17 Haziran 2014 Salı

Ermeni Katliamı'nın Ağırlığı/Zeki Sarıhan*

Çeşitli ülkelerin parlamentolarında Ermeni Soykırım kararlarının alınması,bu ülkelerin Türk veya Türkiye düşmanlığından veya Türkiye'yi bölüp parçalama niyetinden kaynaklanmıyor.1915-1916 yıllarında Ermenilerin göç ettirilmesi sırasında uğradıkları katliamdan kaynaklanıyor.Türkçe'ye bu olay "Ermeni tehcir ve taktili” olarak geçmiştir.Soykırım kavramı,Alman Nazilerinin Yahudilere uyguladığı geniş çaplı katliamdan sonra 1948'de siyaset ve hukuk diline girdi.Şimdi Batı kamuoyunda ve Ermenilerde 1915'te yaşananın da bir Soykırım olduğu kanısı yaygın.Türk devleti ve Türkiye'deki bazı çevreler ise buna yanıt yetiştirmeye çalışıyor.Bu konuda söylenenler,1915 olaylarının savaşın getirdiği bir zorunluluk olduğu,Osmanlı hükümetinin bu sürgünü yapmakta haklı olduğu,ölümlerin bir kasta bağlı olmadığı ve hastalık,kötü yolculuk koşulları gibi nedenlere dayandığı,kasıtlı olarak öldürülenler bulunsa da ölenlerin abartıldığı sayıda değil,çok az sayıda olduğu,aslında Ermenilerin öldürdüğü Türklerin çok daha fazla sayıda olduğu gibi bir yelpaze içindedir.Bu yazıda iddialardan herhangi birinin tarafını tutmadan,vicdanımın emrettiği gerçeklere bağlı kalarak Ermeni sorunu hakkında bildiklerimi ve yorumlarımı anlatacağım.Bu konudaki düşüncelerimi parça parça daha önceki bazı yazılarımda da dile getirmiştim.

Böyle bir konuda gerçekleri ne İslamcılar,ne milliyetçiler söyleyebilir.Gerçekleri ancak bütün halkları kardeş bilen ve onların birleşerek her türlü sömürü ve zulme karşı mücadele edilmesini savunan sosyalistler söyleyebilirler.Şurası bir gerçektir ki,Türkiye devrimcileri ve demokratları da 1915'te yaşanan gerçeklikle Türk milliyetçiliği arasında sıkışıp kalmaktadır.

Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı bütün dünyada büyük yıkımlara neden oldu.Devletler,milletler birbiriyle savaştılar.Milyonlarca insan öldü.Hepsi tarihin birer konusudur.Bu savaşlarda galipler,yenilenleri cezalandırdılar.Barış anlaşmalarıyla hesaplar görüldü.Düşmanlar yeniden birbirleriyle dost olabildi.

1915 Ermeni Tehcir ve Taktil olayı ise hâlâ baş ağrıtmaya devam ediyor?

Ermeni Tehciri ve Taktili konusunda taraflar arasında adeta bir münazara yaşanıyor.Münazarada asıl amaç doğruyu söylemek değil,etkili konuşarak mantık çelmesinde bulunmaktır.Okullarda münazara kazanan tarafı jüri üyeleri kutlarlar ama onlar yarışmayı kazandı diye gerçek ortadan kalkmaz.

Şimdi,olaya Ermeni veya Türk çıkarları açısından değil,İngiliz,Fransız hükümetleri veya İttihat ve Terakki yöneticilerinin gözüyle de değil,emekçi halkın çıkarları ve temiz bir vicdanın bize yüklediği sorumlulukla bakalım.Zira:
1-Gerçek devrimcidir.Gerçek dışı hiçbir iddia bizi doğru sonuca götüremez.
2-Halklar kardeştir.Onların birbirlerini öldürmelerinde,birbirlerine eziyet etmelerinde bir çıkarları yoktur.Halkları birbirine düşürenler,onların vuruşmalarından çıkarları olan hâkim sınıflardır.
3-Her sınıf,tarihi kendi çıkarları ve geleceği açısından yorumlar.Gelecekte nasıl bir düzene kavuşmak istiyorsa tarihte ona destek olan olguları kutsar.

Bu gerçekler ışığında şimdi Ermeni sorununu birkaç soru ve yanıtla ele alalım.Böylece çekinmeden kralın çıplak olduğunun da farkına varırız. 

Türk-Ermeni vuruşmasında asıl suçlu kimdir?

Asıl suçlu dünyayı aralarında yeniden paylaşmak isteyen emperyalist ülkelerin tekelleridir.Birinci Dünya Savaşı'nı onlar çıkarmıştır.Ermeni tehcir ve taktili olayı,Birinci Dünya Savaşı’nda milletlerin yaşadığı birçok acıdan yalnızca biridir.Bu savaş çıkarılmamış olsaydı,ne Ermenilerin Rus ordusunda görev almaları,ne de güvenlik gerekçesiyle onların tehciri ve öldürülmeleri sözkonusu olabilirdi.

Türkiye,Birinci Dünya Savaşı'na vatanı savunmak için mi girdi?

Hayır,Türkiye'yi bu savaşa bir emrivaki ile Almanlar soktu.İttihat ve Terakki yöneticileri Alman hayranıydılar ve İmparatorluğu Almanya'ya bağlamışlardı.Bu bağlılık Türkiye'nin NATO içinde yer almasına ve NATO nereyi gösterirse oraya müdahale etmesine benzer.Bundan beklediği çıkar NATO ve Amerika tarafından korunup kollanmasıdır.Cemal Paşa'ya savaş bittikten sonra sormuşlar:"Bu savaşa niçin girdiniz?" diye."Memurlarımızın maaşlarını ödeyebilmek için" yanıtını vermiş.Bu basit bir yanıt olmakla birlikte olayın özüne işaret etmektedir.Türkiye İhtilalci İşçi Köylü partisinden yargılanan devrimciler,1973'te Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yaptıkları Savunma'da şöyle diyorlardı:"Halkın ve milli burjuvazinin muhalefetini ezen Talat,Enver ve Cemal paşalar yönetimindeki feodal-komprador İttihat ve Terakki diktatörlüğü,Alman emperyalistleriyle birlikte ülkemizi Birinci Dünya Savaşı'na soktu.Binlerce işçimiz savaş sırasında cephelere sürülen Alman işçilerinin yerini almak üzere Almanya'ya gönderildi.Emperyalistler ve işbirlikçileri kendi emelleri uğruna Galiçya'dan Arabistan çöllerine kadar çeşitli cephelerde yüzbinlerce Anadolu köylüsünü kırdırdı.Alman emperyalistlerinin Bakü petrollerini ele geçirmesine hizmet eden Enver Paşa'nın 'Turancı' siyaseti uğruna yalnız Sarıkamış seferinde 90 bin asker soğuktan donarak öldü."(Savunma,4. baskı,1992,s.156.)

Şefik Hüsnü,1 Haziran 1922 tarihli Aydınlık dergisinde şöyle diyor:"Savaş ilanından sonra ancak diktatörcesine bir yönetimle halkın olupbittiye boyun eğmesini sağlayabildiler.Bu istibdat altında imtiyazlı bir burjuva sınıfı,normal şartlar altında hayalinden bile geçiremeyeceği servetler,sermayeler yığmayı başardı."(aynı yerde)

Halk bu savaşı nasıl karşıladı?

Savaşa girildikten sonra Türk askeri ve halkı,Başkomutanlığın gösterdiği cephelerde savaştı.Kimisi vatan savunması amacıyla,kimisi başka seçeneği olmadığı için savaş alanlarına gitti.Ancak Çanakkale gibi bazı cepheler dışımda askerin bu savaşta şevkle çarpıştığını söylemek zordur.Çanakkale,o tarihte öz Türk vatanı olduğu için canla başla savunulmuştur.Kanal,Irak,Kafkasya,İran,Galiçya cepheleri ise anavatan topraklarının dışındaydı.Asker burada anavatanı korumak için değil,bu savaşı Almanların kazanması için savaşa sürüldüğünün farkındaydı.Bu nedenle askerde direnme gücü zayıftı.İngiliz,Fransız ve Rus ordularına kitleler halinde teslim olma olayı yaşandı.Pek çok asker askere gitmemek için direndi veya birliklerinden kaçtı.Birinci Dünya Savaşı'nın kaybedilmesinde asıl etkenin para,silah ve malzeme yokluğu değil,ordunun yetkisiz eller verilmesi,askerlere ve halka karşı takınılan kötü davranış olduğunu yazanlar vardır ki pek haksız da sayılmazlar.Bu dönemden kalan şarkılar "Of gençliğim eyvah!" havasını yansıtmaktadır.

Siyasetçiler,tarihçiler,komutanlar bu savaş hakkında ne düşündüler?

Birinci Dünya Savaşı'na girmenin isabetli bir davranış olup olmadığı konusunda gerek savaş içinde,gerekse savaştan sonra birçok fikir ileri sürüldü.Ortalama düşünce savaşa girmenin yanlış olduğu,bu savaş sırasında tarafsızlık ilan edilseydi daha iyi olacağı yönündedir.Mustafa Kemal Paşa da,savaşa hazırlıksız ve erken girildiği kanısındadır.1917'de hükümete gönderdiği bir yazıda savaştan çıkılarak Müttefiklerle "münferit" bir barış anlaşması yapılmasını savunmuştur.Savaştan umudunu kesen diğer bazı komutanlar ve siyasetçiler ise bunu Enver Paşa'ya söylemeye korkmuşlardır. 

Bir ülkeyi savaşa kim sokar?Barış yapmak kimin görevidir?

Osmanlı Devleti'nin daha önceki dönemlerinde padişahın emri ve iradesiyle savaş ilan edildiğini biliyoruz.Fakat onlar bile bunu o zamanın bakanlar kurulu olan divan üyelerine danışırlardı.Onlarla müşavere yaparlardı.Bilindiği gibi Türkiye gerilemesinin başlıca nedeni gördüğü mutlakiyetten 1876'da kurtulmayı denemiş,İkinci Abdülhamid Anayasa'yı askıya alarak yeniden bir mutlakıyet dönemi başlatmıştı.1908 İkinci Meşrutiyeti ise milletin kaderinde padişahın oynadığı rolü iyice kısıtlayarak bunun yerine milletin hâkimiyetini geçirdi.Milletin hâkimiyeti demek,aynen 1919'da Amasya kararlarında da belirtildiği gibi milletin seçtiği vekillerin kararı demekti.Oysa İkinci Meşrutiyet'ten bir süre sonra devlete bütünüyle egemen olan İttihat ve Terakki Partisi,özgürlükleri rafa kaldırdı.Bu dönemde egemenlik bir yönetici hizbin eline geçti ve egemenliği onlar temsil eder oldular.1914'te savaşa girilirken ne millete,ne onların vekilleri olan Meclis'e,ne de hükümete danıştılar padişah da onların yaptıkları kararnameyi imzalamaktan başka bir şey yapamıyordu.Dolayısıyla Birinci Dünya Savaşı,Türkiye açısından bir diktatörlüğün,özgürlük yokluğunun sonucudur ve getirdiği felaketin sebebi de budur.

Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele dönemi bir bütün olarak Kurtuluş Savaşı'mız değil midir?

Hayır,Fahrettin Altay,1912'de başlayıp 1922'de biten savaşlar dönemine "On Yıl Savaşı" diyor.Osmanlı Devleti,bu dönemde üç savaş yaşadı:Balkan Savaşı,Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı.Bunlar art arda gelmekle birlikte mahiyetleri farklı savaşlardır.Savaşan kuvvetler farklıdır.Örneğin Balkan Savaşı Bulgarlarla yapıldığı halde Birinci Dünya Savaşı İngiliz,Fransız,İtalyan ve Ruslarla yapılmıştır.Kurtuluş Savaşı'mızda ise Ruslar Türkiye'nin dostudur.İngilizler,Fransızlar,İtalyanlar Türkiye'yi aralarında pay etmişler ve Yunanistan'ı da işin içine katmışlarsa da savaşın sonu gelmeden Fransızlarla İtalyanlar sahneden çekilmişler,Türkiye İngilizlerin himayesindeki Yunanlarla ve Doğu'da Ermenilerle savaşmıştır.Birinci Dünya Savaşı,İttifak devletlerini sürükleyen Almanların,ardından Avusturya ve Macaristan'ın yenilmesiyle bitmiş bulunuyordu.Türkiye açısından da savaş 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'yla bitmiştir.Türkiye herhangi bir devletin teşviki ve müttefiki olmadan tamamen savunma savaşı yapmıştır.Savaşın amaçları farkladır.Onu yürüten artık Osmanlı Devleti değil,Ankara'da kurulan yeni bir hükümettir.Kurtuluş Savaşı,gönüllülerin direnmesiyle başlamış ve ardından yeni bir ordu kurularak yürütülmüştür.Birinci Dünya Savaşı'na karar veren kadrolar siyasi ve askeri hayattan silinmiştir.Birinci Dünya Savaşı'nı Kurtuluş Savaşı'nın içine katmak aslında İttihat ve Terakki yönetimini aklamak için yapılmaktadır.Böyle bir anlayışın bizi tarihte götüreceği yer iyi bir yer değildir.

Ermeniler niçin ayaklandı?

Osmanlı Devleti'nin savaşa girmesiyle bütün kötülüklerin anası olan savaş hükmünü yürütmeye başladı.İki taraf savaşı kazanmak için harekete geçirebilecekleri bütün kuvvetleri seferber ettiler.Savaş ilan edildikten sonra Ermeni çeteleri,Osmanlı Devleti'nin sonunun geldiğini tahmin ederek,bu savaştan kazançlı çıkmak,Osmanlı topraklarında az çok nüfus yoğunluklarının bulunduğu yerlerde bağımsız bir Ermenistan kurmak için Rus ordusuyla işbirliği yaptılar ve özellikle doğu bölgesinde Türk köylerinde çeteciliğe başladılar.Enver Paşa'nın başında olduğu Teşkilat-ı Mahsusa da Kafkas ülkelerine eğitilmiş bir kısım birlikler göndererek buralarda yaşayan Türk ve Müslüman halkı Rus devletine karşı ayaklandırma görevi verdi.Bu birliklerin başarılı olup olmadığı veya olduysa ne derece başarılı olduğu,arşivler açılmadığı için bilmiyoruz.Fakat Ermeni ayaklanması gibi bir sonuç doğurmadığı anlaşılıyor.Bunun nedeni,Kafkaslar'da yaşayan Müslümanların Türkiye halkına göre nispeten daha rahat bir hayat yaşamaları olabilir.Rusya o tarihlerde şehircilik,ulaşım,tıp,eğitim,sağlık gibi konularda Osmanlılar'dan fersah fersah ilerideydi. 

Ermeni çeteleri ayaklanmakta haklı mıydı?

Bir ülkedeki azınlıkların,dış saldırılara karşı kendi vatanlarını savunmak yerine baka ülkelerin yandaşı haline gelmesi,savunmayı içeriden çökertmek için silahlanması büyük bir hatadır ve risklidir.Bu bir kumardır.1914'e kadar Rumeli'deki bazı milletlerin Osmanlı'ya isyanı sırasında Osmanlı ordusunda asker olarak çarpışan,devlete bağlılıkları nedeniyle "Sadık Millet" olarak bilinen Ermeniler,1914 sonbaharında bile ortak vatanları olan Türkiye'yi,dış saldırılara karşı Türk ve Kürtlerle birlikte savunma kararındaydılar.Ancak bu ittifak savaşın ilerleyen aylarında bozulmuş,Ermeni milliyetçi örgütleri Ruslarla birlikte Osmanlı Devleti'ne karşı savaşma kararı almıştır.Bu büyük bir risk almadır ve riskin bedelini yalnız çeteciler değil,bütün Ermeni nüfus ödemiştir.Tarihte birçok örneği görülen böyle bir bedeli İkinci Dünya Savaşı'nda Kırım Türkleri,Almanlarla işbirliği yaparak ödemişlerdir. 

Ermeniler ayaklanmadan uzak tutulabilir miydi?

Ermenileri ayaklandırmadan uzak tutabilmek için onların Osmanlı Devleti'nden isteklerini tatmin etmek bir çare olabilirdi.Zaten uluslararası platformlarda ve Ermeni cemaati ile görüşmelerde bu konuda sözler de verilmişti.Ermenilerin yoğun olduğu Altı İl'de yapılacak idari reformlar yapılmadı.Esasında Osmanlı Devleti'nin dağılmasının esas nedeni,İmparatorluğun demokratikleşememesidir.Abdülhamid İslamcı idi.Devletin dini İslam'dı.Bu nedenle Osmanlıcılık akımı yetersiz kaldı ve milliyetçilik akımlarının etkisindeki azınlıklar devletten ayrılarak kendi bağımsız devletlerini kurdular.Türkçülük akımının ağır bastığı İttihat ve Terakki'nin de Türk olmayan unsurları elde tutması zorlaşmıştı.Savaş çıktığında olaylar geri dönülemez bir durum yaratmıştı.Bu yalnız Ermeniler değil,Araplar,Rumlar için de sözkonusudur.Osmanlı Devleti'nin federe,demokratik bir devlet olma şansı kaçırılmıştır.İttihat ve Terakki yöneticileri,yaratmak istedikleri yeni devlette Türk ve Müslüman olmayanlardan vazgeçmiş,çare olarak da onların ülkedeki nüfusunu yok etmek,dağıtmak veya azaltmak yolunu seçmiştir. 

Ermeni sürgün kararı bir hata mıydı?

Bir kez savaşa girdikten ve onu kazanma zorunluluğu kendini gösterdikten sonra,herhalde Alman kurmaylarının önerisi ve Enver Paşa'nın isteğiyle Kafkas cephesinde savaşan ordunun gerisini güven altına almak amacıyla,bu bölgedeki Ermeni nüfusu,ülkenin başka bir bölgesine nakletmek riskli olmakla birlikte garipsenecek bir karar değildir. 

Tehcir kararı nasıl uygulandı?

Tehcir,Kafkas cephesinin arkasındaki bölgede yaşayan Ermenilerin göç ettirilmesiyle sınırlı kalmadı.İstanbul,İzmit,Ankara,Kastamonu,Adana gibi cepheyle ilgisi olmayan bölgeleri de kapsadı.İlgili kanun ve yönergelerde bu tehcirin usulüyle yapılması,tehcire tabi tutulanların mallarının usulüyle satılıp değerlerinin kendilerine ödenmesi,yol boyunca yedirilmeleri ve barındırılmaları gibi hükümler varsa da çoğu yerde bunlar uygulanmadı.Çeşitli illere dağılmış Teşkilat-ı Mahsusa elemanları mülki amirleri baskı altına aldı.Tehcire karşı çıkan bazı yöneticiler görevlerinden alınarak tehcir yapacak idareciler göreve getirildi.

Kimler tehcire tabi tutuldu?

Tehcire tabi tutulanlar arasında çete mensupları yoktur.Bunlar yakalanmış,hapsedilmiş,asılmıştır veya sınırdışına çıkmışlardır.Tehcire tabi tutulanlar geride kalan yaşlı,kadın,çocuk,hasta Ermenilerdir.

Tehcirde gerekli güvenlik önlemleri alınmış mıdır?

Mülki amirlerin,jandarmaların tutumlarında farklılık olmakla birlikte tehcir sırasında gerekli güvenlik önlemleri alınmadığı gibi,göçe tabu tutulan Ermeni nüfusu iliğine kadar soyan,ellerinde avuçlarında ne varsa el koyan,onları kasten aç ve susuz bırakan,uçurumlardan atarak öldüren,kurşuna dizen,daha kötüsü kadınların ırzına geçen,genç kızlarını odalık olarak evlerine alan birçok insan bu tehcirde rol almış,tehcir acı bir katliama dönüşmüştür.Tehcir sırasında öldürülen Ermenilerin sayısı konusunda bir anlaşma yoktur.Bunu tespit emek de kolay görünmüyor.Fakat Talat Paşa'nın tuttuğu defterlere de dayanarak bunun yüzbinlerce olduğunu söylemek hatalı değildir.Böyle bir büyük katliamın,trajedinin başta o millet olmak üzere halklar tarafından unutulması ve üstünün örtülmesi mümkün değildir.Olayın bütün ağırlığı da bundan kaynaklanmaktadır.

İttihat ve Terakki yönetimi bu facialar karşısında nasıl bir tutum almıştır?

Savaş sırasında uygulanan sansürden ötürü Türk basını bu facialar hakkında tek bir satır yazamamıştır.Fakat olaya tanıklık edenler,el altından gönderilen raporlardan haberdar olanlar hükümete birçok başvurular yaparak durumu öğrenmek istemişler ve katliamın önlenmesini talep etmişlerdir.O dönemde İttihat ve Terakki'nin üç yöneticisi de kendi başlarına birer hükümet gibidir ve kimse kimsenin işine karışamamaktadır.Talat Paşa olayı Enver Paşa'nın üstüne yıkmakta,Cemal Paşa ise Suriye'de ayrı bir devlet gibi davranmaktadır.(Birçok Ermeni'yi korumuştur.) Diğer yöneticiler ise bu üç kişiden birinin adamıdır.Tehcir İçişleri Bakanlığı tarafından yürütüldüğü için sorulara cevap verme görevi Talat Paşa'nın olmuş,o da olayları önlemeye çalıştığı,gerekli emirleri verdiği gibi açıklamalarda bulunmuştur.Olayın verdiği ağırlık karşısında ya da gerçekten öyle olmasını istemediği için suçluları cezalandırmak için taşraya müfettişler de göndermiş,bazı insanlar idari veya adli cezalara da çarptırılmıştır.Ancak bunların çoğu ne yazık ki,insan öldürmekten değil,Ermeni mallarını yağma ettikleri için cezalandırılmışlardır. 

Diyarbakır Valisi neden intihar etmiştir?

50 bin Ermeni'nin katledilmesinden suçlanacak olan Diyarbakır Valisi Dr. Reşid'in durumu bu tip cezalandırılmalara örnektir.Reşid Bey,Diyarbakır Valiliği'nden alınarak Ankara Valiliği'ne getirilmiştir.Ancak bu sırada İstanbul'da satılan pahalı bir eve telgrafla talip olduğu zaman,Diyarbakır Valiliği'ne getirildiğinde beş parasız olan Reşid Bey'in bu parayı Ermeni Tehciri sırasında elde ettiğinden kuşkulanılmıştır.Mütarekede tutuklanmış olan Reşid Bey,hapishaneden kaçırılmış,yeniden yakalanacağı zaman kendi tabancasıyla intihar etmiştir. 

Osmanlı Parlamentosu duruma seyirci mi kalmıştır?

Parlamentonun eli kolu bağlıdır.Ancak savaş yenilgiyle sonuçlanacağı anlaşılınca ve Talat Paşa hükümeti istifa edince,parlamento harekete geçmiş,Ateşkes imzalanmadan iki gün önce 28 Ekim 1918'de verilen bir önergeyi kabul ederek 1914-1918 yılları (Savaşın başından sonuna kadar) kurulan hükümetlerde görev alan bakanların Yüce Divan'a verilmesini kabul etmiştir.Ancak önergenin kabul edildiği 4 Kasım 1918'de İttihatçıların bu işlerden sorumlu elemanları yurtdışına kaçmış bulunuyordu.Gene de geride kalan ve kendini savaştan sorumlu saymayan bir hayli bakan vardır.Bunların ifadeleri meclisin Beşinci Şubesi'nde bir mebus grubu tarafından alınmaya başlamıştır.

Hükümet üyeleri ne yanıt vermişlerdir? 

Savaşa girildiği tarihte başbakan olan Said Halim Paşa ve savaş yıllarında görev alan iki şeyhülislam da içinde olmak üzere bütün bakanlar,verdikleri ifadelerde savaştan kendilerinin sorumlu olmadığını,savaşa bir emrivaki ile girildiğini,sorumluluğun Enver,Talat,Cemal Paşa'dan oluşan üçlüde olduğunu,çabalarına rağmen devletin savaşa sokulmasını önleyemediklerini anlatmışlar,hükümette daha sonra görev alanlar ise bu sorumluluğun kendileriyle ilgili olmadığını anlatmışlardır. 

Sorgulamada Ermeni Tehciri ve Taktili de sorulmuş mudur?

Evet,savaş kabineleri üyelerine yöneltilen on suçlamadan ilki devleti sebepsiz olarak savaşa sokmaktır.Beşincisi ise Ermeni sorunuyla ilgilidir.Bugün kullandığımız sözcüklerle suçlama şöyledir:"Hukuk kanunlarına ve insanlığa özellikle anayasanın ruhuna ve açık hükümlerine tamamen aykırı geçici yasalar,emir ve nizamnameler çıkararak memleket neden bir facialar sahnesine döndürülmüştür." Sorgulamalar sırasında bunun Ermeni Tehciri ve Taktili ile ilgili olduğu anlatılmış,söylenenler not edilmiş,üstelik o tarihlerde bir büyük kitap halinde de yayımlanmıştır.Cevaplar içinde,savaş içinde suçluların cezalandırılmasının zor olduğu,bu cezalandırma işinin savaş sonuna bırakıldığı da vardır.Bakanlardan Ermenilerin tehcir edilmesini bir zorunluluk olarak görenler varsa da tehcir sırasında yaşanan faciaları reddeden,bunların üstünü örtmek isteyen yoktur.

Bu facialar konusunda daha sonra ne yapılmıştır?

Savaş sonunda uygun bir ortam olsaydı İttihat ve Terakki hükümetinin yapacağı yargılama işi,o iktidardan düştüğü için yeni hükümetlere düşmüştür.İttihat ve Terakki'nin artçı hükümetleri olarak anılan İzzed Paşa,Tevfik Paşa hükümetleri zamanında,Ermeni Tehciri soruşturmasını yapmak üzere ülkenin çeşitli yerlerinde divan-ı harpler kurulmuş,yargılamalar başlamış,açık duruşmalarda iddianameler okunmuş,savunmalar yapılmış,tanıklar dinlenmiş ve bazı idam ve hapis cezaları verilmiştir.Yargılama tutanakları o günün basınında genişçe yer almış hatta o dönemin resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi'nin eki olarak da yayımlanmıştır.Şüphesiz tehcir ve taktil suçluları hakkında bu kararlı tutumun ardında,adaletin yerine gelmesi beklentisi kadar,savaş suçlularını cezalandırarak Müttefiklerden iyi bir barış elde etme düşüncesi de vardır.Mütareke basınında bu yargılamalar konusunda başlıca itiraz "Türklere saldıran Ermeniler de yargılansın" isteğidir. 

Tehcir ve taktilin hesabı verilmemiş midir?

Bir taraftan Osmanlı mahkemeleri tehcir suçlarını cezalandırırken,Ermeni intikamcılar da harekete geçmişler.1914'te başbakan olan Said Halim Paşa,İçişleri Bakanı Talat Paşa,Bahriye Bakanı Cemal Paşa,diğer bazı Teşkilat-ı Mahsusa üyelerini yurtdışında suikastlarla öldürmüşlerdir.Enver Paşa'nın da peşindeydiler.Fakat Enver Paşa,1922'de Orta Asya'da Kızıl Ordu ile savaşırken ölmüştür.Böylece Ermeni Tehciri ve Taktili'nden sorumlu olanlardan gerek daha savaş sırasında cezalandırılan bazı çete mensupları ve suistimal yapanlar,gerekse mütarekede yargılanarak ceza alanlar veya Ermeni intikamcılar tarafından cinayetle öldürülenler sonucunda bu hesabın kapandığı düşünülmüştür.

Ermeni sorununun Kurtuluş Savaşı'ndaki yeri nedir?

Ermeni ve Rum istekleri Kurtuluş Savaşı'nın başlamasında ateşleyici bir rol oynamıştır.Ege Bölgesi'nin Yunanlara verileceği haberlerinin İzmir'de bir Türk kongresine ve daha sonra Yunan işgaline karşı bir gönüllü savaşına sebep olduğunu biliyoruz.Kurtuluş Savaşı'nın Doğu'daki ateşleyicisi ise buraların Ermenilere verileceği ihtimalidir.Toplanma nedeni Doğu Anadolu'nun Ermenilere verilmesi ihtimalini önlemek olan Erzurum Kongresi'nin kararlarından biri "Her türlü Rumluk ve Ermenilik" anlamına gelecek uygulamalara izin verilmeyeceğidir.Güneyde ve Güneydoğu'da silahlı direnişin başlaması ise Fransız birlikleriyle bölgeye gelen Ermeni gönüllülerdir.Ermenilerin bir intikam hareketine girişeceği,mallarını geri isteyeceği kaygısı buradaki Müslüman Türkleri ve Kürtleri Fransızlara karşı mücadeleye sevketmiştir.

Talat Paşa'yı öldüren genç neden ve nasıl beraat etmiştir?

Talat Paşa,Mütareke'den sonra Almanya'ya kaçmıştı.Ermeni bir genç onu caddede yürürken ensesine sıktığı iki kurşunla öldürmüş,yani tasarlayarak cinayet işlemiştir.Alman güvenlik kuvvetleri bu genci yakalamakta gecikmemiş,yapılan açık yargılama sonucunda jüri bu gencin beraat etmesi gerektiğini bildirmiş,mahkeme de buna uymuştur.Taammüden adam öldüren bir kişinin,bu işi tahrikle de yapsa beraat etmesi görülmüş bir şey değildir.Ermeni katilin beraat etmesinin nedeni,tehcir sırasında ailesinin Erzurum'da gözü önünde katledilmiş olmasıdır.Bu beraat olayını Almanların Ermeniler gibi Hristiyan olmalarına,onu kayırmış olmalarına bağlamak doğru değildir.Düşünülmesi gerekir ki Almanlar Birinci Dünya Savaşı'nda Türklerin müttefikidirler.Şöyle demek daha doğru olacaktır:Almanlar Ermenilerin tehcirini tavsiye etmiş olmakla birlikte,bunu uygulamak zorunda kalan Talat Paşa'yı feda etmişlerdir.Beraatı sağlayan tehcir ve taktil olayının ağırlığıdır.

Talat Paşa katledildiği zaman Türk kamuoyunun tutumu ne olmuştur?

Mütareke'de İstanbul'da olsaydı herhalde yargılanacak ve cezaya çarptırılacak olan Talat Paşa'nın Berlin'de bir Ermeni tarafından katledilmiş olması Türk basınında üzüntü ve acıma duygularıyla karşılanmıştır.Çünkü Talat Paşa,İkinci Meşrutiyet'in ilanında rol oynamış İttihat ve Terakki'nin önde gelen bir lideridir.Diğer İttihatçıların yurtdışında ölümü de aynı duyguları uyandırmıştır.

Tehcir sırasında Türk ve Müslüman halkın tutumu ne oldu?

O dönemde Türkler ve Ermeniler arasında düşmanlığın had safhaya çıktığını kabul etmek gerekir.Bu nedenle birtakım çeteler tarafından Ermenilere karşı özellikle çapulcuların örgütlendiğini görüyoruz.Kürt ve Arap nüfus,hayat tarzlarından ötürü yağmaya alışıktır.Bu koşullarda asker ve sivil halkın Ermenileri için ciddi bir koruma oluşturamadığı anlaşılmaktadır.Zaten Ermenileri koruyan ve saklayanların ağır cezalara çarptırılacağı yolunda emirler de vardı.Bu sıkı şartlara rağmen tehcir sırasında Ermenileri saklayan,barındıran,özellikle çocuklarını ve kadınlarını koruyan,yollarda onlara ekmek ve su vermek isteyen asker ve siviller olmuştur.Bunlar içinde tehcire karşı çıkan veya tehcir sırasında insani davranışların bırakılmamasını isteyen idare adamları da vardır. 

Ermeni olayları hakkında Mustafa Kemal Paşa'nın,Ankara'nın tutumu ne olmuştur?

Mütareke'nin ardından Kâzım Karabekir,Ali Fuad Cebesoy,Mustafa Kemal Paşa gibi komutanların Anadolu'ya atanmalarının iki nedeni vardır:Birincisi İttihat ve Terakki yönetimiyle aralarının iyi olmayışı,ikincisi de Ermeni Tehcir ve Taktili'ne bulaşmamış olmaları.Türkler,Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal,Kâzım Karabekir gibi kumandanlara sahip olmasını onların Ermeni olayına karışmamış olmasına borçludur.Mustafa Kemal Paşa,Enver,Talat ve Cemal Paşa gibi yıpranmış ve kendisine de rakip olabilecek kişilerin Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye'ye girmesine karşı olmuştur.Kâzım Karabekir,Doğu'da Ermeniler üzerine bir harekât düzenlenmesini önerdiğinde önce "Bunun yeni bir Ermeni Katliamı" gibi anlaşılacağı gerekçesiyle karşı çıkmıştır.Fakat Kuvay-ı Milliye,Karabekir'in 1920 sonbaharında düzenlediği askeri harekâtta,Urfa,Maraş,Antep ve Çukurova'daki çarpışmalar nedeniyle Ermenilerle karşı karşıya gelmiştir.Ancak Kurtuluş Savaşı sırasında bu bölgedeki Ermenileri Fransızlardan ayırmak ve kazanmak için oldukça çaba gösterilmiş,bir katliama veya tehcire de girişilmemiştir.Fransızlar Çukurova'yı boşaltırken Meclis,bu bölgedeki Ermeniler için genel af ilan etmiş ve bunların Türkiye'de kalmalarını istemişse de Ermeniler,bu vaatlere güvenmedikleri ve kendilerini güvende hissetmedikleri için Fransızlarla birlikte Türkiye'yi terketmişlerdir.Dolayısıyla Birinci Dünya Savaşı ile Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanan Ermeni sorununun içeriği farklıdır.Ermeni Soykırımı'nı "Soykırım" kavramı üzerindeki tartışma bir yana 1923'e kadar uzatmak yanlıştır. 

Ermeni çetelerinin öldürdükleri Türklerin sayısı ne kadardır?

Türkler tarafından öldürülen Ermenilerin sayısını saptamak kadar,Ermeniler tarafından öldürülen Türklerin sayısını bilmek de kolay değildir.Ermenilerden oluşan birliklerin Van'da ve Türkiye sınırlarının ötesinde bulunan İran Azerbaycan'ında bir hayli Türk ve Kürt öldürdüğü savaş anılarında da görülüyor.Şüphesiz buradaki katliam da karşılıklıdır.Fakat Müslüman bir nüfus kitlesi içinde bulunan Anadolu'daki Ermeni çetelerinin iddia edildiği kadar Türk ve Müslüman öldürmesi mantıklı görünmüyor.1918 sonlarında göç ettirilmiş Ermeni ve Rumların Türkiye'ye dönmesine izin verilmiş ve bunları yerleştirmek için bir Göçmenler Müdürlüğü (Muhacirin Müdürlüğü) kurulmuştu.Bu dairenin Türk müdürü,göçmenlerin yerleştirilmesi ile ilgili bir demecinde Ermenilerin de 50 bin Türk'ü öldürdüğünü söylemiştir.Bu rakamı gerçek kabul etsek bile onu ölen ve öldürülen Ermenilerin sayısına eş tutmak,hatta daha fazla tutmak mümkün değildir.Bu iddia ile ölen Ermenilerin sayısı konusunda bir milyon rakamını veren Ermeni iddialarını gerçek sayarsak her bir Türk'e karşılık yirmi Ermeni düşmektedir.Bu bir mukatele (karşılıklı öldürme) ise,sayılar arasında büyük bir oransızlık olduğu açıktır. 

Ermeni Katliamı bir soykırım mıdır?

Ermenilere tehcir sırasında bir katliam uygulandığı apaçık bir gerçektir."Onlar da isyan etmişti" veya "öldürülenler soğuk ve açlıktan ölmüştür",“zaten Türklerden de çok insan ölmüştü" gibi gerekçelerle bu büyük gerçeğin üstü örtülemez.Fakat onun bir soykırım olup olmadığı tartışmalıdır.Her şeyden önce Soykırım Sözleşmesi 1948'de kabul edilmiştir ve bu tarihten önceki olaylara uygulanması mantıklı görünmüyor.Dünya tarihinde şimdiye kadar büyük katliamlar yapılmıştır.Kararlar 1948 öncesinin katliamlarını kapsasa bile bunları soykırım olarak kabul etmek için uluslararası adil bir mahkemenin kararına ihtiyaç vardır.Tehcir karanının ve uygulanmasının Türkiye'deki bütün Ermeni soyunu ortadan kaldırmak olmadığı da anlaşılıyor.Bütün kötü olaylara rağmen Türkiye'de kalan Ermenilerin sayısı da azımsanamaz. 

Ermeni Soykırımı "uluslararası emperyalist bir yalan" mıdır?

Böyle söylemek,sanki Ermeni Katliamı'nı reddetmek anlamına da geldiği için eksiktir ve yanıltıcıdır,gerçeği tam olarak saptamaktan uzaktır.Yirmi ülkenin parlamentosunda "Ermeni Soykırımı yapıldı" kararının alınmasını,Türkiye'ye karşı bir düşmanlıktan,bu yolla onu bölüp parçalama niyetinden kaynaklandığını ileri sürmek doğru değildir.Bu kararlar,açık ki sorunun ağırlığından kaynaklanıyor.İnsanlık bu tür acıların bir daha yaşanmamasını istiyor.Avrupa Birliği Parlamentosu'ndan başka Ermeni Soykırımı kararını alan ülkelere baktığımızda bunların Türkiye ile sorunları olmayan bazı ülkeleri de kapsadığını görüyoruz.Listeye Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi gibi iki ülke dışında Türkiye ile bir sorunu olan ülke yoktur.Bu ülkeler Uruguay,Arjantin,Rusya,Kanada,Lübnan,İsveç,İtalya,İsviçre,Slovakya,Hollanda,Polonya,Almanya,Venezuela,Litvanya,Şili'dir.Bunların en eskisi 1965'te alınan Uruguay Parlamentosu'ndaki karardır.Parlamentolarda Ermeni Soykırımı kararının alınmasını ve ileriki yıllarda muhtemelen başka ülkelerde de alınacak olmasını bu ülkelerin Türkiye düşmanlığına bağlamak hem yanlış hem de sakıncalı olacaktır.Böyle bir anlayış "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" anlayışına dönüştür ki eğer bir milletin dünyada hiç dostu yoksa bunun üzerinde de derin derin düşünmek gerekir.

Ermeni belgeleri soykırım olmadığını kanıtlamıyor mu? 

Türkiye'de yayımlanan kaynaklardan "Taşnak Partisi'nin Yapacağı Bir Şey Yok" adlı metin,ilginçtir ki Ermenistan'ın ilk [başbakanına] aittir.Bu metin,partinin maceracı politikalarının bir eleştirisidir.Yazar,partinin başından büyük işlere kalkıştığını ve Ermeni halkının bu politikalarla mahvedildiğini anlatmaktadır.Bunu şöyle bir olayla kıyaslayabiliriz:İttihat ve Terakki'nin son kongresinde genel kurul,partinin feshedilmesi kararını almış ve yerine Teceddüt Fırkası adıyla yeni bir parti kurmuştur.Yani Katchaznouni'nin Taşnak Partisi için önerdiği şeyi İttihat ve Terakki 1918'de Mütareke'den hemen sonra yapmış,"İttihat ve Terakki'nin artık yapacağı bir şey yok" diyerek partiyi feshetmişti.Türkiye'de Talat,Enver,Cemal paşaların aleyhine çok yayın vardır.Ermenilerin bunu ele alıp "İşte bakın Türklerin kendileri Soykırım'ı kabul ediyor" demeleri mümkündür.Oysa yapılacak şey,Katchaznouni'nin kendi partisi için yaptığını İttihat ve Terakki için yapmaktır.Taşnak Partisi'nin Ermeniler için oynadığı felaket rolü İttihat ve Terakki,savaş sırasında uyguladığı politikalarla Türkiye halkı için üstlenmiştir.

Türkçe'ye çevrilen Sovyet kaynakları da soykırım olmadığını doğrulamıyor mu?

Sovyet kaynaklarından cımbızla çekilip alınan ve Ermeni çetelerinin Türklere yaptıkları zulümleri anlatan yazışmalar,olayın yalnız bir yönüne ışık tutar,bütününe değil.Herhangi bir arşivden belgeler seçerek bir davayı kanıtlamış görünmek her zaman mümkündür.Türk çetelerinin Çarlık ordusuna karşı Rusya topraklarında giriştiği ayaklanma denemeleri veya Türkiye'de Ermenilere yapılanlarla ilgili olarak arşivlerinin bomboş olması mümkün müdür?Hele Ermenistan nüfusu içinde askere alınanların ve Türkiye'den Ermeni gönüllülerinin Çarlık ordusunda çarpıştığı bir dönem için.Rusya arşivlerinde yalnız Ermenilerin Türklere zulüm yaptığına ilişkin belgeler varsa ve bunlar karar için yeterli ise önce Ruslar parlamentolarında aldıkları Soykırım kararını kaldırmalıdırlar.

Türk arşivleri açık değil mi?Gelsin herkes incelesin...

Ülkemizde saf görünerek buna inananlar veya yıllardır inandırmaya çalışanlar vardır.Hiçbir devlet,kendisi geçmiş bir olayın özrünü dilemedikçe ve o devrin sorumlularını suçlamadıkça konu ile ilgili arşivini açmaz.Hele Ermeni sorunu gibi bir konuda İttihat ve Terakki politikalarını savunan ve bunu Türklük adına yaptıklarını söyleyen hükümetler,tarihin bu döneminin gerçekleriyle yüzleşilmesini istemezler.Bu nedenle değil midir ki,İstanbul'da Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nin 1914 yılı sonrası kapalı tutulmuştur.Turgut Özal döneminde bu arşivlerin de açıldığı onun ağzından ilan edilmiş ise de ben başka bir nedenle bu arşivde araştırma yapmak istediğimde kapalı olduğu söylenerek adeta dövülecektim...

Ermeni ve birçok devletin parlamentolarının iddiaları konusunda tezimiz ne olmalıdır?Soykırım'ı kabul mü edelim?

Türkiye,bir kırım,katliam olmadığı konusunda yalnız bir kısım Türkleri inandırabilir.Bunlar da zaten "milli duygularla" inanmaya hazır bir kitledir.Dünyada Ermeni sorunu konusunda ikibinden çok kitap yayımlandığı,sayısız makaleler,belgeseller bulunduğu belirtiliyor.Bunların karşısında Türkiye hükümetinin tezlerini yansıtan birkaç on veya yüz kitabın bir etkisi çok sınırlı kalır.Kenan Evren yönetimi döneminde baskıları örtülü ödenekten bağlanarak Türkçe ve çeşitli dillerde yayımlanan ve Ermeni iddialarını çürütmeye çalışan kitapların dünyada ne gibi etkileri olmuştur,meraka değer.Kaynak Yayınları'nın devraldığı bu yayın girişimi sonucunda yayımlanan kitapların da bazı Avrupa dillerine çevrilerek bütün milletvekillerine ve kurumlara iletildiğini biliyoruz.Fakat bunların etkisi de meraka değer.Türkiye,eğer bu Katliam'ın bir soykırım olduğuna inanmıyorsa bunu ispat etmeye yönelmelidir.Oysa şimdiki çaba "hiçbir şey olmadığı" yönündedir. 

Avrupa başkentlerinde protestoda bulunmak etkili bir yol değil midir?

Türkiye parlamentosunun çıkardığı bir yasaya veya hükümetin aldığı bir karara karşı,Rusya'dan,Çin'den,İran'dan,Irak'tan veya Almanya'dan bir grup ellerinde kendi ülkelerinin bayraklarıyla gelse ve herhangi bir meydanda bu yasayı veya kararı çiğnediklerini ilan etseler Türkiye devleti ve halkı buna karşı nasıl bir tutum alır?Böyle bir şeye izin verilmesi haklı olarak sözkonusu bile olamaz.Çünkü bir ülkede başka ülkelerin yurttaşları kendi bayraklarıyla gösteri yapamaz.Başkalarının Türkiye'ye karşı yapamayacağı bir şeyi Avrupa ülkelerinde yapmaya kalkmak ancak özünde ne kadar haklı nedenlere dayandırılırsa dayandırılsın akıl alır bir şey değildir.Avrupa ülkelerinde yasalara karşı ancak o ülkelerin yurttaşları gösteri yapabilir.Kaldı ki gösteriler yaparak tarihi bir olay hakkındaki kanıları değiştirmek mümkün değildir.Çünkü soykırım kararları gösteriler sonucunda alınmış değildir. 

Soykırımı inkâr yasasını düşünce özgürlüğüne aykırı saymak gerekmez mi?

Bir burjuva demokrasisinde ifade özgürlüğünün sınırları çok geniştir.Buralarda her türlü düşünce söylenebilir.Bu nedenle Fransa Parlamentosu'nun Soykırım'ı inkâr etmeyi cezaya bağlayan bir yasa çıkarması garip gelebilir.Böyle olmakla birlikte Fransızları bu kararı almaya iten seçimlerde Ermeni oylarını almak kadar 1915 Ermeni Kırımı'nın ağırlığıdır.Yani Fransızlar bu konuda düşünce özgürlüğünden yana mı,Soykırım'ı inkârı yasaklama mı ikileminde kalmışlar ve ikincisi daha ağır basmıştır.Kaldı ki bu yasa yalnız Ermeni Soykırımı'nı değil,Yahudi Soykırımı'nı inkârı da kapsamaktadır.Avrupa halkları Hitler ırkçılığından çok çekmişlerdir ve bunu lanetlemeyi bir insanlık görevi gibi görmektedirler.Şimdi buna Ermeni Katliamı da eklenmiştir.İşin kötü yanı Soykırım yasasını reddetmek isteyen Türkler,Ermeni Kırımı Yahudi Kırımı'ndan ayrılmadığı için Yahudi Soykırımı'nı da kabul etmiyor bir duruma düşmektedir. 

Soykırım kararlarına karşı bütün Türklerin ortak mücadele etmesi gerekmez mi?

Ermeni Tehcir ve Katliamı'nın soykırım sayılıp sayılmaması bir yana,çeşitli parlamentoların bu yoldaki kararlarına karşı bütün Türklerin ortak mücadele etmesi mümkün ve mantıklı değildir.Çünkü ülkelerdeki sınıfların ve onlara bağlı siyasetlerin tarihteki bu olaylar karşısındaki algılamaları farklıdır.Kararlar kimleri suçluyorsa,karşı tavır alacak olanlar da onların varisleridir.Türkiye'nin İttihatçıların maceracı siyasetleri elinde acı çeken emekçi halkının böyle bir suçlamayı üzerine alınması gerekmez.İttihat ve Terakki politikalarını kim miras edinmişse muhataplar onlardır.Bunu bugün iktidarda bulunan sınıflar da üzerlerine almayabilirlerdi.Fakat onlar,hâkim sınıf olarak Osmanlı sultanları gibi,son Osmanlı yöneticilerini de manevi ataları kabul ediyorlar.Aynı hâkim sınıflar tarafından kitleler halinde katledilen,çeşitli acılara uğratılan sınıf ve kesimlerin miras edindikleri kültür ise Yunus Emre,Hacı Bektaş Veli,Pir Sultan Abdal,Alevi köylüleri,Osmanlı dönemindeki köylü isyancıları,Namık Kemal gibi hürriyet kahramanları,1908 Devrimi'dir.Cumhuriyet de Osmanlı yönetimine karşı başlangıçta reddi mirasla işe başlamıştı.  

Geçmişte devrimcilerin bu konudaki tutumları ne olmuştur?

En eski tutumu 1920 Eylül'ünde Bakü'de toplanan Doğu Halkları Kurultayı'nda görüyoruz.Bu kurultaya katılan Enver Paşa Türkiyeli devrimciler tarafından konuşturulmamıştır.Cumhuriyet devri sosyalistlerinin Ermeni ayaklanmasını da,Ermenilere karşı işlenen cinayetleri de alkışladığını duymadık.Aksine Nâzım Hikmet şiirlerinin birinde Ermeni çeteyi de Ermenileri kıranları da lanetlediğini söylemiştir.Şefik Hüsnü Değmer,çıkardığı Aydınlık dergisinin 1 Haziran 1922 tarihli 22. sayısında İttihat ve Terakki'nin,milleti sömürmek için yerli ve yabancı kapitalistlerin kucağına atılmakta gecikmediğini,Parti yöneticilerinin içinden çıktıkları orta halli üyeler kitlesinden koparak ayrıldıklarını,Abdülhamid zamanında beri mevcut kozmopolit unsurlardan oluşan şehirli sermayedar sınıfı temsil eder hale geldiğini yazmıştır.Geçmişte sosyalistlerin tutumlarını örnek alan Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi yöneticileri Sıkıyönetim Mahkemesi'nde 1973'te yaptıkları Savunma'da şöyle dediler:"Feodal komprador diktatörlük,milli azınlıklar üzerinde de baskı ve katliam politikası uyguladı.Doğu'da yüzbinlerce Ermeni'yi katletti.Geri kalanlarını da yurtlarından sürdü."(Savunma,4. baskı 1992,s.154.) Kral'ın çıplak halini gösteren ve bir çocuk saflığı ile emekçi halkın vicdanını konuşturan bu sözlerin üzerinden kırk yıl geçmeden şimdi bambaşka şeylerin söylenmesi,üzerinde durulmaya değer.Çıplak padişaha yeniden elbise giydirilme gözbağcılığına ulaşılmıştır. 

Kemalistlerin bu konudaki tutumu ne olmalıdır?

Kemalistlerin Ermeni Soykırımı veya Katliamı konusunda tedirginliğe kapılmalarının ve İttihat ve Terakki politikalarını savunmalarının ideolojik ve tarihsel temelini anlamak zordur.Onların en çok sahip çıktıkları Cumhuriyet,Osmanlı'nın reddi üzerine 1923'te ilan edilmiştir.O tarihten önceki devleti ve onun işlerini reddedip yalnızca İttihatçıların Ermeni politikalarına sahip çıkmanın bir anlamı yoktur.Kemalizm ilkeleri arasında bunu emreden bir ilke de bulunmuyor.Aksine Mustafa Kemal Paşa'nın bu olayda rol almamış olması,İttihatçıları reddetmesi,Ermeniler hakkındaki politikalarının reddi için de makul bir gerekçe yaratabilirdi. 

Yapılması gereken nedir?

Bu hay huy içinde pek az yazarın savunduğu gibi Türkiye devleti de,Türkiye halkı da Ermeni Soykırımı iddiaları karşısında kendisini muhatap kabul etmemelidir.Bu olaylar,yeni devletin kurulmasından önce,emperyalistlerin çıkardığı bir savaş içinde ve savaşı iyi idare edememiş maceracı politikacılar döneminde geçmiştir.Türkiye,Ermenilere yapılan zulümler karşısında "Siz de bize yapmıştınız" anlayışını bir yana bırakarak halklara bu acıları çektirenleri lanetlemeli,geç de olsa Ermenilerle ilişkilerde yeni bir barış ve dostluk dönemi açmalıdır.Bugünkü vatanımızı kararlılıkla savunmanın en etkili yolu içerideki halkların birliğini sağlamak,komşularla dost olmak,büyük devletlerin stratejik müttefiki olmaktan vazgeçmekle mümkündür...

*Zeki Sarıhan,Ermeni Katliamı'nın Ağırlığı,26 Aralık 2011.

http://htcelik.com/zeki_sarihan_ermeni_katliaminin.html

***

Zeki Sarıhan Kimdir?

1944'te Fatsa'nın Beyceli Köyü'nde doğdu.Ladik-Akpınar İlköğretmen Okulu'nu,Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nü,Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Kamu Yönetimi Lisans Üstü Uzmanlık Programı'nı bitirdi.Yerel ve meslekî yayın organlarında çalıştı.

1967-1970 döneminde gençlik,daha sonra öğretmen mücadelesinde ve örgütlenmesinde yer aldı.1971-1974'te üç yıl iki ay tutuklu kaldı.1983'te 1402'lik olduysa da üç yıl sonra öğretmenlik görevine dönebildi.Birçok soruşturma geçirdi,dört kez sürüldü.

1993'te Ankara 50. Yıl Lisesi Türkçe öğretmenliğinden emekli oldu.1980'de arkadaşlarıyla birlikte çıkarmaya başladığı Öğretmen Dünyası dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapmakta olan Sarıhan,2003 yılında kurulan Ulusal Eğitim Derneği'nin de kuruluşundan itibaren genel başkanıdır.

Eğitim ve yakın tarihimiz üzerine yazılar yazmaktadır.Kurtuluş Savaşı'nın açıklamalı kronolojisi olan dört ciltlik araştırması,Kurtuluş Savaşı Günlüğü adıyla yayımlanmış ve 1990'da Afet İnan Tarih Araştırmaları Ödülü'nü,Kurtuluş Savaşı Kadınları adlı kitabı ise  2006 yılı Yunus Nadi Toplum Bilimleri Ödülü'nü almıştır.

Yazarın Yakın Tarihimizle ilgili:Vatan Türküsü-İstiklal Marşı'nın Tarihi ve Anlamı,Mehmet Akif,Çerkes Ethem'in İhaneti,Kurtuluş Savaşı'nda İkili İktidar,Kurtuluş Savaşı'nda Türk-Afgan İlişkileri,Kurtuluş Savaşı Gençliği,Türkiye'de İlk Köy Yürüyüşü,1921 Maarif Kongresi.
Eğitim ile ilgili:Biz Hazırız,Unutulmayan Öğretmenler,Öğretmen(im) Sizi Çok Seviyor(uz),Emperyalizm Ulusal Eğitime Meydan Okuyor,İyi Öğretmen Olmak,Ulusal Eğitime Çağrı.
Anı olarak:Benim Hapishanelerim,Çocuk ve Vatan.
Ve Gezi konularında ise:Doğu'nun Seher Yıldızı Kore,adlı kitapları yayımlanmış eserlerinden bazılarıdır.

http://htcelik.com/zeki_sarihan_biyografi.html

***

"Ermeni:Genel Başkan [Doğu Perinçek],geçmişte 1915'te devleti savaşa sokan İttihat ve Terakki yönetimine karşı iken bugün onu mazur ve haklı görmekte,Talat Paşa'yı göklere çıkarmakta,onun adını taşıyan komiteler kurmaktadır.1915'te Tehcir'de yaşanan acıları yüreğinde duyar ve bu olayların Cumhuriyet'ten önce yaşanmış olduğu,bugünkü kuşakların ve Cumhuriyet'in bunda bir suçu olmadığını savunurken bugün 1980'den sonra Kenan Evren rejiminin savunduğu noktaya gelmiştir.'Ermeni Soykırımı uluslararası bir yalandır' sloganının içeriğini 'Ermenilere katliam uygulanmadığı' anlamında savunmaktadır.Bu konudaki tezlerinin yanında MHP sözcüleri bile yaya kalmaktadır..."*Zeki Sarıhan,İP'nden İstifa Dilekçesinden,9 Ocak 2012.

http://www.suvaridergi.org/content/view/1926/1/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder