğer tüm halklardan daha fazla değer veren bir halkken,Yahudiler böyle bir duruma düşebileceklerini hayal bile edemezlerdi.Einstein,Yahudiliğin en önemli özelliğinin,onun "karşılıklı yardım ve tüm insanlar arasında hoşgörü idealiyle birleşen bir sosyal adalet fikrine" olan bağlılığı olduğunu iddia ederken,kimse ona gülmemişti.(7) Bugün,buna Tanrı bile güler.

Eğer sürgün,Yahudileri,dürüst olmak gerekirse,tüm maddi yetersizliklerine rağmen ahlaki olarak diğer birçok halktan bir parça üstün kıldıysa,neden bu üstünlüklerinden bu kadar kolay vazgeçtiler?Diasporadaki Yahudi hayatının koşullarını oluşturan faktörler,yalnızca son darbeyi vurmuş olan Soykırım'dan(8) önce,kapitalizmin,demokrasinin ve aydınlanmanın gelişmesi sürecinde yatmaktadır.Acayip görünmekle birlikte bu ikibin yıl süren bir zamanı ifade ediyor olabilir,ancak diaspora Yahudiliği bir geçiş dönemiydi ve yalnızca öyle olabilirdi.Kitabi Yahudilikten doğan diaspora Yahudiliği,kaybedilen bir ülkeye ve geçmişe olan özlem ve geleceğe umutla bakma çelişkisi üzerine inşa edildi;sık sık mütereddid ve yanlı olsa da,Yahudilerin yaşadığı yerlere ve bu yerlerde yaşayan insanlara bir bağlılık içeriyordu.Biri geriye,kabileye ve bir zamanlar kendisinin olan topraklara baktı ve diğeri tüm türlere ve bütün dünyaya baktı ve Yahudilerin tüm diğer halklardan daha fazla bölündüğünü gördü.Farklı halkları ve yerleri birbirine bağlayan kültürel,dini ve ticari bağların kaybedildiğini,böylelikle yeni durumlarını mantıkla bir sonuçla ele alan ve kendilerini çoğu Yahudinin tasavvur dahi edemediği bir dünya vatandaşı ilan edenleri bu gözlemden hariç tutuyorum.İnsanlığın geri kalanına karşı tutumları,henüz davranışları olmasa da,Yahudileri artan bir şekilde yaşadıkları yerlerdeki insanların gözünde şüpheli kıldı ve onlar tarafından "kozmopolitanizmleri"leri yüzünden ayıplanmaları hiç bitmedi (Yahudilerden başka neredeyse herkese küfür gibi görünen bir sözcük.) Sonra,dünyanın kapitalizm,aydınlanma,demokrasi ve son olarak Sosyalizmle çok yönlü yeniden şekillenişiyle,daha fazla Yahudi gerçekte kendilerinin dünya vatandaşı olduğunu gördü ve kendilerini yüksek sesle böyle tanımlamaya başladı.

Fakat aynı sosyal ve ekonomik karışıklık,gelişme için yeni fırsatları ve anti-Semitizmin yükselişiyle,daha fazla Yahudi birincil kimliklerini kabile olarak değiştirmelerine ve bu da diğer Yahudilerin evrilmekte olan kozmopolitanizmlerini yenilenen milliyetçi proje lehine reddetmelerine yol açtı.Ondokuzuncu yüzyılın sonunda ve yirminci yüzyılın başında birçok Yahudinin ya Sosyalist ya da Siyonist olması tesadüf değildir.Daha evvel Yahudilerin koşullarının değişmesiyle ilgili hiçbir değişim mümkün görülmezken,iki alternatif ortaya çıktı ve halktan destek bulmak için birbiriyle rekabete girişti.Biri,Yahudilere yapılan baskıdan varolan tüm baskıları ortadan kaldırarak kurtulmaya çalışırken,diğeri aynı hedefe,Yahudileri kurtarılmış topraklar olduğunu farzettiği Filistin'e taşıyarak ulaşmaya çabalıyordu.Bu iki alternatifin ortaya çıkışına neden olan süreçler,diaspora Yahudiliğinde önce yavaş daha sonra hızlı parçalanmalara yol açtı.Birçok Yahudi bugün "diaspora"da,İsrail dışında yaşıyor,büyük çoğunluğu ya Sosyalist ya da Siyonist kampa mensup (ikisinin de daha ılımlı versiyonları dahil) ve geri kalan da yakın gelecekte bu kamplardan birine yakınlaşacak.Yaklaşık ikibin yıldır süregelen diaspora Yahudiliği pratik anlamda sona ermiş durumda.Bir tarafta insanların iyiliğini düşünen Sosyalizm ve diğer tarafta yalnız Yahudi halkının refahını ve İsrail'in yeniden işgalini düşünen milliyetçilik arasındaki çelişki arasında bölünmüş durumda.Yahudilik her zaman bu iki uzlaştırılamaz projeyi sentezlemeye çalıştığından ötürü,ikisinin kesin ayrılığı -medyada kendini gösteren aldatıcı şekilde ambalajlanmış yurtsamayı bir tarafa bırakın- Yahudiliğin sonu olarak görülebilir.Belki de geriye kalan sadece kendilerine Sosyalist veya Komünist diyen eski Yahudiler ve kendilerine Siyonist diyen eski Yahudilerdir (Siyonistler arasındaki laik-dinci ayrım benim maksadım açısından anlamsız.)

Eğer ne diaspora Yahudiliğinin milliyetçi ve dini ifadelerini reddeden Sosyalistler,ne de onun evrensel ve insani boyutlarını (sık sık da dini taraflarını) reddeden Siyonistler Yahudi değillerse,o zaman gerçek tartışma hangisinin Yahudi mirasına daha iyi sahip çıktığı üzerine olmalı.Yahudiler hakkındaki sebatkâr gevezeliklerine rağmen,Siyonistler Yahudiliğin zengin mirasına en az sahip çıkanlardır.Yahudi bilgelerin öngördüğü "ulusların ışığı" olma düşüncesi,Filistin gençliğinin kolunu bacağını kırmak değildir.Bugün İsrail'de erdemlilik ve ahlaklılık,toplumun büyük çoğunluğuyla ağız dalaşına giren bir azınlığın özelliğiyse ve chutzpah savunulamaz olanı savunma anlamına gelmeye başlamışsa,eski geleneğimizin asaletini bize hatırlatacak çok az şey geriye kalmış demektir.

Ben büyürken,Yidiş konuşan annem sık sık doğru olmayan davranışlarımı düzeltmek için (yalnız kendimi ve ailemi değil tüm Yahudileri,diğer insanlar karşısında utandırdığım için),beni "shandeh fur die goyim"(9) diyerek uyarırdı.Siyonizmin tüm suçları ve bunları savunanlar önünde yaptıklarının shandeh fur die goyim olduğunu haykırmak istiyorum.Bu insanların tamamı shandeh fur die goyimdir.(Anne,bak hâlâ hatırlıyorum.) Sosyalist ve eski Yahudi olarak,sanırım geride bıraktığım Yahudi geleneğine,dünyaya onların baktığı gibi doğru bir şekilde baktığım için ve bugün kendilerine Siyonist diyen yeni Yahudilerin bugün onun adına yaptıklarını lanetlediğim için hâlâ çok fazla saygım ve sevgim var.Eğer kendimi eski Yahudiden (şimdiki halim bu),Yahudi olmamaya (planladığım bu) değiştirmek,Yahudiliğe Siyonistlerin el koymasına karşı on tane iyi insanı (Tanrı'nın minyanını)(10) Siyonizme karşı harekete geçirecekse,ben bu fedakârlığı göstermeye hazırım.

Ateist bir Komünistin Yahudilikten azlinin bazı Yahudileri neden rahatsız edeceğini merak edenler için,bir Yahudinin işleyebileceği en büyük günahın genelde başka bir inanca sahip çıkarak kendi halkını terketmek olduğunu hatırlatmak isterim.Aileler genelde böyle birisine "Şivah matemiyle" yanıt verir (ki o insan artık ölmüş sayılır.) Böyle bir şey başına geldiğinde bir Yahudinin hissettiği büyük utanç ve öfkenin ifade edilmesi güçtür,fakat şüphesiz bu durum,Tanrı'nın seçtiği insanlar olmanın ve yüzyıllardır süren baskıyı paylaşmanın ve baskı karşısında hayatta kalabilmenin getirdiği Yahudiler arasındaki güçlü sosyal bağlarla yakından ilgilidir.Bir Hristiyan Tanrı'yı bir birey olarak görürken,Yahudinin Tanrı ile olan ilişkisi,seçilmiş topluma olan bağlılığından geçer,ki Tanrı bir üyenin yaptığı yanlışlardan tüm toplumu sorumlu tutar.Böyle bir güdüyle,konu din kardeşlerinin yaşamla ilgili seçimlerine geldiğinde,Yahudiler kendi aralarında farklılık lüksüne hiçbir zaman izin vermezler.Küçük bir Yahudi eğitimiyle,bu içsel ilişki öyle kökleşir ki,bazı ateist ve Komünist Yahudiler dahi bir Yahudinin istinkafını vücutlarından bir organın kaybolması gibi tecrübe edebilirler.Elbette,benim sürmekte olan Yahudi kimliğim,bir çeşit Yahudi kimliğim diyelim,bir inananın niteliklerinden yoksun olmakla beraber,neden benim "Yahudi" kelimesinin kabul edemeyeceğim bir anlam taşımaya başlamasıyla,Yahudi toplumundan ayrılmalarla ilgili karşı konulmaz bir gereklilik hissettiğimi açıklamaya yardımcı olabilir.Aynı organik bağ,aralarında en çok eleştirdiğim ve benim ayrılmama sevinecek olanların da bulunduğu bazı Yahudilerin,benim yaptığım eleştirinin büründüğü formdan bu kadar rahatsız olmalarını açıklamaya yardımcı olabilir.

Azil mektubumun sonuna geliyorum ve hâlâ Soykırım'ı tartışmaya gelemedim.Birçok Siyonist için Soykırım gerçeği benim söyleyeceklerimi reddetmek için yeterli.Savunmam için,New York Üniversitesi'nin eski Rektör Yardımcısı Joe Murphy'nin Yahudi annesiyle ilgili anlattığı bir hikâyeyi paylaşmak isterim."Joe",dermiş annesi,"iki tip Yahudi vardır.Birincisi,Soykırım'ın sözle izah edilemez korkusuna,bir daha böyle bir şeyin halkımıza olmaması için ant içerek karşı çıkandır.Diğer tip Yahudi ise,aynı berbat olaydan bunun bir daha hiçbir toplumun başına gelmemesi gerektiği yönünde ders çıkarandır." Sonra da sözlerini şöyle sürdürmüş:"Bana her zaman ikinci tip Yahudi olacağın konusunda söz vermeni istiyorum." Murphy söz vermiş.Hep de öyle biri oldu.

Çoğu Siyonist olan ve bu yüzden benim dilimde gerçekten "eski Yahudi" olan,birinci tip Yahudiler o kadar ileri gittiler ki,utanmazca,Soykırım'ın kendisini,kendini koruma adına Filistinlilere yaptıklarını sorgulayan eleştirileri ezmek için kurdukları bir kulübe dönüştürdüler (Norman Finkelstein'ın The Holocaust Industry/Soykırım Endüstrisi'ne bakın.) Siyonizme yönelik her eleştiri,ne kadar yumuşak ve savunulabilir olursa olsun,anti-Semitizmle eşit olarak algılanmıştır.Anti-Semitizm ithafı ise,Soykırım'ın sorumluluğunu paylaşanlarla,bir kere daha olmasını isteyenler arasında bir turnusol kâğıdı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Anti-Semitizm ağır bir ithamdır ve birçok haklı eleştiriyi susturmak için kullanılmaktadır.Medyadaki Soykırım'a gösterilen ilginin arttığı dönemlerin,Siyonizmin bu tip koruyucu bir perde ihtiyacının doruğa ulaştığı zamanlarda olması tesadüf değildir.Geçen süreçte,tarihin en berbat insan hakları ihlali,şimdiki zamanın en kötü insan hakları ihlalini haklı çıkarmak için sinikçe kullanılmaktadır.Joe Murphy'nin annesi ikinci tip Yahudilerin bunu gündeme getirmelerini ve lanetlemelerini umardı.

Peki Yahudilerin güvenliği meselesine ne diyeceğiz?Siyonistler,kendi devletlerini kurmakla yalnız İsrail'de yaşayan değil,tüm dünyadaki Yahudilerin güvenliğini sağladıklarında ısrarcılar.Ne yazık ki,İsrail'in Filistinlilere uyguladığı korkunç muamele,"Wieselci" ikiyüzlülük ve dünya halklarına verilen küstah cevaplar,yalnız Arap ülkelerinde değil,bütün dünyada şu ana kadar hiç görülmemiş bir anti-Semitizm yaratmış durumda.Şu anda,Siyonistler politikalarının kaçınılmaz geri tepmelerine karşı,şimdilik Amerikan "müttefiklerinin" onlara sağladığı kalkanın fazileti sayesinde kendilerini güvende hissediyorlar.Çoğu Amerikalının dışında,tüm dünyanın hayret ettiği şey,olağandışı sözcüğünden başka bir şekilde nitelenemeyecek olan,Siyonizmin Amerikan siyasal desteğini kazanmada gösterdiği başarıdır.Mesele "kutsal topraklar" olduğunda,Amerikalılar,Demokratlar ya da Cumhuriyetçilere oy vermek yerine,gidip reylerini Sharon'a veriyorlar.Ortodoks Yahudiler,bildiğimiz gibi,Şabat'ta ışıkları açması için kendileri yerine Yahudi olmayan birini tutuyorlar.İsrail de,birçok şeyi kendi başına yapamıyor ve elektrik faturalarını ödemek için bile ABD'nin desteğini kullanıyor.Eğer bu Kızıldeniz'i ikiye ayırmak gibi,Tanrı'nın bahşettiği bir mucize değilse,nasıl olduğunu anlamamız gerekiyor.

Elbette bütün iyi açıklamaların,İsrail hükümeti,Siyonist lobi (çeşitli boyutlarıyla),Hristiyan köktendinciler (tüm Yahudilerin İsrail'de biraraya gelmeden Hazreti İsa'nın geri dönmeyeceğine inanan),Amerikan siyasi partileri,Yahudi seçmenleri ve Amerikan kapitalist sınıfının hem siyasi hem de iktisadi anlamda yayılmacı çıkarları arasındaki ilişkilerin izlerini sürmesi gerekir.İsrail'in,Amerika'nın Ortadoğu'daki dış politikasını etkilemesi,çıkarlarının önemli bir dereceye kadar hakim sınıfların emperyalist projeleriyle örtüşmeden bu kadar başarılı olamazdı.Bu ilişkinin Siyonist bileşenini gözönüne alacak olursak,kuşkusuz kilit adım 1977'de Begin ve Likud'un iktidara gelip,kendileri için daha etkili siyasal lobi sağlaması ve Siyonist amaçlara öncelik verilmesi için,ABD'ndeki Hristiyan köktendincilerle daha sıkı bağlar kurma kararı almasıyla İsrail tarafından atılmıştır.Netanyahu,İsrail tarafında ve Jerry Falwell(11) (İsrail'den hem yüksek prestijli Jabotinsky Ödülü'nü hem de özel bir jet aldı),Amerika tarafında,bu ilişkilerin gelişmesinde özellikle aktif rol oynamışlardır.(12) İkinci Bush yönetimi bu stratejinin ne kadar iyi işlediğinin kanıtlarını sunmaktadır.Demokratlar,Cumhuriyetçileri geçmeyi başarsalar dahi,son tahlilde ABD'nin İsrail'e olan desteği azalmayacaktır,çünkü Siyonist lobisi -bu durumda,çoğu Demokratlara giden Yahudi seçmen desteğiyle- Kerry'nin partisinde çok daha etkilidir.

Ancak üzerine kurulduğu kurumlar zamanla aşındığı müddetçe,İsrail'le yürütülen bu "özel" ilişkinin kalıcı olması güçtür.Öncelikle,Amerikan halkının çoğu,kamuoyu yoklamalarının gösterdiği üzere,hiçbir zaman gelen hükümet(ler) kadar Siyonizm yanlısı olmamıştır ve toplumdaki pozitif hisler de İsrail'in İntifada'ya verdiği insanlıkdışı yanıt karşısında sekteye uğramıştır.Eğer İsrail'in Arap dünyasına karşı olan savaşını,küçük Davud'un kudretli Goliath'a(13) karşı verdiği savaşa benzetmek mümkün olsaydı,İsrail ordusunun hemen hemen silahsız Filistin halkı üzerinde uyguladığı acımasız baskı bu analojiyi tamamen tersine çevirirdi,bu durumda İsrail zorba Goliath gibi görünüyor.Her gün gördüğümüz (sık sık da televizyonda),yeni ölümlerle,yeni "yaralanmalarla",küçük düşürmelerle,daha fazla ev yıkımlarıyla,daha fazla toprak ve suyun çalınmasıyla ve şimdi de Apartheid Duvarı'nın inşasıyla,İsrail'in kendini New York'ta teröristler tarafından bombalanan bir kurban olarak göstermeye çalışan resmi hikâye politikası sorgulanmaya başladı.Buna ek olarak,İsrail'in ve ABD hükümeti içindeki yandaşlarının çığırtkanlığını yaptığı Irak Savaşı'nın giderek popülaritesini kaybetmesi,Amerika'nın İsrail'e karşı tavrını da etkiliyor.Son olarak,Ortadoğu'daki petrol rezervlerinin artan emniyetsizliği ve bunun petrol fiyatlarına ve kârlara olan olumsuz etkisi,Amerikan ve İsrailli kapitalistlerin çıkarları arasında bir gedik açıyor.Bu gidişat içinde -henüz başlamamış olsa da- Amerikan kapitalist hakim sınıfının önemli bir bölümü,ABD hükümetinden İsrail'e karşı yeni bir tutum takınılmasını talep edecek.Ayrıca,bu gelişmeler bağlamında Amerikan kamuoyu nihayet İsrail'in her türlü isteği karşısında harcanan devasa ve halen büyümekte olan paranın -tüm halka özgü hükümet programlarındaki inanılmaz kesintiler sonucunda- ve kanın ve İsrail'e onun "Şabat mumu yakıcısı" olarak hizmet edildiğinin farkına vardığında,oluşacak anti-Semitizm dalgası bütün Yahudilerin güvenliğini tehdit eder boyutlara ulaşabilir.

Anti-Semitizm,genelde,Yahudilere karşı,neye inandıkları veya ne yaptıklarıyla ilgilenmeksizin,kim olduklarından kaynaklanan mantıksız bir nefret olarak anlaşılmıştır.Bu doğru değildir,çünkü anti-Semitizmin nedenleri vardır.Kötü olanları da,ya yanlış olduklarından (Yahudilerin,Yahudi olmayan çocukların kanlarından hamursuz çöreği yaptıkları gibi) ya da abartıldıkları,geçmiş döneme ait oldukları,mantıksız oldukları için -geçerli olsalar da (Yahudiler zengin olurlar,vs.) çok az insan üstünde etkili olmuştur.Çünkü tüm Yahudilerden nefret etmek hem mantıksızdır,hem de adil değildir,bildiğimiz gibi sonuçları da öldürücü olur.Bu tarih ışığında,her Yahudi ve insancıl ve doğru iradeli Yahudi olmayan insan tüm gücüyle anti-Semitizmin yükselişine karşı durmalıdır.Ancak bu tarihin,acılarla dolu olsa da,Yahudilere kendi suçlarını işleyebilme hakkını vermediği de açıktır ve ister -Siyonistlerin yaptığı gibi- işledikleri suçların Yahudi halkının çıkarlarına hizmet ettiğini düşünsünler,ister Webster'ın uluslararası sözlüğünün son baskısında olduğu gibi "anti-Siyonizm"i,"anti-Semitizm"in bir formu olarak tanımlamaya muvaffak olsunlar,Yahudi suçluların kendilerini suçlayanlara "anti-Semitizm" ithamını yöneltmeleri rezilliktir.(14) Anti-Siyonizm ve anti-Semitizm arasında bir denklem kurulabileceğini iddia ederken,Siyonistler halen,insanların ifadeyi kendilerinin koyduğu gibi değil,tam tersine kendi pozisyonlarını anlama tehlikesini yaşıyorlar.Bu mantığa göre,biri anti-Siyonist ise anti-Semitik de olur.Sanıyorlar ki,bu seçimle yüz yüze kalan tüm dürüst eleştiriler,toparlanıp evlerine geri dönecekler.Ancak,Siyonizm'in Filistin'deki kötü şöhreti ortadayken,seçim tam ters yöne de gidebilir.Bu da,Siyonist mantığı kabul eden bazı Siyonizm karşıtlarının,anti-Semitizmi de memnuniyetle kabul etmeleri olacaktır.Anti-Siyonistleri azaltmaktan ziyade,bu yaklaşım anti-Semitlerin sayısını artıracaktır.Sonuç olarak,aklınca gelecekte ortaya çıkabilecek pogromları engellemek için uğraşan İsrail,tam da kendisine inanan ve para verenlerin güvenliğini tehdit ediyor olabilir.

Bu noktada,bu yazının birçok okuyucusu beni Siyonistlere hepsi aynıymışlar gibi bakmamda kusur bulabilir.Elbette Siyonist kamptaki birçok ayrılığın farkındayım ve İsrail hükümetine karşı çıkan,Meretz,Peace Now ve Tikkun'daki ilerici ve insancıl Siyonistlerin yürekli girişimlerini takdir ediyorum.Bununla birlikte -reformları başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkûm olduğu için değil-,Siyonizmin dayandığı temelleri paylaştıkları için,benim analizim dışında tutulmaları mümkün değildir (Likud ve İşçi Partisi versiyonlarında olduğu gibi.) Yalnız Yahudilerin tam vatandaş olacağı bir devlet kurmak,bu devleti zaten Yahudi olmayan milyonlarca insanın yaşadığı topraklar üzerinde kurmak,dünyadaki anti-Semitizme Yahudi kuvvetiyle cevap verme eğiliminde olmak,Yahudilerin kaçacakları bir ülkeleri olmadığı için her yerde güvende hissetmeleri için uğraşmak (bu nedeni ortaya çıkarmak) ve tüm bunları da dinsel bir mit ve Soykırım tecrübesiyle teşkilatlandırmak,-tüm bunlar Siyonizmin kalbinde yatan,ayrıca bizi bugünkü çıkmaza getiren bu bakışın doğal olarak içinde bulunan bileşenlerdir.Bunun başka türlü nasıl olacağını anlayamıyorum.İsrail tarihinde gerçekleşen olayların başka türlü olabileceğini öngörmek muhayyel bir canavarın kurtarılmasıyla yüzleşmektir.Bunun ötesinde,Siyonizmin ne olduğunu görmek ve ortaya çıkardığı durumu anlamak,tüm bu görüşleri ve onların köken ve dallarını reddetmekten ve kendimize ideolojik ve siyasi olarak daha isabetli bir pusula seçmeye başlamamızdan geçer.

Örneğin,ideolojik olarak,durumu İsrail'in,hatta bazı ılımlı "Sosyalist" Siyonistlerin bize sunduğu gibi,iki doğrunun çatışması olarak kabul etmek gibi bir gereklilik yok.Bir doğru vardır ve Siyonistler istilacılar ve baskıcılar olarak haksızdır.Siyonist projenin altını çizen faraziyeler insanların bunun böyle olduğunu anlamalarına engel olmuştur.Ayrıca,Siyonist hükümetin Araplara karşı olan şiddetini ve Arapların İsrail'deki Yahudilere karşı şiddetini aynı şekilde ele alamayız.Şüphesiz,yaşanan tüm yıkımdan ve ölümden derin bir üzüntü duyuyorum ve her iki taraftan da verilen kayıplar ve sevdikleri için anlatabileceğimden daha fazla ıstırab çekiyorum ve duygularını paylaşıyorum.Ancak,İsrail hükümeti ve destekçileri kınanmayı hak ediyorlar,yalnız uçak ve tank kullandıkları ve diğer taraftan çok daha fazla masum insan öldürdükleri için değil.Gerçek şu ki,ülkede güç tekeline sahip ve bu korkunç oyunun kurallarını koyan ve bu berbat koşulları yaratan ve Filistin halkını bu oyuna katılmaya zorlayan İsrail hükümetidir.Onlar ve yalnız onlar,kuralları ve koşulları istedikleri zaman değiştirebilirler,bu yüzden oldukları gibi kalmalarından da onlar sorumludur.Gerçek teröristler onlardır;kışkırtıcı baskı,eziyet ve küçük düşürme sonucunda çığırlarından çıkan ve kendi vücutlarını silah olarak kullanmaktan çekinmeyen talihsiz insanlar değil.Karşı gelinmesi gereken,bizim taktiklerimizde yansıtmamız gereken ve bu soruna bir son vermek için çözülmesi gereken ana problem bireysel değil,devlet terörüdür.Sharon en azından bir konuda haklı:Arafat haksız.Konu kalıcı barışı sağlamaya geldiğinde,ne yazık ki tüm Filistin toplumunun geri kalanı da öyle.Filistinlileri anlaşmazlığın sorumlusu olarak suçlamak ve mevcut etkimizi de dağıtmak yerine,tüm ilgimizi İsrail'in yaptıkları üzerine yoğunlaştırmalıyız.

Siyasal olarak bu,İsrail'le her tür işbirliğini engellemek anlamına gelir (daha önce Güney Afrika'da yaptığımız gibi);bu,iktisadi ve diğer yollarla İsrail'i boykot ederek (olimpiyatlara katılmasını engelleyerek mesela),siyasilerimize İsrail'e ABD yardımını durdurmaları yönünde baskı yaparak (hem özel hem kamu anlamında),İsrail'e karşı değişik yaptırımları destekleyerek (ticari yaptırımlar dahil),Birleşmiş Milletler'de ve Siyonist insan hakları ihlallerini kınayan tüm diğer müsait forumlarda olabilecek en sert kararların çıkartılması çağrısını yaparak ve elbette bunların hepsini engellemeye çalışacak olan Siyonist lobiye göğüs gererek sağlanabilir.Benzer adımlar Avrupa ve diğer yerlerde de atılmalı,ancak ABD'nin genel anlamdaki ve İsrail'deki gücünü gözönüne alacak olursak,Filistin halkının kaderi -nihayetinde Yahudiliğin ve Yahudi halktan geri kalanın da kaderi- ABD'nde çizilecektir.Önderdiğim yollarla İsrail'i izole etmenin,kuşkusuz,içeriden hükümetin politikalarını değiştirmeye çalışanlara da zararı olabilir,ancak bu politikaların masrafını kabul edilemeyecek seviyeye getireceği için onlar açısından da faydalı olacaktır.Açık olan şu ki,sessizlikleriyle,ılımlılıklarıyla,dengelilikleriyle meşhur Yahudiler artık daha açıkça ve etkili bir şekilde tavırlarını belli etmelidirler.Baskıcı rejimler,her şeyin ötesinde,"işlerini" görmek için pasif ve kalifiye destekten fazlasına çok ender ihtiyaç duyarlar.İsrail'in insanlıkdışı tutumunu açıkça savunan Yahudilerin sayısı artarken,Yahudilerin Siyonizmle suç ortaklığı yaptığına inanan anti-Semitik tipin yayılmasına sebep oluyorlar ve bu suçların uyandırdığı öfkeyi üzerlerine çekiyorlar.Bu,çoğu Yahudinin,Nazi döneminde sözde "iyi" Almanların pasiflikleri hakkında düşündüğü şeyin aynısı değil mi?"İyi Almanların" "kötü Almanların" yaptıklarına karşı tutundukları pasif tavır,-herhangi bir tepki vermenin bugünkünden çok daha tehlikeli olduğu bir zamanda bile-,birçok Yahudinin Almanlara karşı duyduğu düşmanlığa ne kadar katkı yaptı?Bu yüzden,Yahudilerin Siyonizme karşı mücadelesi,gerçek anti-Semitizmle savaşmanın da en etkili yoludur.

Üstelik,eğer Siyonizm gerçekten milliyetçiliğin ve giderek artan bir şekilde ırkçılığın özellikle öldürücü bir formuysa ve eğer İsrail,tutsak azınlığına giderek daha fazla Nazilerin Yahudilere davrandığı gibi davranıyorsa,o zaman bunun böyle olduğunu söylemeliyiz.Belli nedenlerden ötürü,Siyonistler,Nazilerle karşılaştırılmalarına karşı çok duyarlılar (faaliyetlerini kısıtlayacak kadar değil,ama "haksızlık" diye böğürüp,"anti-Semitizm" ile suçlayacak kadar duyarlı.) Fakat herhangi bir Siyonist gerekçelenme tarafından engellenmediği sürece,Siyonistler,Semitik bir toplumu Nazilerden beri hiçbir milletin yapmadığı şekilde ezdikleri için,bugün dünyadaki en kötü anti-Semitiklerdir.Hayır,Siyonistler henüz Naziler kadar kötü değil,henüz değil,ancak dünya bugün Filistin toplumunun ürpertici bir şekilde etnik temizliğine tanıklık etmiyor mu?Eğer Siyonistler (ve onların destekçileri) bu karşılaştırmayı bir hakaret olarak görüyor ve adaletsiz buluyorlarsa,tek yapmaları gereken yaptıklarına bir son vermek.Fakat korkarım onların pozisyonunun mantığı onları gelecekte daha kötü zulümler,soykırım dahil,yapmaya (desteklemeye) götürür.Böyle bir Siyonizmin geleneksel Yahudi değerleriyle ne gibi bir bağı var?Bana kalırsa,komedyen Lenny Bruce(15) bu soruya en iyi cevabı vermiştir:
"(...) Ben Yahudiyim.Count Basie(16) Yahudi.Ray Charles Yahudi,Eddie Cantor(17) Goyimdir...(18) Amerikan Deniz Kuvvetleri ağır Goyim...Eğer New York'ta veya başka büyük bir şehirde yaşıyorsanız,Yahudisiniz demektir.Eğer Butte,Montana'da yaşıyorsanız,Yahudi olsanız dahi Goyim olacaksınız demektir...Kool-Aid Goyimdir.Yahudiler icat etmiş olsa da,süttozu Goyimdir.Zencilerin hepsi Yahudidir...Ateist İrlandalılar Yahudidir!.."(19) 

Buna ekleyeceğim tek şey,"Noam Chomsky,Mordechai Vanunu(20) ve Edward Said Yahudidir.Elie Wiesel Goyimdir.Aynı şekilde tüm 'Yahudi' neo-muhafazakârlar da.Sosyalizm ve Komünizm Yahudidir.Sharon ve Siyonizm Goyimdir." Ve,kimbilir,eğer Yahudiliğin bu yorumu bir gün gerçekten tutarsa,bir gün geri kabulüm için Yahudi halkına tekrar başvurabilirim...

***

1-Wiesel,1978'de Jimmy Carter'ın Soykırım Komisyonu'nun başkanlığına atadığı İsrail yanlısı Amerikalı akademisyendir.(ç.n.)
2-Yidiş bir İndo-Avrupa dilidir.Şu anda yaklaşık dört milyon Yahudi bu dili kullanmaktadır.Soykırım'dan önce ise yaklaşık on milyon Yahudi tarafından konuşulmaktaydı.(ç.n.)
3-Bar Mitzvah,Yahudi erkeklerin olgunluğa eriş törenleridir.Kızlar için Bat Mitzvah terimi kullanılır.Kızlar oniki,erkekler onüç yaşlarına bastıklarında bu törenle cemaatlerinin tam bir üyesi haline gelirler.(ç.n.)
4-Rochelle Furstenberg,"Reflections of a Zionist Don",The Jerusalem Report (October 1990),s.51.
5-Albert Einstein,"Our Debt to Zionism",Ideas and Opinions (Modern Library,N.Y.,1964)s.6.Ben-Gurion'un Einstein'a İsrail Cumhurbaşkanlığı teklifine bakışı dikkate değerdir.Bir arkadaşına göre şöyle demiştir,"Evet derse bir de bana sorun.Bunu ona önerdim çünkü önermemek önemliydi.Ancak eğer kabul ederse,beladayız demektir."(Fred Jerome,The Einstein File,N.Y.:St. Martin's Press,s.111.)
6-İkiyüzlü küstahlık.Birisinin anne-babasını öldürüp sonra "ben öksüz-yetimim" diye bağış dilemesi gibi bir tavır.(ç.n.)
7-Albert Einstein,Ideas and Opinions,s.212.Einstein'ın bugünkü Filistin'in durumuna nasıl tepki vereceği bazıları tarafından öngörülmüştür:"Bizim (İsrail) politikamızın en önemli yönü,Arap vatandaşlarla tamamen eşitliği sağlayacak kurumlar yerleştirmek arzusu olmalıdır...Arap azınlığa karşı takınacağımız tutum bizim toplum olarak ahlak standartlarımız için gerçek bir test olacaktır."(1952),a.g.e.,s.111;ve,Weizmann'a (1923) bir mektupta şöyle yazmıştır:"Eğer Araplarla dürüst bir işbirliği ve anlaşma için bir yol bulmada başarısız olursak,ikibin yıllık sınavdan hiçbir şey öğrenmemişiz ve bizi rahat bırakmayacak bir kaderi hak ediyoruz demektir."a.g.e.,s.110.
8-Soykırım,bundan sonra büyük "S" ile,Nazilerin Yahudilere karşı uyguladığı ve İngilizce'de Holocaust olarak adlandırılan felaketin Türkçesi olarak kullanılacaktır.(ç.n.)
9-"Bizi Yahudi olmayanların önünde kötü gösterme."(ç.n.)
10-Minyan,Yahudilikte ölmüşlerin ruhuna Tevrat okuyan en az on kişiden oluşan gruba verilen addır.Kavram genel olarak yerel bir Yahudi cemaati için de kullanılır.(ç.n.)
11-Jerry Falwell,Siyonistlerle işbirliği yapan,televizyon ayinleriyle ünlü bir Amerikalı köktendinci rahiptir.(ç.n.)
12-Donald Wagner,"Evangelicals and Israel:Theological Roots of a Political Alliance",The Christian Century (4 Kasım 1998),s.1023.
13-Davud'un öldürdüğü dev.Calut.(ç.n.)
14-Robert Fisk'ten alıntı,"A Warning to Those Who Dare Criticize Israel in the Land of Free Speech",The Independent (Londra:24 Nisan 2004),s.39.
15-Lenny Bruce ya da Leonard Alfred Schneider,1950-1960'larda açıksözlü şakalarıyla Amerika'yı sarsan ve şu anda stand-up denilen tarzı yaratan komedyenlerden biridir.Bob Dylan'ın ünlü "Lenny"si Lenny Bruce'un hayatı üzerinedir.(ç.n.)
16-William "Count" Basie Amerikalı Siyah bir jazz piyanistidir.(ç.n.)
17-Lenny Bruce'un aksine,yaptıklarıyla polisi pek üzmemiş,daha uysal bir Amerikalı şovmen.(ç.n.)
18-Yahudi olmayan kimse.(ç.n.)
19-Lenny Bruce,"Jewish and Goyim",Record Number 5 of Lenny Bruce:Let the Buyer Beware (Shout Factory,14 Eylül 2004),no.6.
20-İsrail'in varlığını reddettiği nükleer silah ve güç programlarını kamuoyuna açıklayan ve bu nedenle onsekiz yıl hapis yatan Fas Yahudisi,İsrailli barış gönüllüsü bilimadamı.(ç.n.)

*Prof.Bertell Ollman,Madalyonun İki Yüzü:Anti-Semitizm ve Siyonizm:Yahudilikten Azlim İçin Gereğinin Yapılmasına...;(çev.) Taylan Acar,Birikim,sayı:190,Şubat 2005,s.61-70.;Tikkun Magazine,Ocak-Şubat 2005,cilt 1,sayı:20.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder