25 Aralık 2013 Çarşamba

"Müslümanlaş(tırıl)mış Ermeniler"/Ümit Kurt*

2-4 Kasım 2013 tarihinde tıpkı 2005'te İstanbul'da düzenlenen Ermeni Konferansı'nda olduğu gibi tarihi bir olaya tanıklık ettik.Ermeni Soykırımı'nın yapısal unsurlarından biri olan zorla din değiştirme,yani Müslümanlaştırma konusu üzerine bir konferans düzenlendi.Hrant Dink Vakfı'nın,Malatya HAYDer ve Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü işbirliğiyle düzenlediği "Müslümanlaş(tırıl)mış Ermeniler" konferansı,Türkiye'de tabu haline gelmiş hayati bir konuyu enine boyuna ve neredeyse bütün veçheleriyle tartışılmasını sağladı.

Ermeni Tehciri ve Soykırımı üzerine son dönemde önemli çalışmaların varlığına şahit olduk.Tehcirin ve akabinde gerçekleştirilen Soykırımın değişik veçhelerini Osmanlı ve Ermeni arşiv belgeleri başta olmak üzere çeşitli kaynaklardan inceleyen ve bu minvalde resmi Türk yazımını yerle bir eden bu tür çalışmalar,Tehcir kararını alan ve Ermenilere soykırım uygulayan İttihat ve Terakki iktidarının teşkil ettiği devletin merkezi siyasi elitlerinin rolünü,eylemlerini ve Ermenilerin imhasına yönelik uygulamalarını çarpıcı ve ikna edici bir biçimde ortaya koydu.

1948'de Lemkin'in tanımını yaptığı ve Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunu Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi'nin tescil ettiği soykırım nosyonunun bilhassa asimilasyon ve zorla din değiştirme gibi mütemmim cüzü olan bu yönüne ilişkin literatürde fazla sayıda çalışmanın yapılmadığını biliyoruz.Bu anlamda konferansta Ermeni Soykırımı'nın fiziksel imha ve şiddetten bağımsız olarak bu boyutunun ele alınması ve derinlemesine tartışılması son derece önemli bir adım.

Soykırım kavramını uluslararası hukuk açısından ilk kez ortaya koyan Polonyalı hukukçu Raphael Lemkin'e göre fiziki imha,soykırım sürecinin sadece bir yüzüdür.Ona göre,soykırımın iki aşaması vardır:Birincisi,baskı altındaki grubun ulusal özelliklerinin imha edilmesi.İkincisi ise baskıcı grubun ulusal özelliklerinin baskı altındaki gruba zorla kabul ettirilmesi.Lemkin'in bu çerçevede yaptığı asimilasyon tanımına göre,baskı altındaki grup,baskıcı grubun hayat tarzını,kültürünü ve kurumlarını kabul etmek zorunda kalır.

Ermenilerin topyekûn imhası sürecinde yürütülen din değiştirme ve bu anlamda Müslümanlaştırma politikasını bu tanım çerçevesinde değerlendirdiğimizde önümüze oldukça net bir tablo çıkıyor.Bugün başta Anadolu olmak üzere Türkiye'nin birçok yerinde Ermeniliğini ne yazık ki hayatının son demlerinde ifşa eden Müslümanlar ortaya çıkıyor.Hatta bir ara Türk Tarih Kurumu eski başkanı Yusuf Halaçoğlu,bugün Türkiye'de yaşayan birçok Kürt ve Alevi vatandaşların aslında Müslümanlaştırılmış Ermeni olduğunu ve bunların listelerinin elinde bulunduğunu bizzat kendisi kamuoyuna duyurmuştu.

Konferansın içeriğini oluşturan paneller konunun farklı boyutlarıyla ve veçheleriyle tartışılması ve deşilmesi açısından verimli bir şekilde düzenlenmişti.Gerek Ermeni Tehciri ve Soykırımı sırasında ihtida ve asimilasyon politikalarının merkezden nasıl uygulandığı ve bununla ilgili hangi idari düzenlemelerin yapıldığı;merkezin ihtida politikalarına yönelik yereldeki politik ve idari aktörlerin nasıl tavır aldıkları ve bilhassa bu politikaların uygulanması noktasında merkezi hükümetten farklı ve bazı dönemlerdeki ihtilaflı yaklaşımları;gerekse Müslümanlaştırılmış Ermenilerin bu deneyimi nasıl yaşadıkları;Anadolu'nun farklı bölgelerinde ihtida et(tiril)miş Ermenilerin hayatlarından sunulan kesitler;zorla din değiştiren ve zorla evlendirilen asimile olmuş Ermenilerin yaşadıkları travmatik hayatlar gibi konunun neredeyse bütün boyutları tartışıldı.

Konuyu bu bağlamda tartışabilmek aslında bize kendi geçmişimizle yüzleşmemiz adına somut araçlar sundu ve Ermeni tabusu etrafında oluşturulmuş o katı sessizliğin bozulması ve yeni bir dil inşa edilmesi için bize yeni bir kavram repertuarı yaratma imkânı verdi.Ermeni Soykırımı'nın katletme gibi fiziksel şiddetin ötesinde onun yapısal bir öğesini teşkil eden zorla din değiştirme ve asimilasyon politikasının bu konferans çerçevesinde gündeme getirilmiş olmasının,konu üzerine derinlemesine araştırmalar yapmak isteyenleri cesaretlendirici bir işlevinin de bulunduğunun altını çizmek gerekiyor.

Bu anlamda esasında Türkiye'de Ermeni Soykırımı üzerine konuşmanın ve makul bir tartışma yürütmenin önündeki devasa eşiklerden birinin daha aşıldığını görmek mümkün.Ermeni Kırımı ve Tehciri üzerine fazla sayıda çalışmanın olmadığı malum,ancak literatürde ciddi bir hareketlenmenin olduğu da su götürmez bir gerçek;yeni doktora tezleri yazılıyor ve kitaplar yayınlanıyor.

Bu alandaki tarihyazımının daha mikro ve yerel/lokal düzeydeki çalışmalara yoğunlaştığına tanık oluyoruz.Konferansın Ermeni Soykırımı'nın bu yönünü ele alması ve yine son dönemde Prof.Dr.Taner Akçam ile birlikte kaleme aldığımız Emval-i Metruke Kanunları'na ilişkin "Kanunların Ruhu" çalışmamızın konunun ekonomik boyutunu analiz etmesi süreci etkileyen diğer unsurların araştırılması adına küçük de olsa bir kapı açıyor.

Konferansın içeriğine yakından baktığımızda Ermenilerin İttihat ve Terakki iktidarı döneminde Dahiliye Nezareti Vekili Talat Paşa'nın emriyle uygulamaya sokulan ve vilayetlere gönderilen telgraflarla yürütülen Ermenilerin İslam'a ihtidasına ilişkin siyasasının nasıl sonuçlar yarattığı;sürgüne tabi tutulan Ermeniler için Müslüman olmayı "tercih" etmenin esasında bir "hayatta kalma stratejisi" [survival strategy] olduğu ile ilgili son derece çarpıcı tanıklıkların ve kaynakların anlatıldığı sunumlar dinledik.

Üç gün süren konferansta önemli sunuşlar gerçekleşti.Sözkonusu sunuşlardan biri Almanya'da yaşayan,akademisyen Vahe Taschjian'a ait.Taschjian konuşmasında 2003 yılında Kahire'deki Ermeni arşivlerini incelerken Ermeni Soykırımı sonrası hayatta kalma mücadelesi veren ve bu kapsamda f.huşa ya da Müslüman olarak karma evlilikler yapmaya zorlanan kadınların hikâyesini ele aldı.O dönem Ermeni toplumunda yayınlanan gazeteleri ve diğer kaynakları inceleyen Taschjian,kadınların yaşadığı inanılmaz zorluklardan bahsetti.

California Üniversitesi'nde Ermeni Sözlü Tarih Bölümü'nde Ermeni Soykırımı'nda kadınların ve çocukların hayatta kalma yöntemleri üzerine çalışmalar yapan Arda ve Doris Melkonian kardeşler,Müslümanlaştırılan kadınların neler yaşadıklarını anlattılar.

Hollanda Leiden Üniversitesi Kültürel Antropoloji Bölümü'nden,Kürt halk şairleri (dengbêjler) üzerine bir doktora tezi yazmakta olan Wendy Hamelink,Müslümanlaştırılmış Ermenilerin,geçmişleriyle ve bağlılık hissettikleri kimliklerle müzik aracılığıyla kurdukları ilişkileri konu edinen bir sunuş yaptı.

Arkeoloji ve Etnografi Enstitüsü'nden Hranush Kharatyan,1915 Soykırımı ve 1938 katliamının Dersim'de Ermeniler için ne anlama geldiğini bilhassa Ermenice kaynaklar eşliğinde sundu.

Konferans katılımcılarından biri olarak Murad Uçaner ile birlikte Adıyaman'ın Besni İlçesi'nde sürgün sırasında çocuk yaşta yetim bırakılan Ermenilerin nasıl Müslümanlaştırıldıklarının hikâyesinin bir kesitini sözkonusu Ermenilerin torunlarının anlatımları üzerinden aktarmaya çalıştık.

Sonuç olarak resmi Türk tarihyazımının karanlık sayfalarından ve tabu konularından biri olan bu çok önemli problemin Ermeni araştırmacıların da katıldığı bir konferansta günyüzüne çıkarılmasının;bilimsel,akademik ve medeni bir biçimde tartışılmasının Türkiye'de demokratik kültürün gelişmesi adına somut bir katkı sağlayacağı su götürmez bir gerçektir...

*Ümit Kurt,"Müslümanlaş(tırıl)mış Ermeniler",Toplumsal Tarih,Sayı:240,Aralık 2013,s.12-13.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder