6 Aralık 2013 Cuma

Filistin ve Yasser Arafat Üzerine/Nelson Mandela*

Gelecek kuşaklar yirminci yüzyıl tarihi üzerine eğildiklerinde,ezilen ve sömürgeleştirilen halkların,kolonilerin özgürlük ve bağımsızlık mücadelelerinde hiç kuşkusuz bu döneme damgasını vuran en önemli özelliklerden birini göreceklerdir.Bu mücadelelerin dünyanın bir ucundan diğerine,her köşesinde meydana gelmekte olması,tarihsel olarak haksızlığın göstergeleri olan tahliye ve esaret altına alınmanın ne kadar önemli bir boyuta ulaştığını gösterir.

Güney Afrika'da uygulanan Apartheid rejiminin sonlanması,ezilen halkların uzun süren özgürleşme mücadelesine damgasını vurmuştur.Apartheid rejiminin kalkmasına tüm dünya bizimle beraber sevindi;çünkü bu adâlet ve özgürlük mücadelesi aynı zamanda tüm insanlığın mücadelesiydi.

Fakat bizim yaşadığımız bu sevinç,Apartheid rejiminin kaldırılmasının tarihte bağımsızlık için yapılan mücadelelerin sonu olmadığını farkettiğimizde buruk bir hâl aldı.Benim için oldum olası Filistin halkı ve onların aralıksız sürdürdükleri mücadele çok özeldi ve bu mücadelenin başını çeken Yasser Arafat kalbimdeki yerini her zaman korudu.

Hapishanemin köşesinden Başkan Arafat'ın yaptıklarını izlerdim.Dikkatimi en çok çeken vazgeçmemekteki inadı oldu.Halkı ona inanıyordu ve iyi zamanlarda da,kötü zamanlarda da onunla birlikteydi.Güney Afrika'daki ilk görüşmemizde bana söylediği gibi,eylemlerini gerçekleştirdiği ortam gerçekten de hiç elverişli değildi;fakat karşılaştığı sorunlar ve zorluklar onun inancını hiç kırmadı.Tam tersine,ileriye gitme kararlılığını daha da pekiştirdi.

Uluslararası camianın gündemine Filistin sorununu taşıyan da,halkını mülteci statüsünden ayrı bir ulus statüsüne getiren de oydu.Biz onun mücadelesiyle kendimizi özdeşleştirdik;onun başarılarıyla sevindik;sesimizi ulaştırıp ona cesaret verdik.Bizler,onun haberlerini alıyorduk;uzaklık ve esarete rağmen onunla dayanışmanın sevincini paylaşıyorduk.

Arafat,başarması silâhlı mücadeleden bile daha zor olan barış sürecine kendini adadığında,amacına ulaşması için ona şans diledik.Bu barış kararı ne kadar da gerekliydi.İlk başarıların ardından,barış sürecinin sürekliliğini dilediğimizi ifade ettik.İlk karşılaşmamız sırasında Yasser Arafat'a cesaretine ne kadar hayran olduğumu ve tıpkı kendisi gibi,iki halk için çok önemli olan bu müzakerelerin sonuca ulaşmasını istediğimi söyledim.

Arafat'ın Filistin Devleti'nin kurulması için sarfettiği çaba,bu davaya sarsılmaz güveni ve bağlılığı dünyadaki pek çok kişiye örnek olmuştur.Hiç kuşkusuz ki O,şu an hayatta olmayan İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin ve İsrail Dışişleri Bakanı Shimon Peres ile ortaklaşa verilen Nobel Barış Ödülü'nü hak etmiştir.

Barış sürecinin kesintiye uğraması bizi mutsuz etti.Başkan Arafat'ın,İsrail ve Filistin devletleri arasında karşılıklı tanıma içeren barış müzakerelerini sürdürmek amacıyla ne kadar hararetli bir şekilde çalıştığını biliyoruz.Bana barış sürecini iyileştirmek konusunda her zaman kararlı olduğunu ve İsrail-Filistin sorunundan sorumlu bizdekine benzer bir "Gerçekler ve Uzlaşma" komitesi kurmayı istediğini söyledi.Bizden bu konudaki deneyimlerimizle ilgili bilgi aldı.

Son iki yıldır Ramallah'ta dayatılan zor durum,Arafat'ı alçaltmaktan çok,onu bu şekilde cezalandıranların itibarını zedeliyor.Tıpkı zaferlerinde ve mutluluk anlarında olduğu gibi,bu zor zamanlarında da kalbim onunla beraber.Ona karşı içten bir dostluk besliyorum ve içtenlikle diliyorum ki çok yakında istediği başarıya,bağımsız bir Filistin Devleti'nin kurulması idealine kavuşur.

Başkan Arafat adâlet ve özgürlük uğruna mücadele eden bütün dünya halkları için sonsuza dek bir kahramanlık simgesi olarak kalacaktır ve eminim ki bu kitap,özgürlüğe bağlı olan kişilerce Arafat'a duyulan saygının nedenlerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır...

*Nelson Mandela,Ocak 2004;içinde Amnon Kapeliouk,Yenilmez Arafat,(yay.haz.) Senem Timuroğlu;(çev.) G. Demet Lüküslü,1. bs.,Ankara:İmge Kitabevi,2008,s.13-15.

1 yorum: