7 Şubat 2014 Cuma

Ermeni Soykırımı,Mustafa Kemal ve devletin devamlılığı/Atilla Dirim*

Ermeni Soykırımı konusunda Türk devletinin sözcüleri,Mustafa Kemal'i Soykırım tartışmalarının dışında tutmaya özel bir önem vermektedirler.Soykırım tartışmaları esnasında Mustafa Kemal ismi yok denecek kadar az geçer;Ermeni "tehcirinin" gerçekleştiği dönemde İmparatorluğun başka bölgelerinde bulunduğu,İttihat ve Terakki üyesi olmakla birlikte cemiyetin muhalif kanadını temsil ettiği,bundan ötürü Mustafa Kemal'in fiziki ve siyasi olarak Ermeni Soykırımı'yla ilgisi bulunmadığı anlatılır.Osmanlı İmparatorluğu'nu tüm kurumlarıyla birlikte tasfiye etmiş,eskiyi kaldırmış,yeniyi var etmiştir.Anlatılan budur,ancak gerçek daha farklıdır.

Falih Rıfkı Atay'ın "Çankaya" adlı eserinde çok önemli bir pasaj vardır.Burada Birinci Dünya Savaşı'nın ardından İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin lider kadrosu olan Enver,Cemal ve Talat paşaların ülke dışına kaçmaları sonucunda başsız kalan İttihatçıların,yeni bir hamle yapmak üzere yeni bir lider arayışı içinde oldukları anlatılır:

"19 Mayıs 1919'dan hayli gerilerdeyiz.Henüz İzmir'e Yunan gelmemiştir.Ama İstanbul'da düşman baskısı vardır.Türkiye için ne kadar kötü şeyler düşünüldüğünü de biliyoruz.

Yurtsever Osmanlı aydınları aranış içindedirler.Ne yapsak milli bir uyanış hareketi yaratabilsek,yarın katlanılmaz barış şartlan diktası altında kalırsak,hayır diye haykırabilsek!Toplantı yerlerinden biri de göz hekimi Esat Paşa'nın evi.Dertleşenler arasında Profesör Akçoraoğlu Yusuf ve Ferit (Tek) Beyler de var.Hepsinin birleştiği nokta İstanbul düşman baskısı altındadır.Burada bir şey yapılamaz.Çıkar yol Anadolu'yu hazırlamaktır.Fakat kim yapabilir bu işi?Kimi göndermeli Anadolu'ya?

Refet Bey (Bele) Jandarma Komutanı,Gazze savaşlarından tanınmıştır.Bir defa da ona danışalım,demişler ve kendisini toplantıya çağırıp fikrini almak istemişler.

Refet Bey:
-Siz düşünün,ben de aradığınız adamın kim olabileceğini araştırayım,gelecek defa görüşürüz,der.
Ertesi toplanışta sormuş:
-Kimi tasarladınız?
-Rauf Bey'e (Orbay) ne dersiniz?
-Yüzde elli bulmuşsunuz.Bende bir yüzde yüz var,bizi kurtarır ama,sonra biz ondan nasıl kurtulabiliriz,bilmem.
-Canım,gâvura kalmaktansa ona kalırız.
-Mustafa Kemal!"

İttihatçı liderler yeni bir lider arayışı içindeydiler,ancak İttihat ve Terakki'nin prestiji neredeyse sıfıra inmişti.Savaşın getirdiği felaketlerden bıkan insanlar,İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne düşman gözüyle bakıyorlardı.İttihatçılar,ulus-devlet kurma projelerini sürdürmek niyetindeydiler,ancak bunun İttihat ve Terakki adıyla ve eski liderlerle yapma imkânı kalmamıştı.Yeni lider,nispeten "temiz" bir isim olmak zorundaydı.

Mustafa Kemal,tam bu noktada devreye girmişti.Kendisi de bir İttihat ve Terakki üyesi olan Mustafa Kemal,Cemiyet içinde Enver Paşa'ya yönelik muhalefetin başını çekiyordu.Muhalefetinin esas noktasını,Enver Paşa'nın Turancılık politikaları oluşturuyordu.Mustafa Kemal,ta en başından bu yana Orta Asya'nın fethi düşüncesine karşı çıkıyor,bu düşüncede olanları maceraperestlikle itham ediyordu.Bunun dışında İttihat ve Terakki'nin ulus-devlet projesinin ateşli bir savunucusuydu;yalnız bu projenin daha gerçekçi boyutlarda tutulmasını talep ediyor,Turan imparatorluğunun bir hayal olduğunu öne sürüyordu.Mustafa Kemal,muhalefetinde Talat Paşa'nın kısmi desteğini gördüğü için Enver Paşa tarafından tümüyle tasfiye edilmemişti,ancak pasif ve ikinci derece öneme sahip görevlere getirilmesini de engelleyemiyordu.

Mustafa Kemal,Enver Paşa ile yaşadığı çatışmaların neticesinde Sofya'ya askeri ateşe olarak atandı ve 1914 yılını burada geçirdi.Bu esnada İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin nüfus mühendisliği politikaları kesintisiz olarak işliyordu.Kurulması hedeflenen ulus-devlet Türk/Sünni/Müslüman olacaktı;Anadolu'nun Hristiyan halkları bu projenin önünde engel olarak değerlendiriliyordu.24 Nisan 1915'te İstanbul'da önde gelen Ermeni siyasetçileri,aydınları ve kanaat önderleri tutuklandı.Ardından Ermeni tehciri adı altında soykırım başladı.Ermeniler,devletin bütün imkânlarının seferber edilmesiyle Suriye'nin Der Zor bölgesine doğru yola çıkartıldılar,ancak kafilelerin çok büyük kısmı yollarda Teşkilat-ı Mahsusa katilleri ve yağmacı çeteler tarafından katledildi.Ermenilerin taşınır/taşınmaz servetlerine "terkedilen mallar" adı altında el konuldu.Anadolu'nun geniş toprakları bir ölüm tarlasına dönüştü.

Bütün bunlar olurken,Mustafa Kemal Çanakkale'de bulunuyordu.Şubat-Aralık 1915 arasında 5. Ordu'da Liman von Sanders Paşa'nın emrinde bir yarbay olarak görev yapmıştı.Anafartalar muharebelerinin ardından albaylığa terfi ettirilmiş ve 1916'da Edirne'de bulunan 16. Kolordu Komutanlığı'na atanmıştı.Ancak,bu kolordunun doğuya kaydırılması sonucunda Mart 1916'da önce Diyarbakır'da bulunmuş,ardından da Suriye cephesinde görev yapmıştı.Burada 7. ordu komutanı olarak İngiliz kuvvetlerinin komutanı General Allenby karşısında ağır bir hezimete uğramış,çok kısa bir sürede Filistin ve Suriye'yi İngilizlere terkederek İstanbul'a geri dönmüştü.Mustafa Kemal'in burada bulunduğu dönem içinde Ermeni Soykırımı'ndan haberdar olmaması mümkün değildir.

Ancak sonuçta Dünya Savaşı kaybedilmiş ve Osmanlı İmparatorluğu tüm cephelerde barış istemek zorunda kalmıştı.İttihat ve Terakki Cemiyeti ağır bir darbe almış,liderleri Avrupa'ya kaçmıştı.İstanbul'da kurulan yeni hükümet,Ermeni Soykırımı ve diğer savaş suçlarının sorumlularını yargılamaya başlamıştı.Bu şartlar altında,yazının başında belirtildiği üzere,İttihatçılar kendilerini gizlemeye ve yıpranmamış bir lider ile farklı bir kimlikle ulus-devlet projelerini sürdürmeye karar verdiler.Bir yandan da İtilaf devletlerine şirin görünmek ve onları yatıştırmak durumundaydılar.Bundan ötürü İttihatçı olduklarını her vesileyle reddederler,hatta Sivas Kongresi'ne katılan delegelere "İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ihyasına çalışmayacaklarına" dair yemin ettirirler.

23 Nisan 1920 tarihinde kurulan TBMM'nin ilk gündem maddeleri arasında,Ermeni Tehciri bulunuyordu.Erzurum mebusu sıfatıyla meclis ve hükümet başkanı olan Mustafa Kemal,24 Nisan 1920'de yaptığı konuşmada "Harbi Umumiye'nin (Birinci Dünya Savaşı'nın) başlangıç safhalarından bahsetmek istemem.Zaten İtilaf devletlerinin bahsettikleri de bittabii maziye ait fazahat (alçaklık,rezillik,utanç verici işler) değildir" diyerek Ermeni Tehciri'ni yumuşak bir şekilde eleştirdi.Ancak bütün bunların stratejik birer adım olduğu birkaç gün içinde ortaya çıktı.8 Mayıs 1920'de TBMM'nde Ermeni Tehciri nedeniyle tutuklu bulunan kimselerin tahliyesi kararı alındı.11 Ağustos tarihinde de tehcir esnasında işledikleri savaş suçları nedeniyle yargılanan yöneticileri yargılayan mahkemelerin faaliyetleri durduruldu.

Zaten bu esnada meclis sıralarını dolduran mebusların birçoğu İttihatçı siyasetçi ve askerlerdi.Yine birçoğu Ermeni Tehciri esnasında işlenen suçlar nedeniyle kurulan özel mahkemede yargılanıyordu ve bu mahkemelerin faaliyetlerini durdurmakla,kendi kendilerini aklamış ve kurtarmış oluyorlardı.Rüştü Bey (Aras), Mustafa Şeref Bey (Özkan),Ali Haydar Bey (Yuluğ),Abdülgani Ertan,Sabit Sağıroğlu,Şükrü Kaya,Ali Saib Ursavaş gibi isimler bunların bir kısmıydı.Bu kişiler,daha sonra CHP döneminde mebus ve bakan olarak görev yapacaklardı.Tevfik Rüştü Bey 1920'den 1923'e kadar Menteşe milletvekili,1923'ten1927'ye kadar CHP İzmir milletvekili ve 1925'ten 1938'e kadar dışişleri bakanı olarak görev yapmıştı.Mustafa Şeref Bey de benzer şekilde TBMM'de II.,III.,IV. ve V.dönem CHP milletvekilliği yapmıştı.Ali Haydar Bey 1923-1924 yılları arasında İstanbul belediye başkanıydı.1919'da Harbi Umumi Divan-ı Örfi Trabzon davası sanıklarından,Trabzon Hastanesi'nde zehirleme yoluyla Ermenileri öldürdüğü iddia edilen Ali Saib Ursavaş,1923,1931 ve 1935 genel seçimlerinde seçilerek CHP Urfa milletvekilliği yapmıştı.1915 yılında İskan-ı Aşair ve Muhacirin Umumi Müdürü olarak görev yapan Şükrü Kaya,1923-1924 yılları arasında Menteşe milletvekili,1924-1925'te hariciye bakanı ve 1927 yılından Mustafa Kemal'in ölümüne kadar içişleri bakanı olarak görev yapmıştı.Şükrü Kaya,1915 yılında "Nihai sonuç Ermeni ırkının imha edilmesi olmak zorundadır.Şu anda patlayan Müslümanlarla Ermeniler arasındaki sürekli kavganın kesin olarak açığa çıkmasıdır.Zayıf olan yok olmak zorundadır" diyordu.

25 Aralık 1921'de Özel Mahkeme tarafından Ermeni Tehciri'nde işlenen suçlardan ötürü idam cezasına çarptırılan ve cezası infaz edilen Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey'in itibarı iade edildi ve milli şehit ilan edildi.Bunu 14 Ekim 1922'de Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'in de milli şehit ilan edilmesi izledi.16 Mart 1923'te Adana'da esnaf ile konuşurken sarfettiği sözler,Mustafa Kemal'in Ermeni meselesiyle ilgili görüşlerini olanca çıplaklığıyla açığa vuruyordu:"Arkadaşımız beyanatında demişlerdi ki,Adanamızı idaresi altına alan diğer unsurlar,şunlar,bunlar,Ermeniler sanat ocaklarımızı işgal etmişler ve bu memleketin sahibi gibi bir vaziyet almışlardır.Şüphesiz haksızlık ve küstahlığın bundan fazlası olamaz.Ermenilerin bu feyizli ülkede hiçbir hakkı yoktur.Memleketiniz sizindir,Türklerindir.Bu memleket tarihte Türk'tü,o halde Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşıyacaktır (...) Memleket en nihayet yine sahibi aslilerinin elinde kaldı.Ermeniler vesairenin burada hiçbir hakkı yoktur.Bu bereketli yerler koyu ve öz Türk memleketidir..."

Ermeni Soykırımı suçlularının itibarlarının iadesine,ailelerine trajik bir ironi olarak Ermenilerden gaspedilen malların dağıtılmasına Cumhuriyet döneminde de devam edildi.2 Şubat 1927'de Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey'in eşi ile çocuklarına,İstanbul'da 20 bin lira değerinde gayrimenkuller tahsis edildi.Bu gayrimenkullar elbette Ermenilerden gaspedilmişti.Yine 1927 yılının 25 Aralık günü,Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey'in ailesine de gayrimenkuller tahsis edildi.Ermeni Soykırımı'nın beyin takımından olan Dr. Bahaeddin Şakir'in ailesine,Diyarbakır valisi Doktor Reşid Bey'in ve Bahriye Nazırı Cemal Paşa'nın yaveri Nusret Bey'in ailelerine de yine gaspedilen Ermeni mülkleri tahsis edildi.

Tabii bütün bunların yanında,Cumhuriyetin önde gelen bütün kadrolarına da bu mülkler paylaştırıldı.Cumhurbaşkanlığı Köşkü bile,Ankara'daki Kasapyan Köşkü'nün üzerine inşa edildi.

Sonuç olarak,Mustafa Kemal her ne kadar İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin lider kadrosuna muhalif gibi gözükse de,bu muhalefet esas olarak stratejik anlamda bir muhalefettir.İdeolojik olarak herhangi bir farklılık bulunmadığı gibi,Ermeni Soykırımı konusunda da İTC ile Cumhuriyeti kuran kadrolar arasında görüş ayrılığı yoktur.Tam aksine,kadrolarda bile bir süreklilik sözkonusudur.Mustafa Kemal ve ekibi bu konuda devletin sürekliliği ilkesine uygun olarak davranmıştır.Mustafa Kemal,en büyük rakibi olan Enver Paşa hakkında bile sonraki dönemlerde kötü bir söz söylememiş,Ermeni Soykırımı suçluların adları caddelere,sokaklara,meydanlara,okullara verilmiştir.Cumhuriyetin doksan yıllık tarihi boyunca Ermeni Soykırımı'nda mutlak bir inkâr siyaseti güdülmüş,bu konunun bir tabu olarak kalmasına özen gösterilmiştir.Bunun nedeni,Türkiye Cumhuriyeti'nin Ermeni Soykırımı'nın üzerine inşa edilmiş olmasıdır.Ermeni Soykırımı'nın aydınlatılması yolunda atılacak her adım,Cumhuriyetin temellerini sarsacaktır.

Bundan yedi yıl önce katledilen Hrant Dink'in cinayetinin üzerindeki örtünün yerinden bir milim bile kıpırdamamış olmasının esas sebebi de budur.Bu örtüyü kaldıracak olan güç,Hrant'ın katledildiği gün tüm tabuları yıkarak sokakları dolduran yüzbinlerden başkası olmayacaktır!

***

-Falih Rıfkı Atay,"Çankaya",
-http://www.academia.edu/4957221/Mustafa_Kemalin_1915-16_Ermeni_Olaylarina_Yaklasimi_Fazahat_Toplumsal_Tarih_November_2013_
-Hans-Lukas Kieser,"Ermeni Meselesi",http://hayastaninfo.net/attachments/article/675/ErmeniMeselesi.pdf
-Erik-Jan Zürcher,Milli mücadelede İttihatçılık
-http://arsiv.sabah.com.tr/2007/02/04/gun112.html

*Atilla Dirim,Ermeni Soykırımı,Mustafa Kemal ve devletin devamlılığı,Marksist,19 Ocak 2014.

http://www.marksist.org/yazarlar/atilla-dirim/13786-ermeni-soykirimi-mustafa-kemal-ve-devletin-devamliligi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder