4 Kasım 2013 Pazartesi

Milli Mücadele Neyin Mücadelesi?/Sevan Nişanyan*

Peki,sonradan "Kurtuluş Savaşı" adını taktıkları "Milli Mücadele" neydi?"Emperyalizm"e karşı halkların şahlanışı filan olmadığı belli de,ne?

1994'te "Yanlış Cumhuriyet"i yazarken cevabı biliyordum,ama kibarlık ettim,yuvarlak anlattım,g.te g.t demekten imtina ettim.Korktum da diyebilirsiniz,kabul.Şimdi artık memlekette az da olsa demokrasi var,daha açık konuşalım.

Bir,mal kavgasıydı.İki,iktidar kavgasıydı.Üç,İslam kavgasıydı.O kadar.

Mal kavgasıydı.Ermeni tehciri katliam mıydı,soykırım mıydı,müstahak mıydılar,değil miydiler tartışmasını bırak bir yana.Sen memleket nüfusunun yüzde 11 yahut 13'ünü oluşturan bir zümreyi,üstelik ekonomik etkinlik olarak daha verimli ve daha sermaye-yoğun olan bir zümreyi,yaka paça sürgün etmişsin.Bunların bin küsur köyü,birkaç yüz bin tarlası,davarı, evi,dükkânı,fabrikası,banka hesabı,ev eşyası,cariye edilecek kızı,köle edilecek ergen oğlanı var.Bunlara afiyetle konmuşsun.Haramzade Hüseyin Bey,Koçerolardan Hasan Ağa hesabıyla pay etmişsin.Sonra savaşta yenilmişsin.Galip devletler tutturmuş,bunlardan hayatta kalanlar geri gelecek,mallarını geri alacak,tazminat olarak da bazı vilayetler bunlara verilecek diye planlar yapmaya başlamışlar.Barış konferansı daha başlamadan bu mevzu ayyuka çıkmış.

Şimdi sen olsan,bir tane Erzurum Kongresi toplayıp "bu gâvurlara nasıl direneceğiz" diye konuşmaz mısın?

Gerek Erzurum ve Sivas kongrelerine,gerek Ankara Meclisi'ne katılanların hemen hemen hepsinin,Gazi Paşaları dahil olmak üzere,tehcirde mal-mülk,köle ve cariye edinmiş adamlar olması sizce tesadüf müdür?

Olay yalnız Ermeniler değil.Ege ve Marmara'da Rum tehciri 1913'te başladı.Menemen,Çeşme ve Urla Rumlarının iki hafta içinde nasıl boşaltıldığını merak ediyorsanız mesela sonradan CHP genel sekreteri olan Hilmi Uran'ın anılarını okuyabilirsiniz.Bursa'nın,Makri/Fethiye'nin Rumları da o dönemde gitmiş.Karadeniz Rumlarını 1918'in ilk aylarından itibaren temizlemişler.Lozan'da protokole bağlanan mübadele planı gerçekte çok önceden yürürlüğe konmuş.

Giden Rumların malı-mülkü ne oldu sanıyorsunuz?

İttihat ve Terakki'nin resmi rakamlarına göre 1914'te Anadolu'nun Rum nüfusu yüzde 12.Gerçek rakam bundan bir hayli daha yüksektir,yüzde 15-17 olmalı.Rum-Ermeni toplamı kabaca yüzde 25 desen,memleketin toplam mal varlığının nereden baksan üçte biri 1913-1922 arasında el değiştirmiş demektir.Sizce uğruna -en Millisinden- Mücadele etmeye değecek bir tutar değil mi?

Emperyalist abiler ne yapmış?

Adamların tek muhatabı Türkler değil.Ermeniler bastırıyor,Yunanlar bastırıyor,kendi kamuoyları tepkili.Bunlara tazminat ödensin demişler.Anadolu Rumlarına güvenlik içinde yaşayacakları bir yer olsun diye belki,şimdilik,İzmir'i verelim,sonra bakarız.Ermenilere de verelim şuradan üç-beş vilayet,yaramaz yerler zaten,zararı yok.Ama bir yandan da tereddütte kalmışlar.Türkler mühim,güç ve önem bakımından Yunana da Ermeniye de fark atarlar.Rusya'daki durum malum,geçinmek lazım.Başbakan Lloyd George'un İzmir'i Yunanlara verme projesine koalisyonun büyük ortağı olan Muhafazakâr Parti şiddetle karşı çıkmış.Ermenileri memnun etme işini de nasıl olsa hayalperesttir,kimse ciddiye almaz diye ABD'nin siyaseten tükenmiş başkanı Wilson'a paslamışlar.Sonuçta Türkler Yunanı da,Ermeniyi de tepeleyince,doğrusunu istersen,hiç gözyaşı dökmemişler.Bir taşla üç kuş:Yunanla Ermeniye bir şey verirmiş gibi görünüp vermedin,kendi kamuoyundaki vicdan kumkumalarını yatıştırdın,Türklere de bedavadan sıkı bir dayak attın,sana karşı Dünya Harbine girmenin cezasını ödettin.Şık...

Bir,mal mücadelesidir dedik.İki,iktidar mücadelesidir.

Harpten sonra İngilizlerin temel talebi İttihat ve Terakki kadrolarının tasfiyesi idi.Bu yüzden daha Kasım 1918'den itibaren Savaş Suçları Mahkemeleri'nin kurulması için ısrarcı oldular.Aralık'ta Tevfik Paşa hükümetinin kolunu büküp mahkemeyi kurdurdular.Düşünürsen sebep basittir.Dört sene boğuştuktan sonra şimdi Türklerle dost olmaya karar vermişsin."Türkler masum,baştakiler suçlu" diye bir anlatı kurman,savaşın ve soykırımın ceremesini birilerine yüklemen gerekiyor.İttihat ve Terakki kadrosu zaten Alman istihbaratıyla sarmaş dolaş bir yapı.Temizle,kurtul.

Hesaplayamadıkları şey şuydu.İttihat ve Terakki,Türkiye'nin ilk ve (o tarihte) tek sivil örgütlenmesi.Memlekette eğitimli ve profesyonel kadroların neredeyse tamamı İttihat ve Terakki mensubu veya sempatizanı,hepsi Enver modeli burma bıyıklı.Her şehir ve kasabada İttihat ve Terakki teşkilatı -ve yalnız İttihat ve Terakki teşkilatı- var.Tehcir ganimetinin aslan payını onlar almış,kaybedecekleri şey çok.Daha mühimi,daha savaş sürerken tedbirini almışlar;yenilgi halinde devreye sokmak üzere 1915'ten itibaren Teşkilat-ı Mahsusa bünyesinde memleketi örgütlemişler.Ganimet gelirinin önemli bir kısmını teşkilata akıtmışlar.

Yani iş,1945 Almanya'sında Nazi Partisi'ni tasfiye etmek kadar kolay değil.Yerine koyacak bir şey yok.

Dikkat buyurun:Direnişin ilk kıvılcımı İzmir'in işgalinden daha bir ay önce,10 Nisan 1919'da,Boğazlıyan kaymakamı Kemal'in idamı münasebetiyle çakar.İttihat ve Terakki'nin patronaj işleri reisi Kara Kemal'in kontrolündeki hamallar ve kayıkçılar teşkilatları ayaklanır,İstanbul'da terör saçar.İngilizler paniğe kapılırlar.(1) İttihat ve Terakki tutuklularının bulunduğu Bekirağa Bölüğü basılıp mahkûmlar salınacak diye endişelenip,bir ay sonra hepsini Malta'ya gönderirler.

Nisan'dan itibaren memleketin her tarafında pıtrak gibi biten Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin kurucuları,Teşkilat-ı Mahsusacılardır.(2) Teşkilatın mutemet adamları 1918-1919 kışında İstanbul'da eğitilir,ellerine bir miktar para ve Ermeniden gaspedilmiş matbaa takımları verilir,millici gazete çıkarmaları için taşraya gönderilirler.(3) Parayı veren İttihat ve Terakki'nin maliye bakanı Cavid Bey ile örgüt sekreteri Vasıf Bey'dir.Mustafa Kemal Paşa'nın 1918 Kasım-Aralığında İstanbul'da çıkardığı Minber gazetesinin finansörü de Cavid Bey'dir.(4)

Mart 1919'da teşkilatın kilit isimlerinden Kâzım Karabekir Erzurum'a,Rauf Bey Ege'ye gönderilir.Mayıs'ta İzmir'in işgali üzerine teşkilatın star propagandacılarından Halide Edip Sultanahmet mitinglerinde halkı galeyana getirir.

On puanlık soru şu:Mustafa Kemal baştan beri bu teşkilatın içinde miydi,yoksa sonradan mı dahil oldu?

Cevabından emin değilim.Ancak tahmin yürütebiliyorum.Sonradan olmalı.

Bu yönde ilk sinyal,Ruşen Eşref'in 1918 Martı'nda gazetelere çıkan "Anafartalar Kumandanı ile Mülakat"ıdır.İkinci sinyal mütarekeden hemen sonra,6 Kasım 1918'de Minber'de tam sayfa yayımlanan mülakattır.Şöyle düşünün:Her cephede faciayla sonuçlanan bir savaşta adam başarı göstermiş tek komutan.[O yüzden,Anafartalar'daki başarısı pompalandıkça pompalanacaktır.] Teşkilat üyesi,ama Enver'le kavgalı;parti liderliğinin hatalarından uzak durmuş.Almanlarla yıldızı barışmamış.[Daha doğrusu,Almanlarla bozuk olduğu 1918 başından itibaren ısrarla hissettirilecektir.] İngilizlerle arası iyi.Diğer yandan,kişi olarak sevilmeyen biri:alaycı,soğuk ve bencil.Geçmişi skandallarla dolu.O yüzden liderliğe önerildiğinde şiddetle karşı çıkanlar olacak.Ama yalnızlığı bir bakıma avantaj:Teşkilatın kurtları tarafından kolayca yönlendirilebilir,zamanı geldiğinde [mesela Enver Moskova'dan döndüğünde] kolayca bir kenara atılabilir.

Ne kadar yanıldıklarını 1921'de İstiklal Mahkemeleri ve Başkumandanlık Kanunu olaylarında farkedecekler.1922'de "İkinci Grup" ve Ali Şükrü Bey hadiselerinde hamle yapıp alta düşecekler.1924'te Terakkiperver Fırka ile son kez inisyatifi almaya çalıştıklarında iş işten çoktan geçmiş olacak.1925'te tasfiye edilecekler.Milli Mücadele'nin örgütleyici kadrosunun tamamı 1926'da ya idam edilecek (Cavid,Kara Kemal,İsmail Canbulat,Halis Turgut,Doktor Nâzım) ya da ipten dönecek (Karabekir,Rauf,Vasıf,Halide Edip)

1918-1919 kışında hareketi başlatıp örgütleyenlerden,ilaç için,bir tanesinin bile 1926'da sağ ve muteber kalmaması sizce tesadüf müdür?

Demek ki neymiş?Milli dedikleri Mücadele,bir,İttihat ve Terakki'nin iktidarda kalma mücadelesiymiş.İki,oyun içinde oyun,İttihat ve Terakki'nin adamı Mustafa Kemal Paşa'nın teşkilat içinde iktidarı ele geçirme ve rakiplerini tasfiye etme mücadelesiymiş.

Paşa'nın siyasi ustalığını takdir etmeden geçmeyeceğiz mamafih.Siyaset oyununu dâhiyane oynamış.Büyük risk almış.Aklı olan herkesin "ı-ıh,olmaz" dediği bir pozisyonda,muazzam bir cüret ve yırtıcılıkla hareket etmiş.Maçı almış.

Onu bunu idam etti diye ayıplıyoruz da,bir de şunu düşün.Karşısındakiler on yıllık savaşta kaşarlanmış,kaç milyon masum sivili gözünü kırpmadan ölüme göndermiş,memleket tarihinin en büyük soygununu organize etmiş adamlar.Maazallah boş bulunsa,ayağı sürçse,kim kimi asardı?..

Son iki yazıda ne dediydik, hatırlayalım.

Bir:1913 ile 1918 arasında Türkiye tarihinin en büyük soygunu gerçekleşti;milli servetin neredeyse üçte biri el değiştirdi.Bundan istifade edenler,Yunan ve Ermenilerin geri gelmesinden ve galip devletler eliyle tazmin edilmelerinden korkuyordu.Direndiler.

İki:Savaşın galipleri İttihat ve Terakki kadrolarını tasfiye etmeye niyetliydi.Teşkilat bunu ta 1915'lerde öngördü,direniş örgütü kurdu.Örgütün başına Mustafa Kemal'i getirdiler;yalnız adamdır,kolay manipüle ederiz diye hesap yaptılar.Evdeki hesap çarşıya uymadı.

Son olarak İslam faktörünü görelim,eksik kalmasın.

Bakın şimdi iyi dinleyin.Milli Mücadele'nin başındaki adamların İslam aşkıyla yanıp tutuşan adamlar olduğunu iddia etmeyeceğim,saçma olur.Velakin:

1-Daha düne kadar nüfusunun yüzde 25 ila 30'u gayrimüslim olan bir toplumda,tesadüfe bak,hepsi de töre ve aidiyet bakımından Müslüman kişilerdi.Mesela,Yahudi bir entelektüel olduğu halde Kızıl Ordu'nun başına geçen Trotsky gibi biri aralarında yoktu.

2-Daha dün din ayrımı bazında icra edilmiş bir soygunda,Müslüman tarafın (yani Türklerin,Kürtlerin,Çerkeslerin,Lazların,Giritlilerin,Selaniklilerin,Pomakların vs.) çıkarlarının temsilcisi olarak ortaya çıktılar.Aralarında Ahmed Rüstem Bey gibi nispeten kozmopolit yapıda biri varsa derhal tasfiye edildi;Ağaoğlu Ahmed gibi kozmopolitimtrak eğilimleri olan biri derhal hizaya geldi.

3-Milli Mücadele açıkça Müslüman "milleti" namına verildi.Misak-ı Milli "Osmanlı-İslam ekseriyetiyle meskûn olan" ülkenin bölünmezliğini savundu.CHP'nin atası olan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti nizamnamesi "bilcümle anasır-ı İslamiyeyi" temsil etme iddiasıyla yola çıktı.Amasya Beyannamesi,BMM seçimine ilişkin tebliğname "İslam milletinin" haklarını hedef aldı.Aralık 1919 ve Nisan 1920 meclis seçimlerine,teorik olarak halâ Osmanlı vatandaşı bulunan gayimüslimler sokturulmadı.Bu anlamda Milli Mücadele,Tanzimattan beri Osmanlı'nın resmi ideolojisi olan ittihad-ı anasırdan (yani halkların birliği fikrinden) net bir kopuşu temsil eder.[Milli Mücadele belgelerinde "Türk milleti" deyimine Eylül 1922'den önce rastlanmaz.]

4-Ahaliyi İslamla gaza getirdiler.300 küsur üyeli Ankara meclisine 118 adet sarıklı aldılar.Bektaşi babası ile Mevlevi şeyhini,Meclis başkanvekili yapıp Paşa'nın sağına ve soluna oturttular.83 müftü ve 64 din alimine Milli Mücadele'nin şer'an caiz olduğuna dair fetva verdirdiler.[Kadir Mısıroğlu'nun "Sarıklı Mücahitler" kitabında bu konuda geniş bilgi vardır.]

Elbette gariban halkı vergi vermeye yahut askere gidip ölmeye ikna etmek için bir ideolojik heyecan lazımdı.Kimse Haramzade Hasan Bey'in iktidarı yahut Koçerolardan Hüseyin Ağa'nın Ermeniden kaptığı mallar uğruna gidip Sakarya'da kendini öldürtmez.Lakin ideolojik gaz olarak,mesela Bolşevikler gibi sınıfsal nefreti,yahut Fransız İhtilali'ndeki gibi sınıfsal nefret artı özgürlük sarhoşluğunu,yahut Amerikan ihtilalindeki gibi vergi ve memur alerjisini,yahut İtalya ve Meksika bağımsızlık savaşlarındaki gibi papaz düşmanlığını kullanabilirlerdi.Kullanmadılar.İslamı kullandılar.

Pragmatisttiler,öyle gerekmiş,öyle yapmışlar demekle iş bitmiyor.Bunlar geçmişin hikâyeleri değil,bugünün Türkiye'sini şekillendiren olaylardır.Bugünkü Tayyip Erdoğan faciasının kökenleri ta bu anlattığım olaylara dayanır.

1839'dan 1913'e dek kör-topal da olsa modernleşmeye,vatandaşlık hukukunu oluşturmaya çalışan bir toplum,1913-1923 yıllarının olayları sonucunda "yüzde doksandokuz virgül dokuzu  Müslüman olmakla övünen" bir toplum haline geldi.Bir toplumun yüzde 99,9'u Müslüman olunca,eninde ya da sonunda biri çıkar,"e bari Müslümanlığın gereğini yapalım o zaman" diye akıl yürütür.Verecek cevap bulamazsın.

İtiraz da edecekseniz önce "Yanlış Cumhuriyet"i okuyun,ondan sonra konuşalım...

Diyorsunuz ki,hırsızın hiç mi suçu yok?Memleket işgal edilmiş,direnmeseler miydi?Ona da cevap verelim,bu konuyu kapatalım.

Birinci Dünya Savaşı sonrası bir tane değil,buçukları saymasan üç tane işgal var.Bir kere onları ayıralım.

1-İngiliz işgali

Clausewitz doktrini denir,onsekizinci yüzyıldan beri Avrupa savaşlarında usul olmuştur.Savaşta yenilen ülke,barış antlaşması imzalanıncaya dek askeri işgal altına alınır.(5) Maksat ülkeyi silahsızlandırmak,savaşı sürdürme yeteneğini ve iradesini yok etmektir.Birinci harpten sonra aynı şekilde ve aşağı yukarı aynı koşullarla Bulgaristan,Avusturya,Macaristan ve Almanya işgal edildi.Orduları terhis edildi,silahlarına,limanlarına,demiryollarına,stratejik sanayilerine el kondu.Barış antlaşmasından sonra çekildiler.Mudanya Mütarekesi'nden sonra,tek el silah atmadan,Türkiye'den de çekildiler.İkinci harpten sonra Almanya dört sene,Japonya yedi sene,Avusturya on sene müttefik işgali altında kaldı.Kimsenin de aklına gelmedi,"vay hain emperyalistler,vatanımızı sömürüyorlar" diye heyheylenmek.

İngilizlerin bugünkü Türkiye'yi kalıcı bir şekilde ele geçirmek,kolonize etmek ya da kontrol altına almak niyeti olduğuna dair zerrece belirti yok.Adamlar o tarihte Hindistan'dan çekilmeyi konuşmaya başlamış,Türkiye'yi ne yapsın?1918'de İngiliz mandası fikri ortaya atılmış,"haşa huzurdan" deyip derhal reddetmişler."Size Amerika baksın" diye yol göstermişler.O tarihte Amerika bugünkü gibi değil,Eski Dünya'da askeri varlığı ve stratejik çıkarları olmayan "nötr" bir ülke,ekonominizi ve idare sisteminizi hale yola koysun,reformları yapsın,daha sağlam bir devlet ("a secure sovereignty") sahibi olursunuz,bağımsızlığınız bir anlam ifade eder,diye öğüt vermişler.[Gerçi manda fikrini Amerikan Kongresi de oy birliği ile reddetmiş,o ayrı.]

Aynı tarihte Irak'ı da işgal etmişler.Ne yapmışlar?Senesi dolmadan krallık kurmuş,antlaşma imzalayıp yirmi sene içinde tam bağımsızlık vermeyi taahhüt etmişler.Sonra yirmi seneyi de beklemeden,1932'de bırakıp gitmişler.Düşün ki Irak dediğin,bin yıldan beri devlet olmamış bir yer.Ordusu,polisi,maliye teşkilatı,belediyesi,tapu idaresi yok.Üniversitesi yok,Bağdat idadisi dışında lisesi bile yok.Birbirini vurmadan bir masa etrafında oturabilecek on tane ele gelir adamı yok."Yarın çekiliyoruz" desen kan gövdeyi götürür.Ya Türkiye?Bin yıldan beri bağımsız devlet.Ciddi bir devlet geleneğine,bürokrasiye,yetişmiş kadrolara,üniversiteye,canlı sayılabilecek bir basına, anayasaya,parlamentoya,siyasi parti(ler)e,hezimete uğramış olsa da ideolojik canlılığını koruyan bir orduya sahip.Irak'ı kolonileştirmekten imtina eden İngiltere,buraya neden bulaşsın?Ve ne uğruna bulaşsın?Irak'ta o tarihte dünyanın bilinen en büyük petrol yatakları var.Burada?Biraz kuru üzümle incir,bolca davar tezeği.

Nitekim 1918 Kasımı'ndaki İngiliz işgaline,Mustafa Kemal Paşa dahil hiç kimse karşı çıkmamış.Normal karşılamışlar."Geldikleri gibi giderler" demişler,haklı olarak.Ne zaman direnişe geçmişler?İngilizler hayatlarının hatasını yapıp,a) İttihat ve Terakki'yi tasfiye etmeye,b) Ermeni ve Rum zararlarını tazmin ettirmeye kalkıştıkları zaman.

2-Yunan işgali

Müttefikler açısından,a)bir polis operasyonudur,b)bir şantajdır.

Teorik olarak İzmir Osmanlı mülkü kalmış,1920 yazına dek Türk vali ve belediye başkanı görevini sürdürmüştür.(6) Bir şantaj belgesi olan Sevr Antlaşması'nda dahi İzmir Yunanlara verilmez,beş yıl süreyle Yunan yönetiminde kalacağı ve beş yılın sonunda plebisit yapılacağı söylenir.(7) Maksat ne?Bir,Türklerin Ege Bölgesi'nde giriştiği etnik temizliği kontrol altına almak.İki,Türkler kafa tutmaya [yani etnik temizliği sürdürmeye ve İttihatçı kadroları baştacı etmeye] devam ederse elde tehdit unsuru bulundurmak.Üç,"savaşta size yardım ettik hani ödülümüz" diye tutturan Yunanistan'ı şimdilik oyalamak,gerekirse ileride bir kemik vermek.

Yunanlar açısından,a)milliyetçi manyaklıktır,b)yurdundan sürülen Ege Rumları için tazminat ve sığınaktır.Yunan tarafında iki politika kuvvetle ayrışmış,yurt derdinde olan yerli Rumlar ile fütuhat sevdasındaki Yunan ordusu 1922'de iç çatışmanın eşiğine gelmiştir.

Peki,kabul, 1912 Selanik faciası belleklerde tazeyken Türklerin Yunan işgaline tepki göstermesi doğaldı,(8) kim olsa direnir.Ama olayın başlangıç noktasını gözden kaybetmemekte fayda vardır.Başlangıç noktası,iki buçuk milyon Anadolu Rum'unun 1913'ten başlayarak tehcir edilmesi ve 1919 itibariyle Türkiye'de kontrolü elde tutan İttihatçı kadronun bu politikayı sürdürmeye kararlı görünmesidir.Sor kendine:İzmir'i neden 1918 Kasım'ında işgal etmediler de altı buçuk ay beklediler?

Soygunculuğu devlet politikası haline getirirsen elbette düşman edinirsin.Sonra kalkıp,neden alem bize düşman diye hayret etmek saçma.

3-Fransız işgali

Karışık bir konudur.Yeterince literatür yok ya da belki ben Fransız kaynaklarına yeterince vakıf olmadığımdan bilmiyorum.Biri araştırsa da aydınlansak.

Bana öyle geliyor ki Fransızlar -daha doğrusu Fransızların bir zümresi- bir tür "Büyük Suriye" projesi üzerinde çalıştılar.Anti-İngiliz bir projeydi.Suriye'de hayatta kalan yarım milyon Ermeni sürgünü Türkiye'ye iade etmektense Adana,Antep,Maraş ve Urfa'ya iskân etmeyi planladılar.Belki İngiliz müttefiki olacağını bekledikleri yeni Türkiye'ye karşılık,kabaca eşit büyüklüğe ve ekonomik güce sahip Fransa yanlısı bir Suriye yaratmayı düşlediler.Haliyle maksadın eğer Suriye'yi güçlendirmekse,elindeki Ermeniler zarar değil kâr olur;Türkiye'ye iade etmeyi değil elde tutup işletmeyi tercih edersin.

Sonuçta Kasım 1919'da İngilizlerden Kilikya işgaline izin kopardılar.Tahmin ettiklerinden güçlü bir Türk direnişiyle karşılaştılar.Fransa'da en sağından en soluna kadar bütün basın ve bütün partiler "Kilikya macerasına" karşı çıktı.(9) Ocak 1920'de başbakan Clemenceau kısmen bu hadise nedeniyle istifaya zorlandı.Yeni hükümet daha Ocak sonunda Kilikya'dan çekilmeye niyetli olduğunu ilan etti.Mayıs 1920'de ateşkes ilan edildi.O tarihten itibaren de Fransa Ankara rejimini destekledi.

Hani burada emperyalizm?Hani halkların direnişi?Ben göremiyorum,ya siz?

İngilizin ve Fransızın tavrında insanı irite eden bir kibir var,doğru.Dünyaya nizam vermeyi düşlemişler;buna hem hakları hem güçleri olduğuna inanmışlar.Esmer halklar hemen boyun eğmeyince sinirlenip yanlışlar yapmışlar.İsterseniz bir gün İngiliz politikasının neden kötü olduğunu yazan bir yazı da yazarım."Olaya bir de onların açısından bak" demek,onları kayıtsız-şartsız seviyoruz demek değil.Milli propagandanın yavelerinden kendini kurtarmaya çalış,at gözlüğünü çıkar,olaya geniş açıdan bak demek.O kadar.

Kaldı ki,kırk milyon kişinin öldüğü bir savaşta dünyayı dize getirmiş adamların birazıcık kibre kapılmasını da anlayışla karşılamak gerek.

Üç general tutukladı diye birilerinin kapıldığı kibire bak,az bile yapmış adamlar dersin...

***

1-Bilal Şimşir'in yayımladığı İngiliz Belgelerinde Atatürk'ün (Ankara 1973) birinci cildinde,İngiliz Yüksek Komiserliği'nin o tarihlere ait ayrıntılı yazışmaları vardır.Kitap şu anda elimin altında değil;bulduğumda sayfa ve satır eklerim.
2-Bu konuda en aydınlatıcı kaynak,Ankara yönetiminin istihbarat teşkilatının kurucusu Albay Hüsamettin Ertürk'ün İki Devrin Perde Arkası (İstanbul:1957) adlı hatıralarıdır.
3-Süha Ünsal'ın İkazcı Mehmet Şükrü Bey kitabında (Dipnot Yayınları,2007) Afyonkarahisar'daki İkaz gazetesinin nasıl kurulduğuna dair enfes ayrıntılar vardır.
4-Bkz. Erol Kaya,Mustafa Kemal Atatürk'ün İlk Gazetesi:Minber",Ebabil Yayınları,2007.
5-Bu manada "occupation=işgal" modern bir kavramdır.Osmanlıca "meşgul etme,uğraştırma,oyalama" anlamına gelen işgal tabirinin bu anlamda ilk kullanımına 1892 tarihli Tıngır & Sinapyan Fransızca-Türkçe Istılahat Lugati'nde rast geldim.
6-Vali 1920'ye dek eski Van valisi ve Evkaf Nazırı Ahmed İzzed Bey,onun vefatından sonra Ağustos 1920'ye dek vekâleten Asım Bey'dir.Bu tarihten sonra valilik makamı boş kalmıştır.Belediye Başkanı Hasan Bey 1922'ye dek görevde kalmış görünüyor,ancak ayrıntılı bilgi bulamadım.
7-Sevr Antlaşması Madde 69:The city of Smyrna and the territory defined in Article 66 remain under Turkish sovereignty.Turkey,however,transfers to the Greek Government the exercise of her rights of sovereignty over the city of Smyrna and the said territory.In witness of such sovereignty the Turkish flag shall remain permanently hoisted over an outer fort in the town of Smyrna.
Madde 72:A local parliament shall be set up with an electoral system calculated to ensure proportional representation of all sections of the population,including racial,linguistic and religious minorities.(...) The Greek Government shall be entitled to postpone the elections for so long as may be required for the return of the inhabitants who have been banished or deported by the Turkish authorities,but such postponement shall not exceed a period of one year from the coming into force of the present Treaty.
Madde 77:The Greek Government engages to take no measures which would have the effect of depreciating the existing Turkish currency,which shall retain its character as legal tender pending the determination, in accordance with the provisions of Article 83,of the final status of the territory.
Madde 83:When a period of five years shall have elapsed after the coming into force of the present Treaty the local parliament referred to in Article 72 may,by a majority of votes,ask the Council of the League of Nations for the definitive incorporation in the Kingdom of Greece of the city of Smyrna and the territory defined in Article 66.The Council may require, as a preliminary,a plebiscite under conditions which it will lay down.
8-Kent nüfusunun yüzde 60 kadarı Müslüman olan Selanik 1912'de Yunan yönetimine girdikten sonra Türkler göçmeye zorlanmış,1913'te Müslüman mahallesi "kazara" yanıp kül olmuştu.
9-Basın dökümleri için bkz. Yahya Akyüz,Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu (1919-1922),TTK yayını,1988.


*Sevan Nişanyan,Milli Mücadele Neyin Mücadelesi?,3-15 Kasım 2013.

http://nisanyan1.blogspot.com/2013/11/milli-mucadele-neyin-mucadelesi.html
http://nisanyan1.blogspot.com/2013/11/milli-mucadele-neydi-2.html
http://nisanyan1.blogspot.com/2013/11/milli-mucadele-neyin-mucadelesi-3.html
http://nisanyan1.blogspot.com/2013/11/vatann-tersanelerine-girmisler-ne.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder