3 Ocak 2014 Cuma

"Ermeni işleriyle alakası var mı?"/Murat Yetkin*

Türkiye,üstlendiği miras adına Ermenilerden "insanlığa karşı suçlar" nedeniyle özür dileyebilir mi?Bunu bir Türk başbakanı yapabilir mi?Yerevan'daki "Büyük Felaket" Anıtı'nı ziyaret edebilir,acıları paylaştığını söyleyebilir mi?

İstanbul,Arnavutköy,1 Kasım 1918 Cuma akşamı.İttihat ve Terakki çevresinden İhsan Namık Poroy,ertesi gün gizlice Almanya'ya kaçacak Cemiyet yöneticilerine bir veda yemeği vermektedir.

Başbakan Talat Paşa birkaç gün önce Alman torpidosuyla kimlerin kaçacağını belirlemiş,o akşam ellerinde yalnız bir küçük valizle yolculuğa hazır olmalarını istemişti.

Yemekte İttihat ve Terakki'nin çok bilinen üçlüsü Enver,Talat ve Cemal paşaların yanı sıra,kuruluşundan bitişine dek Kâtib-i Umumisi,yani Genel Sekreteri kalan Mithat Şükrü (Bleda),Teşkilat-ı Mahsusa'nın yani gizli servisin Siyasi Daire Başkanı Bahaeddin Şakir ve aralarında Trabzon Valisi Cemal Azmi'nin de olduğu sınırlı sayıda Merkez-i Umumi,Genel Merkez üyesi bulunmaktadır.

Mithat Şükrü,ilginç bir kişiliktir.İttihat ve Terakki'nin hep gölgede kalmış teşkilatçılarındandır.İttihatçılar,Kuran,bayrak,silah üzerine gizlilik yeminlerini edip üye kabul edilmeye onun Selanik'teki evinde başlamışlardır.Anadolu'da örgütlenmeye başladıklarında,Bursa'da gelip Abdülhamid'e karşı çalışmak isteyen bir genç Mahmud Celal'deki yeteneği keşfedip İzmir kâtibi,yani sorumlusu olarak atayan odur.O genç,gelecekte İstiklal Savaşı'nda "Galip Hoca" kod adıyla sivil önderler arasında yer alıp cumhurbaşkanı olacak Celal Bayar olacaktır.

Mithat Şükrü,1979'da Remzi Kitabevi'nce "İmparatorluğun Çöküşü" başlığıyla yayımlanan anılarında o geceden,bugüne yansıması bakımından önem taşıyan bir ayrıntıyı aktarır.Okuyalım:

"Talat hepimizden fazla kaçırmış olacak,çenesi açılmış,anlatıyor,anlatıyordu.Yemek bittikten sonra kahvelerimizi içmek için çekildiğimizde refikamın Talat'ı salonun bir köşesine çekip bir şeyler konuştuğunu farkettim.Sonradan öğrendiğime göre şöyle bir konuşma geçmiş aralarında:

-Talat Bey,Mithat'ın Ermeni techir işleriyle bir alakası var mı?

-Hayır,o hiçbir işe karışmadı.

Refikam bu cevabı alınca şu teklifte bulunmuş:

-Madem ki Mihtat'ın yapılan icraatta mesuliyet hissesi yoktur,o halde sizinle birlikte gidişinin sebebi nedir?(...) Yanlış anlamayın,sadece hiç yoktan bir suç işlemiş vaziyete düşmüş olmasını istemiyorum da...Müsaade ederseniz o burada kalsın..

Talat derhal refikamı teselli edip:

-Hayhay,kalsın efendim kalsın;zaten bizimle beraber olsun diye onu yanımızda alıkoyorduk."

Neden kaçtıklarını çok iyi biliyorlardı

Yemek dağılır,herkes son hazırlığı için evlerine çekilir ve yolculuk valizini hazırlamış vaziyetteyken Mithat Şükrü,Talat'ın "Ermeni işlerinde hissesi olmadığı" beyanıyla İstanbul'da kalır.

İttihat ve Terakki kadroları,resmi tarihte yazanların aksine,aslında neden kaçtıklarını çok iyi biliyorlardı;kaçtıkları "Ermeni işlerindeki hisseleridir".Türk İmparatorluğu'nun tabutuna çaktıkları son çivi olan "Ermeni işlerinde" hissesi olanlar,bunun bir insanlık suçu olduğunun bilinciyle kaçarken,geride Ermeni işlerinde hissesi olmadığını bildikleri dava arkadaşlarını bırakmakta sakınca görmemişlerdir.

Sabaha karşı,artık 2 Kasım olmuştur,Alman teknesi Moda'dan İttihatçıların son İstanbul Valisi Badri Bey'i,Kuruçeşme'den Enver'i,Arnavutköy'den Talat'ı son olarak da İstinye Koyu'na demirlemiş,Türkiye'nin bayrak çekip Rusların Sivastopol Limanı'nı bombalatarak savaşa çekilmesinin iki nedeninden biri olan Yavuz (Alman Goeben) zırhlısının heybetine nazır Boyacıköy'deki yalısından Cemal'i alarak Tarabya açıklarında bekleyen savaş gemisine ulaştırır.

Mithat Şükrü İstanbul'da kalır ama tutuklanır,Bekirağa Bölüğü'ne konulur.28 Mayıs 1919'da,yani Yunan ordularının İzmir'i işgalinin başlamasından onüç,Mustafa Kemal'in 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun'a çıkışından dokuz gün sonra bir İngiliz ve bir Fransız subayın Bekirağa Bölüğü'ne gelir.Ermenilerin maruz kaldığı techir ve katliam nedeniyle yargılanmak üzere Malta'ya götürdüğü 64 kişi arasında Talat'tan önceki İttihatçı Sadrazam Said Halim Paşa,Türkçülük ideoloğu Ziya (Gökalp),eski Dahiliye Nazırı Ali Fethi (Okyar),"Hamidiye Kahramanı" Rauf (Orbay) gibi isimlerin yanı sıra Mihtat Şükrü de vardır.

Malta'dan tahliye olup eşinin sürgün hayatı yaşadığı Berlin'e geldiğinde "müthiş hakikat" ile karşılaşır.Dava arkadaşları Talat,Bahaeddin Şakir ve Cemal Azmi Ermeniler tarafından öldürülmüştür.

İntikam Operasyonu

Şimdi bu anlatılanlarla Hasan Cemal'in hem kendi hayatına,hem de yakın Türk siyasi tarihine ilişkin yeni bir manifestosu sayılabilecek "1915:Ermeni Soykırımı" kitabıyla ne alakası olduğunu soranlar için aynı tarihlerin bir başka başkentinde Tiflis'teki gelişmeleri aktarmak gerekiyor.

Ermeni İhtilalci Federasyonu,Taşnaksütyun 9. Kongresi'ni Gürcistan'ın Başkenti Tiflis'te 27 Eylül 1919'da toplar.Kongre,1918 Mondros Mütarekesi'nin Ermenilerin intikamını almakta yetersiz kaldığından hareketle,"Nemesis",yani İntikam Operasyonu başlatırlar;(o zaman henüz icat edilmemiş olan "soykırım" tanımı kullanılmamaktadır) Ermeni Katliamı'ndan sorumlu gördüklerini öldüreceklerdir.

Nemesis operasyonunun fikir babası Armen Garo kod adıyla bugün bir halk kahramanı sayılan Karekin Pastermadjian'dır.Pastermadjian 26 Ağustos 1896'da altı Şark vilayetinde (Erzurum,Van,Mamuretül Aziz-Elazığ,Diyarbekir,Sivas,Bitlis) Ermeni özerkliği talebiyle İstanbul'da Osmanlı Bankası Merkez şubesini basan,rehineleri bırakma karşılığında bir Fransız şilebiyle Marsilya'ya kaçtıktan sonra İttihatçılarla içbirliğine gitmiş,1908 İhtilali'nden sonra ise Erzurum mebusu olarak Meclis'e girmiştir.Sistemi içinden bilmektedir.Operasyon sorumluluğuna ise Shahan Natalie getirilir.Kimin kimi öldüreceği tek tek saptanır,örgütlenme başlar.

Operasyon 19 Eylül 1920'de Azerbaycan Dışişleri Bakanı Fatali Han Hoyski'nin Tiflis'te öldürülmesiyle başlar.Onu "Bir numaralı düşman" saydıkları Talat Paşa'nın 15 Mart 1921'de Berlin'de öldürülmesi izler.18 Temmuz 1921'de Azerbaycan İçişleri Bakanı Behbud Han Cevahir işgal altındaki İstanbul'da,aynı yıl 5 Aralık'ta Said Halim Paşa Roma'da,17 Nisan 1922'de Bahaeddin Şakir ve Cemal Azmi Berlin'de ve 25 Temmuz 1922'de Cemal Paşa Tiflis'te Taşnak militanlarınca öldürülür.

Cemal Paşa'nın torunu,Hasan Cemal'in "1915:Ermeni Soykırımı" kitabında da adı geçen,Taşnak Partisi'nin halihazırdaki Dış Sekreteri Giro Manoyan,Yerevan'da,girişinde 1920 Sevr Antlaşması haritasının bulunduğu parti merkezindeki konuşmamızda 4 Ağustos 1922'de pan-Türkist hedeflerle şimdiki Tacikistan'da Kızıl Ordu'yla savaşırken öldürülen Enver Paşa'ya nihai darbeyi vuran kişinin de bu amaçla görevli olmasa da Taşnaksütyun üyesi olduğunu kayıtlarına dayanarak söylemiştir.

O sırada Kurtuluş Savaşı'nın merkezi Ankara,Cemal Paşa'yı öldürenin Taşnak olsa da öldürtenin Sovyet istihbaratı olduğundan şüphelenmekte,Rauf Orbay ve Kâzım Karabekir,Cemal Paşa için müttefik Sovyetleri sıkıştırmaktadır.Özel yazışmalarla cenazesi Erzurum'a getirilip defnedilir.Çünkü Ankara,Cemal Paşa'nın Ermeni Katliamı'nın planlayıcılarından olmadığına inanmaktadır.Hikmet Özdemir,"Cemal Paşa ve Ermeni Göçmenler" kitabında,4. Ordu Komutanı olarak Arap cephesinde iken İstanbul'da Enver ve Talat'ı durdurmak için uğraştığını,başarısız kaldığını yazar.(Bu konuda Celal Bayar'ın 1967'de yayımlamaya başladığı sekiz ciltlik "Ben de Yazdım:Milli Mücadeleye Giriş" eserinin beşinci cildinde önemli tanıklıklar vardır.)

Hrant Dink etkisi

Hasan Cemal'in,Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde resmi tezlerin savunucusu,darbeci gelenekte bir genç gazeteci olarak başlayan entelektüel serüveninde,kendisi için çok zor olduğu her şekilde belli olan "Soykırımdır" söylemine seyahatinde,iki kişinin etkisi olduğu anlaşılıyor.

Birincisi,Hrant Dink'tir.Hayatı boyunca çekmiş,Türkleri düşman bilmediği,solcu olduğu için hem Taşnaklarca,hem Ermeni Kilisesi'nce dışlanmış,19 Ocak 2007'de İstanbul'da Trabzon'dan o cinayet için getirilmiş bir katilce öldürülmüş Dink'in Hasan Cemal'in dönüşümünde oynadığı rolü kitapta görebiliyoruz.

İkincisi,Taner Akçam'dır.Akçam,1970'lerin ikinci yarısında Ankara'da solcu gençler arasında meşum Ulucanlar Cezaevi'nden duvara Nazım Hikmet'in "O duvar,o duvarlarınız,vız gelir bize vız" yazarak kaçtığı kulaktan kulağa yayılan kişidir.Almanya'daki sürgün hayatı sırasındaki okumaları sonucu "Ermeniler soykırıma uğratılmıştır" diyen ilk Türk araştırmacı o olmuştur.

Türkiye'nin son dönemde bu alanda yaşadığı entelektüel dönüşüme,Hasan Cemal müsaade ederse bir üçüncü ismi ben eklemek istiyorum.O kişi ne ilk defa Ermeni sorunu üzerine resmi tezleri,katliamı da yok saymadan anlatan eski Dışişleri Müsteşarı Kamuran Gürün,ne de yıllarını resmi tezlerin araştırılmasına adamış Türkkaya Ataöv'dür.O kişi,yıllarca Ermeni temsilcileriyle Türk devleti adına gizli müzakerelere,açık konferanslara katılmış,2008'de kaybettiğimiz diplomat Gündüz Aktan'dır.

Aktan'ın şu sözleri TBMM yayınları arasındaki "Devletler Hukukuna Göre Ermeni Sorunu" derlemesinden:"Siyasi amaçla dahi olsa,bir sivil halkın sistematik ve kitlesel biçimde öldürülmesi insanlığa karşı suç oluşturuyor.(...) Unutmamak gerekiyor ki,doğrudan etkisi olan öldürme gibi fiillerin yanında,devletin görevini ihmal ederek,bilerek ölümlere neden olması da soykırım fiili sayılabiliyor.Bu nedenle,ölümlerin bir grubu yok etme kastıyla yapılıp yapılmadığı ve techirin gizli bir soykırım olup olmadığı üzerinde durulması gerekiyor."

Şimdi de Hasan Cemal'den alıntı:"Osmanlı döneminin,İttihat ve Terakki'nin 1915 gibi böylesine kanlı bir mirasını ne diye,hangi akla hizmet üstlendik cumhuriyetle birlikte?Bu büyük tarihi hatayı daha ne kadar sırtımızda taşıyacağız ki?(...) Doğru olan,İttihat ve Terakki diktasının ve onun derin devleti Teşkilat-ı Mahsusa'nın 1915'te 1916'da insanlığa karşı işlemiş olduğu suçları lanetlemek ve Ermenilerden özür dilemektir,bugün devlet olarak yapılması gereken.Böyle bir devlet jesti,Türkiye'yi büyütür."

Türkiye,üstlendiği miras adına Ermenilerden "insanlığa karşı suçlar" nedeniyle özür dileyebilir mi?Bunu bir Türk başbakanı,cumhurbaşkanı yapabilir mi?Yerevan'daki "Büyük Felaket" Anıtı'nı ziyaret edebilir,acıları paylaştığını söyleyebilir mi?Bunların hepsi mümkün.

Peki "Soykırım" diyebilir mi?Bu çok zor.Çünkü hukuki sonuçları var.ABD başkanları o nedenle,Amerikan Yüksek Mahkemesi'nin "Soykırım" kelimesinin Amerikan dış politikasını bağlayacağı gerekçesiyle reddetmesinin ardından kolay bir yol buldular.Hukuki sonuca yol açmamak için "Genocide-Soykırım" demiyor,hukuki sonuca yol açmayacak şekilde Ermenice "Soykırım" yerine kullanılan "Medz Yeghern-Büyük Felaket" diyorlar.Peki bu denebilir mi?Neden olmasın?Hem bu ağır insani yükle hesaplaşmanın ondan kurtulmanın,hem de bugün Türkiye'de yaşayan ve bir asır önce olanlarda sorumluluğu bulunmayan insanlara hesap kesmemenin yolu,neden bu olmasın?Sonuçta Türk vatandaşı olan Ermenilerin ana dilidir,yabancı değildir...

*Murat Yetkin,"Ermeni işleriyle alakası var mı?",Radikal,6 Ekim 2012.

http://kitap.radikal.com.tr/Preview/251140-yazdir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder