2 Ekim 2013 Çarşamba

Mısırlı prenseslerin Rus eşleri/Dr.Vladimir Belyakov*

Rus hanımların Mısırlılarla evlenmesi 1960'larda Nil sahilinden Volga'ya ilk öğrencilerin gelmesiyle sıradan bir hal almıştır.Rusya'dan Mısır'a turist akınının kitlevi hale geldiği yirmibirinci yüzyılın başından itibaren bu tür nikâhların artık binlercesi kıyılır.Fakat Mısırlı hanımların Ruslarla evlenmesi tamamen farklı bir konudur.Bir süre önce bir gazete böylesi bir nikâh haberini sansasyon olarak sunmuştu.Mısırlı hanımların Ruslarla evlenmesinin tarihi neredeyse yüz yıla yakındır;üstelik burada sıradan Mısırlılar değil,prensesler sözkonusudur.

Prenses Saliha Olayı

10 Mayıs 1906 tarihinde Mısır Hıdivi II. Abbas Hilmi'nin kuzeni olan iki çocuk (dört yaşlı Nabil ve üç yaşlı Nabile'nin) annesi 23 yaşındaki eşi Prens Muhammed İbrahim'in Paris'te bir araba kazasında ölmesi sonucunda dul kalmıştı.İki sene sonra Saliha Paris'te Rus asilzadelerinden Vladimir Vasilyevich Yurkevich ile karşılaştı.Öyle görünüyor ki daha önceden birbirlerini tanıyorlardı,çünkü asrın başlarında Yurkevich Mısır'daki Rus diplomatik temsilciliğinde kâtip olarak görev yapmıştı.Bir süre sonra birbirlerine aşık olduklarını anladılar ve evlenmeye karar verdiler.

Rusya İmparatorluğu Dış Politika Arşivi'nde "Prenses Saliha ile Yurkevich'in evliliği" başlıklı kalın bir dosya muhafaza edilmektedir.Bu dosyadaki bir belgede şunlar yazılıdır:"Orlov vilayeti Spasskoe Vyazovoe köyü kütüğüne kayıtlı 24 Haziran 1875 doğumlu Lutherci inancına sahip asilzade Vladimir Vasilyevich Yurkevich ile 19 Eylül 1883 doğumlu İslam inancına sahip Osmanlı tebaasından dul Prenses Saliha Mehmed İbrahim'in nikâhları 1909 yılında Petersburg'taki Kurtarıcı İsa Lutherci Kilisesi'nde papaz Sanders tarafından kıyılmıştır."

Prenses Saliha'nın Rusya'da evlenmesi,akrabaları arasında hiddetli tepkilere yol açtı.Ama bu tepkiler Saliha'nın yeni eşinin beklenilen düzeyde asil bir aileden gelmemesiyle ilgili değildi.Kanunlarda yansımasını bulan dini gelenek,Müslüman bir kadının Hristiyan bir erkekle nikâhlanmasını kesinlikle yasaklıyordu.Neticede Hıdiv Abbas Hilmi ceza olarak Saliha'yı hıdiv ailesinden ihraç etti.Yerli mahkeme emlakı üzerinde tasarruf hakkını sınırlandırdı ve sabık prensesin emlakını idare edecek bir kayyum atadı ki,bu kayyum da gelirlerin sadece küçük bir kısmını -hem de zamanında değil,gecikmelerle- Saliha'ya gönderiyordu.

Genç aile zor durumda kalmıştı.Sıcaklara alışkın olan Saliha için soğuk iklimli Petersburg'ta yaşamak zordu,eşiyle birlikte Mısır'a yerleşmesi ise imkânsızdı.Sonunda Avrupa'ya gitmeye karar verdiler ve Londra'ya yerleştiler.Hatta burada Yurkevich,eşinin ismini İngiliz tarzında Sully olarak telaffuz etmeye başladı.Bu arada prenses maddi sıkıntı çekmeden geniş imkânlarla yaşamadıysa da eşi çok da varlıklı değildi.Üstelik bir sene sonra aileye yeni bir erkek çocuk katıldı;ebeveyni ona keza İngiliz tarzında Vully ismini verdiler.Bu durumda ne yapıp yapıp Saliha'nın mülklerini ve vatanında yaşama hakkını geri almak gerekiyordu.

Rus tabiiyetine mensup birisiyle evlenen Mısırlı prenses,Rusya tabiiyetini otomatik olarak elde etmişti.İşte şimdi bundan faydalanmaya karar verdiler.Her ne kadar Mısır o sırada fiilen bir İngiliz sömürgesi idiyse de,formel olarak Osmanlı İmparatorluğu'na bağlıydı.Osmanlı İmparatorluğu'nda ise,Rusya dahil Avrupa'nın önde gelen devletleriyle kapitülasyon rejimi uygulanmaktaydı.Bu da,sözkonusu devletlerin vatandaşlarının yerel makamlar tarafından yargılanamayacağını ve mal varlıklarına el konulamayacağını öngörmekteydi.Yurkevich daha önce Mısır'da çalışmış olan Rus diplomatların yardımına başvurdu;muhtemelen bunlardan bazılarıyla şahsen tanışıyordu.

Mahkeme süreci çok uzun sürdü,ancak Saliha kaybetti.Mısır mahkemesi onu Rus uyruklu olarak kabul etmedi,çünkü kıyılan nikâh yerel kanunlara aykırıydı.

Belgeleri karıştırırken şöyle düşünüyordum:Mısırlı prenses aşkı uğruna gurbette,hem de ihtiyaç içinde mi yaşayacaktı?Ve sonunda aşkın kazandığını görünce çok mutlu oldum.

Yurkevich hiç de kolay olmayan,ama mevcut durumda tek çıkış yolu olan bir girişimde bulundu ve İslam dinini kabul etti.Artık Rus asilzadesi şu adla bilinecekti:Abdurrahman Şeyh Celaleddin Muhammed.21 Aralık 1913 tarihinde Saliha ile nikâhı yeniden,ama bu sefer Londra Camii'nde kıyıldı.

Şimdi sıra Rus diplomatlara gelmişti:Yurkevich'in böyle bir girişimde bulunmaya hakkı olup olmadığını saptamak gerekiyordu.19 Ocak 1914'te Mısır'daki Rus elçi A. A. Smirnov,payitaht Petersburg'a gönderdiği telgrafta şu soruyu sordu:"Mevcut yasalara göre Hristiyan inancından resmen çıkmak caiz ve ceza gerektirmeyen bir davranış mıdır?" Yirmi gün sonra Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın Hukuk İşleri Dairesi bu soruya şu cevabı verdi:"Hristiyanlıktan Hristiyan olmayan inanca geçmek caiz olmamakla birlikte cezaya da tabi değildir."

Bununla da arşivdeki yazışmalar kesiliyor.Sanırım artık Yurkevich,yani Celaleddin Muhammed'in ailesiyle Mısırlı akrabaları ve makamları arasındaki sorunlar çözülmüştü.Bu ailenin daha sonraki kaderi hakkında Rusya arşivleri sessiz kalmaktadır.

Mısırlı Mehmed Ali Paşa'nın şeceresine göre Saliha 1953 yılında vefat etmiştir.Aynı yılda ilk evliliğinden olan kızı Nabile de öbür dünyaya göç etmiştir.Ama kardeşi Nabil 1977'ye dek yaşamıştır.Sözkonusu şecerede ne Yurkevich,ne de Saliha ile oğlu Vully hakkında bir kayıt vardır.

2002 yazında arşivde "Prenses Saliha ile Yurkevich'in evliliği"ne dair dosyayı bulduğumda Trud gazetesinde konuyla ilgili bir yazı yayımladım.Sully ile Vladimir'in torunlarının hayatta olduğuna ve okurlardan birinin onları nasıl bulacağımı söyleyeceğine inanıyordum.

Ancak bunun için altı yıl beklemem gerekti.2008 sonbaharında Vladimir Yurkevich'in aynı anda iki akrabası -kızkardeşi Natalya'nın torunu Elena Borisovna Goncharova ile diğer kızkardeşi Evgeniya'nın torununun kızı Tatyana Veyner- bana ulaştı.Her ikisi de Petersburg'ta yaşıyor.Bana Vladimir ile kızkardeşlerinin uzun zaman mektuplaştığını ve hatta kızkardeşlerin Londra'ya misafirliğe gittiğini anlattılar.Yurkevich'ler Slough Şatosu'nda sıkıntı çekmeden yaşamaktaydı.Mektuplaşmalarını 1930'ların sonunda kesmek zorunda kalmışlar,zira 1937 baskılarından sonra bu tehlikeli olabilirdi.Yurkevich'in mektupları ya bir şekilde imha edilmiş ya da Leningrad'ın İkinci Dünya Savaşı'ndaki ablukasında kaybolmuştur.Ancak bazı resimleri tesadüfen muhafaza edilmiştir.Elena ve Tatyana,ne Yurkevich ile Saliha'nın,ne de çocuklarının sonraki hayatı hakkında herhangi bir şey biliyordu.

Solan Gül

Vladimir Yurkevich aşkı uğruna Müslümanlığı kabul etmek zorunda kalmıştı;1917 Devrimi'nden sonra Paris'te yaşayan Prens (Knyaz) Nikolay Petrovich Meshersky'nin kaderi ise farklıydı.Eşi Mısır Prensesi Nimed Hayri,Hristiyanlığı kabul ederek ailesi ve memleketiyle ilişkisini büsbütün kesmişti.Onlar ne zaman tanışmıştı,çocukları var mıydı?Maalesef bu konuda hiçbir şey bilmiyorum.

1940 yılında faşistler Fransa'yı işgal ettiklerinde Nikolay Meshersky'i tercüman olarak çalıştırmaya başlamışlar;ancak bir süre sonra Nikolay ortadan kaybolmuştu.Daha sonra Fransız Direniş Hareketi'ne katıldığı anlaşıldı ve bu faaliyetinden dolayı bir madalya ile taltif edildi.Direniş Hareketi'ne katılanlardan Rus muhacir Nikolay Vyrubov,1991'de şunları yazmıştır:"1941'den sonra durum tamamen değişmişti:vatan saldırıya uğramıştı ve varlığı tehlike altındaydı.Rus terbiyesi almış ve Rus ruhuna uygun ortamlarda yaşamış olanlar için savaşa katılmaktaki temel saik Rusya idi."

Nikolay Meshersky'nin annesi,Paris'teki Rus Evi'nin müdiresi Prenses (Knyaginya) Vera Kirillovna,1942 yılında Rus papaz Boris Stark'tan gelini Irina'yı manen desteklemesini istedi.Irina ismini almış olan Prenses Nimed,tedavisi imkânsız bir hastalık nedeniyle sanatoryumda yatıyordu ve manevi desteğe ihtiyacı vardı.Peder Boris Stark anılarında şunları yazar:"Irina,yeni ihtida etmenin ateşiyle yanıyordu;fakat çok yalnızdı,çünkü Mısır'daki ailesiyle ilişkileri tümden kopmuştu.Burada,lüks bir tedavi merkezinde,kendisine en yakın kişi olan eşini göremeden öleceğini biliyordu...Onunla sohbet etmek benim için ilginçti.O,çok ince bir karaktere sahip,mütecessis,İsa'yı tüm Doğulu kalbiyle seven ve onunla ilgili her şeyi öğrenmeyi arzu eden egzotik bir çiçekti...Prenses Irina,bilinçli ve kahramanca öbür dünyaya göçtü."

Mısır prensesini Paris'teki Sainte Geneviéve-des-Bois mezarlığında Meshersky prenslerinin yanında defnettiler.Mezartaşında şunlar yazılıdır:"Prenses Mesherskaya (eski soyadı Hayri) Irina (eski ismi Nimed),21 Ağustos 1902-4 Ağustos 1942."

Peder Boris Stark,savaştan sonra üzerinde Fransız subay üniformasıyla geri dönen Nikolay Petrovich ile Rus Evi'nin bulunduğu parkta uzun süre dolaştıklarını ve Nikolay'ın kendisini eşiyle ilgili soru yağmuruna tuttuğunu yazar.

Kont Said Orlov

28 Aralık 2002'de Lausanne'da son Mısır kralı Farouk'un küçük kızı Fadia aniden vefat etti.Aslında 59 yaşını tamamlamasına onüç gün kalmıştı.Müteveffa prensesin naaşı memleketine gönderildi ve Kahire Rifai Camii haziresinde babasının yanına defnedildi.Defin merasiminde Fadia'nin yakınları,eşi Kont Said Orlov ve oğulları Şamil ile Ali de hazır bulunuyordu.

1952 yılında Gamal Abdel Nasser liderliğindeki Mısırlı genç subaylar monarşi düzenini devirdiklerinde Kral Farouk üç kızıyla birlikte İtalya'ya iltica etmişti.İki sene sonra kızlarını İsviçre'de prestijli bir özel okula gönderdi.Farouk'a göre kızları orada İtalya'dakinden daha iyi bir eğitim alabileceklerdi.Bu okulu bitirince Fadiye bir sanat kolejine girdi.İşte burada Rus muhacirlerin çocuklarından Kont Pyotr Alekseyevich ile tanıştı.Aralarında kısa sürede bir aşk alevlendi ve gençler evlenmeye karar verdiler.Ancak Pyotr,bir zamanlar Yurkevich'in karşılaştığı sorunla yüz yüzeydi:Müslüman bir kadın,Hristiyan bir erkekle evlenemezdi.Bu durumda Orlov,İslam'ı kabul etti ve Said ismini aldı.

Orlov ile Fadia'nın nikâhı Londra'da 17 Şubat 1965'te kıyıldı.Kral Farouk düğüne gelmemişti,zira kızının doğuştan Müslüman olmayan biri ile evlenmesine karşıydı.O sırada Farouk kendisini hiç de iyi hissetmiyordu ve nitekim düğünden bir ay sonra 18 Mart'ta öbür dünyaya göç etti.

Düğünden sonra genç aile İsviçre'ye yerleşti.Burada başlangıçta binicilikle meşgul oldularsa da Orlov'un attan düşüp ağır yaralanması sonucunda atlarını satmaya karar verdiler.Yine de Fadia'nın çizdiği resimlerde atlar en gözde figürler olarak yer alırlar.Dört Avrupa dilini rahatça konuşabilen Fadia,uzun süre İsviçre Turizm Bakanlığı'nda tercüman olarak çalıştı ve boş zamanlarında resimle uğraştı.Sosyete hayatını sevmiyor,gazetecilerden uzak duruyordu.Bu nedenle de ailesi ve kendisi hakkında çok az şey bilinmektedir.Mısır'ı terkettiğinde sekiz yaşında olan Fadia,oraya yalnız bir kere -o da 1988'de annesi Kraliçe Farida'nın defin merasiminde bulunmak üzere- dönmesine rağmen vatanını çok seviyordu.

Altı yıl önce dul kalan Orlov ise sağ ve afiyettedir.17 Mayıs 2008'de kendisini Birinci Kanal'a Çanakkale'den röportaj verirken seyrettim.Orada Belarus Ordusu'nun hayatını kaybetmiş askerlerinin anısına bir anıtın açılışı yapılmaktaydı.Orlov'un babası süvari subayı Aleksey Orlov,1920'de General Vrangel ordusuyla Sivastopol'dan son sığınakları olacak olan Çanakkale'ye tahliye edilmişti...

*Dr.Vladimir Belyakov,Mısırlı prenseslerin Rus eşleri;(çev.) Yrd.Doç.Dr.Vugar Imanov,Toplumsal Tarih,sayı:210,Haziran 2011,s.72-74.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder