22 Temmuz 2013 Pazartesi

Prof.Dr.Taner Akçam:"Çocuklar malları için kapışıldı"*

Gayrimüslim malları bazen ünlü bir işadamının gaspıyla bazen kentsel dönüşümle gündeme geliyor.Tarihçi Taner Akçam'a göre sistem bu malların imhası üzerine kurulu,bugün Anadolu'da pek çok mal hukuken Ermenilere ait...

Mayıs ayında Taraf'ta yayımlanan "Erdoğan Demirören cinayetle suçlanıyor" haberi yalnızca ünlü bir iş insanının cinayete karışması ve daha sonra öldürülen kişinin malını gaspetmesi iddiaları açısından çapıcı değildi.Aynı zamanda bir gayrimüslimin bu ülkede nasıl canından ve malından olabileceğini ve sonrasındaki hukuksuzlukları göstermesi açısından önemliydi.Zira öldürülen ve malı gaspedilen kişi bir Rum'du.Geçtiğimiz günlerde ise Taraf 'ta ve Agos'ta kentsel dönüşüm sürecinde gayrimüslim mallarının nasıl yıkıldığını ve tapu meselesinin nasıl içinden çıkılmaz hâle getirildiğini okuduk.Bu haberler bir kez daha gösterdi ki,yüzbinlerce gayrimüslimin bu topraklardan gönderilmesi,öldürülmesi ve mallarının gaspı 1915'le sınırlı bir mesele değil.O evlerde o acıların üstüne birileri oturmaya devam ettiği müddetçe,"imha" da devam ediyor olacak.

1915'te ve sonrasında Ermeni mallarına nasıl el konduğunu,Ermeni meselesi konusunda önemli çalışmalarıyla bilinen tarih profesörü Taner Akçam'la konuştuk.Amerika'da Clark Üniversitesi'nde dersler veren Akçam,Ümit Kurt'la birlikte yazdığı son kitabı "Kanunların Ruhu -Emval-i Metruke Kanunlarında Soykırımın İzini Sürmek"te tam da bu konuyu incelemişti.

-Taraf'ta Erdoğan Demirören haberini gördüğünüzde ne düşündünüz?Şaşırdınız mı?


Fazla şaşırmadım."Bu skandal,Türkiye'de,İttihatçılardan bu yana yapılan bir uygulamanın,belki de bir suçla doğrudan bağlaşmış bir biçimi.Ama bu ülkede Hristiyanların mallarının yağmalanmasının öyle çok anormal bir tarafı yok.Sistemin kendisi,Hristiyanların mallarının resmi,gayrıresmi imhası üzerine oturuyor zaten" diye düşündüm.Bu haber bir zihniyet dünyasının devamını gösteriyordu.Ayrıca "Taraf yine yaptı yapacağını" dedim ve basının hiçbir biçimde haberin üstüne gitmemesine gülümsedim.

-1915'te Ermeniler tehcir edilirken,mallarıyla ilgili yasal bir düzenleme yapılmış mıydı?


Yapılmıştı.İlk sistematik sürgünler mayıs ayında başladı.Sürülen Ermenilerin mallarına nasıl el konulacağı da 30-31 Mayıs'ta Bakanlar Kurulu kararıyla düzenlendi.10 Haziran'da ayrıntılı bir tamim hazırlandı.Ve nihayet 26 Eylül 1915'te,13 Eylül 1331 tarihli geçici kanun çıkartıldı.Bu kanun ve kanunun uygulanmasıyla ilgili kararname tüm yağma eyleminin hukuki alt yapısını oluşturdu.

-Hukuken nasıl işliyor bu yağma sistemi?


Önce bölgelerde emval-i metruke (terkedilmiş mallar) komisyonları kuruluyor.Burada amaç bir Ermeni'ye ilişkin ne kadar mal mülk varsa hepsinin onun adına kayda geçirilmesi.Bir Ermeni'nin sürülmeden onbeş gün -bazen bir ay da oluyor buöncesine kadar yapmış olduğu bütün ticari işlemler iptal ediliyor.

-Ne gibi ticari işlemler?


Mesela evini komşusuna satmış,"Sürüleceğini biliyordu.Sahte bir şekilde malını garanti altına almak için bunu yaptı" diye iptal ediliyor o satış.Sonra mallarla ilgili kayıtlar İl İdare Kurulu'na,oradan da mahkemeye gidiyor.Ermenilerden alacakları olduklarını iddia edenler mahkemeye başvuruyor.Mahkemenin bu konuda aldığı karara itiraz edilemiyor.Kanuna göre,alacak-verecek işleminden sonra kalan miktar,gittikleri yerlerde Ermenilere devredilecek.

-Devrediliyor mu?


Hayır,hiçbir biçimde verilmiyor.Bana göre,bugüne kadar altından kalkamadıkları en önemli problem bu.Türk hukuk sisteminde var olan çok büyük bir çelişki bu.Eldeki kanunlara göre,malların karşılığının Ermenilere verilmesi lazım ama verilmiyor ve üstüne yatılıyor.Şubat 1918'de artık her şey bittikten sonra,hükümet konuya ilişkin bir komisyon kuruyor ve bu komisyon bir rapor hazırlıyor.Raporda,"Kanunen bu insanlara mallarının karşılığını vereceğimizi söylemiş olmamıza rağmen bunlar verilmemiştir.Bu kanunsuz bir durumdur" deniyor.Ne İttihat ve Terakki ne de Cumhuriyet döneminde "Ermenilerin malları üzerindeki hakları bütünüyle ortadan kalkmıştır" ifadesi kullanılıyor.Ermenilerin haklarını kaybettikleri hiçbir yerde söylenmiyor ve yazılmıyor.

-Bu süreçte Ermeniler vatandaşlıktan çıkarılıyor mu?


Hayır.Türkiye'de Hristiyanların mülksüzleştirilme süreci ile Almanya'da Yahudilerin mülksüzleştirilme süreci arasındaki esas fark bu:Almanya'da Yahudiler vatandaşlıktan çıkartıldılar ve mallar otomatik olarak devlete kaldı.Bizde ise Ermenileri vatandaşlıktan çıkartmadıkları için "Devlet,sahibi adına bunu işletecektir" dendi.

-Devletin Ermenilerden kalan malları kullanmaya ilişkin bir stratejisi var mı?


Gayet sistematik bir politikası var.Beş amaca yönelik kullanılıyor mallar.Birinci amaç,dışarıdan gelen Müslüman göçmenlerin yerleştirilmesi.Muhacirler,karşılık alınmadan bedava yerleştiriliyor Ermenilerden kalan evlere.İkincisi İslam burjuvazisi oluşturmak.Bunun için Ermeni'den ele geçen şirketler çok ucuz fiyatlarla Müslüman işletmecilere devrediliyor.Üçüncü olarak,Ermeni mallarından elde edilen,gelirlerle savaş finanse ediliyor;buğday,üzüm gibi tarım ürünleri ya da bunların satışından elde edilen gelir ve önemli binalar orduya tahsis ediliyor.Ayrıca,Ermenilerin sevkiyatına ilişkin hükümet harcamaları da Ermenilerin mallarından elde edilen gelirlerden karşılanıyor.Son olarak da bazı büyük binalar çeşitli devlet ihtiyaçları için,örneğin hastane,okul olarak kullanılıyor.

-Peki devlet bu amaçlarını gerçekleştirebiliyor mu,yoksa yerelde işler kontrolden çıkıyor ve bir yağma mı yaşanıyor?


Her ikisi birden.Örneğin mallar Emval-i Metruke komiteleri tarafından hiçbir zaman yeteri ciddiyetle kayda geçirilmiyor.Bunun üzerine,"yağmalamayın,etmeyin,yapmayın" türünden uyarılar gidiyor,daha sonra heyetler yollanıyor bölgelere ve bunun da yetmediği aşamada yargılamalar başlıyor.

-Öyle mi?


Evet.İttihat Terakki üyeleri ve bürokratlar Anadolu'da kurulan mahkemelerde yargılanıyorlar yolsuzluk ve suistimalden dolayı.Sonuç olarak benim çıkardığım genel tablo şu,hükümetle yerel yöneticiler arasında Ermenilerin sürülmesi ve imhası konusunda anlaşmazlık yok.Ama mallar tam bir Yağma Hasan Böreği olarak görülüyor.Devletin bu malı kendi istekleri doğrultusunda kullanma arzusuyla yerel yöneticilerin yağmalama arzusu arasında daima bir sürtüşme yaşanıyor.

Ermeni kızların yaşadığı büyük dram

-Ermeni çocuklar "çocuk pazarı"ndan işgücü olmak üzere alınıyordu,dediniz.Kız çocukları cinsel olarak istismar ediliyor muydu?


Genç kızlar evlenmek bahanesi ile alınıyordu.Özellikle bazı devlet görevlilerinin yanlarında üç-beş genç kız bulundurduklarını anılardan anlıyoruz.Birçok durumda da genç Ermeni kızlar,ikinci,üçüncü hanım olarak hareme alınıyorlar.Burada iyi niyetli aileleri dışarıda tutmak isterim.

Bu ailelerden,soykırım sonrası,sakladıkları çocukları götürüp İngiliz makamlarına veya diğer otoritelere teslim edenler de var.Ama Ermeni çocukların özellikle kızların yaşadıkları büyük bir dramdır.

Çocuklar malları için kapışıldı

-Tehcir sırasında halk arasında,Ermenilere yardım edenler,çocukları evlerine alanlar da var,değil mi?


Evet,Anadolu'da birçok bölgede Ermeni çocuklarının alındığı,hayatlarının kurtarıldığı söylenir.Doğrudur.Hakikaten bunu insani nedenlerle yapanlar da vardı.Onları bir kenarda tutmak isterim.Ama 1915'in yaz aylarında merkezden bölgelere bir karar gidiyor:"Herhangi bir çocuğu yanınıza alırsanız,o çocuğun ailesinin bütün miras hakları size geçecektir" diye.Ve Anadolu'nun bazı kasabalarında eşraf arasında,zengin Ermeni çocuklarını kapma yarışı başlıyor.Ermeni çocukları evlerine alan ailelerin birçoğunun bunu ekonomik kazanç amacıyla yaptığını söylemek yanlış olmaz.Hükümet,Ermeni çocuk alan aileye belli bir miktar para da ödüyor.

-O halde Ermeni çocukların Müslüman ailelere verilmesi bir devlet politikası mı?


Evet,sistematik bir devlet politikası.Ermeni Soykırımı bir tek fiziki imha olarak yaşanmadı.Asimilasyon özellikle Ermeni çocukların asimilasyonu ve bu arada Müslümanlaştırılması,Soykırımın en önemli ayaklarından biriydi.Sürgünler başlamadan bölgelere yollanan tamimlerde tehcirle kaç Ermeni çocuğun ana-babasız kalabileceği bilgisi isteniyor.Tehcirden sonra bu çocuklar özel yurtlara yerleştirilerek Müslümanlaşmaya tabi tutuluyor.Burada belli bir yaş grubuna dikkat ediyorlar,bölgelere yollanan telgraflarda da bu belirtiliyor;4-12 yaş arası.Çünkü 4 yaşından küçüklerin bakım problemi var;bakacak Müslüman aile bulunamıyorsa,öldürülüyor.13 yaş üzerindekiler de öldürülüyor,çünkü "Ermeniliklerini unutmazlar" deniyor.Kızlar da özel emirlerle Müslüman erkeklerle zorla evlendiriliyor,ki 1948 Soykırım tanımındaki bir maddedir bu...

-Ermeni aileler çocuklarını yetimhaneye mi bırakıyor,yanında götürmeyi tercih ediyor?


Birçok durumda,yanlarında götürüyorlar.Yolda da dinlenme yerleri bir nevi "çocuk pazarı"na dönüşüyor.Kimi aileler çocuklarını kurtulsunlar diye vermek veya satmak zorunda kalıyor.Bu tür toplanma yerlerine yanında doktorla gelen Müslümanlar bile var.Afedersiniz,hayvan seçer gibi,sıhhatli çocuk seçiyorlar.Çeşitli amaçlarla alınıyor bu çocuklar.Elbette,iyi niyetli,gerçekten yardımcı olmak isteyenler de var ama benim anılardan anladığım kadarıyla,çoğu kişi bu çocukları basit bir iş gücü olarak görüyor.Yetişkin erkek nüfusun savaş nedeniyle yokluğu,evde,tarlada çalıştıracak insana ihtiyaç duyuruyor.Ermeni anılarında,çocukların Müslüman ailelerce alınması,"kölelik" olarak tanımlanıyor.Gerçekten de çok zor şartlarda çalıştırılıyorlar,hatta daha sonra satıldıkları da oluyor...

Vicdanları tapuya gömdüler

Ermenilerin mallarını geri istememesi için yıllarca ülkeye sokulmadığını söyleyen tarihçi Taner Akçam,"Tapu Müdürlüğü'nün talimatı var,bilgi vermek yasak" diyor...

Tarih profesörü Taner Akçam'la Ermeni mallarının 1915'ten bu yana nasıl yağmalandığına ilişkin söyleşimize dün kaldığımız yerden devam ediyoruz.Akçam söyleşinin dün yayımlanan kısmında "Ermenilere mallarınızın karşılığı gittiğiniz yerde verilecektir" dendiğini ama hiçbir zaman verilmediğini anlatmıştı.Bugünkü bölümde ise bu hukuksuzluğun Cumhuriyet tarihi boyunca hangi yollarla sürdürüldüğünü anlatıp "Şimdi mallarını isteseler öne sürebileceğimiz hiçbir hukuki gerekçe yok" diyor.

-Ermeni mallarıyla ilgili 1915'te alınan karardan hiç geri adım atılmadı mı?


Benim "Vahdeddin Kararnamesi" diye tanımladığım Ocak 1920 tarihli bir kararname var.Orada çok ayrıntılı bir biçimde Ermenilerin mallarının kayıtsız şartsız kendilerine iade edilmesi,eğer o Ermeni öldürülmüşse varislerine verilmesi kabul ediliyor.Bu daha sonra Sevr Antlaşması'nda da yer alıyor.Bu süreç 1922 sonuna kadar işliyor.Yani Ankara'da 1920 Nisanı'nda milliyetçi hükümet kurulduğunda da bu kanunlar geçerli ve değiştirilmiyor.Fakat ne zaman ki Lozan görüşmelerine gidilecek,ilk yapılan iş Vahdeddin Kararnamesi'ni ortadan kaldırmak oluyor.1922 Eylülü'nde yapılıyor bu değişiklik.Gerekçesi çok basit."Lozan'a gidersek,bize 'Ne güzel malları geri veriyorsunuz,bu uygulamaya devam edin' diyecekler,onun için bu kararnameyi kaldırmamız lazım" diyorlar ve kaldırıyorlar.

-Yeni Meclis’in Vahdettin Kararnamesi’ni iptali ve 1915'teki düzenlemeye dönmesi,İttihat ve Terakki'yle Cumhuriyet arasındaki sürekliliği göstermiyor mu?


Aynen öyle.Türkiye'de yaygınca dillendirilen bir tez var;"Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı'dan esaslı bir kopuştur.Bu nedenle,Türkiye Ermeni Soykırımı ve ilintili uygulamalardan sorumlu tutulamaz." Bu tez hem siyasi hem de hukuki olarak yanlıştır.Çünkü Nisan 1923'te Ermeni mallarına el konulması ile ilgili yasa çıkarttıklarında,adı "13 eylül 1331 ve 29 Nisan 1923" olur.Zaten bu kanun,1331 tarihli İttihatçı kanunun artık hükmü kalmamış maddelerinin değiştirilmesinden ibarettir.

-Ermenilerin malları,Lozan'da gündeme geliyor mu?


"Ermenilerin geride kalan malları ne olacak" diye özel bir başlık yok.Fakat bütün bir Lozan boyunca alttan alta en çok konuşulan konulardan biri bu.Üç temel alanda,vatandaşlık,af ve tazminat tartışmalarında konu sürekli gündeme geliyor.Ve Türkiye Lozan'da,geri dönen Ermenilerin mallarının iadesini kabul ediyor.Bu karara uyum için 1924'ten başlamak üzere yasalar çıkartılıyor.Deniyor ki;6 Ağustos 1924 itibariyle malının başında olan her Ermeni'ye malı iade edilecektir.Bunu duyan bir grup Amerikalı Ermeni,Ağustos 1923'te son derece kanuni şekilde pasaport ve vizelerini alarak İstanbul'a geliyorlar.Ama geldikleri anda limanda tutuklanıyor,içeri sokulmuyorlar.

-Neden?


Hiçbir kanuni gerekçe yok.Malları vermemek için.Bunun üzerine Türkiye'yle Amerika arasında diplomatik kriz çıkıyor.Tutuklananlar Amerika'nın bastırmasıyla serbest bırakılıyor ve Türkiye,Amerika'ya diyor ki "Bunları ne yolla ne de pasaport ver." Amerika itiraz ediyor ama sonunda vatandaşlarına Türkiye'ye gitmemeleri tavsiyesinde bulunabileceğini söylüyor.Zaten başka bir Ermeni de tutuklanabilecekleri haberi gittiği için Türkiye'ye gelmeye yeltenmiyor.Sonuçta Ermeniler Türkiye'ye sokulmuyorlar,ülkenin etrafı bir Ermeni'nin girmesinin engelleyecek şekilde duvarlarla örülüyor.

-Bu "duvarlar"a ilişkin başka örnekler var mı?


Mesela,zaten aslında tehcir sırasında sürülmemiş ve ama İstanbul,1922 Kasımı'nda Türk kuvvetlerinin eline geçtiği için korkup Bulgaristan'a giden zengin Ermeniler var.Bunlardan bazıları 1924'te geri dönüyor.Ama dönmeleri tam bir skandala dönüşüyor.Ankara'da,içinde milletvekillerinin,yüksek bürokratların da olduğu bir şebeke var.Bu şebeke,ülkeye gelmek isteyen zengin Ermenilerle ilişkiye giriyorlar ve rüşvet karşılığında onları sanki hiç yurtdışına çıkmamış gibi gösteriyorlar ya da girmelerinde mahsur yoktur,diye belge düzenliyorlar.Ama bu,bir skandal oluyor.Soruşturmalar açılıyor,tutuklamalar oluyor,Bakan istifa etmek zorunda kalıyor.

-Ermeniler sözkonusu olduğunda hukuk geçmiyor,öyle mi?


Evet.Bir şey daha anlatayım."Kurtuluş Savaşı" sırasında savaşı desteklemek için Tekalif-i Milliye Emirleri çıkıyor.Bu zorunlu vergi uygulaması gibi bir şey.Hükümet daha sonra,1923'te çıkardığı bir kanunla bu paraları geri ödüyor.Fakat 1923'te kanunu öyle yapıyorlar ki,gayrımüslimlere geri ödeme yapılmıyor.Meclis'te kapalı oturumda kendileri bunu açıkça itiraf ediyorlar:"Kanunda 'Ermeni'den aldığımızı geri vermeyeceğiz' diyemeyeceğiz.Fakat verilmesin diye bir iç yazışmayla defterdarlıkları haberdar edeceğiz." Bütün Cumhuriyet dönemindeki zihniyet bu.Bizim Karslıların çok meşhur bir lafı vardır:"Madem ki 'Ermeni'sin,sormadan vermelisin." Cumhuriyet'in ana örgüsü Hristiyanların kültürel ve mal varlıklarının yok edilmesi üzerine kurulmuştur.Günümüze kadar gelen hikaye budur...

-Ermeniler ne zamana kadar Türkiye'ye sokulmuyor?


Uygulamanın hangi yılda değiştiğini tam hatırlamıyorum.Ama örneğin 1950-1960'lı yıllarda Suriye'den Lübnan'dan ziyarete gelmek isteyen Ermenilere Türk konsolosluklarında bir kâğıt imzalattırılıyor;"Ben Türkiye'ye gidince mallarım hakkında hiçbir hak iddia etmeyeceğimi garanti ederim" diye.Yani Türkiye bu insanlar içeri girip mallarını isterse,sorun çıkacağını biliyor.

Yeter ki mesele tazminat olsun,bir yol bulunur

-Böyle bir mal gaspına dünya ölçeğinde nasıl izin veriliyor.Uluslararası hukuk ne diyor bu konuda?


Uluslararası hukuk daima devletlerden yanadır,ulus devleti korur.Şu anda uluslararası hukuka göre mala el koymak insanlık suçu.Fakat Türkiye ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'yle ilgili birkaç tarih var;1954 ve 1980'li yıllar.Bu yıllardan önceki bu tür haksızlıklar hiçbir şekilde kovuşturma konusu değil.Bugün en büyük problem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin böyle bir kutuyu açmak istememesi.Çünkü açtığı zaman tüm Doğu Avrupa sorunu gündeme gelecek.Sovyet rejimleri de kendi vatandaşlarının mallarına el koymuş.Bunu hukuken çözmek çok zor.Ama evet büyük bir haksızlık var,insanın vicdanının,ahlakının,mantığının almadığı,alamayacağı bir haksızlık."Ben malın üstüne kondum,oldu" deniyor bugün.

-Tazminat maddi olarak altından kalkılamaz boyutta olduğu için Türkiye'nin soykırımı inkâr ettiği de söyleniyor.Sizce doğru olabilir mi bu?


Bu konuda evet ve hayır biçiminde tezler ileri sürülebiliriz.Diyebiliriz ki Türkiye'nin Ermeni sorunundan kaçıyor olmasının nedeni büyük ölçüde tazminat meselesidir.Karşı argüman da şu olabilir:Yeter ki bütün mesele o hâle gelmiş olsun,sonuçta Türkiye Cumhuriyeti büyük bir ülke ve bu ayıptan kurtulmanın bir yolunu bulması gerekiyor.Mesela Türkiye;Amerika,Fransa ve Almanya'ya her yıl bir miktar borç ödüyor.Bu borcun bir kısmı Ermenistan'a kanalize edilebilir.Ya da Ermenistan'ın Türkiye'yle birlikte Avrupa Birliği'ne üyeliği düşünülebilir,Hrant'ın fikirlerinden birisi buydu.

-Başka hangi yollar olabilir?


Örneğin Türkiye,Trabzon limanını serbest liman olarak Ermenilere kullandırtabilir.Bu,tazminatın bir parçası olarak düşünülebilir.Türkiye Ermenistan'a büyük bir yardımda bulunabilir.1915'te burada yaşamış insanların torunlarından vatandaş olmak isteyenlere otomatik olarak vatandaşlık verilebilir.Fakat şunu unutmamak gerekir,dünyadaki bütün kitlesel katliamlardan bildiğimiz gibi kaybedilenin geriye verilebilmesi mümkün değildir.Ödeyeceğiniz miktar ne olursa olsun,semboliktir.En önemli ilke Ermeni insanların çoğunluğunda "Evet,ben tatmin oldum" duygusunu yaratabilmektir.Türk ve Kürtlerin de "Evet böyle bir haksızlık olmuş,bu yaptığımızla bu haksızlığı giderdik" diyebilmesi gerekir.

Türkiye,bağırırsam üstünü örterim sanıyor

-Devlet,mallarına el koyarken "Gittiğin yerde bunun karşılığını vereceğim" deyip vermediğine göre bugün Ermeniler o mallar üzerinde hak iddia edebilirler mi?

Benim ana tezim şu:Şu anda bir Ermeni gelip "Malımı benim adıma yetmiş-seksen yıl işletmişsin,faizini de istemiyorum,malımı ver" dese,bunun karşısında "Hayır" diyebileceğimiz herhangi bir hukuk kuralı yok.Bu nedenle Tapu Kadastro Müdürlüğü 1983 ve 2001'de bölgelere yolladığı bir tamimde "Birileri 1915'teki malları hakkında bilgi isterse sakın vermeyin" diyor.

-Tapular kilit önemde,değil mi?


Tapu kayıtları Türkiye'nin sırrı,Türkiye'nin ahlakının vicdanın yattığı yer.Çünkü Ermeni'yi güvenlik nedeniyle sürdüğünü belki anlatabilirsin,ama güvenlik nedeniyle sürdüğün bir Ermeni'nin malını niçin iç ettiğini hiç kimseye anlatamazsın.Yukarıda Allah var.Sana "hırsız" derler.İtiraf edeyim;ben de bu meselenin ekonomik boyutunu fazla önemsemezdim.Şimdi geldiğim noktada inancım şudur ki,Türkiye böyle bir vicdani suçun altında ezilmektedir.Ezildiğini bildiği için de çok bağırmaktadır.Bağırırsam suçumun üstünü örtebilirim,diye düşünmektedir.Sakin sakin konuştuğunuz an bu malın sahiplerine verilmesinin önünde hiçbir argümanınız yoktur.

Dedesinden utanan var mı?

-El konulan Gayrimüslim mallarının Cumhuriyet ekonomisinde ağırlığı nedir?


Bunu bilemiyorum ama sadece 1922'de İzmir'de el koydukları,kırarak açtıkları banka kasaları ve hesaplarıyla bütçe açığını kapatıyorlar.Sonuçta neresinden bakarsanız bakın,1.5-2 milyon insana ait büyük bir servetin,devletin ve vatandaşların eline geçmesi durumu var.Ekonomistler bunun mali portresini çıkarsa korkunç rakamlarla karşılaşırız herhalde.

-Bu kadar büyük çapta mallar el değiştirirken sıradan vatandaşın tepkisi neydi?


Asıl önemli olan ve benim altını çizmek istediğim de bu:Büyük bir toplumsal destek görüyor.Varlık Vergisi örneği çok meşhurdur.Devlet el koyar ama mezatta satılır eldeki mallar,İstanbul'da hangi evde mezat olduğuyla ilgili gazetelere ilan verilir.Gazetelere göre yüzlerce insan bu evlere yağmaya gider.Ben bugüne kadar herhangi bir İstanbullunun bir yerde yazdığını duymadım."Dedemden,ninemden utanıyorum,çünkü haksız biçimde kolundan tutulmuş,evinden atılmış,Aşkale'ye gönderilmiş ve hatta orada ölümle karşı karşıya kalmış birisinin malını benim dedem ninem yağmaladı" dediğini duymadım.Ben,Hristiyan mal zenginliği üstüne oturmanın toplumun bilinçaltında olduğuna inanıyorum...

*Prof.Dr.Taner Akçam:"Çocuklar malları için kapışıldı",Röportaj:Tuğba Tekerek,Taraf,22-23 Temmuz 2013.

http://www.taraf.com.tr/haber/cocuklar-mallari-icin-kapisildi.htm
http://www.taraf.com.tr/haber/vicdanlari-tapuya-gomduler.htm



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder