17 Aralık 2013 Salı

Mustafa Kemal ve 2015/Prof.Dr.Taner Akçam*

Başbakan'ın Diyarbakır konuşmasında Kürdistan kelimesini kullanması çok önemli idi...

Başbakan'ın Diyarbakır konuşmasında Kürdistan kelimesini kullanması çok önemli idi.Kendisine saldıranlara Mustafa Kemal'den alıntılar yaparak cevap verdi.

Soru şu:Acaba aynı metot 2015 için de kullanılamaz mı?Başbakan,İttihatçılar için,örneğin çete,caniler,katiller gibi ifadeler kullanabilir,1915'te Ermenilere yönelik büyük cinayetler işlendiğini,bu halkın imha edilmek,yok edilmek istendiğini söyleyebilir.Kendisine itiraz edenlere de gene Mustafa Kemal'den alıntılar yaparak cevap verebilir.

Bu amaca yönelik,Başbakan'ın kullanabileceği bir başvuru katalogu hazırlama sözü vermiştim.Bugün bunlardan ilkini sunuyorum.

Minber gazetesi ile başlıyorum.

Minber Mustafa Kemal'in,yakın arkadaşı Fethi Okyar ile birlikte çıkarttığı bir gazete;1 Kasım 1918'de yayın hayatına girdi ve 51 sayıdan sonra 22 Aralık 1918'de yayın hayatına son verdi.

Gazetede yazılar genellikle imzasız veya takma isimlerle yayımlandı.Mustafa Kemal'in hangi yazıyı doğrudan kaleme aldığı belli değil.Ama sonuçta onun gazetesi.

Gazete İttihatçı liderler için caniler ifadesini kullandı.Örneğin 6 Kasım'da,"Kaçmışlar" başlığı ile çıkan yazıda,"Kaçmışlar...kimden ve nereye?..Mahkeme var,kanun var,tarih var ve bunların hepsinin fevkinde Allah varken kimden ve nereye kaçarlar?

Herhalde caniler için kurtuluş yoktur...Memleket kâbustan kurtuldu",ifadelerine yer verilir.

Gazetenin 9 Kasım 1918 tarihli sayısında 1915 konusunda uzun,imzasız bir yazı vardır.Yazıda İttihatçılardan çeteci diye söz edilir ve Ermenilerin yok edilmek,yeryüzünden kaldırılmak istendiğinin altı çizilir.Yapılan "faciadır" ve "en büyük ve en affedilmez" bir davranıştır.

Ana fikri de,bir millet manevi bir kuvvettir,isterseniz de imha edemezsiniz!

Bugünün Türkçesi ile ilgili makale:

"Ermeni Milli Terbiyesi"

İsterse bir millet iki üç kişiden ibaret olsun,bir dili,bir edebiyatı,bir toplumsal kişiliği ve bir de tarihiyle geleneği varsa o bir millettir ve bir milleti üç beş kişinin,bir masa başında verdikleri karar ile yok etmek imkânsızdır:İster bakan,ister çeteci ve isterse kim olursa olsun,dünyada hiç kimsenin bir millet üzerinde söz söyleme değil hakkı,iktidarı bile düşünülemez.Bu gerçek,kesin olduğu kadar genel bir niteliğe de sahiptir.Bir millet bilinçli olduktan sonra ne kadar küçük ve ne derecede zayıf olursa olsun,onu yok etmek değil kişilerin,dünyanın en muazzam topluluklarının bile elinde değildir.Çünkü milliyet manevi bir kuvvettir ve böylesine bir manevi kuvvet herhalde temsilcilerinin azlığı veya çokluğu gibi nicel ölçülerle değil,niteliğiyle ortaya çıkar.

(...)

Dün makamlarını terkederek giden harbimizin yöneticilerinin,kendi tarihine karşı en büyük ve en affedilemez sorumluluklarından biri de Ermeni milletine karşı davranışlarında ortaya çıkmıştı.Ermeniliği yeryüzünden kaldırmak mümkün bile olsaydı acaba bundan dolayı zarardan başka ele ne geçerdi?Birkaç kişinin zihniyetinden çıkan bu hata,asırlardan beri aynı vatan üstünde kapı komşu geçinmiş,toplumsal hayatta,siyasette,iktisatta kısaca her konuda birbirlerini destekleyip tamamlamış iki unsurun samimiyetlerini bulandırmaktan başka bir sonuç doğuramazdı ve nitekim de öyle oldu.Dünyada her milletten aşırılığa kaçanlar olabilir,şüphesiz Ermenilikten de bu türden insanlar çıkmamış değildi.Fakat,acaba bir küçük azınlığa kızıp bütün bir milleti kırmak sevdasına düşmek,o azınlığın aşırılığından daha fazla hayallere kapılmak demek değil midir?Maddi açıdan da düşünecek olursak,meselenin halihazırdaki ciddiyeti adeta tehlikeli bir renk alır.Harb-i Umumi facialarının Ermeni milleti üzerindeki tesirlerinden maliyemizin ne kadar zarar gördüğünü acaba bir kere olsun hesap eden değil,hatta hiç düşünen olmuş mudur?Geçen sene başlarında maliye uzmanlarımızdan biriyle ekonomik durumumuza dair sohbet ederken,bu zat Ermeni göçlerinin Osmanlı hazinesine sırf vergi açısından yılda bilmem kaç milyona mal olduğundan bahsetmişti!Savaşçı zihniyetinin bütün siyasi hesaplarından daha düzgün olan bu rakam,ticaret ve sanayi kayıpları da eklendikten sonra Osmaniye toplumu için kimbilir ne büyük bir yekûna ulaşır?

Öteden beri tekrar edilen bir söz var:"Ermeni demek,Hristiyan Türk demektir" derler...Anadolu'daki yaşantıyı bilenler,bu sözün memleketimizde çok eskiden beri tekrar etmekte olan bir konuya tercüman olduğunda tereddüt etmezler.Türkler askere ve savaşa giderken,kimsesiz bıraktıkları ocaklarını,çiftlerini,çubuklarını Ermeni komşularına emanet ederler ve öyle giderlerdi.Namusla bireysel ve toplumsal onurun karşılıklı bütün uygulamaları bu iki millet arasında geçerli idi.Birbirleri arasında hiçbir hainlik hikâyesi geçmemişti.Türk,ziraatla meşgul olur ve yanı başındaki Ermeni de sanat ve ticaretle uğraşır,sonuçta her ikisi de sessiz,sedasız çalışırdı.İşte daha fazla ayrıntı gerektirmeyen bu hayat içinde,Ermeni'nin Türk'ten yegâne farkı,cami yerine kiliseye gitmesinden ibaretti.Bu samimiyet o kadar kuvvetliydi ki,hatta aradan dün esen kasırga bile söküp götüremedi.Büyük bir felaketten sonra,ortak vatanın bir anlık zorluklarında yine her iki unsur aynı etkili bakışla olayların aldığı şekle bakıyor ve bu hataları yapanları azarlayarak diğerinde hiçbir kabahat görmüyorlar!Acaba Ermeni milleti,ortak felaket karşısında böyle tertemiz soyuna yaraşır bir sessizlik gösterdiğinden dolayı,zarar mı etmiş olacaktır?Bu soruya tereddüt etmeden "asla!" cevabını verebiliriz.Ermeniler,Osmanlı'nın yasal zemininde bütün isteklerine kavuşacaklar ve emin olsunlar ki fazla olarak Osmanlı tarihinde de daima okunacak bir şükran sayfasında yer alacaklardır.

"Ermeniler,Osmanlı'nın yasal zemininde bütün isteklerine kavuşacaklar ve emin olsunlar ki fazla olarak Osmanlı tarihinde de daima okunacak bir şükran sayfasında yer alacaklardır..."

Minber gazetesindeki yazı bu cümle ile bitiyordu.

Ermenilere karşı işlenen cinayetler üzerine söylenen bu sözler,eğer istenirse bugün sorunun çözümü için bir başlangıç noktası olarak bile kabul edebilir."Yasal zeminde bütün isteklerine kavuşma"yı,Ermenilerin uğramış oldukları zararları tazmin edilmesi,"tarihte okunacak bir şükran sayfasında yer alma"yı da,Ermenilerin bu toplumda hak ettikleri yerin tanınması olarak okuyabilirsiniz.

Sayın Erdoğan'a kullanabileceği kaynakları sunmaya devam edeyim.

Önemli bir kaynak Amasya Protokolleri ve bu protokollerin imzalanmasından önce yapılan bazı yazışmalardır.

Bilindiği gibi Protokoller 20-22 Ekim 1919'da İstanbul’daki Ali Rıza Paşa hükümeti ile Mustafa Kemal önderliğindeki Heyet-i Temsiliye arasında imzalanır.Konu esas olarak,hem Osmanlı Anayasa'sına göre yapılması gereken parlamento seçimleri,hem de Paris Barış Görüşmeleri'dir.

Amasya görüşmeleri başlamadan önce,9 Ekim 1919'da,İstanbul'a çektiği bir telgrafta Mustafa Kemal,İttihatçı yöneticilerin savaş sırasındaki suçları nedeniyle cezalandırılması gerektiğini savunur.

Üstelik,ona göre,cezalandırma kâğıt üstünde kalmamalı,dosta düşmana gösterecek tarzda doğrudan eylem biçiminde olmalıdır.

Kendi ifadesiyle:"Savaş sırasındaki kötü yönetimleri ortaya çıkarıp cezalandırmak,vatanımızda sorumluluğun büyük ve küçüklere eşit yüklendiğini,kanun döneminin tam yansızlık,adalet ve hak düşüncesiyle başladığını görmek en içten dileğimizdir.Ama biz bunu birçok tartışmalara neden olacak kâğıt üzerinde reklam biçiminde yayınlardan çok doğrudan tatbik edilen uygulamalarla dosta düşman gösterilmesini daha uygun ve yararlı görüyoruz."

20 Ekim 1919'da başlayan Amasya görüşmeleri 22 Ekim'de biter.Mustafa Kemal'in sözleriyle,"üç gün süren görüşmeler sonunda ikişer nüsha olmak üzere beş tane protokol" düzenlenir."Bu beş protokolden üçü -Salih Paşada kalanlar bizim tarafımızdan ve bizde kalanlar Salih Paşa tarafından- imza" edilir."İki tane protokol gizli sayılarak imza edilme(z)."

21 Ekim 1919 tarihinde imzalanan birinci protokolün bir ve dördüncü maddeleri konumuzla ilgilidir:

"1-İttihatçılığın,İttihat ve Terakki fikrinin memlekette tekrar uyanması,hatta bazı birtakım belirtilerinin görülmesi siyaseten zararlıdır.(...)
4-Tehcir dolayısıyla suç işlemiş olanların kanunen cezalandırılmaları adalet ve siyaset açısından kaçınılmazdır."

Mustafa Kemal'e ait aktarılacak bir başka ifade,24 Nisan 1920'de Meclis'in açılması meselesiyle yaptığı uzun konuşmada söyledikleridir.Ermeni kırımından "fazahat" (utanılacak bir eylem) olarak söz eder.

Hatırlayan hatırlar,2006 yılında Ertuğrul Özkök,"Mustafa Kemal'in böyle bir sözü yoktur" diye bana saldırmış,olmadık hakaretlerde bulunmuştu.Sonra tükürdüğünü yalamak zorunda kalmıştı.

Mustafa Kemal'in,1915'te Ermenilere yapılanları kınadığı daha çuval dolusu başka sözü daha var.

Bir dahaki yazıda onlardan bir demet daha sunayım.

Dedim ya,1915'e ilişkin açılım yapmak isteyip de,durumlarını sıkışık görenleri rahatlatmak amacım.

Los Angeles Examiner 1926

Mustafa Kemal'in,Ermenilerin katledilmelerini eleştiren sözlerini aktarmaya devam ediyorum.

15 Ekim 1919'da ABD Radio Press'e verdiği bir röportajda "Ermenilere karşı yeni bir Türk vahşetinin olmayacağının garantisini veririz," der.

Yine aynı aylarda,Amerikan generali Harbord ile yaptığı görüşmede,imha edilen Ermeniler için 800.000 sayısını telaffuz eder ve "Ermenilerin katledilip sürülmeleri(nin) hükümeti ele geçiren küçük bir komitenin eseri" olduğunu söyler.

6 Mayıs 1920'de Kâzım Karabekir'e yazdığı bir telgrafta,"yeniden bir Ermeni kıtalı (katliamı) demek olan" bir hareketten uzak durulması gerektiğinin altını özellikle çizer.

Mustafa Kemal'e ait bu tür sözler içerisinde 1 Ağustos 1926 yılında Los Angeles Examiner gazetesine söyledikleri önemli bir yer tutar.İlgili röportajda Mustafa Kemal,İttihat ve Terakki Partisi'nden,"yaşadıkları yerlerden kitleler halinde acımasızca sürülen ve katledilen Hristiyan tebaamızın hayatlarının hesabının kendilerinden sorulması gereken" grup olarak söz eder.

Mustafa Kemal'e göre,bu grup,"şimdiye kadar yağma,haydutluk ve rüşvetle yaşamış ve faydalı bir işte çalışmak,hayatlarını namuslu alın terleriyle kazanmak yolundaki herhangi bir düşünce ya da öneriye düşman olmuşlardır."

Vaktiyle,Los Angeles Examiner gazetesinde yayımlanan bu görüşmenin sahte olduğu konusunda epey gürültü kopartılmış idi.

Görüşmeyi yapan Emile Hilderbrand adlı bir kişinin mevcut olmadığı,Mustafa Kemal'in görüşmelerinin kaydedildiği defterlerde böyle bir görüşmeye ilişkin bir kaydın bulunmadığı vb. iddia edilmişti.

Konu üzerinde biraz durmak ve ek bazı bilgiler vermek şart.

Çünkü,hem bu görüşme muhtemel Türkiye'nin bilgisi dahilinde yayımlanmıştı,hem de bu dönemde,aynı içerikte benzeri başka görüşmeler de Amerikan basınında boy gösteriyordu.

Birinci önemli bilgi,1 Ağustos 1926 görüşmesinin bir tek Los Angeles Examiner gazetesinde yayımlanmadığıdır.

İlgili gazete,Randolph Hearst'ın sahibi olduğu Hearst Coporation grubuna aittir ve 1920'lerde grubun yirmiden fazla gazetesi mevcuttur.

Sözkonusu görüşme,gruba ait olan Boston American (Boston Sunday Advertiser on Sundays):New York American ve The San Antonio Light Newspaper olmak üzere üç ayrı gazetede daha yayımlandı.

İkincisi,1920'li yıllar ABD-Türkiye ilişkileri için son derece kritik yıllardı.1923 yılında Amerika ile ayrıca imzalanan Lozan Antlaşması henüz Amerikan Senatosu'nca onaylanmamıştı.Çok güçlü bir direniş vardı.

Antlaşma'nın onaylanmasına karşı çıkanların en önemli tezi savaş yıllarında Ermenilerin imha edilmiş oldukları gerçeği idi.

Bir başka sorun daha vardı:Türkiye,Lozan Antlaşması'na göre,memleketlerine dönecek Ermenilere yağmalanmış mallarını geri vermeyi kabul etmiş olmasına rağmen,ABD'nde yaşayan Ermenilerin Türkiye'ye girişlerine izin vermemekteydi.

1923 Ağustosu'nda Amerikan uyruklu Ermeniler İstanbul’da tutuklanmış daha sonra da zorla geri gönderilmişlerdi.Bu olay iki ülke arasında diplomatik krize de yol açmıştı.

Oysa Türkiye'nin ABD ile ekonomi başta olmak üzere ikili ilişkileri geliştirmesine büyük ihtiyacı vardı.

Mayıs 1926 yılında Lozan Antlaşması yeniden onaylanmak üzere Amerikan Senatosu'nun gündemine geldi.Onay için,kamuoyuna egemen olan negatif Türk imajının düzeltilmesi şart idi.

Bu ay ile birlikte başta New York Times olmak üzere,ABD basınında Türkiye'yi öven birçok yazı yayımlanmaya başlandı.

Verilmek istenen imaj,yeni bir Türkiye'nin doğmakta olduğu idi.

Los Angeles Examiner'deki görüşme bu imaj değiştirmenin bir parçası olarak yayımlandı.Bunu başka yayınlar takip edecektir.O da bir dahaki yazıya.

Los Angeles Examiner 1927

Mustafa Kemal,Los Angeles Examiner'de,1 Ağustos 1926'da yayımlanan bir röportajında,İttihatçılardan,"yaşadıkları yerlerden kitleler halinde acımasızca sürülen ve katledilen Hristiyan tebaamızın hayatlarının hesabının kendilerinden sorulması gereken" kişiler olarak söz eder.

Aktardığım gibi,bu görüşmenin hiç yapılmadığı,uydurulduğu yolunda epey yazıldı,çizildi.

Oysa,eğer bu görüşme uydurma olsaydı,kendisine yönelik faaliyetleri yakından takip eden Türkiye,sadece Los Angeles Examiner'de değil,birçok başka yerde de yayımlanan bu görüşmenin sahte olduğunu açıklar,başka girişimlerde bulunurdu.

Oysa bırakın aleyhte girişimde bulunmayı,bir önceki görüşmenin yarattığı etki çok beğenilmiş olacak ki,yine aynı gazetede 9 Ocak 1927 tarihinde Edibeh Torrington imzasıyla bir başka görüşme daha yayımlandı.

Yazının başlığı "Amerika Niçin Türkiye'yi Tanımak Zorundadır" idi.

Bu yazı ile,1 Ağustos 1926'da yayımlanan yazı arasında çarpıcı benzerlikler var.Her iki yazı da soru cevap biçiminde değil;bir basın açıklaması biçiminde düzenlenmiş.

Amaç,Amerikan kamuoyunda egemen olan kötü Türkiye imajını değiştirmek ve Lozan Antlaşması'nın Senato'ca onaylanmasını sağlamak.

Nitekim ikinci yazının yayın tarihi ile,Amerikan Senatosu'nda Lozan Antlaşması ile ilgili oylama arasında dokuz gün fark var.

Mustafa Kemal bu görüşmede de bir önceki fikirlerini tekrar eder.

Mustafa Kemal'e göre,Türkiye'nin ABD tarafından tanınmasına karşı çıkan Amerikalılar,Türkiye'nin Hristiyanları baskı altında tuttuğu duygusu ile hareket etmektedirler."Bugün İstanbul'daki 500 bin'e yakın Rum ve Ermeni Amerika'nın bu yanlış düşüncesini düzeltmesini heyecanla beklemektedir."

Bugünkü Türkiye'nin,dünkü Türkiye ile ortak hiçbir yanı yoktur ve Mustafa Kemal'e göre,bugünkü Türkiye'nin eski Türkiye ile karıştırılmaması gerekir.Eğer Amerikan halkı bunu anlamış olsaydı,sorunlar çözülmüş olurdu.

Yürütülen bu kampanyaya rağmen,18 Ocak 1927'de Senato'da gerekli çoğunluk sağlanamaz ve Lozan Antlaşması reddedilir.

Konumuz açısından önemli olan husus şu:

Türkiye,ABD ile ilişkilerin normalleşmesinin yolunun geçmişte Hristiyanlara yapılanlarla arasına mesafe koymaktan geçtiğini biliyor.Hem Hristiyanlara yapılanları kınıyor hem de bunları yapan İttihatçılar için ağır ifadeler kullanmaktan çekinmiyor.

2015'e yaklaşırken Türkiye'nin,1920'lerin Amerikası'nda olduğu gibi bir probleme sahip olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Üstelik Türkiye,1920'lerle kıyaslanmayacak bir güce sahip ve dünya çapında siyaset yapmak istiyor.

Fakat,1915'te Ermenilere yapılanları inkâr etmeye devam eden bir devlet olarak ortada dolaşmak ayaklara dolanmış bir zincir gibi...Bu durum hoş olmayan psikolojik bir yük yaratıyor.

Ve galiba Ankara 2015 yaklaşırken,Batı'da kendi hakkında oluşmuş bu kanaatin düzeltilmesi gerektiğinin de farkında.

Ne dersiniz,2015'te Türkiye,Kürt meselesinde açılım yaparken Mustafa Kemal'in Kürdistan kelimesini kullanmasını örnek vermesi gibi bir yolu izleyecek midir?

Ermeni sorununun çözümü doğrultusunda,1915 sürgün ve katliamları ile arasına kesin bir mesafe koyabilecek,katliamları lanetleyebilecek midir?

Bunu yaparken de,Mustafa Kemal'in ayak izlerini takip ederek Ermenilere yapılanları tarihe ait "utanılacak bir eylem" olarak tanımlayabilecek midir?

Tabii bir başka seçenek daha var.Tıpkı 1926'da olduğu gibi,Batı nezdinde göz boyayıcı bazı cümleler sarfetmek ama içeride de bildiğini okumak.Amerika'da,İttihatçıları Hristiyanların katilleri olarak suçlamak ama aynı zamanda Ankara'da Meclis'te İttihatçıları vatan kahramanları ilan ederek maaş bağlamak gibi.

Ya da 1920'de Kürdistan deyip,1938’de Dersim katliamını organize etmek gibi.

Ama galiba çağımızda artık bunu yapmak çok zor...

*Prof.Dr.Taner Akçam,Mustafa Kemal ve 2015,Taraf,2-12 Aralık 2013.

http://www.taraf.com.tr/haber/m-kemal-ve-2015.htm
http://www.taraf.com.tr/taner-akcam/makale-m-kemal-ve-2015-2.htm
http://www.taraf.com.tr/taner-akcam/makale-los-angeles-examiner-1926.htm
http://www.taraf.com.tr/taner-akcam/makale-los-angeles-examiner-1927.htm

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder