5 Aralık 2013 Perşembe

Faşizmin halka vereceği hiçbir şey yok/Mihalis Vassiliades*

Cumhuriyet'in doksanıncı yıldönümünde halkların sindirilmesine,ötekileştirilmesine,asimilasyona son verilip "Yeni Türkiye" iklimi oluşturma tartışılıyor.Doksan yıl boyunca tekçi ulus için Kürtler,Rumlar,Ermeniler,Süryaniler,Asuriler,Keldaniler,Lazlar,Çerkesler asimilasyon ve eritme çemberine alındı.Gaspederek mülksüzleştirmenin yanında zorunlu göç ve dil dayatmaları nedeniyle Rum okulları da zor durumda bırakıldı.Önceleri,yüksek tiraja sahi olan Apoyevmatini gazetesi bugün kapanmayla karşı karşıya kaldı.Cumhuriyetin Rum toplumuna ne getirip ne götürdüğünü,mülkleri,Karadeniz'de kütüklere "mühtedi" diye geçenleri,Barolarda,eczanelerde nasıl temizlik yapıldığını,AKP hükümetine sundukları raporu,Tatavla ve Kurtuluş isminin ardındaki dramı,Yunanistan'a ziyareti,Altın Şafak Partisi'nin yükselişini Apoyevmatini Genel Yayın Yönetmeni Mihalis Vassiliades'le konuştuk.

-Siz Yunanistan'dan dönmüşken sorayım.Ekonomik kriz,ırkçı Altın Şafak Partisi'nin yükselişi ve cinayetlere varan saldırıları,karşı saldırı...Yunanistan nereye gidiyor?

Yunanistan'da durum iyi değil.Yunan halkı zorluk içinde.Ama Yunanistan'ın bir avantajı var.İyi-kötü Avrupa Birliği'ne üye bir ülke.Maalesef mutlu azınlığın hatalarını her zaman halk öder.Dolayısıyla çalışanıyla,işsiziyle ve emeklisiyle gelen tedbirler sonucunda kemerler sıkılmış ve bütçede gerekli kısıtlamalar,tadilat yapılmıştır,yapılacaktır da.Serbest ekonomi dediğimiz aslında kapitalizme dayalı sistem budur.Başka bir çözüm beklemek mümkün değil.Olsa olsa devrimdir gerçek çözüm.Ama Yunanistan gibi bir ülkenin gerek Avrupa gerekse dünyanın üstünde durduğu rejimi devirme imkânı yok.Bu ancak özellikle güney Avrupa'daki zor durumdaki ülkelerin halklarının birlikte hareket edebilmesi,İtalya,İspanya,Portekiz,Yunanistan,Kıbrıs ile mümkün.

-Daha sonra ABD'nin Marshall Planı adıyla kapitalizmle entegre etme planı geldi...

Tabii Marshall Planı yapılırken Yunanistan'da halk ordusu ile İngilizlerin desteğindeki kralcılar hâlâ savaşıyordu.Yunanistan için savaş 1945'te değil 1950'de bitti.Ve bu arada bütün o vatanseverler sınırdışına kaçmak zorunda kaldılar.Yugoslavya'ya,Rusya'ya kaçtılar.Orada da pek güzel bir karşılama görmediler.Çünkü esasında Sovyetler Birliği zaten Yalta'da imzalayacağını imzalamıştı.Yunanistan'ı oyalayıp,"Savaş,biz buradayız" demesi zaten etik bir olay değildi.Olan oldu.Bütün bunları gözönüne alıp,Avrupa'nın ona göre hareket etmesi lazım.Ama Merkel'in tutumu belli.Bunları söylerken zannedilmesin ki bütün suç,bütün neden İkinci Dünya Savaşı'ndaki olaylar.Ondan sonra da Yunanistan'da Yunan halkının şöyle bir sarsılıp kendine gelmesi gerekirken,kendisini rahata verdi.Avrupa Birliği'ne girmesiyle birlikte almış olduğu destekleri,Delors Paketi dediğimiz kalemleri ihracatını artıracak,üretimini daha kaliteli bir şekle getirecek yönde kullanacağına tüketim mallarına döndü.Kendi ürünlerini,meyvelerini daha cazip duruma getireceğine Almanya'dan 4X4 arabalar,müzik setleri gibi şeyler ithal etmeye başladı."Ödünç ata binen tez iner" derler.Benim oğlum der;"Bir nesil parti yaptı,şimdiki nesil o evi temizlemek,toplamak durumunda kalacak." Böyle oluyor.Tabii bu arada Yunanistan'ın başına bir de büyük bir bela,hem de halkın sevinç çığlıkları atarak misafir etmek istediği 2004 Olimpiyatları...Allah'tan İstanbul kurtuldu.Ben ecel terleri döktüm İstanbul mahvolacak diye. 

-Altın Şafak ile polis bağlantısı da ortaya çıktı...

Polis teşkilatı her zaman milliyetçi kesimden seçilir.Milliyetçiliğin hakim olduğu ülkelerde polis milliyetçidir.İslamcı memleketlerde polis İslamcıdır.Onlardan seçilir.Dolayısıyla polisin içinde bu düşüncede olanların bulunması Yunanistan'da bunun yaygın olması anlamına gelmez.Bir kadrolaşma gerçekleştiği anlamına gelir.Yunanistan'da faşizm ne kadar yükseliyor gibi görünüyorsa da Yunanistan faşizmle mücadele eden ve milli bayramı da faşizmin başını ezdiği gün olarak seçilen bir ülkedir.Cumhuriyet Bayramı'ndan bir gün evvel 28 Ekim Yunanistan'ın milli bayramıdır.O da 1940 yılında Mussolini ordularının yenilmesi,onları kovalamaları nedeniyle bayram seçilmiştir.O iç harpte büyük zaiyatlar verilmiştir.Açlıktan pek çok kişi ölmüştür.Dolayısıyla ben Yunanistan'da faşist bir dalganın hakim olabileceğini düşünmüyorum.Nitekim bir genci öldürmekle yaptıkları hatada halk galeyana gelmiştir.Ve Altın Şafak gibi faşist partilerin çözüm olamayacağını görmüştür.Evet günlük yaşamda bir sorun.Ama Yunanistan'ın istikbalini yönlendirecek bir parti olduğuna inanmamak lazım.Bazı güncel nedenler var.Mesela hanım ninenin emekli maaşı yüzde 40 aşağı indi.Kadın zaten zar-zor geçiniyordu.Şimdi geçinemiyor.İşsizlik olunca yolda gasp olayları da fazlalaşıyor.Kadın gidip bankadan maaşını çekerken geliyor iki genç vuruyor kafasına alıyor maaşını kaçıyor.Altın Şafak bunu fırsat biliyor,"Ne zaman gideceksin,ben yanında seni korumak üzere geleceğim" diyor.Ve gerçekten gidiyor,evine kazasız belasız dönmesini sağlıyor.Kadın da "Ah evladım ne kadar iyi çocuklarmış bunlar,meğerse bize yalan söylüyorlarmış" zuhabına kapılıyor.Yapılan halkoyu yoklamalarında bazen yüzde 17'ye çıkıyor Altın Şafak'ın oyu.Ama bunlar kalıcı şeyler değil.Sen anketi yaparken adam zaten kızmış durumda."U.an Altın Şafak'a vereceğim" diyor.Ama aynı adam sandık başına gittiği zaman ve özellikle bu olaylardan sonra zannetmiyorum versin.

-Söz cumhuriyete gelmişken sormak istiyorum.Oldukça çalkantılı tarih denizinde doksan yaşındaki Cumhuriyet gemisi Rum toplumuna ne getirdi,ne götürdü?

Ne getirdi?Hiçbir şey.Ne götürdüğüne gelince teker teker saymaya kaç sayfa ayıracaksın.Neticeye bakalım Lozan Antlaşması imzalanırken 150 bin olan bu toplum,şu anda 2 bin kişi.Durum şu.Türkiye Cumhuriyeti bir ulus-devlet olarak kuruldu.Ama ulus yoktu.Devlete göre ulus inşa edilmesi gerekiyordu.1912-1922 arasındaki on yılı ele alacak olursak büyük kayıplar var.Osmanlı topraklarında onlarca ülke kuruldu.Kala kala Anadolu kaldı.Çünkü Osmanlı topraklarının diğer kesimlerinde yaşayan azınlıklar,mesela Bulgarlar Sofya'nın etrafında kurdular ülkelerini.İşte Sırbistan Belgrad'da,Yunanistan Atina etrafında.Oysa Osmanlı İmparatorluğu'nun kendisini Türk olarak tanımlayan nüfusu Makedonya ve Balkanlar'da yaşıyordu.Orayı Türkiye kendi topraklarına katamadı.Ülkesine katmak imkânını bulduğu topraklarda ise Türkler kaç kişiydi bilemiyorum.Orada dini ve ulusal azınlıklar vardı.Kürtler,Rumlar,Ermeniler,Aleviler,Süryaniler vardı.Bunları bir fabrikadan çıkmış gibi aynı kalıba sokmak gerekiyordu.Bunun için bir asimilasyon politikası yürütülmesine karar verildi.Gel gör ki;din farkı olmayan kesimlerde asimilasyon daha kolay gözüktü.Ama değişik dinler içinde olan toplumlar asimile edilemedi.Dolayısıyla Rumları,Ermenileri,Yahudileri asimile etmek pek mümkün değildi.Onlar için bir eritme politikası uygulandı.Bu eritme politikasının sonucunda da 150 bin Ortodoks Yunan kökenli Hristiyan 2 bin kişinin altına düştü.Bu eritme programının birçok halkası var.Bu bir zincir olarak görülebilir.Bu halkaları isimlendirmek gerekiyorsa,mesela "Vatandaş Türkçe Konuş" kampanyaları.Ana lisandan mahrum etme politikası.1940'larda 20-22 yaşından 42'sine kadar bütün azınlık erkeklerinin kamplarda toplanması.Başka bir halka Varlık Vergisi.Başka bir halka 6-7 Eylül Pogromu,başka halka 1964'teki sınırdışı olayları.Meslek odalarında tırnak içinde temizlik yapıp oradaki Rum,Ermeni ve Yahudilerin dışarı atılması.Mesela Baro'da temizlik yapıp,saf Türk olarak kabul edilemeyecek kişilerin kısmi azamını attılar.Eczanelerin büyük bir kısmı,yüzde 80-90'ı Rum,Ermeni ve Yahudi'ydi.Bir yasa çıkartıldı."Bir mahallede iki eczane olmasın" diye.O dönemde eczaneler aynı zamanda ilaç imal ediyordu.İşte kalitesi düşer falan diye böyle bir rekabette.Ve çekilen kuralarda azınlıklar nedense hep şanssız oldu.Bütün bu baskılara rağmen 1964'e geldiğimizde İstanbul'daki Rumların sayısı 90 binin üstündeydi.Çünkü İstanbul Rumlar için çok önemli bir yer.Bana bazen soruyorlar "Senin vatanın neresi,Türkiye mi Yunanistan mı?" diye.Ben diyorum "Benim vatanım İstanbul." Benim köklerim burada.İstanbullu kolay kolay evini barkını bırakıp gitmek istemiyor,bütün baskılara rağmen.1964'te ne oldu?Baktılar ki bu baskılar semere vermedi,Rumların önde gelen kişileri arasında Türk vatandaşı olmayanları seçerek onları 24 saat içerisinde İstanbul'u ve Türkiye'yi terketmek durumunda bıraktılar.Böylece 13 bin kişi (12 bin 980 galiba) sınırdışı edildi.Bu 13 bin kişinin teker teker Birinci Şube'ye çağrılıp kendilerine tebliğ edilmesi aşağı yukarı onsekiz ay sürdü.13 bine yakın kişinin hepsi aile reisiydi.Dolayısıyla sınırdışı edilen 13 bin aile oldu.Yani 1 Ocak 1965'ten 30 Haziran 1966'ya kadar.İstanbul'un Yunan kökenli Ortodoks Rum nüfusu 1965'te 90 bin kişinin üstünde,onsekiz ay sonra 30 binin altında.Her üç Rum'dan ikisi gitmek zorunda bırakıldı.Tabii bu orada da kalmadı.Erimeye devam etti.Bugün artık topu topu 600 aile kaldı.Dolayısıyla Apoyevmatini gazetesi de Guinness kitabına girecek bir rekora sahip.Hedef kitlesinin yüzde 100'üne ulaşıyor.600 gazete basılıyor,600 aileye gidiyor.

Mussolini'ye karşı direniş

-Sokak protestoları var.Solun durumu nasıl Yunanistan'da?

Avrupa'nın güneydoğusundaki bir küçük kesimde karışıklıklar var,halk bağırıyor.Yunanistan'ın başına gelen sorunların kökeninde İkinci Dünya Savaşı ve ondan sonraki dönem yatıyor.Yunanistan 1940'larda ilk anti-faşist hareketi başlatıp müttefiklere ilk zaferi kazandıran ülke.İtalya'nın faşist orduları,Mussolini'nin orduları Yunanistan'ın sınırına gelip kafasını vurmuş ve geri çekilip kaçmak zorunda bırakılmıştır.Ondan sonra bizzat Almanya işin içine girerek,Yunanistan'a saldırmak durumunda kalmış.Bu nedenle Barbarossa Harekâtı'nı,yani Rusya'ya saldırı harekatını Mart'ta-Nisan'da başlatacağına çok daha sonra [Haziran 1941'de] başlatmak durumunda kalmış.Ve Sovyet halkının direncinin yanında bir de oradaki iklim şartları ile mücadele etmek durumunda kalmış ve mağlup olmuştur.Stalingrad'tan geri dönmüştür.Eğer daha önce başlatmış olsaydı,yaz koşulları içinde işi bitirmiş olsaydı belki de tarih değişik yazılırdı.Bu açıdan Yunanistan'a kendisine "hür dünya" diyen kesim borçludur.Bu arada Almanlar gelip de Yunanistan'ı işgal ettikten sonra orada da korkunç girişimlerde bulundular.Bütün ormanlar kesildi,Atina'nın etrafındaki yamaçlar bomboş kaldı.Çıplak kaldı.Onlar hep Almanların muhtaç olduğu enerjiye dönüştü.Açlık içinde yüzen Yunanistan'ın bütün parasını zoraki kredi diye aldı.Bunlar hiçbir zaman iade edilmedi.

"Faşist dalga hakim olmaz"

-Altın Şafak'ın yükselişi...

Alman Yazar Bertolt Brecht'i biliyorsun,"Arturo Ui'nin Yükselişi" diye bir piyesi vardır.Arturo Ui'nin yükselişi gibi Altın Şafak da yükseldi.Altın Şafak faşisttir.Faşizmin hiçbir halka vereceği iyi bir şey yoktur."Denize düşen yılana sarılır" derler.Hani boğulmakta olan insan kendi saçını tutup çekmeye çalışır ya kurtulmak için.O misal,Altın Şafak'a oy verenler,"Öye misiniz,siz bu hale mi getirdiniz memleketi.Alın şimdi başınıza belayı.Ben de yılanı aranıza sokayım da görün" dedi.Ama o yılanın en başında kendilerini ısıracağını da bilmeleri gerekirdi.Gerçekten öyle oldu.Ve şimdi olaylar tetiklendi...

Apoyevmatini Genel Yayın Yönetmeni Mihalis Vasiliadis,Rumlara baskıların 6-7 Eylül 1955'ten önce Cumhuriyetin kuruluş yıllarına dayandığını belirtiyor.Vassiliades,Kurtuluş semtinin hikâyesini de anlattı:"Tatavla yakıldı.Kundaklandı.1927 ya da 1928 idi.Ondan sonra Kurtuluş adı verildi."

Cumhuriyet yakarak geldi

Azınlıklara karşı yakma,yıkma olayları İzmir'deki gibi sadece savaş sırasında olmadı.Menderes'in başında bulunduğu DP yönetiminin sebep olduğu yakma,yıkma,yağma ve cinayetlerle sonuçlanan 6-7 Eylül trajedisi öncesi de Rum evleri ateşe verildi.Mustafa Kemal'in Cumhurbaşkanı,İsmet İnönü'nün Başbakan olduğu dönemde Rumların evleri yakılıyor.Apoyevmatini Genel Yayın Yönetmeni Mihalis Vassiliades'le söyleşimizi sürdürüyoruz.Hükümetin eski isimlerin iade edileceği sözleri verdiği bugünlerde Vassiliades,Tatavla'nın nasıl Kurtuluş'a dönüştüğünü,sokaklara nasıl Ergenekon veya Bozkurt adları verildiğini anlattı.Tatavla'yı yakan zihniyet "Rumlardan kurtulduk" diye Kurtuluş adını semte veriyor.

-Lozan döneminde Rum toplumu daha çok hangi şehirlerde yaşıyordu?

Lozan döneminde İstanbul;Suriçi yerler,Beyoğlu,Boğaz'ın iki yakası ve Yeşilköy'e kadar olan Marmara yakasıdır.Bütün bu kesimde Rumlar vardı.Yavaş yavaş Kurtuluş'ta ve Beyoğlu'nda toplanmak zorunda kaldılar.İstanbul dışında Ege Bölgesi,İzmir tabii.Marmara Bölgesi,Doğu Trakya.Esasında Doğu Trakya'nın nüfusunun ekseriyeti Rum Ortodoks'tu.Batı Trakya'nın nüfusunun ekseriyeti ise Müslüman.Rumların ve Ortodoksların çoğunlukta oldukları yerler;Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kaldı.Batı Trakya'daki Müslüman çoğunluğun olduğu yerler de Yunanistan sınırı içinde kaldı.Bu da bazılarına göre mütakabiliyete imkân veriyor diye kabul edildi.Ama öyle değil tabii.Çünkü Lozan Antlaşması'nda mütakabiliyet diye bir şey yok.Karşılıklı olarak verilecek haklar var.Bir taraf o hakları vermiyorsa öbür taraf bu hakları burdakilerden gaspetmek hakkına haiz değil.

-Kuramsal olarak cumhuriyet dendiği zaman monarşik yönetim yerine halkın temsili iradesi,özgür seçimler,meclis,hükümetin denetimi mekanizmaları akla gelir.Ancak sözkonusu Ortadoğu'daki cumhuriyetler olunca,ya ordu ya polis vesayetine yaslanmış otokrasiler görülür.Alabildiğine tekçilik,alabildiğine asimilasyon enjekte edilir topluma.Cumhuriyet doksan yıl sonra bugün nasıl bir formatta?

Bizde tuhaf bir şey var:Önce Cumhuriyet kuruldu ondan sonra demokrasi geldi.1923'te dedik ki "Cumhuriyeti kurduk".Ama o dönemde demokrasi yoktu.Daha sonra "Şimdi bir de demokrasimiz oldu" dendi.Bu neye benzer?Önce Mehmet Ali geldi ondan sonra Çelebi'yi bekliyoruz gelsin.Cumhuriyet ve demokrasi iki ayrı şey değil ki.Biri Yunanca biri Arapça.Cumhuriyet demek cumhurun hakim olduğu rejim demektir.Cumhur nedir?Halktır.Cumhurun Yunancası Demos.Demosun hakim olduğu rejime de demokrasi deniyor.Biri "demos" biri "kratos",iki kelimeden oluşuyor.Demos halk,"kratos" devlet demek.Halkın devletinin adı demokrasidir.Cumhuriyet ne ise demokrasi de odur.Yunanca'ya tercüme edersek Turkiki Dimokratia demek zorundayım.Dolayısıyla arka arkaya demokrasi paketi getirmekle demokrasi olmaz.Eğer olursa demek ki bugünkü rejimimiz cumhuriyet değil.Eğer bugünkü rejimimiz cumhuriyetse o zaman demokrasinin gerektirdiği bütün paketlerin birarada gelmesi lazım.Bunların gıdım gıdım verilmesi bir şey ifade etmiyor.Demokrasiden bahsedecek olursak barajlı bir demokrasiden bahsedemeyiz.Hükümet kurulamaz durumlara düşmemek için cüzzi bir baraj,yüzde 3'lere kadar bir baraj olabilir.Yüzde 10'luk bir barajla demokrasiden bahsetmek mümkün değil.

-Sizin ailenizin durumu nasıldı?

Bütün ailelerin durumu neyse benimki de oydu.Yani ne olsun benim ailemin durumu?Ben şimdi oturup ailemin durumunu anlatırsam ne diyeyim.Varlık Vergisi konusunda geldiler.Babam yatalaktı,beyin kanaması geçirmişti.Yatağından şilte ile indirdiler yatağı alıp haczettiler mi diyeyim?Ne olacak yani söylersem?Bütün herkesin başına ne geldiyse bizim de ailemizin başına o geldi.

Benim babam,İstanbullu,onun da babası İstanbullu.Ama soyadımdan yola çıkacak olursan demek ki babamın ailesi Karadeniz'den geliyor.Rum toplumu Anadolu'nun neresinde yaşıyordu dediniz.Saydığım yerler dışında Kapadokya.Kapadokya'nın büyük bir kısmı Ortodokstu.Ama Ortodoksların büyük bir kısmı,hemen hemen yarısı Rum Ortodoks olmalarına rağmen Türkçe konuşuyordu.Buna rağmen onlar da kovuldu.Tabii bir de Karadeniz sahilleri.Mesela Başbakanımızın (Erdoğan) doğduğu yer bir Rum köyü:Potamya.Oradaki ve Karadeniz'deki birçok kişinin gidip de nüfus kütüklerine bakacak olursanız,babalarının,dedelerinin ya da büyükdedelerinin yanında mühtedi diye yazar.Yani ihtida etmiş.Yani Müslüman değilken Müslüman olmuş.Tabii gerçekten Müslüman olmuş mu yoksa Müslüman oldum diyerek oradaki baskılardan kurtulmak mı istemiş bunu bilemezsiniz.Ama Karadeniz sahilleri ve hatta Lazca konuşan bir Türk benle Lazca konuşursa ben onu anlayamam.Onun Türkçesiyle benim Türkçem epey farklı.Oysa Yunanistan'daki Pontuslularla Karadeniz'deki Lazlar biraraya geldiklerinde birbirlerini anlayabiliyorlar.

-Siz Demokrasi Paketi açıklandıktan sonra Ankara'ya gittiniz.Bir dosya da götürdünüz.Kimlerle görüştünüz.Ana hatlarıyla ne yanıtlar aldınız?

Evet.Bizim götürdüğümüz paket Tarih Vakfı'nın hazırlamış olduğu rapor.Selçuk Akşin Hoca'nın hazırladığı "Osmanlı döneminde Gayrimüslim Okulların Statüsü" ile Nurcan Kaya'nın bu okulların Cumhuriyet döneminde nasıl azınlık okullarına dönüştüğünün raporu.Biz Ankara'ya gittik,temaslarımızda takdim ettik.Önce Milli Eğitim Bakanlığı'na gittik.Yarım saatlik randevu verdiler.Bir saat bizi dinlediler."Tamam,tamam,evet" dediler.Ama neticesi ne olacak bilemiyoruz.Ondan sonra Meclis'e gittik.Meclis'te hem AKP Eğitim Komisyonu'yla hem CHP,BDP,MHP'nin eğitim komisyonları ile görüştük.CHP Komisyonu'nun içinde Şafak Pavey bizi can kulağı ile dinleyen az kişiden biri oldu.Bir azınlık mensubu olarak CHP'nden epey zarar görmüş kişiler olarak o partiye inanmak bizim için biraz zor ama gerçekten Şafak Pavey galiba değişik bir şahsiyet.Tabii ki BDP'ndeki arkadaşlar da bizi gayet iyi karşıladı.Bizi can kulağıyla dinledi.Yalnız bununla da kalmadı.Meclis'e girip çıkmak için gerekli formaliteler konusunda da işlerini güçlerini bırakıp yardımcı oldular.Sağolsunlar,bunu zaten bekliyorduk.Türk okullarına nasıl davranılıyorsa bize de aynı şekilde davranılmasını istedik.Ve Lozan Antlaşması'nın bize verdiği hakları serbestçe kullanmamızın sağlanmasını istedik.Bütün Türkçe tedrisat yapan okullar Milli Eğitim Bakanlığı'ndan öğrenci sayısına göre yardım alırken,azınlık okulları hiçbir şey almıyor.

-İlkokuldan liseye kadar Rumca'ya hakim eğitimci sorunu nasıl çözülüyor?

Uğradığı baskılardan sonra,-bu baskıların ne olduğu o raporda yazılı- artık ana lisanda eğitim yapma imkânı kalmadı zaten.Bugün bir Rum okuluna,bir Ermeni okuluna giderseniz çocukların büyük bir ekseriyetinin Türkçe konuştuğunu göreceksiniz.Bugün Rum toplumunun en önemli sorunlarından biri demografik sorun.Onun yanında da pek çok sorun var.Bütün bu sorunların çözülmesi için gereken şey mücadele etmek.Ama bu mücadele güçlü birinin yanına yanaşıp da ondan beklemekle olmaz.Eğer mücadele edeceksen sırtını behemehal anayasaya,uluslararası anlaşmalara ve insan hakları beyannamesine dayayarak mücadele edeceksin.Eğer falancaya yanaşırım,onun gücüyle,onun yardımıyla gemisini kurtaran kaptan misali gidersek,yakın zamanda yok oluruz.Sıfırlanırız.

-Oğlunuzla Minas'la birlikte çıkardığınız Apoyevmatini gazetesi şu anda ne durumda?

Apoyevmatini en yüksek tiraja sahip gazete idi.1920'li ve 1930'lu yılların başlarında 35 bin tirajı vardı Apoyevmatini'nin.Harf devrimine kadar Türkiye'nin bir numaralı gazetesi idi.Ve onu yalnız Rumlar okumuyordu.Onu aynı zamanda mübadele ile Yunanistan'dan buraya gelen,ama eski yazıyı bilmeyen,Yunanca alfabeye vakıf olan ve Yunancayı okuyabilen mübadiller,Türk kökenli Müslüman kişiler de okuyordu.Harf devriminden sonra Cumhuriyet gazetesi bizi tirajda geçti.Apoyevmatini hemen hemen Cumhuriyet'le yaşıt bir gazete.Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından sonra kurulup,bugüne kadar gelebilen iki gazete bunlar.Şu anda elimdeki imkânlar sene sonuna kadar bu gazetenin çıkabileceğini gösteriyor.Bundan sonra ne olacak bilemem.Çünkü herhangi bir devlet yardımı yok.Yani ben düşünüyorum da şu resmi ilan konusunda,Apoyevmatini doksan yıllık bir gazete olması nedeniyle hiç olmazsa ayda 7-8 bin liralık bir ilan alması gerekiyor.Bizim topu topu aldığımız senede 20 küsur bin lira.İlan vermeden bir yardım istemiyorum ki.Ben hakkımı istiyorum.Basın İlan Kurumu,Mehmet Atalay Bey'in de yardımıyla yönetmeliği değiştirdi,azınlık gazetelerine ilan verilmesini yasaklayan maddeyi kaldırdı.Ama mecburi kılmadıktan sonra faydası olmadı.Her sene işte yardım kabilinen bir şeyler veriyor.Mesela Agos almıyor.Keşke benim de almayacak kadar imkânım olsa.Mecburen almak zorunda kalıyorum.Çünkü gazeteyi kapatacağım başka türlü.

İlk icraatlar

-Eve gelirgen Ergenekon,Bozkurt gibi sokak ve caddelerden geçtik...Eski isimlerin tekrar iade edileceği söyleniyor...

O zamanlar burası hep Rum mahallesiydi.Hatta buraya girmek kolay değildi.Tatavla'nın dayıları vardı,Tulumbacıları falan.Tatavla'da bakkal dükkânı açmak zor bir şeydi.İllaha ki buranın yerlisi olacak.Bir laf vardı,başına bela almak istemeyen şöyle der:"Ya ben bu işle uğraşmam.Neme lazım Tatavla'da bakkal dükkânı." Ve eninde sonunda Tatavla yakıldı.Kundaklandı.1927 miydi,1928 miydi?Ondan sonra Kurtuluş adı verildi.Yani "Biz onlardan kurtulduk" anlamında.Şimdi buranın bugünkü sakinleri var.Dağdan gelen bağdakini kovmuş ama o dağdan gelen de artık bağlı olmuş.Burada çocuk yetiştirmiş,burada yaşamış,burada el ele sevgilisiyle dolaşmış.İsmi değişmesi gerekirse değişmeli,ama bugünkü sakinlerin istediği isim olmalı.Ve zannediyorum ki bu yolun Bozkurt olarak kalmasını isteyenler pek olmaz.Bozkurt'un ismi bize zararlı değil,Bozkurt'u kendine simge edip de saldıranlar zarar verir.

Kimden ne aldıysan iade et

-Mülklerin iadesi...

İadesi düşünülen mülkler vakıflara ait mülkler.Kişilere ait mülkler değil.Bu adam mülkünü bırakmak zorunda kaldı.Çünkü kendisi Birinci Şube'ye çağrıldı.24 saat içerisinde Türkiye'yi terketmesi gerektiği tebliğ edildi.Bu arada gayrimenkulleri ihtiyati hacizle gaspedildi.Menkul kıymetleri de bloke edildi.Bu adam hiçbir şey almadan gitti.Yıllar sonra bloke edilen menkul malları,yani bankadaki mevduatı o giderken bir daire alabilecek kıymette para iken bir kutu kibrit bile alamaz duruma düştü.Biz kaldırdığımız altı sıfırdan bahsediyoruz sık sık.Ama bu sıfırlar eklenirken bu kişilerin kaybını hiç gözönüne almıyoruz.Onlar bitti.Gayrimenkule gelince.Gitti burada simsarlar,açıkgözler "Ya kadeşim sen nasılsa alamıyorsun.Ver bana bir vekâletname,ben sana bin euro vereyim 40-50 bin euroluk malın için.Ya kaybederim bu parayı ya da bakarım" diyor.Alıyor o vekâletnameyi,geliyor buraya onun adına satıyor.Ve sen alıyorsun.Sen satılan bir mal görüyorsun,geliyorsun ben vekil olarak Yorgo'nun,Niko'nun malını satıyorum.Kaça satarsam benim.Üstüme geçirmiyorum hiç.Ne diyecek Yorgo?Gelecek Mehmet'i bulacak.Mehmet diyecek "Kardeşim vekâletname vermişsin ben de bunu şu kadara aldım." Bugünkü sahibi bilerek de almış olsa ispat edemezsin.Ama ben ihtiyaç anında sattım,ona kimse bakmaz.Dolayısıyla kişilere ait,gaspedilmiş,yok edilmiş,eritilmiş malların iadesi diye bir şey sözkonusu değil.İade edilenler vakıflara ait mallar.Onu da şöyle diyeyim:Benim bir merkebim vardı.Üç-dört yaşındaydı,200 kilo taşırdı.Sen geldin o merkebi benden aldın,aradan otuz sene geçti.Şimdi zor yürüyor,değil 200 kilo taşımak bir de bastonu var,beş ayakla yürüyor.Sen diyorsun ki "Al ben sana iade ediyorum." Mesela Büyükada'daki yetimhane iade edildi.Gir içeri merdivenden koşa koşa çık ve in.Başına yıkılır o bina.O binanın yapılan ekspertize göre eski haline gelmesi için gerekli miktar 60 milyon euro.Ne diyor Vakıflar Genel Müdürlüğü:"Canım ne almışsak bize müracaat edin,yapın dilekçenizi ve bizden isteyin." Madem ki sen biliyorsun de ki,"Ben senden bunu bunu aldım,şunu şunu ondan aldım." Kimden aldıysan iade et.Ben niye dilekçe vereyim...

*Mihalis Vassiliades,Faşizmin halka vereceği hiçbir şey yok,
Röportaj:M. Ali Çelebi,Özgür Gündem,2-3 Aralık 2013.

http://www.ozgur-gundem.com/index.php?module=nuce&action=haber_detay&haberID=90474&haberBaslik=Fa%C5%9Fizmin%20halka%20verece%C4%9Fi%20hi%C3%A7bir%20%C5%9Fey%20yok&categoryName=&authorName=%20&categoryID=&authorID=
http://www.ozgur-gundem.com/index.php?module=nuce&action=haber_detay&haberID=90538&haberBaslik=Cumhuriyet%20yakarak%20geldi&categoryName=&authorName=%20&categoryID=&authorID=

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder