27 Kasım 2013 Çarşamba

1861 Cebel-i Lübnan Nizamnamesi ve Özerk Cebel-i Lübnan'ın İlk Mutasarrıfı Garabed Artin Davud Paşa/Saro Dadyan*

Garabed Artin Davud Paşa'nın hayatını ve paşanın Cebel-i Lübnan'a mutasarrıf tayin edilmesini konu edinen bu makale üç bölümden oluşmakta.İlk bölümde Tanzimat öncesinde ve sonrasında Cebel-i Lübnan'ın idari mekanizması,Tanzimat'la beraber bu mekanizmada yaşanan değişiklikler ve bunun neticesinde meydana gelen isyanlar özetlenecek.Tanzimat ve Islahat fermanlarının getirdiği bir yenilik olarak gayrimüslimlerin de memuriyetlere kabulü ve resmi unvan almalarına değindikten sonra bu yeniliğin ilk örneklerinden Osmanlı tarihinin de fiilen ilk gayrimüslim nazırı olan Garabed Artin Davud Paşa'nın bürokrasideki yeri ve hayatı ele alınacak.

Osmanlı İmparatorluğu'nun yüzyıllardır süregelen idari ve sosyal yapısını değiştirmeye çalışan ve yeni nizamlar getiren Tanzimat Fermanı,toplumun hemen her katmanında çeşitli hoşnutsuzluklara ve infiallere neden oldu.Tanzimat,Avrupai adetlerin benimsendiği gerekçesiyle mutaassıp halkın,en büyük gelir kaynaklarını ellerinden aldığı için mültezimlerin,iktidarlarını sınırlandırdığı için yüksek bürokrasinin,imtiyazlı konumlarını ellerinden aldığı ve kilise idaresini sivilleştirdiği için de gayrimüslim cemaatlerin hoşnutsuzluğuna neden oldu.(1) Tanzimat'ın yarattığı memnuniyetsizlik bazı bölgelerde sadece sessiz bir hoşnutsuzluktan ibaret kalmayıp çeşitli isyanlara ve çatışmalara da neden oldu,bu gibi olayların en sık yaşandığı bölgelerden bir tanesi de Cebel-i Lübnan'dı.

1516 senesinde Yavuz Sultan Selim'in eliyle Osmanlı hakimiyetine geçen Lübnan,Şii,Nusayri ve İsmaili gibi birçok Müslüman mezhebinin yanı sıra,Maruni,Rum-Melkit,Rum-Katolik,Ermeni ve Süryani gibi birçok gayrimüslim cemaati de içerisinde barındırıyordu.Bu çeşitliliğin neticesinde de Lübnan'ın Osmanlı'ya bağlı bir muhtariyet şeklinde idare edilmesi daha uygun görülerek merkezden tayin edilen bir valinin yanı sıra Lübnan;asırlar boyu yerel ailelerce yönetildi.Lübnan'ın idaresinde ilk başlarda Dürziler daha aktif roller oynarken,daha sonra bu üstünlük Marunilerden Şahab ailesinin eline geçti.(2)

Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa'nın Osmanlı idaresine isyan etmesi üzerine Lübnan'ın da asırlardır devam eden idari düzeni değişmiş oldu.1833'te imzalanan Kütahya Antlaşması'yla Cebel-i Lübnan da Mehmed Ali Paşa'nın hakimiyetine geçti.Mehmed Ali Paşa'nın oğlu Suriye Valisi İbrahim Paşa'nın,Cebel-i Lübnan'ın muhtariyetine son vermesine rağmen,önde gelen Maruni aileleri yine yerlerinde bırakıldılar.Yedi sene kadar süren bu idarenin ardından da 3 Eylül 1840'ta Cebel-i Lübnan tekrar Osmanlı hakimiyetine geçti.(3)

1840'ta Lübnan'ın tekrar Osmanlı hakimiyetine geçmesiyle birlikte,Osmanlı-Mısır savaşları sırasında Mısır'dan yana tavır takınan Cebel-i Lübnan hakimi Şahab ailesinden Emir Beşir ise İngiltere'ye sığınarak Malta'ya gitti.Bunu bir fırsat olarak gören Babıâli,Cebel-i Lübnan'ı da tamamıyla merkeze bağlamak ve Tanzimat esaslarını burada da uygulamak gayeleriyle Emir Beşir'in oğlu Emir Kasım'ı Cebel-i Lübnan emiri tayin edip,Tanzimat esaslarını Lübnan'da da uygulayacak ve kontrolü sağlayacak bir divan kurup başkanlığına da yine Emir Kasım'ı getirdi.Lübnan halkı bu yeni idareyi kabullenmeyip isyan edince de Babıâli Cebel-i Lübnan'ın muhtariyetine ve Şahab ailesinin hakimiyetine son vererek Macar Ömer Paşa'yı Lübnan'a emir tayin etti.(4)

Fakat bu durum isyanı daha da alevlendirip isyancıların Avrupalı devletlere başvurmasına neden oldu ve olay uluslararası bir boyut kazandı.Fransa hem Mısır meselesinin rövanşını almak,hem de Lübnan'daki nüfuzunu artırmak gayesiyle ve zaten kendisini tüm Katoliklerin hamisi olarak gördüğünden Marunilerden yana tavır takınarak Şahab ailesinin haklarını müdafaa etti.İngilizler ise Lübnan'ın ticaret yolları için önemli bir merkez olmasından ve Fransa'nın burada güçlenmesini istemediklerinden Dürzilerden yana tavır takındılar.(5)

Bunun üzerine duruma hakim olması için 1843'te Damat Halil Rıfad Paşa Beyrut'a gönderildi ve kurulan yeni düzene göre Lübnan'ın biri Dürzi,diğeri Maruni iki kaymakam tarafından yönetilmesi kararlaştırıldı.Fakat bu yeni sistemde de Dürzi ve Maruni nüfusun coğrafi anlamda çok iç içe yaşamalarından dolayı kaymakamların sorumluluk alanları da net bir şekilde çizilemedi ve isyanlar devam etti.Hatta Fransız manastırları yağma edildi ve bir rahip hayatını kaybetti.Bunun üzerine iki kaymakamlı yeni idarenin düzenlenmesi ve isyanın yatıştırılması için Babıâli olağanüstü yetkilerle Hariciye Nazırı Şekib Efendi ile Arabistan ordusu Müşiri Namık Paşa'yı bölgeye göndermeye karar verdi ve 14 Eylül 1845 günü heyet Beyrut'a ulaştı.(6)

Şekib Efendi başkanlığındaki heyet tedbir olarak,halkın elindeki silahların toplanması,1844 isyanına karışanların affedilmesi,vergilerin genel bir değer üzerinden toplanması ve isyanda malları yağma edilenlere tazminatlar ödenmesini kabul etti.İlk olarak halkın elindeki silahların toplanmasına başlandı fakat büyük bir muhalefetle karşılaşınca aralarında kaymakam ve başkanların da olduğu birçok kimse yakalanarak hapsedildi.Bu,mevcut durumu daha da büyük bir çıkmaza soktu ve Fransa,Suriye sahillerini ablukaya alarak karaya asker çıkaracağı tehdidinde bulundu.Babıâli geri adım attı ve Şekib Efendi'yi azletti,Lübnan'da silah toplama işine son verdi ve mahkûm edilenleri de serbest bıraktı.1846'da bizzat Mustafa Reşid Paşa Lübnan'a giderek iki kaymakamın idareyi sağlayacağı ve her kaymakamın altında idari ve adli yetkileri olan on üyeli meclisler kurdu.Nisan 1850'de ise bu idari düzeni garanti altına alan bir nizamname yayınlanarak Cebel-i Lübnan'da bir müddet için sükûn sağlanabildi.(7)

On sene kadar süren bu sükûnet ortamının ardından 1850 Nizamnamesi idari düzenin devamında yeterli olmadı ve Cebel-i Lübnan'da tekrar isyanlar başgösterdi.Bu olaylar neticesinde Avrupalı devletler tekrar soruna müdahil oldular ve Osmanlı'dan başka İngiltere,Fransa,Prusya,Avusturya,İtalya ve Rusya'nın da katılımıyla 9 Haziran 1861'de yeni bir "Cebel-i Lübnan Nizamnamesi" kabul edildi.Bu nizamname gereğince Babıâli'ye bağlılığını devam ettirmekle beraber Lübnan'a,idari,adli ve mali anlamda tam bir özerklik verildi.Yine 1861 Nizamnamesi'ne göre,özerklik verilen Lübnan'ın idaresini Babıâli'nin tayin edeceği "Katolik bir mutasarrıf" sağlayacak,fakat bu özerk idarenin hakimi Mısır örneğinde olduğu gibi kayd-ı hayat şartıyla mevkiinde tutulmayıp yine Babıâli tarafından gerek görüldüğünde görevden alınabilecekti.(8)

Cebel-i Lübnan'a atanacak mutasarrıfın Katolik olması şartı getirildiğinde akıllara gelen ilk isim Ali ve Keçecizade Fuad paşalara olan yakınlığıyla tanınan Garabed Artin Davud oldu.Aslen Ankaralı Katolik Ermeni bir ailenin oğlu olarak 1816'da İstanbul'da dünyaya gelen Garabed Artin,Osmanlı tarihinde daha çok Davud yahut David Efendi olarak bilinir.İlk tahsilini İstanbul'da tamamladıktan sonra Berlin'e giderek hukuk eğitimi aldı.1840 senesinde henüz yirmidört yaşındayken memuriyet hayatına başlayarak Berlin Sefareti'nde kâtip ve tercüman olarak çalışmaya başladı.1845'te ise "Histoire de le législation des anciens Germains" yani "Eski Alman Hukuku Tarihi" isimli bir eseri yayınlanarak Prusya Krallığı ve Berlin Akademisi tarafından ödüllere layık görüldü.(9) 1852'de Viyana Sefareti'ne maslahatgüzar,1856'da ise yine Viyana Sefareti'ne konsolos tayin edilerek iki yıldan fazla bir süre bu görevini sürdürdü.(10) 1858'de ise Eflak ve Boğdan eyaletlerinin hukuki statüsünü görüşmek üzere Paris'te toplanan konferansa Keçecizade Fuad Paşa'nın maiyetinde katıldı.(11) 1859'da İstanbul'a dönerek Sansür Dairesi Müdürlüğü'ne,1860'ta da Posta Müdürlüğü'ne tayin edildi.Bu sırada mali konuların düzenlenmesi adına bir müddet Fuad Paşa'nın maiyetinde çalıştı.(12)

Cebel-i Lübnan'a Katolik bir mutasarrıfın tayin edilmesi gündeme gelince de,gerek Ali ve Fuad paşalara yakın olması ve o devirde Babıâli'yi elinde bulunduranların çok iyi tanıdığı bir isim olması,gerekse de özerklik verilen bu idarenin başına geçince Babıâli'ye sırt çevirerek,keyfi idareye yönelmeyecek,sadakatine güvenilen bir memur olması dolayısıyla akla ilk gelen isim Garabed Artin Davud oldu.

Garabed Artin Davud'un rütbesi Cebel-i Lübnan Nizamnamesi gereğince "vezir" mertebesine yükseltildi ve kırk bin kuruş maaşla bu özerk idarenin ilk idarecisi olarak tayin edildi.(13) Ahmed Lütfi Efendi'nin kaydettiğine göre Davud Paşa'ya vezir rütbesinin verilmesi Ramazan ayına denk gelmişti,bu nedenle Sadrazam Ali Paşa tüm vükelaya bir iftar yemeği verdi.Yemekte Şeyhülislam da bulunuyordu ve İslam'ın güzelliklerinden,orucun faydalarından bahsedildiği sırada Garabed Artin Davud Paşa da İslami kaideleri ne kadar sevdiğinden ve camileri ziyaretten duyduğu zevkten bahsediyordu.Bu sırada Sadrazam Ali Paşa kendisini susturarak,"Bir daha böyle lakırdılar ettiğini duymayayım.Zira bugün sahip olduğun rütbeni,mevkiini ve haysiyetini Hristiyanlığına borçlusun.Cebel-i Lübnan'a Müslüman bir vali tayin edilecek olsa sana sıra gelir miydi?" demişti.(14)

20 Temmuz 1861 günü Babıâli'de düzenlenen büyük bir törenle resmen vazifelendirilen Davud Paşa,aynı akşam maiyetiyle birlikte Kars gemisiyle yola çıktı,28 Temmuz günü ise top atışlarıyla Lübnan'a ayak bastı.(15) Davud Paşa hemen çalışmalara başlayarak kısa sürede yeni memuriyetini ve bulunduğu bu yeni coğrafyayı kolaylıkla benimsedi,Cebel-i Lübnan'daki güçler dengesini iyi bir şekilde tahlil ederek başarılı bir idare sağladı.Lübnan'daki isyanları bastıran ve çeşitli hoşnutsuzlukları gideren Davud Paşa,Lübnan'da yeni bir idari düzen başlattı,vergi sistemini yeniden düzenleyerek birçok mağduriyetin ve haksızlığın önüne geçmeyi başardı.Aynı zamanda imara çok önem vererek Lübnan'da yeni yollar yaptırmakla büyük bir şöhret kazandı.Davud Paşa'nın başarılı idaresi,İstanbul tarafından da memnuniyetle karşılanıyordu.Paşa ilk olarak 1863'te birinci derece Mecidiye Nişanı ile taltif edildi.Kasım 1865'te ise Davud Paşa'nın memuriyet süresi beş yıl olarak belirlenmişken,başarılı idaresinden dolayı Sultan Abdülaziz bu süreyi on seneye çıkarttı ve paşaya murassa bir kılıç hediye etti.Görev süresinin yükseltilmesinden dolayı Padişaha teşekkür etmek üzere İstanbul'a gelen Davud Paşa,idari amiri olduğu Cebel-i Lübnan'ın yerel kıyafetleriyle İstanbul'da dolaşıyor ve yine bu kıyafetle objektiflere poz veriyordu.Garabed Artin Davud Paşa,daha sonra Sultan Abdülaziz'in huzuruna çıkarak Padişahla görüştü,bu sefer de birinci derece Nişan-ı Osmani ile onurlandırıldı.(16)

Davud Paşa,başarılı bir idareci olarak birçok kimsenin takdirini kazansa da daha sonra Cebel-i Lübnan idaresinde çeşitli imtiyazlar talep ettiği için Babıâli'nin şüpheyle baktığı bir isme dönüşmüştü.O sırada İstanbul'da da çeşitli gelişmeler yaşanıyordu.1856 Islahat Fermanı ile gayrimüslimlerin de memuriyetlere tayin edilmeleri kabul edilmiş fakat bu karar birçok kesimin tepkisini çektiğinden mümkün olduğunca uygulanmamaya çalışılmıştı.Fakat 1866'daki Girit İsyanı,bu maddenin uygulanması için bir itici güç oldu.Girit'ten Sultan Abdülaziz'e bir layiha gönderen Sadrazam Ali Paşa,gayrimüslim cemaatlerin İmparatorluğa bağlılıklarının tesis edilmesi için,artık gayrimüslimlerin de memuriyetlere kabul edilmesi ve hak edenlerin en yüksek mevkilere kadar yükseltilmesini öneriyordu.Neticede Ali Paşa bu önerisini gerçekleştirdi ve Mart 1868'de bir ilki gerçekleştirerek kabinede bir gayrimüslim nazırın olmasına karar verdi ve o sırada Paris'te bulunan Kirkor Ağaton'un Nafia Nazırı tayin ettirdi.Fakat Kirkor Ağaton 27 Nisan 1868'de Paris'te ani bir şekilde vefat ederek İstanbul'a gelip hiçbir zaman fiilen nazırlık yapamadan bu dünyadan ayrıldı.(17)

Ağaton'un bu ani vefatının ardından Nafia Nazırlığı'na Müslüman bir nazırın değil,yine gayrimüslim bir ismin getirilmesi düşünüldü ve görev süresinin uzatılmasına rağmen Davud Paşa'nın Cebel-i Lübnan'daki vazifesine daha fazla devam etmesi istenmediğinden İstanbul'a davet edilerek Nafia Nazırı tayin edildi.Böylece Garabed Artin Davud Paşa,özerk Cebel-i Lübnan'ın ilk mutasarrıfı olmasının yanı sıra Osmanlı tarihinin ilk gayrimüslim nazırı olarak da tarihe geçti.Fakat Garabed Artin Davud Paşa'dan sonra da Cebel-i Lübnan'ın özerk idaresi onyıllarca daha devam etti.Davud Paşa'dan sonra bu göreve sırasıyla,1868'de Melkit asıllı Nasri Franko Paşa,1873'te İtalyan asıllı Rüstem Marini Paşa,1883'te Arnavut asıllı Vasa Paşa,1892'de Melkit asıllı Naum Paşa,1902'de Polonya kökenli Muzaffer Çaykovski Paşa,1907'de Melkit kökenli Yusuf Franko Paşa,1912'de ise Ermeni asıllı Ohannes Kuyumcuyan Paşa tayin edildiler.Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından Temmuz 1915'te,Cebel-i Lübnan Nizamnamesi de feshedilerek,bu özerk idareye son verildi.Ohannes Kuyumcuyan Paşa'nın Lübnan'ın idaresini Cemal Paşa'ya devretmesinin ardından,Dahiliye Nezareti Müsteşarı Ali Münif Bey,Cebel-i Lübnan'a mutasarrıf tayin olundu.(18)

Garabed Artin Davud Paşa,Nafia Nazırlığı'na tayin edildiğinde nezaret tarihinin en yoğun günlerini yaşıyordu,zira inşa olunacak demiryolu projeleri ve bu işin mali boyutu henüz bir netliğe kavuşturulamamıştı.Bunun üzerine nazır atandıktan kısa bir süre sonra,19 Aralık 1868'de Garabed Artin Davud Paşa,Rumeli Demiryolları'nın inşasını üstlenecek bir ismin ve inşa giderlerinin karşılanması için dış borcun bulunması için yurtdışına gönderildi.Öncelikle Viyana'ya giden Paşa,burada başarılı olamayınca Paris'e geçti ve burada Yahudi asıllı işadamı Baron Hirsch ile tanıştı.17 Nisan 1869'da,Baron Hirsch'e Rumeli Demiryolları'nın doksandokuz yıllık imtiyaz hakkını tanıyan bir sözleşmesinin ön mukavelesini imzalayarak Osmanlı'nın onyıllarca uğraşacağı bir sorunu yaratan Davud Paşa sonrasında İstanbul'a döndü.

Sadrazam Ali Paşa,siyasi vasiyetnamesinde Garabed Artin Davud Paşa'dan ve Rumeli Demiryolları imtiyaz anlaşmasında yaşanan sorunlardan bahsederken;

"Rumeli'deki gelişmeler ve hadiseler dikkatimizi oraya çevirmeye bizi mecbur etti.Bu vilayetteki sanayi ve ticaretin gelişmesine yardım etmeliydik ve Avrupa devletlerinin isteklerine de cevap vermeliydik,çünkü biz de Avrupa Konseyi'ne dahildik.Mevcut maniaları nazar-ı dikkate almayarak demiryollarının inşasını düşündük.

Hükümet bu işi üzerine alamazdı.Aklıselim diğer devletlerin temsilcilerinden istifade etmemiz emrediliyordu.Mühendislerimiz ve iyi idarecilerimiz olmadan devlet mülkiyeti sistemini tatbik edemezdik.Bu teknik işler devlet tarafından yapılmış olsaydı maliyeti son derece yüksek olurdu.Yerli sermayedarlara da başvurmamalıydık.Büyük kârlara alışmış bu sermayedarlar bizim teklifimizi kabul ederler miydi?Demiryolu döşeme hususundaki imkân ve kabiliyetleri bize çok şüpheli görünüyordu.

Demiryollarımızın yapılmasını bir Avrupa şirketine vermek bize daha emniyetli gözüktü.Neticede meselenin ehemmiyetine bizim kadar vakıf olan Haşmetlu Sultanımıza (Sultan Abdülaziz) Nafia Nazırı Davud Paşa'yı Avrupa'ya göndermeyi tavsiye ettik.Davud Paşa mali çevrelerle münasebet tesis edip devletimizin menfaatlerinin korunması bakımından en müsait şartları arayacaktı.Uzun bir görüşmeden sonra ciddi emniyet sağlayan bir proje bize takdim edildi.İnşaat temin ediliyor ve alınan borçlardan elde edilen gelirin başka masraflara tahsis edilmesi imkân haricinde kalıyordu.Projenin kontrolünü devlet,inşaat şirketi ve işletmeci müştereken üzerlerine alıyorlardı.İmtiyaz sahibi şirketin büyük kârlar umarak rizokalarını ve masraflarını karşılayacağını tahmin ettiğini hayallere kapılmadan gördük.Buna rağmen projeyi Sultanımızın yüksek takdirine arzettik.

Anlaşmaya göre Rumeli'de inşa edilecek olan demiryollarının getireceği faydalar bu inşaatın hazinemize yükleyeceği masraflarla mukayese edildiğinde faydaların masraflardan çok üstün olacağı barizdi" demektedir.(19)

Sadrazam Ali Paşa,Rumeli Demiryolları'nın inşasına çok önem verdiğinden ve bu meselenin bürokratik nedenlerle uzatılmayarak bir an önce çözüme kavuşturulmasını istediğinden anlaşmanın Şurayı Devlet'te görüşülmesi gerekirken bu yapılmadı ve anlaşma şartlarının görüşülmesi için özel bir komisyon kuruldu.Fakat komisyon üyeleri de kendi aralarında uzlaşamayınca bu sefer anlaşma,Meclis-i Vükela'ya havale edildi.Anlaşma hakkında Vükela Meclisi Davud Paşa'dan izahat isteyince de Davud Paşa'nın anlaşmaya tam manasıyla vakıf olmadığı ve bu metni Paris'teki bir avukata hazırlattığı ortaya çıktı.

Bunun üzerine anlaşmanın ağır görülen şartlarının değiştirilmesi talebiyle 28 Mayıs 1869'da Davud Paşa ikinci kez Paris'e gönderildi fakat bu ikinci gezide de Davud Paşa bir başarı elde edemeyip anlaşmanın daha da içinden çıkılmaz bir hale dönüşmesine neden oldu.Bu sırada İstanbul'da da,Davud Paşa aleyhine bir kampanya başlatılmış ve Davud Paşa ile hükümetin önde gelenlerinin Baron Hirsch'ten rüşvet aldıkları hakkında dedikodular başlatılmıştı.Aleyhindeki bu söylemlerden haberdar olan Davud Paşa,İstanbul'a dönmeyi tehlikeli görerek,kaplıcalara gideceğini bahane ederek Fransa'nın Biarritz şehrine yerleşti.Ali Paşa'nın azledilip Mahmud Nedim Paşa'nın Sadrazam tayin edilmesinin ardından da Davud Paşa'nın tüm rütbe ve nişanları geri alındı.(20)

1877'de de Biarritz'de vefat eden Garabed Artin Davud Paşa'nın tek varisi İstanbul'da yaşayan manevi kızıydı ve Paşa,tüm mal varlığını evlenmesi şartıyla manevi kızına bırakıyordu.Yalnız kızın evlenmeyip rahibe olmayı tercih etmesi üzerine Garabed Artin Davud Paşa'nın tüm mal varlığı Elmadağ'daki Surp Hagop Ermeni Katolik Hastanesi'ne kaldı...(21) 

***

1-Enver Ziya Karal,Büyük Osmanlı Tarihi,c.I,s.185-187.
2-Erdoğan Keleş,Cebel-i Lübnan'da İki Kaymakamlı İdari Düzenin Uygulanması ve 1850 Tarihli Nizamname (ayrı basım),s.132.
3-Erdoğan Keleş,a.g.m.,s.133.
4-Ahmed Lütfi Efendi,Tarih-i Lütfi,Naşiri:Abdurrahman Şeref,Dersaadet:Sabah Matbaası,1328,c.VIII,s.42-43;Enver Ziya Karal,a.g.e.,s.210.
5-Reşat Kaynar,Mustafa Reşid Paşa ve Tanzimat,Ankara:TTK,2010,s.408 vd.
6-Erdoğan Keleş,a.g.m.,s.135-137.
7-Enver Ziya Karal,a.g.e.c.I,s.211-212.1850'de kabul edilen bu nizamname hakkında daha ayrıntılı bilgi için ayrıca bkz. Erdoğan Keleş,a.g.m.
8-Cenk Reyhan,"Cebel-i Lübnan Vilayet Nizamnamesi"-Memleket Siyaset Yönetim,2006/I,s.171-181.
9-Saro Dadyan,Osmanlı'da Ermeni Aristokrasisi,İstanbul:Everest Yayınları,2011,s.268.
10-Ahmed Lütfi Efendi,Tarih,İstanbul:1984,s.IX,34.
11-İbnülemin Mahmud Kemal İnal,Son Sadrazamlar,İstanbul:1964,cüz:I,s.160.
12-Y.G. Çark,Türk Devleti Hizmetinde Ermeniler,İstanbul:1953,s.169.
13-BOA. A.] MKT.MHM.Nr. 228-95.
14-Ahmed Lütfi Efendi,Tarih,Ankara:1999,c.XIV,s.60.
15-Y.G. Çark,a.g.e.,s.170-171;Saro Dadyan,a.g.e.,s.269.
16-BOA. İ.DH.Nr. 492/33368;A.] MKT.MHM.Nr. 228/95,233/75,243/9,243/62,244/33,247/9,247/87,280/51,281/73,345/80,349/50,351/93,414/28;A.] MKT.UM.Nr. 485/85,487/51,491/52,547/91;A.] MKT.NZD.Nr. 359/6;Ahmed Lütfi Efendi,a.g.e.,c.X,s.114;c.XIII,s.13 vd.
17-Önder Kaya,Tanzimat'tan Lozan'a Azınlıklar,İstanbul:2005,s.103-104;Saro Dadyan,a.g.e.,s.266-267.
18-Said N. Duhani,Beyoğlu'nun Adı Pera İken,İstanbul:1990,s.108;Saro Dadyan,a.g.e.,s.297.
19-Sadrazam Ali Paşa,Hayatı,Zamanı ve Siyasi Vasiyetnamesi;(yay.haz.) Fuat Andıç&Süphan Andıç,İstanbul:Eren Yayınları,2000,s.70-72.
20-Ahmed Cevdet Paşa,Tezakir,c.IV,s.94;Ahmed Lütfi Efendi,a.g.e.,c.XII,s.13-14,29,68;c.XIV,s.21,60;Vahdettin Engin,Rumeli Demiryolları,İstanbul:1993,s.50-51,55,57;Said N. Duhani,Beyoğlu'nun Adı Pera İken,İstanbul:1998,s.108.
21-Y.G. Çark,a.g.e.,s.192.

*Saro Dadyan,1861 Cebel-i Lübnan Nizamnamesi ve Özerk Cebel-i Lübnan'ın İlk Mutasarrıfı Garabed Artin Davud Paşa,Toplumsal Tarih,sayı:239,Kasım 2013,s.66-70.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder