26 Kasım 2013 Salı

Mustafa Kemal'in 1915-1916 Ermeni Olaylarına Yaklaşımı:Fazahat/Ayşenur Korkmaz*

Bu yazı popüler milliyetçi reflekslerden uzak bir dil geliştirmeyi maksat edinerek,Mustafa Kemal'in 1915-1916 Ermeni olaylarına bakışını değerlendirmeye çalışacak.Mustafa Kemal'in 24 Nisan 1920 tarihli Meclis konuşmasında 1915-1916'da Ermenilere  yapılanları "fazahat" (rezillik) olarak nitelendirmesi  ekseninde,Vahakn Dadrian ve Taner Akçam'ın iddialarına değinilecek ve şu sorunun cevabı aranacaktır:Mustafa Kemal Ermenilere karşı hassas olduğu için mi,yoksa zaman zaman söylem ve siyaset tarzını değiştirebilen pragmatist bir politikacı olduğu için mi mecliste "fazahat" konuşmasını yapmıştı? 

Mustafa Kemal Ermeni meselesine nasıl bakıyordu?İttihat ve Terakki'nin 1915 Tehciri sırasında Ermenilere karşı işlediği büyük ayıbı kınıyor,eleştiriyor muydu?Yoksa Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu babasının böyle bir söylemde bulunması olanaksız mıydı?Bu konu zaman zaman Türkiye medyasında popüler bahislerden biri olarak gündeme geliyor.Bir süre hararetle tartışılıyor,ardından medyanın gelgeç gönüllü mizacı sayesinde çabucak tüketilip,sabun köpüğü gibi sönüyor ve bir sonraki Ermeni tartışmalarına kadar gözden kayboluyor.Mesele de Ermeni meselesi olunca,her seferinde tanıdık bir inkâr tutumuna giriliyor.Mustafa Kemal'e kutsallık atfedip "Mustafa Kemal asla Ermeni Tehciri'ni kınamazdı" şeklinde bir yoruma Türkiye'deki entelektüel ve akademik çevrelerde sıkça rastgeliniyor.Oysa bu yorum yapılacaksa bile Mustafa Kemal'in Osmanlı Ermenilerine karşı politikasını hem yurtdışında hem Türkiye'de verdiği demeçleri karşılıklı okuyarak,Nutuk'ta yazdıklarını,Meclis'te konuştuklarını değerlendirerek ve pragmatist siyaset tarzını da gözönünde bulundurarak yapmak en doğrusu olacaktır.Bu bağlamda Türkiye medyasının,bazı entelektüel ve akademik çevrelerin problemi,Ermeni meselesini tartışırken,birçok başka meselede olduğu gibi,milliyetçi reflekslerle sorgulaması ve cevaplandırmasıdır.

Dadrian ve Akçam'ın "fazahat" iddiası ve karşı tezler

Prof.Dr. Vahakn Dadrian,Mustafa Kemal'in İttihat ve Terakki'yi Ermeni Tehciri’nden ötürü kınadığını ileri sürüyor.Dadrian'a göre,Mustafa Kemal TBMM'nin açılışından bir gün sonraki Meclis konuşmasında,1915 Tehciri'ni ve kıyımlarını kastederek,Ermenilere yapılanları "fazahat" yani alçaklık,rezillik olarak tanımlamıştı:(1)

"İkinci teklif ki,memleket dahilinde katliam yapılmaması,Ermenilere karşı bu,gayrivarit idi.Memleketimiz cümlemizce malumdur.Hangi kıtasında Ermenilere karşı katliam yapılmıştır.Veya yapılmaktadır.Harbi Umumi'nin bidayeti safahatından bahsetmek istemem ve zaten itilaf devletlerinin de bahsettikleri bittabi maziye ait fazahat değildir."(2)

Mustafa Kemal,22 Haziran 1926 tarihinde Los Angeles Examiner gazetesi muhabiri Emile Hildebrand'a verdiği röportajda da,Ermeni Tehciri'ni kastederek,memlekette "acımasızca tehcir edilen ve kıyıma uğratılan" Hristiyan tebaanın hesabını İttihatçılardan sormak gerektiğini söylemişti.(3) Dadrian'ın Mustafa Kemal ile ilgili bu tezlerini Clark Üniversitesi'nden Taner Akçam da savunuyor.Hatta Akçam'a göre,Mustafa Kemal 24 Nisan'daki "fazahat" konuşmasını açık oturumda değil,yalnızca Türkiye Büyük Millet Meclisi vekillerinin bulunabildiği gizli oturumda yapmıştı.TBMM gizli oturumunda yapılan böylesi bir konuşma Mustafa Kemal'in Ermenilere karşı hassasiyetini gösteriyordu ve bugün Türkiye'de Mustafa Kemal'in bu hassasiyeti örnek alınmalıydı.(4)

Akçam 2006 yılında yazdığı kitabına "A Shameful Act" (Fazahat) adını verdiğinde,Türkiye medyası bir hareketlenme yaşadı ve köşe yazarları Mustafa Kemal'in "fazahat" konuşması üzerine hararetli tartışmalar yaptılar.Kimi yazarlar ilk önce Akçam'ın bu iddiasını bildik bir telaşla asılsız olarak nitelediler.(5) Ancak Mustafa Kemal'in gerçekten de 24 Nisan 1920'deki Meclis konuşmasında Ermenilere yapılanları "fazahat" olarak nitelendirdiğini öğrendiklerinde birer düzeltme yazısı yazdılar.(6) Düzeltme yazısı yazanlardan biri Zaman gazetesi yazarı Ahmet Turan Alkan'dı.Alkan "fazahat" nitelendirmesinin gerçekten de Mustafa Kemal tarafından yapıldığını;ancak gizli celsede değil,açık celsede yapıldığını ve bu nitelendirmenin,Mustafa Kemal'in diğer Meclis konuşmaları gözönüne alındığında,genel çerçeve ile bağdaşmadığını yazdı.(7) Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Fatma Ülgen de,"Reading Mustafa Kemal on the Armenian Genocide of 1915" adlı makalesinde,"fazahat" konuşmasının açık celsede yapıldığını vurguladı.(8) Gerçekten de TBMM gizli celse zabıtlarını taradığımızda 24 Nisan 1920 tarihli kapalı oturumunda "fazahat" konuşmasının yer almadığını görüyoruz.(9)

Mustafa Kemal "fazahat" konuşmasını açık oturumda yapmışsa,ne değişir?Neden hararetle konuşmanın açık oturumda mı,kapalı oturumda mı yapıldığını tartışıyoruz?Çünkü bir konuşmanın açık oturumda ya da kapalı oturumda yapılmış olması,ardında yatan siyasi duruşu ve niyeti belirler.Kapalı oturumlar yalnızca bakanların,milletvekillerinin ve ilgili kamu görevlilerinin katılabildiği,içeriği gizli toplantılar olduğu için;burada yapılan konuşmalar görece daha dürüst ve şeffaf olacaktır.Açık oturumdaki konuşmalarsa,aksine dışarıdan birilerine mesaj verme amacını içinde barındırabilir.Eğer Mustafa Kemal gerçekten de kapalı oturumda 1915 Tehciri'ni "fazahat" (rezillik) olarak nitelendirmiş olsaydı,o halde Akçam ve Dadrian haklı olabilirlerdi.Ancak nitelendirme açık oturumda yapılmıştı ve İtilaf devletlerine,özellikle Britanya'ya,yeni Türk hükümetinin İttihat ve Terakki'nin devamı olmadığı mesajını vermeye çalışıyordu.

Mustafa Kemal,aynı gün açık oturumda "fazahat" konuşmasını yaptıktan hemen sonra kapalı oturumda da konuşma yapmış,orada da Ermeni olaylarından bahsetmişti,fakat bu sefer oldukça farklı cümleler kurmuştu:

"Biz İngilizleri,Amerikalıları aleyhimizde tahrik etmemek ve her nasılsa Harbi Umumi'de yapılmış olan vak'anın tekerrür ve tevalisine dair hiçbir zan ve şüphe vermemek için bu mıntıka-i malume [Ermenistan Erivan hükümeti sınırları] dahilinde bulunan ahali-i İslamiyenin hududumuzu geçmek suret ile alenen muavenetlerine dahi şitap etmekte tereddüt ettik."(10)

Mustafa Kemal birkaç saat önce açık oturumda "fazahat" olarak nitelediği Ermeni olaylarından,kapalı oturumda "her nasılsa yapılmış olan vak'a" olarak bahsediyordu.Bunun yanı sıra,Ermenilerle ilgili,diğer meclis konuşmalarında ve Nutuk'ta "fazahat" konuşmasından oldukça uzak beyanatlar verecekti.(11)

Mustafa Kemal'in "fazahat" konuşmasıyla diğer Meclis konuşmaları genel çerçevede bağdaşmıyorsa,o halde "fazahat" konuşmasının amacı neydi?Mustafa Kemal niçin konuşmasında Ermeni olaylarına değinmiş,1915 Tehciri ile gelişen süreci "fazahat" olarak tanımlamıştı?Bunu iki sebebe bağlamak mümkün.Birincisi,Mustafa Kemal 1920 Şubat'ında Güneydoğu Anadolu'daki Ermeni katliamlarının sorumlusu olarak görülüyordu.İkincisi,1915'te Ermeni Tehciri'ni ve kıyımlarını gerçekleştiren İttihatçı hareketin devamı olarak nitelendiriliyordu.Dolayısıyla İtilaf devletlerine ve yabancı medyaya,hem Güneydoğu'da çıkan yeni Ermeni olaylarının sorumlusu olmadığı,hem de İttihatçı olmadığı mesajını vermek için Meclis açık oturumunda "fazahat" konuşmasını yaptı.

Güneydoğu'daki Ermeni olayları ve Mustafa Kemal ile ilişkisi

1918-1919'da İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin Güneydoğu Anadolu'yu işgaliyle,1915 Tehciri ve kıyımları sırasında yerlerinden edilen Ermenilerin bir kısmı tekrar Anadolu'ya döndü.Paul du Véou'ya göre 1919 yılının sonlarına doğru yaklaşık 120.000 Ermeni,Adana,Maraş,Dörtyol,Tarsus,Zeytun gibi bölgelere yeniden yerleşmişti.(12) Ermenilerin evlerine geri dönmesiyle bölge halkı ve Kuva-yı Milliye birlikleriyle Ermeniler arasında çatışmalar başladı.Bölgede yükselen tansiyon binlerce Ermeni'nin ve Müslüman'ın ölümüyle sonuçlandı.Bu sırada yurtdışı basınında konuyla ilgili birçok haber yayınlanıyordu.

Şubat 1920'de Adana,Maraş ve Kilikya'da gerçekleşen Ermeni olaylarıyla ilgili Avrupa ve Amerikan medyasında Türk mezaliminin hâlâ devam ettiğine dair haberler yazılıyordu.Haberlerin genelinde,Mustafa Kemal liderliğindeki Ulusal Direniş Hareketi'nin Maraş'taki Ermenileri katlettiği yazılıydı.The Times gazetesi 14 Şubat 1920 Cumartesi günü "Fresh Armenian Massacres" (Yeniden Ermeni Katliamları) başlığıyla bir haber yayınladı.İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nda görev yapan Harold Buxton'dan gelen bir telgrafın yayınlandığı bu haberde,Maraş ve Kilikya bölgelerinde toplam 1.500 Ermeni'nin öldürüldüğü söyleniyordu.(13) Yine 17 Şubat'ta "Slaughter of Armenians" başlığıyla çıkan bir başka Times haberinde,Ulusal Direniş Hareketi'nin;Maraş,Kilikya,Zeytun ve Adana çevresinde 7.000 Ermeni'yi katlettiğini,Ermenilere yardım eden bir Amerikan kuruluşunun iki çalışanını da öldürdüğünü bildiriyordu.(14) Bu haber aynı gün İngiliz Parlamentosunda da konuşuldu.Sir Donald Maclean Avam Kamarası'ndaki konuşmasında,Kuva-yı Milliye birliklerinin Güneydoğu'da kontrolü ele geçirdiğini ve yaklaşık 7.000 Ermeni'yi öldürdüğünü söyledi.(15) Yine Avam Kamarası'ndaki bir oturumda,Sir H. Greenwood söz alarak Ermenileri öldüren Kuva-yı Milliye hareketinin başında Mustafa Kemal'in bulunduğunu dile getirdi.Lord R. Cecil ve Ormsby-Gore da,buna ek olarak,katliamları İttihat ve Terakki'nin planladığını ve Mustafa Kemal'in de bir İttihatçı olarak planları uygulamaya geçirdiğini ileri sürdüler.(16)

İstanbul hükümetine de Mustafa Kemal ile ilgili verilen mesaj aynıydı.Son Mebusan Meclisi'nin dağıtılması öncesinde,6 Mart 1920'de,İngiliz dışişleri sorumlusu Lord Curzon,Amiral John de Robeck'e Mustafa Kemal ile ilgili bir talimat metni göndermişti.Talimatnamede "Türk hükümetinden,son Kilikya olaylarında sorumluluğu şüphe götürmeyen,Erzurum Valisi Mustafa Kemal'in derhal azli istenecektir" yazılıydı.Talimatname onaylandıktan sonra 16 Mart 1920'de İtilaf devletleri İstanbul hükümetine nota verdi.Notada,İstanbul hükümetinin,Kilikya ve diğer bölgelerdeki Ermeni olaylarından sorumlu görülen Mustafa Kemal ile derhal ilişkisinin kesilmesi salık veriliyordu.(17)

Amerika'da da Mustafa Kemal'e ilişkin görüşler farksızdı.Diplomat Cornelius Van H. Engert Amerikan Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği raporunda,Kilikya Ermenilerinin 5.000'e yakınının Kuva-yı Milliyeciler tarafından öldürüldüğünü yazmıştı.Engert'in bu raporundan hemen sonra,bir başka diplomat Amiral Bristol,acil bir raporla karşı fikir beyan etti ve Ankara hükümetini kastederek "Türklerin Ermenilere karşı katliam yapmadığını" yazdı.(Bristol'ün Ankara hükümeti ile arası epey iyiydi.İyi geçinme çabasının ardında yatan en önemli sebep de Anadolu'daki ticari olanaklardan faydalanarak,bir Amerikan-Türk ticaret işbirliği inşa etmekti) Bristol'ün alelacele yazılmış bu raporuna cevaben,Amerikan Dışişleri Bakanlığı,birçok başka diplomat Ermenilere katliam yapıldığını söylerken,Bristol'ün raporunun son paragrafında geçen "Türklerin Ermenilere karşı katliam yapmadığı" cümlesinin anlaşılmadığını bildirdi ve bu cümleyle tam olarak neyi kastettiğini sordu.(18) Besbelli,Amerikan hükümeti de yeni gelişen Ermeni olaylarından Mustafa Kemal'i mesul tutuyordu.

Mustafa Kemal Ermeni kıyımlarının yeni sorumlusu olarak anılmaktan rahatsızdı.Başında bulunduğu hareketin İttihat ve Terakki'den ayrı,yeni ve meşru bir hareket olduğunu ve Ermenilere karşı katliamlar yapmadığını vurgulama ihtiyacı hissediyordu.Meclis bu vurgulamayı yapmak için en uygun yerdi.Açık oturumda yapılan bir konuşmayla,hem yabancı medyaya hem de İtilaf devletleri hükümetlerine açıkça mesaj verilebilirdi.Nitekim öyle de oldu,Mustafa Kemal Meclis açıldıktan hemen bir gün sonra,vakit kaybetmeden Ermenilere karşı yeni bir katliamın sözkonusu olmadığını dile getirdi.Hemen ardından da İttihat ve Terakki'nin 1915'te yaptıklarını "fazahat" olarak niteledi:

"Bunu mütaakıp idi ki,İngilizler zahiren tatlı,bütün efkârı tatyib edecek bir tebliğde bulundular:İngiliz mümessili siyasisi Londra'daki Hariciye Nezareti tarafından hükümetimize bir tebliğde bulundu ve dedi ki;Yunanlar da dahil olmak üzere İtilâf kuvvetlerine karşı başlamış olan harekâtı tatil ediniz,ikincisi Türkiye'de Ermenilere karşı icra edilmekte bulunan katliamdan sarfınazar ediniz!İşte bu iki şeyi yaptığınız halde İstanbul size terkolunacaktır.Fakat bu iki harekette bulunmadığınız takdirde sulh şeraiti fevkalâde fena olacaktır…İkinci teklif ki,memleket dahilinde katliam yapılmaması,Ermenilere karşı bu,gayrivarit idi.Memleketimiz cümlemizce malumdur.Hangi kıtasında Ermenilere karşı katliam yapılmıştır.Veya yapılmaktadır.Harbi Umumi'nin bidayeti safahatından bahsetmek istemem ve zaten İtilaf devletlerinin de bahsettikleri bittabi maziye ait fazahat değildir.Bugün memleketimizde bu gibi fecayiin icra edildiğini iddia ederek,bundan sarfınazar etmenizi taleb ediyorlardı..."(19)

Mustafa Kemal'in neden 1915'i "fazahat" olarak betimlediğine bir sonraki başlıkta değineceğiz.Şimdi konuşmasının içeriğini inceleyelim.Mustafa Kemal konuşmasında,İngilizlerin İstanbul'dan vazgeçmek için kendilerinden iki talebi olduğunu söylüyor.Birincisi Yunanlar dahil tüm İtilaf birliklerine karşı yaptıkları harekâtı durdurmaları,ikincisi de Ermenilere yeni katliamlar yapmaktan uzak durmaları.Mustafa Kemal ikinci talep konusunda,kendilerinin zaten Ermenilere yeni katliamlar yapmadıklarını savunuyor.Ardından Birinci Dünya Harbi sırasında Ermenilere yapılanları ayıplar nitelikteki o meşhur kelimeyi,"fazahat"ı kullanıyor ve kendilerinin böyle fecayide bulunmadıklarını söylüyor."Fazahat" konuşmasının yapılmasının sebebi, ortada Ermenilerle ilgili hiçbir mesele yokken 1915 Ermeni katliamlarını kınamak değil,Milli Mücadele Hareketi'nin İttihatçılardan farklı olarak Ermenilere katliam yapmadığını vurgulamaktı.Zira daha evvel de belirttiğimiz gibi Mustafa Kemal ve Ankara hükümeti "Türk mezaliminin yeni sorumluları" olarak nitelendiriliyorlardı.

Acaba 24 Nisan 1920 "fazahat" konuşmasından birkaç ay önce Adana,Maraş ve Kilikya bölgelerinde Ermeni olayları yaşanmasaydı,yabancı medyada Ermenilere karşı yeni katliam haberleri çıkmasaydı ve en önemlisi bu yeni katliamların sorumlusu olarak Mustafa Kemal ve Ankara hükümeti gösterilmeseydi,Mustafa Kemal yine de 24 Nisan 1920'de Meclis'teki "fazahat" konuşmasını yapar mıydı?

Milli Mücadeleciler:Yeni İttihatçılar

Erik-Jan Zürcher "Milli Mücadele'de İttihatçılık" kitabında önemli bir soruya eğilir:Mustafa Kemal'in Anadolu Hareketi'nin oluşmasında İttihatçıların payı ne kadardı?İttihat ve Terakki Cemiyeti 1918'de kendini feshettikten ve Talat,Cemal,Enver paşalar yurtdışına kaçtıktan sonra,parti üyelerinin pek çoğu Mustafa Kemal'in lideri olduğu direniş hareketine katıldılar.İttihat ve Terakki iktidarında Enver Paşa'ya sunmuş oldukları sadakatin yerini Mustafa Kemal'e olan biatleri aldı.Mustafa Kemal'in direniş hareketi başarılı olunca İttihatçı kimliğinden sıyrılan İttihatçılar,1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin Kemalist kadrolarını oluşturdular.Bu anlamda Mustafa Kemal'in direniş hareketi,Zürcher'e göre,İttihatçıların siyaset ve siyasetçi mirasından oluşturulmuş bir devamlılık hareketiydi.Zürcher,geç dönem Osmanlı ile Türkiye Cumhuriyeti'nin sürekliliğini tartıştığı "Modernleşen Türkiye'nin Tarihi" kitabında,Jön Türk dönemini 1908'le başlatır,1950'de CHP iktidarının sonlanmasıyla bitirir.(20) Zürcher'in süreklilik iddiası,Türkiye'deki resmi tarih yazımına karşı -ki resmi tarihyazımının esas itibariyle Mustafa Kemal'in Nutuk'una dayandığı söylenebilir- yeni bir tarih perspektifi getirmiştir.

Resmi tarihyazımının fikir babası Mustafa Kemal ise,Milli Mücadele yıllarında da,Kemalizm Türkiye'ye egemen olduktan sonra da İttihatçılar ile kendi hareketi arasında süreklilik olmadığını savunmuştur.Mustafa Kemal'in kopuş iddiasını söylemsel olarak Nutuk'taki pek çok anlatısında,yurtiçinde ve yurtdışında verdiği demeçlerde ve birçok Meclis konuşmalarında görebiliriz.24 Nisan 1920'de Meclis'te yaptığı "fazahat" konuşmasını da bu bağlamda değerlendirmek yanlış olmaz.Mustafa Kemal,Osmanlı Ermenilerini önemsediğinden çok,kendi hareketi ile İttihat ve Terakki'yi ayırmak için 1915 ayıbını "fazahat" olarak nitelendirmiş olabilir.

Mustafa Kemal niçin kendi hareketinin İttihatçıların devamı olarak görülmesini istemiyordu?1915 ayıbını işleyen ve Birinci Dünya Savaşı'nda alınan kesin yenilgi sonrasında partiyi feshedip ülke dışına kaçan İttihatçıların itibarı İtilaf devletleri nezdinde dibe vurmuştu.Parti liderleri haklarında 1918'de İngilizler yakalama emri çıkarınca,Alman müttefikleri tarafından Avrupa'ya kaçırıldılar.1919-1921 yılları arasında,İstanbul Divan-ı Harbi Örfi mahkemelerinde Ermenilere yaptıklarından ötürü Avrupa'ya kaçmış oldukları için gıyaben yargılandılar ve ölüm cezasına çarptırıldılar.İstanbul'da kalan İttihatçılar,11 Kasım 1918'de Teceddüt Fırkası'nı kurup,son Osmanlı Mebusan Meclisi'nde mebusluğa devam ettiler.16 Mart 1920 tarihinde meclis kapatıldığında da Malta'ya sürüldüler.(Bu İttihatçıların birçoğu sonradan TBMM koltuklarında yerini alacaktı) Mustafa Kemal'in önderlik ettiği Milli Mücadele hareketi ise Anadolu'da kalan İttihatçılardan tertip edilen bir hareket olarak görülüyordu.İtilaf devletleri yüksek komiserleri İstanbul'un işgali sırasında yayınladıkları bildiri metninde İttihat ve Terakki üyelerinin bir kısmının Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'ya kaçarken,bir kısmının Anadolu'ya gelerek kanundışı direniş örgütleri kurduğunu vurgulamışlardı.(21) Milli Mücadeleciler İttihatçılığın artık kara bir leke olduğunu bildiklerinden,İttihatçı olmadıklarını ispat etmeye epey çabalayacaklardı.Mustafa Kemal'in "fazahat" konuşması da bu çabanın örneklerinden yalnızca biriydi. 

İttihatçı damgasından kurtulmaya çalışmak

Milli Mücadele Hareketi yabancı basın ve hükümetler tarafından İttihatçı tertibi olarak anılıyordu.Amiral Calthrope,İngiliz Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği 30 Haziran 1919 tarihli raporunda,Mustafa Kemal ve direniş hareketi ile ilgili şunları yazmıştı:"Mustafa Kemal Paşa ve onunla birleşenler nüfuzlarını mahalli memurlara zorla kabul ettirmektedirler.Hareket kendiliğinden olma değil ama İttihat ve Terakki Komitesi'nin liderlerinin teşvikiyle,hâlâ mevcut teşkilatın da yardımı ile bir lazime gibi meydana gelmiş görünmektedir."(22)

Mustafa Kemal Milli Mücadele Hareketi'nin İttihatçılıkla özdeşleştirilmesinin harekete zarar vereceğini,İtilaf devletleri temsilcileriyle olası müzakereleri engelleyeceğini düşünüyordu.Bu yüzden Eylül 1919'da,Sivas Kongresi'nin açılışında tüm delegelerin yalnızca vatan ve millet uğruna çalışacaklarına,İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni canlandırmayacaklarına yemin etmesine karar verildi.(23) Kongrede toplanan 38 delegenin imzaladığı bu yeminle İttihatçılar,artık İttihat ve Terakki'ye sadakatlerinden vazgeçeceklerinin sözünü veriyorlardı:"Makam-ı celil-i Hilafet ve Saltanata,İslamiyete,devlete,millete ve memlekete manen ve maddeten hizmetten başka bir gaye ve emelimiz olmadığına binaen Kongre'nin müzakeresi devamı müddetince ihtirasat-ı şahsiye ve siyasiyeden ve fırkacılık amalinden münezzeh bir azim ve iman ile çalışacağıma ve İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ihyasına çalışmayacağıma namusum ve bilcümle mukaddesatım namına vallah,billah." Sivas Kongresi'nde bu yemini eden,pek çoğu İttihatçı geçmişe sahip olan delegeler İttihat ve Terakki Cemiyeti ile bağlarını koparacaklarına dair söz vermiş oldular.Öte yandan da İtilaf devletlerine İttihatçı olmadıklarını ve dolayısıyla İttihatçıların sabık suçlarına da ortak olmadıkları mesajını vermiş oluyorlardı.

Sivas Kongresi'nden iki hafta sonra 22 Eylül 1919'da,Mustafa Kemal General Harbord ile görüşmüş,Kongre'de edilen yeminin içeriğini tekrar ederek,hareketin İttihatçı olmadığını vurgulamıştı:“...biz faaliyet ve hedeflerimizi vatan ve milletin mevcudiyeti refah ve saadeti için evvelce tarif ettiğimiz hudutlar dahilinde tahdit etmeyi lüzumlu mülahaza ediyoruz.Turanizmin zararlı bir görüş olduğuna gerçekten kani bulunuyoruz.Hudutlarımızdan uzaklarda bulunan bu gibi vehim ve hayallere itibar etmiyoruz.Biz yalnız vatanımızın kalbi ve varlığımızın bağı olan Payitahtı ve Hilafeti savunmak istiyoruz."(24) Mustafa Kemal Harbord'a,hareketinin politikasının İttihatçıların Turancılığından beslenmediğini,yalnızca Anadolu çevresinde mücadele vermekte olduğunun altını çiziyordu.

Kasım ayında toplantılara başlayan Heyeti Temsiliye de hareketin İttihatçı olarak anılması üzerine sık sık konuşuyordu.18 ve 26 Kasım 1919 tarihli oturumlarda,Kâzım Karabekir söz alarak İttihatçılıkla itham olunmak üzerine endişelerini bildirmişti:"Korkuyorum,birçok yanlışlıklar ederiz.Muhalifler İttihad-ı Terakki'nin bir aynıdır derler.Gazeteler de..."(25) "İtilaf devletleri bizi İttihatçılıkla itham ediyor.Bunların bize büyük zararları vardır."(26)

Milli Mücadelecilerin İttihatçı olmadıklarına dair mesajları Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra da,1926'daki İttihatçı temizliğine kadar devam edecekti.1926'da,yurda dönüp Kemalist hükümetin otoritesini elinden almaya çabalayan İttihat ve Terakki'nin lider muhalifleri tamamen ortadan kaldırıldıktan sonra,Mustafa Kemal'in sözlüğünde İttihatçılık hainlik olarak karşılık bulacak,Türk tarihyazımında İttihatçı ve Kemalist hareketler arasındaki farklar iyice vurgulanacaktı.(27) Mustafa Kemal 22 Haziran 1926 tarihinde Los Angeles Examiner gazetesi muhabiri Emile Hildebrand'a verdiği röportajda İttihatçıları ağır bir şekilde eleştirmiş,şu sözleri söylemişti:"Yuvalarından kitle halinde acımasızca tehcir edilen ve kıyıma uğratılan Hristiyan tebaamızın hayatlarının hesabı kendilerinden sorulmak gereken eski Jön Türk Partisinin bu kalıntıları Cumhuriyet yönetimi altında da rahat durmuyordu...Bunlar şimdiye kadar yağma,haydutluk ve rüşvetle yaşamış ve faydalı bir işte çalışmak,hayatlarını namuslu alın terleriyle kazanmak yolundaki herhangi bir düşünce ya da öneriye düşman olmuşlardır."(28)

Vahakn N. Dadrian,bu demeci Mustafa Kemal'in 1915 Tehciri'ni tasvip etmediği ve kınadığı yönünde yorumlar.Bana kalırsa Mustafa Kemal,Ermeni diasporasının yoğun olduğu ABD'nde,Kemalist hareketin beyaz bir sayfa olduğunu,İttihatçıların devamı olmadığını,dolayısıyla onların Ermenilere yaptıklarından da sorumlu olmadığını vurgulamak için böyle bir demeç vermiş olabilir.Mustafa Kemal ilginç bir şekilde Amerika ve Avrupa kamuoyuna verdiği bu ve bunun gibi demeçleri,Türkiye'de hiçbir yerde vermemiştir.Türkiye'de Ermenilere karşı tutumu tam tersinedir.Meclis konuşmalarında ve Nutuk'ta,yurtdışına verdiği demeçlerin aksine,Anadolu'da katliamları Ermenilerin yaptığını söyler.(29) Osmanlı Ermenilerine ilişkin bu tutum farklılığının Kemalizm'in pragmatist siyaset usulünden geldiğini söylemek mümkündür.Mustafa Kemal'in iç ve dış politikalarda yerine ve zamanına göre sergilediği farklı siyasi tutumlar vardır.Mesela bir zaman Hilafeti kurtarmak için Anadolu direnişini örgütlediklerini söylerken,bir başka zaman Hilafeti kaldırabilir.Bir yerde Kürtlerle birlikte Anadolu direnişini örgütlerken,bir başka yerde Kürtleri Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğüne tehdit olarak görebilir.Bir kamuoyuna Ermeni Tehciri'ni ve katliamlarını ayıplar biçimde demeç verirken,bir başka kamuoyuna Ermenilerin acımasız bir millet olduğunu söyleyebilir.

"Fazahat"ı işleyenleri kendi hareketine katmak

Mustafa Kemal 24 Nisan 1920'de Meclis'te "fazahat" konuşmasını yaparken,Meclis sıralarında kendisini dinleyen vekillerin birçoğu eski İttihatçı siyaset adamlarıydı.Bu siyasi elitin bir kısmı -ki daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi'nde vekillik veya üst düzey yöneticilik yapacaklardır- 1915-1916'da Osmanlı Ermenilerine karşı işledikleri suçlardan ötürü 1919'da Divan-ı Harbi Örfi Mahkemesi'nde yargılanmışlardı.Malta'da sürgünde oldukları için ilk TBMM'ne yetişemeyen ama sonra 1923'te kurulan CHP kadrosuna dahil olanların arasından da Ermenilere karşı işledikleri suçlardan ötürü yargılananlar vardı.Tevfik Rüşdü Bey (Aras),Mustafa Şeref Bey (Özkan),Ali Haydar Bey (Yuluğ),Abdülgani Ertan,Sabit Sağıroğlu,Şükrü Kaya,Ali Saib Ursavaş bunlardan bazılarıydı.Hepsi de ilk mecliste ya da daha sonraki dönemlerde CHP'nde görev almıştı.Enver,Talat ve Cemal paşaların kaçışından sonra,umudu Mustafa Kemal'in ulusal direniş hareketinde görmüşler,yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin yönetici kadrolarına katılmışlardı.

Tevfik Rüşdü Bey 1920'den 1923'e kadar Menteşe milletvekili,1923'ten 1927'ye kadar CHP İzmir Milletvekili ve 1925'ten 1938'e kadar Dışişleri Bakanı olarak görev yapmıştı.Mustafa Şeref Bey de benzer bir şekilde TBMM'nde ikinci,üçüncü,dördüncü ve beşinci dönem CHP milletvekilliği yapmıştı.Ali Haydar Bey 1923-1924 yılları arasında İstanbul Belediye Başkanıydı.1919'da Harbi Umumi Divan-ı Örfi Trabzon davası sanıklarından,Trabzon Hastanesi'nde zehirleme yoluyla Ermenileri öldürdüğü iddia edilen Ali Saib Ursavaş,1923,1931 ve 1935 genel seçimlerinde seçilerek CHP Urfa Milletvekilliği yapmıştı.

Ermeni olaylarında sorumlu görülen bir başka isim 1915 İskan-ı Aşair ve Muhacirin Umumi Müdürü olan Şükrü Kaya idi.Türkiye Cumhuriyeti'nde Kemalizm'in sert uygulayıcılarından biri olacak olan Şükrü Kaya 1915'te "fazahat"ın haberini önceden vererek,Ermenilerle ilgili düşünceleri şöyle dile getirmişti:"Nihai sonuç Ermeni ırkının imha edilmesi olmak zorundadır.Şu anda patlayan Müslümanlarla Ermeniler arasındaki sürekli kavganın kesin olarak açığa çıkmasıdır.Zayıf olan yok olmak zorundadır."(30) Kaya İttihat ve Terakki feshedildikten,kendisi de Malta'ya sürgün edildikten bir süre sonra Avrupa'ya kaçıp,oradan da Anadolu Hareketi'ne katılmış,sonra Türkiye Cumhuriyeti'nde 1923-1924 yılları arasında Menteşe Milletvekili,1924-1925’te Hariciye [Dışişleri] Bakanı ve 1927 yılından Mustafa Kemal'in ölümüne kadar İçişleri Bakanı olarak görev yapmıştı.

İttihat ve Terakki'nin yönetici kadrolarında yetişen ve görev yapan ve 1915'te Osmanlı Ermenilerine yapılanlardan sorumlu tutulan bu siyasi figürler daha sonra Mustafa Kemal'in hareketine katılmışlar,Türkiye Cumhuriyeti'nin yönetici elitini oluşturmuşlardı.Özetle her ne kadar 1915'te yapılanlar Mustafa Kemal tarafından "fazahat" olarak tanımlansa da pratikte tutumlarda farklılık gözlenebiliyordu.

"Fazahat" konuşması nasıl değerlendirilebilir?

Mustafa Kemal'in 24 Nisan 1920'de Meclis'te yaptığı "fazahat" konuşmasını,güttüğü pragmatist politika çerçevesinde değerlendirmek herhalde yanlış olmayacaktır.Zira o konuşma gündemde Ermenilerle ilgili hiçbir tartışma ve mesele yokken yapılmış değildi.Aksine Mustafa Kemal ve Ankara hükümeti İtilaf devletlerince "yeni İttihatçılar" ve "Türk mezaliminin yeni sorumluları" olarak nitelendirildiği sırada yapılmıştı.Mustafa Kemal,İtilaf devletlerinin gözünde,hem Şubat 1920'de Adana,Maraş ve Kilikya çevresinde gerçekleşen Ermeni olaylarından mesuldü,hem de Anadolu'da ulusal direnişi örgütleyen,İttihat ve Terakki'nin yolunu devam ettiren,İttihatçılara sadık ve tabi bir lider olarak görülüyordu.Tam bu sırada,"İttihat ve Terakki Ermenilere karşı katliamlar yapmamıştır" dese en başından beri kaçındığı İttihatçı damgasını kabul etmiş olacaktı.Oysa kendi hareketinin meşruluğunu ve masumluğunu ispat etmek zorundaydı.Hem Avrupa'da ve Amerika'daki dış siyaset figürlerinden gelecek tepkilerin önüne geçmek,hem de Avrupa'dan Türkiye'ye dönüp yönetimi tekrar ele geçirmenin yollarını arayan Enver,Talat ve Cemal'e karşı Türkiye Cumhuriyeti'ndeki siyasi otoritesini korumak istiyordu.Bu sebeplerden ötürü Mustafa Kemal 1915'in lekesini taşıyan İttihat ve Terakki'yi kınama ihtiyacı hissetmiş ve 1915'te Ermenilerin yaşadıklarını "fazahat" olarak nitelendirmiş olabilir.Bu anlamda Mustafa Kemal'in "fazahat" konuşmasını -Dadrian ve Akçam'ın yorumlarından farklı olarak- ilkesel olmaktan çok,bir pragmatist siyaset tarzının getirdiği sonuçlar olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır...

***

1-Vahakn N. Dadrian,"İstanbul Divan-ı Harb-i Örfisi'nde Ermeni Soykırımı konusunda görülen davalar ve kararlar",Taner Akçam ve Vahakn N. Dadrian,"Tehcir ve Taktil":Divan-ı Harb-i Örfi Zabıtları:İttihat ve Terakki'nin Yargılanması,(1919-1922),İstanbul:Bilgi Ünivesitesi Yayınları,2008,s.11.
2-Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (1919-1938),İstanbul:Milli Eğitim Bakanlığı Yayınevi,s.49.
3-Vahakn N. Dadrian,"The Documentation of the World War I Armenian Massacres in the Proceedings of the Turkish Military Tribunal" International Journal of Middle East Studies,cilt 23,No.4 (Kasım 1991):570.
4-Taner Akçam,A Shameful Act,New York:Metropolitan Books,2006,s.348.
5-Ahmet Turan Alkan,"Geçiyoruz Geçmiyoruz,"Zaman,30 Ekim 2006.Ayrıca bkz. Ertuğrul Özkök,"Ne Zamandan Beri Kürt Oldun?",Hürriyet,31 Ekim 2006. http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goste /haber.aspx?id=5345760&tarih=2006-10-31
6-Ahmet Turan Alkan,"Düzelti-yorum",Zaman,1 Kasım 2006.Ayrıca bkz. Ertuğrul Özkök,"O Sahnede Neler Konuştular",Hürriyet,1 Kasım 2006. http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5354141 tarih=2006-11-01
7-Ahmet Turan Alkan,"Düzelti-yorum",Zaman,1 Kasım 2006.
8-Fatma Ülgen,"Reading Mustafa Kemal on the Armenian Genocide of 1915",Patterns of Prejudice cilt. 44. No.4 (2010):382.
9-TBMM Gizli Celse Zabıtları Cilt I,(Ankara:Türkiye İş Bankası Yayınları,1985),2-10.Ayrıca bkz."TBMM Gizli Celse Zabıtları 24 Nisan 1920",son erişim tarihi 8 Nisan 2013. http://www.tbmm.gov.tr/tutanakla /TUTANAK/GZC/d01/CILT01/gcz01001002.pdf
10-TBMM Gizli Celse,a.g.e.,4.
11-Paul du Véou,Kilikya Faciaları (La Pasi on de la Cillicie 1919-1920);(çev.) Reşat Gönen (Paris:Genelkurmay Başkanlığı ATASE Arşivi Kütüphanesi 1937),87.
12-Fatma Ülgen,"Reading Mustafa Kemal on the Armenian Genocide of 1915",a.g.e,s.382-385.
13-"Fresh Armenian Massacres",The Times,14 Şubat 1920.
14-"Slaughter of Armenians",The Times,17 Şubat 1920.
15-"Commons Sitting of Tuesday,17 Şubat 1920",son erişim tarihi 27 Mart 2013.House of Commons Parliamentary Papers. http://parlipapers.chadwyck.co.uk/marketing/index.jsp sitesi üzerinden erişildi.
16-"Commons Sitting of Tuesday,11 Şubat 1920",son erişim tarihi 27 Mart 2013.House of Commons Parliamentary Papers. http://parlipapers.chadwyck.co.uk/marketing/index.jsp sitesi üzerinden erişildi.
17-Fahir Armaoğlu,"İngiliz Belgelerinde İstanbul'un İşgali,16 Mart 1920" Belleten,Sayı:234,Türk Tarih Kurumu,479-484.
18-Levon Marashlian,"Finishing the Genocide:Cleansing Turkey of Armenian Survivors,1920-1923" in Remembrance and Denial: the Case of  Armenian Genocide,(ed.) Richard Hovannisian (Wayne State University Press,1999),122-123.
19-Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (1919-1938),a.g.e.,s.49-50.
20-Erik-Jan Zürcher,"Modernleşen Türkiye'nin Tarihi";(çev.) Yasemin Saner (İstanbul:İletişim Yayınları,2009),s.143-303.
21-Mustafa Kemal,Nutuk,İstanbul:İstanbul Ticaret Odası Yayınları,2010,s.309-310.
22-Gotthard Jaeschke,Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri;(çev.) Cemal Köprülü (Ankara:Türk Tarih Kurumu Yayınları,1971),s.169-170.
23-Erik-Jan Zürcher,"Milli Mücadele'de İttihatçılık",(çev.) Nüzhet Salihoğlu (İstanbul:İletişim Yayınları,2003),s.110.
24-Gotthard Jaeschke,Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri,a.g.e.,s.170.
25-Uluğ İğdemir,Heyet-i Temsiliye Tutanakları (Ankara:Türk Tarih Kurumu Yayınları,1975),s.52.
26-Uluğ İğdemir,Heyet-i Temsiliye Tutanakları,a.g.e.,s.106.
27-Erik-Jan Zürcher,"Milli Mücadele'de İttihatçılık",a.g.e.,s.111.
28-Mete Tunçay,"Atatürk Sayfası" Tarih ve Toplum (Mayıs 1988):56-57.(Mete Tunçay'ın Türkçeye çevirdiği bu röportaj 1 Ağustos 1926'da Los Angeles Examiner gazetesinde "Kemal Promises More Hangings of Political Antagonists in Turkey" başlığıyla yayınlandı)
29-Fatma Ülgen,"Reading Mustafa Kemal on the Armenian Genocide of 1915",a.g.e,s.375-383.
30-Hans-Lukas Kieser,"Ermeni Meselesi",son erişim tarihi:22 Nisan 2013. http://hayastaninfo.net/attachments/article/675/ErmeniMeselesi.pdf 

*Ayşenur Korkmaz,Mustafa Kemal'in 1915-1916 Ermeni Olaylarına Yaklaşımı:Fazahat,Toplumsal Tarih,sayı:239,Kasım 2013,s.58-[65].

4 yorum:

  1. KLAUS KREISER ATATÜRK

    EINE BIGRAPHIE

    C. H. BECK Yayinevi

    Sahife 118

    VALININ UYGUNSUZ SORUSU

    Gezinin öteki etabi Strassburg "ta o zaman vali olan Nikolaus von Dallwitz"le sürdü.Ki sonralari Dallwitz Prusya icisleri bakani oldu .

    Mustafa Kemal " le Dallwitz arasinda sofra sohbetinde konu ermeni sorununa geldi .( Mustafa Kemal yanlis olarak Dallwitzi askeri vali sanmis).

    M Kemal 1926 de bu sohbeti söyle özetliyor.

    Alman Vali bana Ermenilerin iyi niyetli insanlar oldugunu ve türklerin Ermenilere karsi epey kötü saldirilari oldugunu sormaya yeltendi.Cok sasirdim,


    yüksek bir valinin -ki ben misafiri idim- ve biz savas müttefiki idik. Bütün ciddiyeti ile bana gelecegin türk yöneticisine böyle bir seyi sormasi cok garipti.

    Ben dedim ki evvela ben sizden sunu ögrenmek istiyorum siz neden Ermenilerin lehine bir düsünceye kapiliyorsunuz,tarihin bilinmiyen bir zamaninda millet oldugunu iddia ederek ve

    bu milletin varligini ispata kalkisanlara böylece dünyayi kandirarak türkiyeye zarar vererek maddi ve manevi her türlü destegi veren bir savas müttefikinizin destegini riske sokuyorsunuz.Ben anladim ki bizden pek haberi yoktu.
    #

    Bu konusmada kendimi tutamadim.Ve alayci bir tonla konusmaya devam ettim.Bu kadar kurban vermemize ragmen türkiye topraklarinda bir ermeni milletinin olabilecegini düsünmesini garip buldum.Bunun üzerine Dalwittz cevabinda söylediklerinin sadece duydugu seyler oldugunu kendisinin bir iddida bulunmaktan uzak oldugunu söyledi , Bende kendimi tutup yumusatmaya calistim.

    Konuyu bitirmek icin ben buraya ermeni meselesini konusmak icin degil ,müttefikimiz alman ordusunun durumunu ögrenmeye geldik.ve ki biz bu müttefikimizi destekliyoruz .Bunu ögrendigimde ülkeme geri dönecegim.


    Mustafa Kemal 1926 de ermeni sorununda görüslerini sansürliyebilirdi .ama yapmadi. Türk kamuoyu icin bu bilgiler katliam ve tehcirin bitmesinden bir yil sonra cahil almanin haddini bildirmis olmak yeterli olabilirdi.

    Fakat kendisi yabanci elciliklerde de okunan HAKIMIYET-I MILLIYE gazetesinde yayinlanmasinda bir beis görmedi .

    Gercekten de fransizca metin kisa bir zaman sonra uzman derfi REVUE DU MONDE MUSULMAN ( MÜSLÜMAN DÜNYA DERGISI ) yayinlandi.

    YanıtlaSil
  2. Mustafa Kemalin görüsü korkunc bir basitlikteydi .Ermeniler uzun yüzyillar boyunca birsey yapmayip ulus insa hakkini kaybettiler.TEHCIR EMRI VE NETICELERI ILE ILGILI BURDA SUSUYOR .SOnra da sustu.Insan tabii zor düsünüyor 1917 araliginda

    resmi görüs olan ruslarla isbirligi yaptiklari icin tehcir edildiler görüsünü söylemeyi ihmal ettigini söylemeyi.Ancak bu tip mesru gösterme jön türklerin kacisi ve ermeni yargilamalarindan dolayi savas sonrasinda izahi biraz zor olurdu onun icin susuyor.Zaten ruslar cekildikten sonra ,
    artik bir güvenlik rizikosu teskil etmiyen ermenilerin evlerine dönmelerine izin verilmesine karsi cikilmiyabilirdi.

    Mustafa Kemal 1917 de acikca ermenilerin "TARIHSIZLIGINI " kendi tezi yapmis bu yüzden debvletleri olmamasi gerektigini savunmustur .Onun " ERMENI ULUSUNUN" varligi konusunda görüsleri acikca söyledir .uzak bir tarihte hatirlanmiyan devirlerde ermenilerin devleti olmus olsa bile bu arzuyu göünümüzde ger4ceklistirmek mümkün degildir günümüzle de iliskisi yoktur.

    Bu analiz Starassburgtaki sofra konusmasinda acikca belli oluyor .GEC Osmanli ve modern Türk milliyetcileri kendilerine devlet hakki görüp bu hakkin eski ve mesru oldugunu fakat ermeniler gibi sonra ulusal ajit
    asyon yapan kürt gibi halklarin böyle bir hakki olmiyacagini savunur..Romantik konzept devlet öncesi "ULUSLASMA" Burda böyle düsüncelere yer yok .

    Bu görüsü daha da vazih hale getirmek icin mart 1919 de toplananERZURUM KONGRESINDE SARK VILAYETLERININ MUDAFFAYI HUKUK CEMIYETININ BILDIRISI ZIKREDILEBILINIR.

    Bu topraklarin gercek sahiplerinin kim oldugunu cifte minare ve türbeler acik bir dille gelecekte hakem olacaklara cok acik bir dille belirtmektedir .Ermeni iddialarina gelince ermeni toprak agalarina dayanmakta ki bunlar bir kültür ve medeniyet yaratamamislardir .ve geriye bir Anit birakmamislardir . T arihin karanlik devoirlerinde bir ulus seviyesine ulasmamis dolayisi ile bu iddialar bir hictir.

    Mustafa Kemal bu görüsü süphesiz paylasmistir ,her ne kadar ermenilerin bir sürü anit biraktigini nbildigi halde Bu anitlarin tahribi dogu vilayetlerinin sahipliginin tartismmasiz oldugunun ispati icin gerekli idi .Strassburg sofra konusmasinin son sözleri sevdigi bir konu ile bitiriyor "ALMAN ORDUSUNUN ZAAFLARI VE KOMUTANLARININ

    YanıtlaSil
  3. Kitabin almancasindan Ibrahim Sevenin cevirdigi bu kisim türkce ceviride de var mi bilmiyorum .

    YanıtlaSil
  4. değerli katkınıza müteşekkirim Sayın Skarta

    saygılar

    YanıtlaSil