27 Mayıs 2014 Salı

Soykırım'ın Yüzüncü Yılı Yaklaşırken/Güven Gürkan Öztan*

1915 Ermeni Soykırımı'nın yüzüncü yılına çok az vakti kaldı.Türkiye çok uzun süre topraklarında yaşanmış bu büyük felaket hakkında susmayı tercih etti.Sanki 1915 hiç yaşanmamış,devletin ve Ermenileri katleden sivillerin eline hiç kan bulaşmamıştı.Bu ülkenin Ermenilerinin mallarına-mülklerine el koyan olmamış,kiliseler yağma edilmemişti.Kulağının üstüne yatan sadece devlet de değildi elbet;Ermenileri katledenler,onların evlerine yerleşenler de sessizliği tercih ettiler.Bir yandan üzerine kondukları zenginliğin hesabının sorulmasından korkuyorlar diğer yandan da yaptıkları mezalimin afişe edilmesinden çekiniyorlardı.Katliam ve el koyma hikâyeleri ailelerde kuşaktan kuşağa bir şekilde intikal etti ama yakın zamana dek birkaç cesur isim dışında bu öyküleri dillendiren çıkmadı.Peki entelektüeller?Doğrusu Türkiye'deki entelijansiya da Ermeni Soykırımı ile yüzleşmekte epey geç kaldı.Ülkedeki milliyetçi-mukaddesatçı isimlerden böylesine bir yüzleşme doğal olarak beklenemezdi ancak Sosyalist aydınlar da epey bir süre Ermeni Soykırımı'nı gündeme taşımayı politik ajandalarına katmadı.Soykırım'ı ceberut devletin çok vakit önce işlediği suçlardan biri olarak değerlendirmekle yetindiler.

Devlet Politikası Olarak İnkâr

Ermeni Soykırımı hakkındaki sessizlik ilânihaye sürdürülemezdi.Nitekim zaman içinde,yaşanan büyük felaketin hesabını sormak isteyen aktörler Soykırım'ı uluslararası platformlarda gündeme getirmeye başladı.Avrupa Parlamentosu'nun 1987 tarihli kararı ve Uluslararası Geçiş Dönemi Adalet Merkezi'nin "1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi geriye yürütülemez ancak yürütülseydi 1915 soykırımdır" demesi Türkiye'yi bir hayli zora soktu.Artık halının altına süpürülmesi mümkün olmayan bir durum ile karşı karşıya kalan Türkiye devleti ise karşı atağa geçti.Soykırım'ı inkâr etmek hükümetleri aşan bir devlet politikası haline getirildi."Ermeni mezalimi" ve "Ermeni iftiraları" adlı kategoriler oluşturularak ders kitaplarından popüler yayınlara kadar Türkiye'deki Müslümanların değil Ermenilerin katliam yaptığı ve Müslümanları hunharca öldürdüğü iddiası "tarihi değeri olan bir bilgi"ymiş gibi sunulmaya başladı.Ermenilerin ondokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren Ruslar ile bilaistisna işbirliği yaptığı ve Müslüman köylerini bastığı,kadınlara tecavüz ettiği,çocukları öldürdüğü anlatısı devlet güdümlü tarihçilerin elinde "bilimselleştirildi".Bu çerçevedeki tezler özetle iki başlık altında toplandı.İlki yukarıda bahsettiğim "biz hiçbir şey yapmadık,Ermeniler Müslümanları katletti" tezi diğeri ise yaşananlar "soykırım değil mukatele"dir iddiası.Başta birbirinden çok farklıymış gibi görünen iki tez de aslında benzer bir "el yıkama" operasyonunun parçası."Bir şey yapmadım"a inanmıyorsanız bir tutam "mukatele" hikâyesi verelim size tavrı!

2005 yılında Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenmesi planlanan ancak baskılar nedeniyle Bilgi Üniversitesi'nin evsahipliğinde gerçekleştirilen Ermeni Konferansı'nın tabu kırıcı bir işlevi oldu.Hani İstanbul Başsavcılığı'nın Boğaziçi Üniversitesi Rektörü'nden konferans bildirilerinin metinlerini istediği,dönemin Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in meclis kürsüsünde "Bizi sırtımızdan hançerliyorlar,bunlar Boğaz'a nazır vatan hainliği yapıyor" konuşmasını yaptığı;AKP milletvekili Ramazan Toprak'ın,"Tüm vatanseverleri yarın Boğaziçi Üniversitesi'nin önüne çağırıyoruz" dediği konferans.Konferans sonrasında kısıtlı da olsa bazı yazılı metinlerde "sözde"siz soykırım ifadesine rastlamaya başladık.2009'da "Ermeni Kardeşlerimden Özür Diliyorum" kampanyası gerçekleşti sonrasında kamuya açık alanlarda ilk kez soykırım anmaları yapıldı.Taner Akçam'ın kıymetli çalışmalarının açtığı yoldan yeni akademik araştırmalar da yapılıyor.Fakat tüm bunlar Soykırım'ı ret konusunda geniş bir koalisyonla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor.

AKP'nin Yüzüncü Yıl Hazırlıkları

2015'e bu kadar az kalmışken Soykırım konusunda AKP'nin devlet politikasını sürdürme işini üzerine aldığını gözlemliyoruz.Bu konuda "T24"ün haberine göre Bülent Arınç Meclis Plan ve Bütçe konuşmasında yapılan hazırlıklara dair sinyalleri vermiş durumda.Arınç "2015,bir taraftan Çanakkale'nin yüzüncü yılı,bir taraftan da sözde Ermeni Soykırımı iddialarının yüzüncü yılı.Bu konuda ciddi çalışmalarımız var.Burada sempozyumlar,konferanslar,paneller,kitap neşri ve belgeseller üzerinde çalışmalar var;ancak biz başka alanlarda da,yani bütün dünya ülkelerini kamu diplomasisi açısından etkileyebilecek çok özel çalışmalar da yapıyoruz.Resmi kurumlarımızın bu çalışmaları elbette herkesin bildiği,katılabileceği ancak bunlara ilaveten başka hazırlıklarımızın da olduğunu,Başbakanlık'ta bir kurumun sadece bu işle ilgilendiğini de söyleyebilirim" demiş.Yine 2013 içinde TBMM Başkanvekili Mehmet Sağlam,AKP'nden Seyit Erçelik,MHP'nden Yusuf Halaçoğlu ve CHP'nden Faruk Loğoğlu’nun toplantılar yaparak 2015'e dönük çalışmalar yürüttüğünü de biliyoruz.

Hükümetin stratejisini şu başlıklar altında deşifre edebiliriz diye düşünüyorum.İlkin diplomatik ataklar:Bu çerçevede hükümet uluslararası lobilerle faaliyete geçerek büyük ölçüde "az hasarlı" bir 2015 geçirmenin planlarını yapıyor.Ermenistan ile ilişkiler konusunda ekonomik vaatleri de kapsayan bir hamlenin yapılacağını ve bu hamlenin bir nevi uluslararası kamuoyun nezdinde bir iyi niyet girişimi olarak algılanmasına çalışılacağını tahmin ediyorum.İkinci atak kuvvetle muhtemel Türk Tarih Kurumu üzerinden gerçekleşecek.Türk Tarih Kurumu bütün eforunu '93 Harbi'yle başlayan sürece odaklayarak yaşananların "tarihin doğal akışı" içinde "üzücü" ama "normal" olduğunu kanıtlamaya çalışacak.Bol bol Kafkaslar'dan ve Balkan coğrafyasından göç eden Müslümanların insani dramlarını gündeme taşıyacak.Bu esnada daha önce Kemalist ideolojinin hizmetindeki tarihçilerle AKP etrafında kümelenenlerin nasıl işbirliği yaptıklarına tanık olacağız.Yine sıkça "biz Holokost'u tanıyoruz,soykırım öyle olur burada yaşananlar çok farklı" repliğini duyacağız.Üçüncü hamle ise bir başka "yüzüncü yıl" hadisesi üzerinden gerçekleşecek.AKP,Çanakkale Savaşları'nın yüzüncü yılını,Ermeni Soykırımı'nı perdeleyecek bir "kardeşlik destanı" olarak kutlayacak.Genelkurmay ve müesses nizamın partileri de mezkûr temaşaya destek verecek.Böylesine devlet ve iktidarın organik aydınlarının beraber yürüteceği ve Kemalistinden İslamcısına kadar geniş bir tabanda destek görmeyi muhtemel olacak bir projeye karşı ne yapmalı?Burada asıl olanın gerçek bir yüzleşme için samimi olma iradesi göstermenin ön şart olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.Bu samimiyet,olup bitenleri sadece İttihat ve Terakki'nin üstüne atıp,onu lanetleme rahatlığıyla köşemize çekilmemize engel olur diye umuyorum.Vicdana seslenmek,devletin bu inkârcı politikalarını sorgulamak,kendimizle yüzleşmek ve büyük felaket üzerine düşünmeye davet etmek hepimiz için insani bir görev...

*Güven Gürkan Öztan,Soykırım'ın Yüzüncü Yılı Yaklaşırken,Birgün,24 Kasım 2013.

http://birgun.net/haber/soykirimin-100-yili-yaklasirken-7336.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder