2 Ekim 2013 Çarşamba

Tarihin doğru tarafında yer almak/Sergey Viktorovich Lavrov*

Son bir-bir buçuk yılda,Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler,dünya siyasi gündeminin ön plana çıkan maddelerini oluşturdu.Bu gelişmeler,yirmibirinci yüzyılın uluslararası ilişkilerindeki en önemli olayları olarak değerlendirildi.Uzmanlar,uzun uzun,Arap ülkelerindeki otoriter rejimlerin kırılganlığı ve olası toplumsal ve siyasal şoklar üzerinde tartıştılar.

Bununla birlikte,bölgeyi silip süpürebilecek değişim dalgasının hızı ve ölçeği hakkında bir tahminde bulunmak zordu.Yaşanan küresel ekonomik krizin yanı sıra gelişen bu olaylar,yeni uluslararası sistemin ortaya çıkmasına giden sürecin çalkantılı bir alana girdiğinin açık bir kanıtıdır.

Devrimlerin acıları ve sancıları

Bölge ülkelerindeki geniş ölçekli toplumsal hareketler arttıkça,tüm uluslararası toplum ve dış güçler tarafından izlenmesi gereken siyaset konusu,daha önemli hale gelmeye başladı.Çok sayıda uzmanın,uluslararası örgütler ve devletlerin daha sonra atacakları adımların neler olabileceği üzerine gerçekleştirdikleri tartışmalarda genellikle şu iki farklı yaklaşımın altı çizildi:Ya Arap halklarına,kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesinde yardımcı olmak;veya,uzun süre çok sert olmuş devlet yapılarının yumuşama deneylerinden yararlanarak yeni bir siyasi gerçeklik şekillendirmeye çalışmak.Durum hızla,Ivan Andreyevich Krylov'un bir masalındaki farklı yönlere kürek çeken karakterler yerine,bölgeyi güçlendirmek için çabalarını birleştirenleri önemli kılacak şekilde gelişmeye devam ediyor.

Ortadoğu'daki gelişmelerle ilgili defalarca yapmış olduğum değerlendirmeleri tekrar özetleyeyim.

İlk olarak,Rusya,dünyadaki ülkelerin çoğu ile birlikte,Arap halklarının daha iyi bir yaşam,demokrasi ve refah özlemlerini teşvik eder ve onların bu özlemlerine ulaşma çabalarını desteklemeye hazırdır.Bu yüzden,Fransa'da düzenlenen G8 Zirvesi'nde "Deauville Ortaklığı" girişimini memnuniyetle karşılayıp destekledik.Arap devletlerinde yaşanan mevcut dönüşümler sırasında özellikle sivillere karşı şiddet kullanımının tamamen karşısında olduk.Biz,toplumlardaki değişimlerin,nadiren rahat bir şekilde gerçekleştiğinin,fakat esas olarak uzun ve sancılı bir süreç olduğunun bilincindeyiz.

Sanıyoruz ki Rusya,devrimlerin gerçek maliyetini,dünyadaki pek çok ülkeden daha iyi bilmektedir.Biz,devrimci değişikliklerin,her zaman sosyal ve ekonomik gerilemelerin yanı sıra insanların yaşamlarını yitirmesi ve acı çekmesiyle yan yana gerçekleştiğinin bilincindeyiz.Bu yüzden biz,Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki değişimlerin uzun vadede,huzurlu ve evrimci bir biçimde yaşanmasını destekliyoruz.

NATO,Libya'da Birleşmiş Milletler kararlarını ağır şekilde ihlal etti


Peki hükümetler ve muhalefet arasındaki hesaplaşma silahlı,şiddet içeren bir çatışmaya dönüşürse ne yapmak gerekir?Cevabı çok açık:Dış güçlerin,kanın dökülmesini durdurmak ve çatışmanın bütün taraflarının katılacağı bir uzlaşma sağlamak için ellerinden geleni yapmalarıdır.Biz,Birleşmiş Milletler'in 1970 sayılı kararını desteklerken ve Libya için çıkarılan 1973 sayılı kararına hiçbir itirazda bulunmazken,bu kararların aşırı güç kullanımını sınırlayacağına,siyasi bir çözümün önünü açacağına inanıyorduk.Ne yazık ki,NATO ülkeleri tarafından bu kararlara dayanılarak gerçekleştirilen eylemler,varolan hükümeti çökertmek amacıyla iç savaşın taraflarından olan muhalefeti,ağır karar ihlalleriyle desteklemek oldu.Bu süreçte Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin itibarı zedelendi.

Siyasette deneyimi olanlar,şeytanın ayrıntıda gizli olduğunu söylemeye gerek duymadıkları gibi,şiddete dayalı çözümlerin uzun vadede kalıcı sonuç vermeyeceğini de bilirler.Hele ki uluslararası ilişkilerin çeşitlendiği ve karmaşıklaştığı günümüz koşullarında,çatışmaların çözümünde şiddet kullanımının hiçbir başarı şansı yoktur.Elimizde bu konuda fazlaca örnek var.Irak'taki karmaşa veya Afganistan'da başlangıcından daha beter durumda olan kriz.Muammar Gaddafi'nin devrilmesinden sonra Libya'da durumun daha kötüleştiğine dair de çok sayıda bulgu var.İstikrarsızlık Sahra Çölü'ne yayıldı,Mali'de durum dramatik biçimde kötüleşti.

Bir başka örnek olarak da Mısır'ı verebiliriz.Otuz yıllık iktidarının ardından,çok büyük çaplı şiddet gösterileri olmadan,aleyhindeki gösterilerin başlamasından kısa bir süre sonra kendi rızasıyla çekilen Hosni Mubarak'in ardından Mısır bugün hâlâ güvende olmaktan uzak.Bizim,asıl konular dururken,sadece Hristiyan azınlığın haklarının gaspedilmesi ve artan dini çatışmalarla ilgilenmemiz sözkonusu olamaz.

Libya'da yaşananların Suriye'de de sahnelenmesine razı olmayacağız

Bu yüzden,bugün bölgenin en ivedilik taşıyan sorunu olan Suriye konusunda,daha dengeli bir yaklaşım benimsenmesi için elimizde yeterli nedenler vardır.Şurası çok açıktır ki;Libya'da olanlardan sonra,Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde alınacak kararların,yeterince açık ve bunları uygulayacak olanların kendi takdirlerine bağlı olarak hareket etmelerine izin vermeyecek kadar net olmamaları durumunda,desteklenmeleri olanaksızdır.Uluslararası toplum adına verilen tüm kararlar,herhangi bir yetki belirsizliğini önlemek için mümkün olduğunca kesin ve net olmalıdır.Bu nedenle,tarihinin bu acı dönemini atlatabilmesinde Suriye'ye yardımcı olmak için,orada gerçekten neler olup bittiğini anlamak önemlidir.

Maalesef bugün Suriye'de olup bitenleri ve bunların olası sonuçlarını değerlendirmemize imkân verecek dürüst ve nitelikli analiz sıkıntısı devam etmektedir.Siyah-beyaz propaganda klişeleri ve ilkel görüntüler sık sık yer değiştiriyor.Uluslararası medya son birkaç aydır,kendi halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesini acımasız bir şekilde bastıran,yozlaşmış dikta rejimi raporları üretip duruyor.

Medya yalanlarının tersine,Suriye halkı hükümeti destekliyor

Bu raporları üretenler,nasıl oluyor da bir yıldan uzun bir süredir halk desteğinden yoksun bir hükümetin,üstelik uluslararası ticari ilişki ortakları da etkili yaptırımlar uyguluyorken,hâlâ iktidarda kalabildiği sorusunu kendilerine sormaktan sıkılmıyor görünüyorlar.Niçin halkın büyük çoğunluğu hükümetin kendilerine sunduğu anayasa taslağına oy verdi?Niçin bunca yaşananlara rağmen Suriye Ordusu'nun askerleri komutanlarına ihanet etmediler?Tüm bunları "korku" ile açıklayacaksak o zaman bu "korku" neden diğer otoriter rejimleri kurtaramadı?

Rusya'nın Şam'daki rejimin muhafızı olmadığını ve bunun siyasi,ekonomik veya başka bir nedenle de olamayacağını defalarca söyledik.Suriye ile ticari ve ekonomik ilişkilerimiz hiçbir zaman Batı Avrupa ülkelerinin Suriye ile olan ticari ve ekonomik ilişkileri kadar yoğun olmadı.

Suriye hükümetinin,uluslararası ilişkilerdeki köklü değişimlerden sonuçlar çıkarmakta veya reformların gerçekleştirilmesinde geç kalmasından dolayı bu ülkenin yaşadığı kasıp kavuran krizdeki bizim sorumluluğumuz,diğer ülkelerinkinden daha azdır.Bu,tümüyle doğrudur.Ancak başka gerçekler de var.Suriye birçok dini birarada barındırıyor.Şia ve Sünni Müslüman mezheplerinin yanı sıra Aleviler,Ortodoksluğun yanı sıra diğer Hristiyan unsurlar da var.Dürziler ve Kürtler var.Geçtiğimiz onyıllar boyunca iktidarda olan Baas Partisi,Suriye'de din özgürlüğünün teminatı oldu,hatta dini azınlıklar rejimin çökmesi durumunda bu geleneğin bozulacağından korkmaktadırlar.

Ortadoğu'daki insan hakları ve özgürlük düzeyi en yüksek ülke

Biz bu gerçeklerin altını çizdiğimizde ise,Sünnilik karşıtı ve daha genel olarak da İslam karşıtı bir tutuma sahip olmakla suçlanıyoruz.Hiçbir şey gerçeklerden bu kadar uzak olamaz.Rusya'da büyük çoğunluğu Ortodoks Hristiyan ve Müslüman olmak üzere çeşitli dinlere mensup insanlar yüzyıllar boyunca barış içinde birarada yaşadılar.Ülkemiz Arap topraklarında asla bir sömürge savaşı yürütmediği gibi,aksine,her zaman Arap ülkelerinin bağımsızlığını ve bağımsız gelişme haklarını destekledi.Rusya'nın,sömürge yönetimlerinin toplumsal yapıda yarattığı değişikliklerin sonucu olan mevcut gerilimlerde hiçbir sorumluluğu yoktur.

Vurgulamak istediğim nokta farklıdır.Uluslararası toplumun kimi üyeleri,din veya ulusal köken üzerindeki farklılıklara dayanan potansiyel bir ayrımcılıktan kaygı duyuyorlarsa,o zaman insanlara,gerekli teminatlar,uluslararası kabul görmüş insani yardım standartlarına uygun olarak verilmelidir.

Ortadoğu ülkelerindeki geçmişten gelen ve bugün de varolan bir insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı sorunu,"Arap devrimleri"nin ana nedenlerinden biri olmuştur.Ancak Suriye'deki kamusal özgürlüklerin düzeyi,bölge ülkelerinin hiçbirininkinden daha düşük değildir.Tam tersine,Şam bu açıdan,kendisine demokrasi dersi vermeye çalışan pek çok ülkeden daha ileri durumdadır.Fransız "Le Monde diplomatique" dergisinin son sayılarından birinde yayımlanan Ortadoğu'daki büyük bir devlet hakkındaki insan hakları ihlalleri kronolojisinde,bu devlette sadece 2011 yılında,içlerinde cadılıkla suçlananların da olduğu 76 kişinin idam edildiği bilgisi yer alıyordu.Biz eğer Ortadoğu'da insan haklarına saygıyı teşvik etmek istiyorsak,bu gerçeği de açıkça ifade etmeliyiz.Eğer birincil sorunumuz akan kanı durdurmak ise,kesinlikle tam odaklanmamız gereken şey bu olmalıdır.Başka bir deyişle,ilk etapta bir ateşkes için baskı yapmalı,ardından da tüm Suriyelilerin biraraya gelerek barışı hedefleyecek görüşmeleri kendilerinin gerçekleştirmelerini teşvik etmeliyiz.

Rusya krizin ilk günlerinden itibaren Suriye'ye bu mesajı göndermiştir.Bizim için ve Suriye hakkında yeteri kadar bilgiye sahip olan herkes için şurası çok açıktır ki,bugün,Suriye toplumunun büyük çoğunluğunun isteklerine aykırı olarak Bashar Assad'ın devrilmesi için baskı yapmak,güvenlik ve refah sağlamak bir yana,ülkeyi çok kanlı ve uzun sürecek bir iç savaşa sürüklemek anlamına gelecektir.Sorumluluk sahibi dış aktörler böylesi bir senaryodan kaçınarak,dışarıdan zorlamalara dayanan köklü değişikilikler yerine,Suriye siyasal yaşamında ulusal diyaloğa dayanan bir evrim için yardımcı olmayı yeğlemelidirler.

Suriye üzerinde oynanan oyun İran'ı hedef alıyor

Suriye'deki bugünkü gerçekler dikkate alındığında,tek yanlı olarak muhalefeti ve özellikle de onun terör yanlısı kesimini desteklemek,bu ülkede barışa hizmet etmeyecek ve sivillerin hayatlarının korunmasına da aykırı bir davranış olacaktır.Şam yönetimini devirmek için yapılan girişimlerin,büyük bir bölgesel jeopolitik oyunun bir parçası olduğu görülüyor.Bu planlar açıkça İran'ı hedefliyor.İçinde,ABD,NATO ülkeleri,İsrail,Türkiye ve bölgedeki bazı devletlerin yer aldığı bir büyük devletler grubu,bu ülkenin bölgesel gücünü zayıflatmayı amaçlıyor.

İran'a karşı bir askeri saldırı olasılığı,bugün çok konuşulan bir konudur.Bu seçeneğin feci sonuçlara yol açacağını defalarca vurguladım.Gordion Düğümü'nü kesme girişimi,uzun vadede başarısızlığa mahkûmdur.Bu bağlamda ABD'nin,"Büyük Ortadoğu"nun ekonomik ve siyasi gerçeklerini,onun Avrupa modeli bir gelişmeyi takip etmesini sağlamak üzere hızlı ve kesin bir şekilde değiştirilmesinde bir "altın fısat" olarak değerlendirdiği Irak'taki askeri işgalini hatırlayabiliriz.

İran'ı hesaba katmaksızın,Suriye'deki ateşe körükle gitmenin,Suriye ve çevresindeki geniş bir alanda,hem bölgesel ve hem de uluslararası güvenlik üzerinde yıkıcı bir etki yaratacak en olumsuz süreçleri tetikleyeceği apaçıktır.Bu sürecin risk etkenleri içinde,Suriye-İsrail sınırında kontrolün kaybolmasını,Lübnan ve diğer bölge ülkelerinde durumun daha da kötüye gitmesini,silahların terör örgütlerinin eline geçmesini ve daha da kötüsü İslam dünyası içindeki mezhep gerginlikleri ve çekişmelerinin şiddetlenmesine yol açmasını sayabiliriz.

Huntington'ın iddiasını besleyen etkenler

1990'larda Samuel Huntington tarafından kaleme alınan Batı'nın tarihsel egemenliğinin görece azalmasına yönelik ikna edici örnekleri içeren "Medeniyetler Çatışması" adlı kitabı hatırlayalım.Huntington kitabında,küreselleşme çağında medeniyet ve din temelli kimliklerin öneminin giderek yükselen bir eğilim olacağını iddia ediyordu.Sadece bu savlar üzerine bir modern uluslararası ilişkiler modeli kurmaya çalışmak,kesinlikle abartı olacaktır.Ancak günümüzde böyle bir gidişatı gözardı etmek de mümkün değildir.Bu gidişat,ulusal sınırların belirsizleşmesi,bilgi devriminin sosyo-ekonomik eşitsizliği apaçık hale getirmesi ve insanların böyle durumlarda tehdit altındaki nesli tükenen türler listesine girmemek için geliştirdikleri kendi kimliklerini koruma arzusu gibi bir dizi etkenden besleniyor.

Arap devrimleri,eski medeniyet köklerine geri dönme isteğinin,İslam bayrağı altında hareket eden parti ve siyasi hareketler için geniş halk desteği sağladığını açıkça göstermiştir.Bu eğilim yalnız Arap dünyasında belirgindir.Çevresindeki bölge ve İslam coğrafyası üzerinde daha önemli bir oyuncu olmak için daha aktif tavır alan Türkiye'yi hatırlayalım.Japonya dahil,Asya devletleri de kimliklerini cesurca ifade ediyorlar.

Böylesi bir durum,Soğuk Savaş döneminin,Doğu-Batı,Kuzey-Güney,Kapitalizm-Sosyalizm paradigmasına dayanan basit (yoksa basit değil mi) ikili yapısı üzerinden rahatça tanımlanabilirdi.Ancak bugünün çok boyutlu jeopolitik gerçekliği,tek bir baskın faktörün üzerinden tanımlanmasına olanak tanımıyor.Küresel mali ve ekonomik kriz,tek bir sistemin ekonomik,siyasi veya ideolojik alanlarda belirleyiciliği altındaki tartışmaların üzerine çizgi çekiyor.

Her devlet,kendi geleneklerine,kültürüne ve tarihine dayanarak,bağımsız bir şekilde,kendi ekonomik ve siyasi modelini seçer.Bu,medeniyete dayalı kimlik etkeninin,uluslararası ilişkiler üzerinde daha büyük bir etkiye yol açması muhtemeldir.

Pratik siyaset açısından bu sonuçlar bir tek şey önerebilir:Kendi değerler sistemini başkaları üzerine empoze etmeye çalışmak,tamamen boş bir iş olduğu gibi,ayrıca uygarlıklar arasındaki ilişkilerin daha da gerilmesine ve tehlikeli bir hal almasına yol açabilir.Bu elbette,bütünüyle birbirimizi etkilemekten ve uluslararası alanda ülkemizin imajına olumlu katkı yapmaktan vazgeçmek anlamına gelmez.

Bununla birlikte,ulusal kültürün,eğitimin ve bilimin ihracı,açık yüreklilikle ve şeffaf bir şekilde,diğer halkların ve medeniyetlerin değerlerine tam bir saygı çerçevesinde,dünyadaki farklılıkları koruyarak ve uluslararası ilişkilerdeki çoğulculuğa saygı duyarak yapılmalıdır.

Uluslararası ilişkilerde kriz çıkarıcı değil,yapıcıyız

Toplumsal ağlar da dahil,en ileri bilgi yayma ve iletişim teknolojilerinin,başka insanların fikirlerini değiştirmek için kullanılmak istendiği açıktır;bu da uzun vadede başarısız olacak yeni bir siyasi gerçeklik yaratıyor.Mevcut fikir piyasası çok büyük çeşitlilik arzediyor ve sanal yöntemler yalnızca sanal gerçeklikler getirir.Bu,George Orwell'in "Büyük Birader" (Big Brother) zihniyetine gitmeye gerek kalmadan,yalnız böylesi bir etkinin hedefi olan ülkelerde değil,halihazırda bu etkiyi yaşayan ülkelerde de demokrasi fikrinden büsbütün vazgeçebileceğimiz bir durum yaratır.

Evrensel ölçekte "değer" ve "ahlaki normlar" geliştirmek önemli bir siyasi sorun haline geliyor.Böyle bir ölçek,sonucunda eksiksiz,etkili ve çok merkezli dünya düzenini hedefleyen yeni bir uluslararası sistemin yaratılmasına eşlik edebilir.Ayrıca,medeniyetler arasında ortak çıkarlara ve istikrarsızlığın azalmasına dayalı saygılı ve verimli bir diyaloğun inşa edilmesine katkıda bulunabilir.

Başarıyı yakalamak için siyah-beyaz yaklaşımlarını bir kenara bırakmamız gerekir.İster cinsel azınlıkların hakları için abartılı mücadelede bulunalım,isterse de bunun tersine ahlakın yetersiz kavramlarıyla siyaseti yüceltmeye çalışalım,bu yaklaşımlar bir grubu tatmin edebilir,ancak diğer yurttaşların doğal haklarını ihlal edebilir,özellikle de başka anlayışların mensuplarını.

Uluslararası ilişkilerdeki krizlerin ulaştığı,küresel istikrara zarar vermeden aşıldığı iddia edilemeyecek olsa da,belli bir sınır vardır.İşte bu da,ülke içi çatışmalar da dahil olmak üzere,bölgesel yangınların,uygulamada çifte standart göstermeksizin ve mümkün olduğunca akıllı bir biçimde söndürülmesinin sebebidir.Yaptırım sopası her zaman çıkmaz sokağa götürür.Uluslararası çatışmaya dahil olmuş tüm taraflar,uluslararası kamuoyunun bir birleşik cephe biçimi alacağına ve çatışmayı mümkün olduğunca erken sonlandıracak kapsamlı diyaloglar yoluyla karşılıklı ve kabul edilebilir çözüme erişmek için katı ilkeler doğrultusunda davranacağına ikna olmalıdır.

Rusya'nın ülke içi krizlerdeki tutumunu,bugün Suriye örneğindeki duruşuna bakarak anlayabileceğimiz gibi,sadece bu ilkeler belirler.Bu aynı zamanda,Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği Özel Temsilcisi Kofi Annan'a olabildiğince çabuk,karşılıklı kabul edilebilir bir uzlaşma ortamı yaratılabilmesi için verdiğimiz samimi ve tam desteği de açıklar.Bu bağlamda,Birleşmiş Milletler Başkanlık Konseyi açıklamaları ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları,bizim Suriye'deki olayların başından beri aldığımız tavrı yansıtıyor.Ayrıca fikirlerimiz,10 Mart 2012 tarihinde Arap Birliği devletleri ile yaptığımız ortak açıklamada da benimsendi.

Kofi Annan Planı'na "Suriye Ulusal Konseyi" uymadı

Eğer Suriye konusunda oluşturduğumuz yaklaşım başarılı olduysa,yaratılan bu model ileride çıkması muhtemel krizlerin çözümünde bir araç haline gelebilir.

Kofi Annan'ın "altı maddelik planı"nın özü,nereden kaynaklandığına bakmaksızın şiddetin sonlandırılması ve Suriye hükümetiyle Suriye halkının meşru endişeleri ve isteklerini dikkate alan siyasi görüşmeler başlatmaktır.Bu görüşmeler,Suriye'nin çokdinli toplumsal yapısının tüm bileşenlerinin çıkarlarını dikkate alacak yeni bir siyasi yapıyla sonuçlanmalıdır.

Çatışmaya son verecek anlaşmanın hazırlanması ve uygulanmasının özendirilmesi için,taraf tutmaksızın barış sürecine destek olanlar ödüllendirilmeli sürece karşı olanların isimleri ise açıkça zikredilmelidir.Bunun başarılabilmesi için de tarafsız bir gözlemci heyetine ihtiyaç vardır.Bu heyet ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2042 ve 2043 sayılı kararları uyarınca kurulmuştur.Rus askeri gözlemciler bu uluslararası heyetin bir parçasıdır.

Suriye'nin içişlerine müdahale sorunu çözmeyecektir

Ne yazık ki Suriye'de Kofi Annan Planı'nın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler devam etmektedir.Dünya 25 Mayıs'ta Hula'da sivillerin katledildiği trajedi ve devamında Hama'daki kanlı şiddet olayları karşısında dehşete düştü.Faillerin cezalandırılması açısından bu olayların sorumlularının ortaya çıkarılması gereklidir.Hiç kimse,kendi jeopolitik hedeflerinin başarısı için,bu trajik olayları kullanma ve zor kullanarak yargıç rolüne girme hakkına sahip değildir.Bu teşebbüslerin terkedilmesi,Suriye'deki şiddet sarmalının durdurulmasını mümkün kılacaktır.

Rusya'nın Bashar Assad'ı koruduğunu savunanlar yanılıyor.Tekrar yinelemek isterim ki,ülkelerinin siyasal rejimini ve hükümetini belirlemek Suriyelilerin elindedir.Krizin başlarında barışçıl gösterilere karşı güç kullanımı örneğinde olduğu gibi Şam hükümeti tarafından yapılan hataları hiçbir zaman aklamadık.

Bizim için Suriye'de iktidarda kimin olduğu temel sorun değidir,temel sorun sivil ölümlere son verilmesi ve ülkenin egemenliğine,bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne dayanan siyasi diyaloğun başlaması ve tüm dış aktörlerin de buna saygı göstermesidir.Hiçbir şiddet haklı görülemez.Yerleşim birimlerinin güvenlik güçleri tarafından top ateşi altına alınması kabul edilemez,ancak bu Suriye kentlerinde içlerinde al-Qaeda'nın de olduğu,rejim muhalifi asilerin cinayetlerine ve terörist faaliyetlere müsamaha gösterileceği anlamına da gelmez.

Şiddet kısır döngüsünü kırmak için gereken emirlerin mantığı,Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerinin Annan Planı'na verdikleri tek taraflı destekte kendisini gösterdi.Çıkarlarını,Annan'ın çabalarının başarısızlığına bağladığı açığa çıkan,Suriye'deki olaylara karışmış bazı aktörlerin davranışları ve iddialarıyla altüst olduk.Bunlardan bir tanesi yabancı müdahalesi için çağrı yapan "Suriye Ulusal Konseyi"dir.Destekçilerinin Suriye muhalefetini "Suriye Ulusal Konseyi" şemsiyesi altında birleştirmek için nasıl yardım edeceği belirsizdir.Biz Suriye muhalefetini,Annan Planı'na kati şekilde uymaları ve hükümetle siyasi diyaloğa girmeleri düzleminde birleştirmeye talibiz.Rusya neredeyse her gün Suriyeli yetkililere,Annan Planı'na kesin bağlılık çerçevesinde,ülkedeki krizin sona ermesi için yapılması gerekenler hakkında baskı yapıyor.Aynı çalışmaları Suriye'deki muhalefetin tüm temsilcileriyle de gerçekleştirebiliriz.Gizli emeller beslemeden veya çifte standart uygulamadan tüm ortaklarımızın bizimle aynı derecede Suriye meselesine odaklandıkları takdirde Suriye'de barışçıl bir ortamın tesis edilebileceğine eminiz.Bir ateşkes anlaşması sağlanması için,hem hükümeti ve hem de muhalefeti müzakere masası etrafında toplamak için tüm ağırlığımızı koymak durumundayız.Bu yüzden Suriye konusuna dahil olmuş tüm devletlerle ortak bir toplantı acilen hayata geçirilmelidir.Bunun için Kofi Annan ve diğer muhataplarımızla yakın temasları sürdürmeliyiz.

Ortadoğu'yu savaş ve anarşi cehenneminden yalnızca bu şekilde kurtarabiliriz ve moda bir deyişle,tarihin doğru yerinde ancak bu şekilde durabiliriz.Televizyon kanallarını engelleyen ve Suriye'nin içişlerine müdahale eden diğer formüller birilerini tatmin etmeyeceği gibi silahlı muhalifleri artan bir biçimde silahlandırmanın ve hava taarruzlarının da ne ülkeye ve ne de bölgeye barış getireceğine eminiz.Ve bu formüller tarih tarafından aklanmayacaktır...

*Sergey Viktorovich Lavrov,Tarihin doğru tarafında yer almak;(çev.) Erdem Ergen,Teori,Temmuz 2012.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder