19 Şubat 2014 Çarşamba

Holokost'u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı'nı inkâr serbest/Prof.Dr.Taner Akçam*

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Doğu Perinçek hakkında verdiği karar ve düşündürdükleri

"Osmanlı İmparatorluğu'nun soykırım politikaları ile Ermenilere çektirdiği acılar,Nazilerin soykırım politikası ile Yahudilere çektirdiği acılardan daha az değerli değildir."(1)

Bilindiği gibi,AİHM,İsviçre'nin Doğu Perinçek'e verdiği cezayı,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesine düşünce özgürlüğüne aykırı olduğu gerekçesiyle bozdu.Her ne kadar mesele Türkiye'de,"soykırım inkârı bir suç sayılmalı mı" genel çerçevesi içinde tartışılıyor olsa da sorun bununla sınırlı değil.Karar,özellikle gerekçeleri itibariyle,fikir özgürlüğü meselesinin çok ötesinde boyutlara sahip ve ama maalesef ciddi hatalar içeriyor.

"Soykırımı inkâr suç sayılmalı mıdır" konusunda ortada iki uç görüşün var olduğu biliniyor.Birinci görüşe göre,"soykırım inkârı" yeni bir suç kategorisi olarak ortaya çıkmıştır ve cezalandırılması gerekir."İnkârı yasaklayan" bir kanun ile düşünce özgürlüğünün sınırlandırılmış olabileceği kabul ediliyor ama demokrasilerde düşünce özgürlüğünün "kamu yararına" sınırlandırılmasının normal olduğu söyleniyor.Nitekim,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin düşünce özgürlüğünü garanti altına alan,10. maddesinin 2. şıkkı bu özgürlüğe belli sınırlamalar getirmektedir.

Buna karşı çıkan düşünce ise,"inkârı" tarih konusunda farklı düşünme olarak telakki ediyor ve tarih üzerine konuşmaya sınırlama getirmenin yanlış ve tehlikeli olduğu fikrini ileri sürüyor.Buna göre,soykırımı inkâr etmek hiçbir biçimde yasal sınırlamaya tabi olmamalı ve serbest olmalıdır.Tarihe yasak koymak anlamına gelecek bu tutumun doğuracağı sonuçlar gerçekten ürkütücüdür,deniyor.

Şüphesiz bu iki uç görüşün arasında daha nüanslı,farklı düşünceler de var.Örneğin, inkârı yasaklamanın,sıradan bir fikir açıklama durumunda değil,ancak ve ancak inkârın kamu düzeni için bir tehdit oluşturduğu durumlarda ve/veya ancak bir nefret suçu olarak ırkçı söylem biçiminde gündeme gelmesi durumunda yasaklanması gerektiği fikrini savunanlar vardır.Yani,"inkâr yasaları" ile,düşünce özgürlüğünün sınırlarının daraltılmaması için,"kamu yararı";"kamu düzenini koruma" ya da "nefret suçu" gibi ek kategoriler getirilmektedir.

Özetle,tartışma bir anlamda,soykırım inkârının hangi koşullarda,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesinin 2. şıkkında belirlenen kısıtlamalar kapsamına sokulup sokulmayacağıdır.Bir grup dereceleri farklı olmakla birlikte sokulması gerektiğini savunurken,diğer bir grup asla sokulmamalıdır demektedir.

Avrupa Birliği ve Kanunda Birlik Arayışı

Avrupa'nın birçok ülkesinde,özellikle Holokost'u inkâr etmeyi yasaklayan kanunların var olduğu biliniyor.Bu kanunları iki ayrı kategoriye ayırmak mümkün.Bir tarafta,Fransa ve Almanya örneklerinde olduğu gibi,doğrudan Holokost'u inkâr etmeyi yasaklayan yasalar vardır.Öbür tarafta İsviçre gibi,doğrudan Holokost'u inkârı yasaklamayan,fakat bunu "ırkçı,nefret suçları" kapsamında değerlendiren ülkeler vardır.

Avrupa Birliği,konuya ilişkin cezalar arasında uzun zamandan beri belli bir uyum arayışı içindedir.Bu doğrultuda,ırkçılık ve yabancı düşmanlığı ile ilgili cezalardaki farklılıkların giderilmesi için 1996 yılında bir karar alınmış idi.Bunu takiben,28 Nisan 2008 tarihinde çıkartılan çerçeve karar ile çok önemli bir adım daha atıldı.Kararın amacı,Avrupa Birliği üyesi ülkelerin kanunları arasında bir yakınlaşma sağlamak ve ırkçılık ve yabancı düşmanlığı ile daha etkin mücadele edebilmektir.

Karar üye ülkelerden,aşağıdaki suçları ırkçılık ve yabancı düşmanlığı çerçevesinde değerlendirmelerini ve bu suçları işleyenlerin cezalandırılmasını istemektedir;A)"Çeşitli kitap,resim veya diğer malzemeleri dağıtarak kamuoyunu şiddet veya nefrete teşvik etmek";B)"8 Ağustos 1945 tarihli Londra Antlaşması'na ek Uluslararası Askeri Mahkeme Sözleşmesi'nin 6. maddesinde tanımlanmış suçlar ile;Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsünün 6.,7. ve 8. maddelerinde tanımlanan,soykırım,insanlığa karşı suç ve savaş suçuna,bir grup veya üyelerine karşı şiddeti veya nefreti teşvik amacıyla,alenen göz yummak,inkâr etmek veya büyük ölçüde değersizleştirmek."

Avrupa'daki genel eğilimin,"inkârın" yasaklanması doğrultusunda olduğunu söyleyebiliriz.Ama dikkat edilirse,inkâr suçu,ırkçılık ve yabancı düşmanlığının bir unsuru olarak ele alınmakta ve ancak açık şiddete davet veya nefret söylemi biçiminde olursa yasaklanması istenmektedir.İkincisi Avrupa Birliği,şu veya bu soykırımla sınırlı olmayan,daha geniş bir inkârı yasaklama peşindedir;bir tek Holokost değil,genel olarak soykırım,insanlık suçu ve savaş suçlarının inkârının,(elbette kamu düzenini bozmak,nefret suçu işlemek gibi) diğer koşulların yerine getirilmesi ile birlikte yasaklanmasını istemektedir.

İsviçre'de Doğu Perinçek'in ceza aldığı 261. madde,Avrupa Birliği'nin yerleştirmeye çalıştığı standart ile uyum halindedir.Ceza maddesi,soykırım ve insanlık suçlarının,bir başka gruba karşı nefret ve düşmanlık yaymak amacıyla inkâr edilmesinin suç olduğunu söylemektedir.Doğu Perinçek ve grubunun Talat Paşa Komitesi başta olmak üzere,tüm ekibi ile yaptığı da zaten bundan başka bir şey değildi.

Çifte Standart Doğru Mu?

Aslına bakılırsa,Doğu Perinçek'in eylem ve sözlerini,Avrupa'daki Neo-Nazi grupların söz ve eylemleri gibi düşünce özgürlüğü içinde değerlendirmek mümkündür.Bu çerçeveden bakıldığında,Mahkeme'nin "Ermeni Soykırımı'nı inkârı cezalandırmak düşünce özgürlüğüne darbe vurur" kararını doğru bulabiliriz.Karar bu yönüyle İngiliz-Amerikan hukuk anlayışına yakın bir yerde duruyor gibidir.Bilindiği gibi,Amerika'da Holokost da dahil,tüm soykırımları inkâr etme özgürlüğü vardır.Yeter ki "nefret suçu" biçiminde gündeme getirilmesin;ama bunun da sınırlarını tespit edebilmek oldukça sorunludur.

Fakat AİHM böylesi bir genel ilkeden hareket etmiyor.Aksine,soykırımlar arasında bir ayrım yapıyor ve açık bir çifte standart uyguluyor.Ermeni Soykırımı'nı inkâr etmek yasaklanmamalıdır,yasaklanırsa AİH Sözleşmesi'nin 10. maddesi ihlal edilir,derken,Holokost'u inkâr etmek cezaya tabidir ve bu,10. maddeye ters düşmez,demektedir.Zaten AİHM'nin bu doğrultuda daha önce aldığı bazı kararlar da vardı.Örneğin Garaudy vs. Fransa (2003) davasında mahkeme Garaudy'nin Holokost'u inkârdan Fransa'da aldığı cezayı uygun bulunmuştur.Gerekçe şudur:Holokost inkârı,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin giriş bölümünde dile getirilen adalet ve barış fikrini ihlal etmek;ırkçılık ve kurbanlara yalan söyledikleri suçlaması yaparak onları aşağılamak anlamına gelir ve bu nedenle yasaklanması gerekir.

Yani,Mahkeme'ye göre,bir soykırımı inkâr suç (Holokost),diğerini inkâr (Ermeni Soykırımı) serbest...Bu çifte standardın yanlış olduğu ileri sürülebilir.Denebilir ki,Holokost'u inkârı yasaklamak için kullanılan her argüman Ermeni Soykırımı için de geçerlidir.Ermeni Soykırımı'nı inkârda da,adalet ve barış anlayışı çiğnenmekte,Ermenilere yönelik ırkçı aşağılayıcı söylem kullanılmakta ve kurbanlar aşağılanmaktadır.Bu nedenle,birisini inkârı suç sayıp,diğerini suç saymamak büyük bir çelişkidir,yanlıştır ve çifte standarttır.

Hatta,biraz daha ileri gidilip,Holokost'a bu tür bir "özel muamele" uygulama,"Beyaz Adam"ın geleneksel Avrupa-merkezli düşünmesinin bir ürünüdür de diyebiliriz.Aslında,Avrupa ve Kuzey Amerika kamuoyunda Holokost'un tüm diğer soykırımlardan kategorik olarak farklı olduğu düşüncesi uzun bir dönem egemenliğini sürdürdü.Özellikle akademik dünyada Holokost "eşsiz (unique)" veya "eşi-benzeri görülmemiş (unprecedented)" gibi kavramlarla tanımlandı ve Holokost'un diğer soykırımlarla kıyas dahi edilemeyeceği ileri sürüldü.Son yıllarda bu düşünce,fazla Avrupa merkezli bir tarih anlayışının ürünü olarak görüldü ve haklı eleştirilere tabi tutuldu.Artık pek savunanı da kalmadı.

"Çifte standart" uygulamasının böylesi bir düşünsel arka planı olduğu ve yanlışlığı savunulsa bile,farklı soykırım inkârları arasında hukuken ayrım yapmak mümkündür.Çünkü,genel olarak herhangi bir soykırımı inkâr etmek ahlaken ayıp ve yanlış olsa bile,bunun cezayı gerektirecek bir suç sayılması gerekmeyebilir.Hukuk,"ahlaki suç" (kabahat) ile "cezayı gerektiren suç" arasında ayrım yapar.Ahlaken yanlış bir davranışın,burada soykırım inkârının,suç sayılarak cezai bir müeyyidenin konusu haline gelebilmesi başka koşulların oluşmasına bağlıdır.Örneğin,inkârın kamu düzenini bozucu bir niteliği olması veya nefret suçu kapsamında gündeme gelmesi gibi şartlar aranır.Diyelim ki,Avrupa'nın herhangi bir ülkesinde,Uzakdoğu'daki bir soykırımı inkâr edip etmemenin,kamu düzenini bozma açısından hiçbir anlamı olmayabilir.Bu nedenle,bu tür bir inkâr,ahlaken yanlış olsa bile ceza hukukunun konusu olmayabilir.

Nitekim AİHM Doğu Perinçek ile ilgili kararında bu anlama gelebilecek bol sayıda argüman kullanmıştır.Ermeni Soykırımı'nı kabul eden ülkelerin,bu soykırımı inkârı yasaklayan özel bir yasa çıkartmamış olmaları;Fransa ve İspanya anayasa mahkemelerinin,soykırım olarak kabul edilen bir gerçekliğin inkâr edilmesinin ille de cezai kovuşturma konusu olması gerekmediği yolundaki kararları ya da İsviçre hükümetinin,Ermeni Soykırımı'nı inkâr etmeyi cezalandırmanın sosyal nedenleri konusunda ikna edici bir argüman ileri süremediği mahkemenin ileri sürdüğü tezlerden bazılarıdır.

Mahkeme'nin,Doğu Perinçek'in,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 17. maddesini ihlal etmediği yolunda aldığı karar da bu çerçevede değerlendirilebilir.Bilindiği gibi,17. madde,düşünce özgürlüğü başta olmak üzere tanınmış hakların,bu hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmak amacıyla kullanılmasını yasaklar.Mahkeme,Doğu Perinçek'in,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ana ruhunu ortadan kaldırmaya yönelik bir eylem içinde olmadığı kararını vererek,kamu düzeni açısından bir tehdit durumunun oluşmadığı kanaatindedir.

Özetle,bir eylemin soykırım olarak sayılması ile onun ceza hukukunun konusu olması arasında bir fark vardır.Yani Avrupa'da çeşitli devletler Ermeni Soykırımı'nı tanıyor olsalar bile,onun inkârı,ille de ceza hukukunun konusu olmayabilir.Dolayısıyla,Avrupa'da Holokost'u inkâr etmek suç sayılacaksa,tüm diğer soykırımların inkâr edilmesi de suç sayılmalıdır,tezi ahlaken kulağa hoş gelse de,ceza hukuku açısında önemli bir argüman olmayabilir.

Karar Değil,Gerekçelendirmeler Bariz Hatalar İçeriyor

Eğer konuya yukarıdaki genel çerçeveden yaklaşırsak,Mahkeme'nin aldığı kararın anlaşılabilir bir karar olduğu dahi ileri sürülebilir.Fakat asıl sorun,Mahkeme'nin aldığı kararı nasıl gerekçelendirdiğidir.Gerekçelerde hem son derece önemli,bariz bilgi hataları yapılmış,hem de açıktan Türk hükümetinin inkârcı tezlerine sahip çıkılmıştır.AİHM gibi ciddi bir kuruluş açısından kabul edilemeyecek hatalardır bunlar.

Hataların başında Mahkeme'nin,Doğu Perinçek'in "katliamları kabul ettiği ama hukuken soykırım demeyi kabul etmediğini" iddia etmesidir.İnanılması zor ama durum bu.Mahkeme'nin çizdiği tabloya göre,ortada "1915'te Ermenilere yönelik cinayetler işlenmiştir,ama ben buna soykırım demiyorum" diyen "masum" bir bilimadamı vardır.

Aslında tüm tartışmanın özü bu cümlede gizlidir,diyebiliriz.Mahkemeye göre,yargılamanın konusu 1915'e hukuken soykırım denip denmeyeceğidir.Oysa,ne verilen ceza ne de tartışma konusu,bir eylemin hukuken "soykırım" olarak tanımlanıp tanımlanmayacağıdır.Esas tartışma konusu,İsviçre kanunlarına göre,1915'te yaşananların (soykırım veya insanlığa karşı işlenmiş) bir suç teşkil edip etmediği ve bu suçun,Ermenilere yönelik ırkçı,nefret söylemi olarak gündeme getirilip getirilmediğidir.

Mahkeme'nin çizdiği Doğu Perinçek resmi yanlıştır.Perinçek,1915'te olanların bir suç teşkil etmediğini savunmaktadır.Perinçek,1915 sürgün ve katliamlarını kınamamaktadır.Tam aksine,ortada bir "vatan savunması" olduğunu ileri sürerek katliamları haklı göstermekte ve doğru bulmaktadır.

Bu nedenle Perinçek,1915 sürgün ve katliamlarını planlayan ve düzenleyenleri övmüş bunların anısını yaşatmak için yoğun bir siyasi faaliyet içine girmiştir.Talat Paşa Komitesi bu amaçla kurulmuş;Avrupa'nın hemen her büyük şehrinde Talat Paşa'nın yaptıklarını onaylama ve anma yürüyüşleri bu nedenle yapılmış;Veli Küçük'le birlikte Yozgat-Boğazlayan kaymakamı katil Kemal için anma toplantıları bu amaçla düzenlenmiştir.Yani Doğu Perinçek'in tüm söz ve eylemleri 1915 cinayetlerini savunmaya yöneliktir.

Perinçek ve ekibi,yürüttükleri siyasi kampanya boyunca,Ermenilere karşı açıktan nefret suçu işlemişlerdir.Hrant Dink cinayeti başta olmak üzere,bir dizi cinayete yol açan gelişmelerde bu çevrenin siyasi faaliyetleri önemli bir rolü oynamıştır.Görülmesi gereken gerçek şudur ki,Perinçek ve ekibi ile,Almanya'daki Neo-Nazi çevreler arasında hiç bir fark yoktur.Onların Hitler'i destekleyen yürüyüşleri ile Perinçek ekibinin Talat Paşa yürüyüşleri bir ve aynı şeydir.

Yani ortada,Mahkeme'nin iddia ettiği gibi,"katliamları kabul eden ama sadece bunun hukuken soykırım sayılamayacağını" söyleyen,fikirlerini açıklamakla kifayet eden bir kişi yoktur.Açıktan Ermeni düşmanlığı ve nefreti temelinde,geçmiş katliamları inkâr ederek,bugün ve gelecekteki katliamların ideolojik altyapısını oluşturan saldırgan ırkçı-milliyetçi bir kişi sözkonusudur.Dolayısıyla,sorun,bunları yapan bir kişinin İsviçre Ceza Hukuku'na göre cezalandırılmasının doğru olup olmadığı ve ilgili maddenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi ile çelişip çelişmediğidir.

Eğer İsviçre hükümeti karara itiraz ederse,Doğu Perinçek'in Talat Paşa'yı ve eylemlerini öven söylem ve eylemleri son derece önemli rol oynayacaktır.

AİHM kararı başka ciddi hataları da içeriyor.Bunların başında,Holokost ile Ermeni Soykırımı arasında yaptığı kategorik ayrım geliyor.Holokost ile Ermeni Soykırımı arasında ayrım yapmak niçin doğru değildir ve Mahkeme'nin hatası nedir,bunu da yarın tartışalım.

Ermeni Soykırımı'nın tanıması doğrultusunda Batı parlamentolarında oynanan tiyatroların nedeni,soykırıma inanmaları ama Türkiye'yi üzmekten korkmalarıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Doğu Perinçek hakkında verdiği karar ve düşündürdükleri...

Ermeni Soykırımı "Tartışmalı",Holokost Değil!

Dünkü yazımda,soykırım,insanlık suçu ve savaş suçu gibi kitlesel cinayetlerin inkâr edilmesi yasaklanmalı mıdır sorusunun ciddi bir hukuki tartışma konusu olduğunu söylemiştim.Avrupa Birliği'nin aldığı çeşitli çerçeve kararlardan,Avrupa'daki genel eğilim bu suçların inkârının yasaklanması yönünde olduğunu belirtmiştim.Doğu Perinçek hakkında verilen karar bu çerçeve açısından da çok anlamlı ve ama ciddi hatalar içeriyor.

Bu hataların başında Holokost ile Ermeni Soykırımı arasında niteliksel bir ayrım yapmak geliyor.AİHM kararında,Holokost ile Ermeni Soykırımı arasındaki esasa ilişkin fark olduğu fikir merkezî bir rol oynamaktadır.Bu,sadece Holokost'u kitlesel katliam olarak sayan,onun dışındaki soykırımları küçümseyen "Beyaz Adam"ın Avrupa-merkezli düşüncesinin bir yansımasıdır.

Mahkeme Holokost ile Ermeni Soykırımı arasındaki farkı iki düzeyde kurmaktadır.Birincisi,Holokost'u herkes kabul ediyor ama Ermeni Soykırımı'nı değil,diyor.İkincisi,Holokost konusunda alınmış mahkeme kararı vardır;Ermeni Soykırımı konusunda böyle bir mahkeme kararı yoktur,diyor.

Birinci iddia,Ermeni Soykırımı'nın,henüz ispatlanmamış "ateşli bir tartışma" konusu olduğudur.Bu iddianın üzerinde durmak aslında gereksizdir.Çünkü bu iddia,bir mahkemeye yakışmayacak düzeyde politik ve ideolojik bir tezdir.Ne hukuki açıdan ne de bilgi açısından doğrudur.Bu tezi ileri sürmek,sadece inkârcı bir devletin (Türkiye'nin) politik gücünü göstermekten başka bir anlama gelmiyor.

Bilinmesinde fayda var,Holokost'u inkâr ile Ermeni Soykırımı'nı inkâr arasında,esasta hiç bir fark yoktur,tek fark Almanya'nın suçu kabul etmiş olması,Türkiye'nin ise inkâra devam ediyor olmasıdır.Ayrıca Batılı devletler ve kamuoyu,Holokost Avrupa'da yaşandığı için konuya daha fazla duyarlıdırlar.Yoksa,Ermeni Soykırımı'nı inkârda gözlenen her olgu,Holokost'ta da mevcuttur.Eğer istenirse,Ermeni Soykırımı'nı inkâr edenden daha fazla,Holokost'u inkâr eden bilim insanı bulunabilir ve konunun hâlâ tartışılmakta olduğu ileri sürülebilir.Fakat Batı,politik ve ideolojik nedenlerle Holokost'u inkâr edenlere itibar etmiyor,bütün mesele bu.

Eklenmesi gereken bir husus da şudur:Türkiye dışında uluslararası kamuoyunda da Ermeni Soykırımı artık bir gerçeklik olarak kabul edilmekte ve öyle muamele görmektedir.Fakat Batılı devletler,politik nedenlerle Holokost inkârı ile Ermeni Soykırımı inkârı arasında ayrım yapmayı tercih ediyorlar.Nedeni de basittir;Türkiye özellikle Ortadoğu'da önemli bir güçtür.Batılı devletler,bölgesel çıkarları gereği Türkiye ile olan ilişkilerini bozmak istemiyor;bu nedenle,Ermeni Soykırımı'na inansalar bile,Türkiye'nin inkâr siyasetine göz yumuyorlar.Amerikan ve Fransız parlamentolarında oynanan tiyatroların tek nedeni budur.

Sonuç itibariyle,AİHM'nin,Holokost ile Ermeni Soykırımı arasında yaptığı,birinin kabul edilen bir gerçeklik,diğerinin tartışmalı olduğu ayırımı son derece ideolojik ve politik bir ayrımdır ve hukuken hiçbir anlamı yoktur.

Holokost,Ermeni Soykırımı ve Mahkeme Kararı Meselesi

AİHM kararının,Holokost ve Ermeni Soykırımı arasında yaptığı önemli diğer ayrım,bu olaylara ilişkin alınmış mahkeme kararlarının olup olmadığı meselesidir.AİHM'ne göre,Holokost'taki suç uluslararası mahkemece kabul edilmiştir ama Ermenilere yönelik yapılanlar konusunda alınmış benzeri bir mahkeme kararı yoktur.AİHM'nin böyle bir fikre nasıl ulaşmış olduğunu anlayabilmiş değilim.Çünkü,uluslararası ceza hukuku açısından Holokost ile Ermeni Soykırımı arasında esasa ilişkin hiçbir fark yoktur.

Konuya açıklık getirmeden önce,Türkiye'de egemen olan bir hurafeye son vermek gerekir.Bu hurafeye göre,"Uluslararası bir mahkeme Holokost için soykırım kararı almıştır.Bu nedenle Holokost soykırım sayılır ve inkârı yasaktır.Oysa Ermenilere yapılanlar konusunda böyle bir mahkeme kararı yoktur,bu nedenle soykırım olarak kabul edilemez ve inkâra yasak getirilemez.Nitekim,AİHM Doğu Perinçek davasında,Ermenilere yapılan soykırım değildir,diye karar almıştır."

Bu tezlerin her birisi,sıradan ve ilkel bir hurafeden ibarettir.Birincisi,Holokost'un soykırım olduğuna dair alınmış herhangi bir uluslararası mahkeme kararı yoktur.Nürnberg yargılamalarında soykırım suçu bir rol oynamadı.Holokost nedeniyle,soykırım suçundan ceza almış tek bir Nazi bile yoktur.Nürnberg'de Naziler,soykırım suçundan değil başka suçlar işlemiş olmaktan dolayı (insanlık suçu,barışa karşı suç ve savaş suçlarından) yargılandılar.

Ek bir bilgi olarak söylemek gerekir ki,bugün dünyada,uluslararası bir mahkeme tarafından hakkında soykırım kararı alınmış sadece iki olay vardır:Ruanda ve Srebrenica-Yugoslavya.Eğer,soykırım için uluslararası bir mahkeme kararı şarttır tezini ileri sürmek isteyen varsa,bilmelidir ki,bu teze göre dünyada iki tane dışında soykırım olmamıştır.

Bu nedenle AİHM,bu gerçekliğin bilincinde olarak,Doğu Perinçek ile ilgili aldığı kararda,Avrupa ülkelerinin Holokost'u inkârı yasakladıklarını ama genel olarak soykırımı inkârı yasaklamadıklarını söyler.Mahkeme,İsviçre'yi,genel olarak soykırımı inkâr etmenin İsviçre özelinde niçin bir suç sayılması gerektiğini yeteri kadar gösterememekle eleştirir.

Zaten Holokost'u inkârı yasaklayan ülkelerin kanunlarına bakılırsa bu durum açıkça görülür;ilgili kanunlarda,"Holokost bir soykırımdır ve bu nedenle inkârı yasaklanmalıdır" denmez;1945 Londra Antlaşması ve Nürnberg yargılamalarına açık referans verilerek,yasaklamanın insanlığa karşı suç temelinde yapıldığı açıkça belirtilir.Ve ilgili suç hakkında verilmiş mahkeme kararları (Nürnberg) esas alınır.Nitekim AİHM,2003 yılında Garaudy'in Holokost'u inkâr etmekten dolayı aldığı cezayı,"insanlığa karşı işlenmiş suçu inkâr etmek,Yahudilere karşı en ciddi ırkçı hakaret ve onlara karşı nefreti teşvik etmek anlamına gelir",diyerek onaylamıştır.

İkincisi,AİHM Ermeni Soykırımı olmamıştır,gibi bir karar almadı.Sadece,bu konuda alınmış bir mahkeme kararı yoktur ve soykırım olup olmadığını kararlaştırmak mahkemenin görevi değildir,dedi.Mahkeme,1 Nisan 2011 tarihinde Arjantin Federal Mahkemesi'nin,Osmanlı hükümetinin Ermenilere yönelik gündeme getirdiği politikaların soykırım olduğu yolunda almış olduğu karara itibar etmemiş gözüküyor.

Holokost ve Ermeni Soykırımı:Hukuki Benzerlik ve Fark

Şimdi,AİHM'nin,Holokost'a ilişkin alınmış mahkeme kararı vardır ve ama Ermeni Soykırımı konusunda alınmış mahkeme kararı yoktur kıyaslamasına daha yakından bakabiliriz:

1)Hem Holokost hem de Ermeni Soykırımı için,"bu soykırımdır" diye alınmış bir mahkeme kararı yoktur (Ermeni Soykırımı için Arjantin Mahkemesi'nin aldığı karar hariç).Yukarıda söylediğim gibi,hiçbir uluslararası mahkeme Holokost nedeniyle soykırım suçundan dolayı yargılama yapmadı;"bu bir soykırımdır" diye karar almadı.Naziler,insanlık suçu,savaş suçu ve barışa karşı suç gibi nedenlerle yargılandı ve ceza aldılar.

2)Hem Holokost hem de Ermeni Soykırımı uluslararası hukuk tarafından "insanlık suçu" olarak tanımlandılar.Holokost yargılanmalarının esasını teşkil eden "insanlığa karşı suç" kavramı ilk defa 1915'te Ermeni Soykırımı nedeniyle kullanıldı.Müttefik kuvvetler,24 Mayıs 1915 tarihinde yaptıkları ortak bir açıklamada,Osmanlı hükümetinin işlediği suç için,bu kavramı kullanmışlar ve bu tarihten itibaren "insanlığa karşı suç" uluslararası bir hukuk normu olmuştur.

3)Birinci Dünya Savaşı sonunda,1919 yılı boyunca süren Paris Barış Görüşmelerinde,savaş sırasında işlenmiş suçları tespit etmek amacıyla bir komisyon kurulmuştur.Kurulan komisyon,Osmanlıların "insanlık suçu" işlediklerini karara bağlamıştır.İstanbul yargılamaları sırasında da,Ermeni katliamlarını düzenleyenler,Osmanlı ceza hukukuna göre yargılanırlarken,Mahkeme işlenen cinayetlerin insanlığa karşı bir suç olduğunu değişik biçimlerde de olsa ifade etmiştir.

4)Eğer Holokost ile Ermeni Soykırımı arasında hukuksal bir fark aranıyorsa,birincisinde uluslararası askeri bir mahkemenin insanlık suçu nedeniyle yargılama yapmış olmasıdır.Ermeni Soykırımı'nda yargılama ulusal düzeyde yapılmış;uluslararası düzeyde suç "insanlık suçu" olarak karara alınmış ama politik nedenlerle yargılama aşamasına geçilememiştir.

Özetle,kolayca iddia edilebilir ki,Holokost ile Ermeni Soykırımı arasında,uluslararası hukuk açısından herhangi bir fark yoktur.Her ikisi de açık olarak insanlığa karşı suç olarak tanımlanmıştır.Mahkeme,Holokost'u,mahkemelerce karara bağlanmış bir husus,Ermeni Soykırımı'nı "henüz tartışılıyor" diye tasnif ederek,bırakın gerçeklik açısından,hukuki açıdan bile büyük bir yanlışın altına imza atmıştır.

Soykırım ve İnsanlık Suçu Arasında Büyük Fark Yok

Sonuç olarak söylenecek şudur ki,AİHM ideolojik dargörüşlülük ile Holokost ve Ermeni Soykırımı arasında ne olgu olarak ne hukuki olarak var olmayan ayrımlar yaratmıştır.Mahkemenin niçin Holokost ile Ermeni Soykırımı arasında bu tür bir kategorik ayrım yaptığı sorusuna verilecek bir cevap vardır:Mahkeme Avrupa merkezli bir düşüncenin etkisindedir.Ve Holokost ile diğer soykırımlar arasında kategorik bir fark olduğuna inanmaktadır.Türkiye'de de Ermeni Soykırımı'na soykırım demeyen ve bunun nedenini de Ermenilere yapılanların Holokost'a benzemediği ile açıklayan çok sayıda insan bulunmaktadır.

Oysa elimizdeki konu itibariyle,Holokost ile Ermeni Soykırımı arasında kategorik herhangi bir ayrım sözkonusu değildir.Ayrıca,Doğu Perinçek'in işlediği suçun niteliği itibariyle,Ermeni Soykırımı'nın soykırım mı,insanlık suçu mu sayılması gerektiği tartışması anlamsızdır.

Eğer dikkat edilirse,hem Avrupa Birliği 2008 çerçeve kararında,hem de İsviçre Ceza Kanunu'nda,inkâr suçu bir tek soykırım ile sınırlı değildir.Suç kategorisi olarak,soykırım ve insanlığa karşı suç birlikte sayılmaktadır.Bu nedenle,Doğu Perinçek'in 1915'i soykırım olarak telakki etmiyor olması,nefret suçunu işleyip işlemediği noktasında önemli olmayan bir husustur.Çünkü Perinçek esas olarak 1915'te bir suç işlenmediğini savunmaktadır.Yaşananın insanlığa karşı bir suç olduğunu inkâr etmektedir.

Eğer karara itiraz ederse,İsviçre'nin savunmasını,Perinçek'in işlediği nefret suçunun oluşması için,soykırım ile insanlık suçu arasındaki ayırımın anlamsız olduğu noktasında yapacağını tahmin ediyorum.Sorun geçmişte işlenmiş cinayetleri,bu cinayetin kurbanı olmuş bir topluluğa yönelik nefreti körükleyen bir biçimde inkâr edenlerin cezalandırılıp cezalandırılmayacaklarıdır.

Son Bir Husus

Doğu Perinçek kararının Türkiye'de ele alınış ve tartışılışı çok sorunludur.Bunun bir nedeni,Türkiye'de bir inkâr rejiminin var olmasıdır.Bu nedenle sorun,"bir eyleme soykırım değildir deme özgürlüğü olmalıdır" boyutunda tartışılmaktadır.Elbette Türkiye gibi bir ülkenin özel koşulları da düşünülürse,bu özgürlüğün kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu kabul etmek gerekir.Fakat İsviçre ve Avrupa ülkelerinde tartışılan konu,nefret ve ırkçılık suçlarına,Avrupa Birliği'nin 2008 çerçeve kararında dile getirdiği suçların da dahil edilip edilmemesi gerektiğidir.Avrupa ülkeleri kendi ihtiyaçlarından hareketle bu tür suçları inkâr etmeyi,nefret ve ırkçılık suçları kapsamında gündeme getirebilirler.Bu ülkelerin ihtiyaçlarını,Türkiye'de bizim ihtiyacımız olan şeyden hareketle tartışmak doğru değildir.

Avrupa'da konunun bir hukuk sorunu olarak tartışılması anlaşılabilir bir durumdur.Ama Türkiye'de henüz bu düzeyde değiliz ve konunun bir hukuk sorunu olarak ele alınması ciddi sakıncalar içermektedir.Türkiye hâlâ soykırım rejiminin egemenliğini sürdürdüğü bir ülkedir.Geçmişte katliama uğramış (Ermeni,Süryani ve Rumlar) Hristiyan topluluklara yönelik ciddi nefret suçları başta hükümet partisi üzere,geniş bir kesim tarafından çok sıkça işlenmektedir.Ayşe Kulin gibi tanınmış yazarların,"dilim sürçtü" diye işin içinden çıkmaya çalıştığı,"Ermenileri durduk yerde kesmedik" sözlerinin edilebildiği bir ülkede yaşıyoruz.Sadece,Hristiyanlara yönelik ırkçı söylem veya nefret suçunu işleyenlerin cezalandırılmasını istersek,ülkenin önemli bir nüfusunu hapse tıkmamız gerekir.

Bu nedenle bizim,hukuk değil,vicdan üzerinden açık bir hesaplaşma yapmamız gerekiyor.Hukuki yasak tartışmaları bize fazla lüks,yanılıyor muyum?..

***

1-Hakim Nebojša Vučinić ve Paulo Pinto de Albuquerque'nin Doğu Perinçek kararına itiraz metninden.

*Prof.Dr.Taner Akçam,Holokost'u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı'nı inkâr serbest,Taraf,18-19 Şubat 2014.

http://www.taraf.com.tr/taner-akcam/makale-holokost-u-inkar-edemezsiniz-ama-ermeni-soykirimi.htm

http://www.taraf.com.tr/haber/holokost-u-inkar-edemezsiniz-ama-ermeni-soykirimi-2.htm

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder