9 Temmuz 2013 Salı

Ermeni Soykırımı ile yüzleşmek/Gülçiçek Günel Tekin*

Daha beş-altı yaşlarındayken YİBO'da okula başlar başlamaz bana benim dilim,kültürüm ve kimliğim yasak edilmiş ve hiç bilmediğim bir dille konuşmam,hiç tanımadığım bir kültürle yaşamam ve hiç duymadığım bir kimlikle var olmam istenmişti.Bu kopuş bende büyük bir travma yaratmış ve hâlâ da sıkıntısını yaşadığım psikolojik sorunlar oluşturmuştu.Bir eğitimci olarak karşılaştığım bu sorunları derinlemesine araştırırken,karşıma yüzyılın "Türkçülük politikaları" ve bu politikaları hayata geçirirken yapılan "soykırımlar" çıktı.

İttihat ve Terakki'den günümüze kadar devam eden bu politikalar,1876'da iktidara gelen II. Abdülhamid'in "Birlik ve selamet" projesiyle başlamıştır.Bu Müslümanlaştırma projesi doğrultusunda da,1894-1896 yıllarında Ermeni ve Süryanilere yönelik ülke çapında katliamlar yapılmıştır:

Hamidiye Alayları

"1894'te Sason'da,kendisinin kurmuş olduğu Kürt Süvari Alayları'nı Ermeni köylülere karşı kışkırttı...Ülke çapında devletin inisiyatif ve yönlendirmesiyle gerçekleşen kitlesel kıyımda,çoğu Süryani-Ortodoksu olan binlerce Aramice konuşan insan da öldürüldü."(Hofmann,2013:25-26)

II. Abdülhamid'in kendi adına kurdurduğu "Kürt aşiretleri"nden oluşan "Hamidiye Alayları"nın kuruluş amaçlarından biri de,"din ve kardeşlik" adı altında,Hristiyan halklara karşı bu katliamları kolayca yaptırmaktır.Bu konuda ünlü Türk tarihçisi Doğan Avcıoğlu da şu önemli tespiti yapar:

"Abdülhamid'in Ermeni'ye karşı bu aşiretlere yaslanması ve Aşiret Alayları kurma politikasının Ermeni-Aşiret çatışmasını körüklediği,kanlı kavgalara yol açtığı aşikârdır.Hamidiye Alayları'nın kurulmasında,Abdülhamid,aşiretlere bir yandan olanaklar sağlarken,öte yandan da onlara yağmacılık ve eşkiyalık içgüdüsüne göre,Ermenilere karşı istedikleri gibi davranma yolunda açık kart vermiştir."(Avcıoğlu,1983:1088)

İttihat-Terakki ve Türkçülük politikaları

Abdülhamid'in başlattığı bu Pan-İslamist politikayı,1908'den sonra iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki Cemiyeti,Türkçülük politikalarını da ona ekleyerek devam ettirdi.Balkan komitacılığından doğan İttihat ve Terakki Cemiyeti/Fırkası,çete kültürü ve birikimi üzerine inşa edildi.İttihatçılar,Balkanlar'ın kaybından sonra Anadolu'yu yurt edindi ve "ulus-devlet" yani,"Türklerden oluşan bir Türkiye" projesini hayata geçirebilmek için çeşitli planlar geliştirdi:

 "Jön Türklerin akıllarından geçen şey,Avrupa ideali tek tip bir ulus devleti kurmaya yönelikti.Jön Türkler,Kürtler gibi Müslüman olup da Türk olmayan Pers,Arap ve diğer halkları,ortak İslami çıkarlar bahanesiyle idari yollardan ve okullarda Türkçe eğitimi aracılığıyla Türkleştirmeyi umuyordu.Ancak Ermeni,Süryani,Yunan gibi Hristiyan uluslardan olan halklardan ise onların kültürel ve ekonomik üstünlüğü nedeniyle çekiniyor ve dinlerini,onları barışçıl yollarla Türkleştirmenin önünde bir engel olarak görüyordu.Bu nedenle bu kesim ya imha edilmeli ya da zorla Müslümanlaştırılmalıydı."(Martin Niepage,1916)

1913-1914 yılında Rumlara karşı başlatılan etnik temizlik harekatı başarıya ulaşınca,sıra Hristiyan halkların Osmanlı'daki en büyük nüfusunu oluşturan Ermenilere geldi."Tehcir" adı altında başlatılan 1915 Ermeni Soykırımı,Nisan ayında entelektüel elitin imhası ile başladı:

"24 Nisan ile 19 Mayıs (1915) arasında tüm Osmanlı kentlerinde mekân sahiplerine,doktorlara,eczacılara,öğretmenlere ve yazarlara,kısacası tüm eğitimli kesime dönük tutuklamalar,işkenceler ve nihai olarak da katliamlar gerçekleştirildi.

Ermeni ruhani dünyasının eski bir merkezi olan İstanbul'da ise aralarında tanınmış şairler;Daniel Varujan,Siamanto ve Rupen Sevak'ın da bulunduğu toplam 2345 kişi tutuklandı.İçişleri Bakanı Talat,Alman Konsolosluğu'na tutuklamaları savaş koşullarının yarattığı huzursuzluğa karşı bir tedbir olarak açıkladı.Ancak,küçük Anadolu kenti Çankırı ya da Ankara sınırları içindeki Ayaş'a sürgün edilen Ermenilere 'koruma altında tutulanlar' değil suçlu muamelesi yapılıyordu.Bunların birçoğu işkencede öldü.Ayaklanma iddiasına ilişkin somut kanıtlar bulunmamasına rağmen hayatta kalan tutuklular,daha sonra katledilecekleri Diyarbakır'a gönderildiler.Eski Ermeni milletvekilleri Krikor Zohrab ve Vartkes Serengulian Diyarbakır yolunda katledildiler."(Koutcharian,2013: 89-90)

Sürgün eylemi için resmi karar 27 Mayıs 1915'te alınır ve 1 Haziran'da Resmi gazetede yayımlanır;fakat "Tehcir" adı altındaki katliamlara mart ayının başında başlanır.Bu akıl almaz vahşet ile ilgili,Jürgen Zimmerer oldukça çarpıcı bilgiler vermektedir:

"24 Nisan 1915'te,Ermeni aydınların önce tutuklanıp daha sonra öldürülmeleriyle başladığına inanılan Ermeni Soykırımı,dünya tarihinin en tanınmış insanlık suçlarından biri.Talat,Enver ve Cemal'den oluşan Jön Türk üçlüsü,yeni milliyetçilik fikirlerini uygulayıp,etnik homojenlik sağlamak amacıyla Ermeni Hristiyan azınlığı ortadan kaldırmak için Birinci Dünya Savaşı'ndaki durumdan istifade etti.Tahminen 1.5 milyon erkek,kadın ve çocuk kurşuna dizildi,ölüm yürüyüşlerinde katledildi,tecavüz edildi ve parçalandı.Çok daha fazlası soyuldu,malları ellerinden alındı,çocuklar ailelerinden koparılarak 'iyi bir Türk' olarak yetiştirilmeleri için Türk ailelere verildi."(Radikal,8 Haziran 2005)

1915 Mart ayında başlayan Ermeni tehcirinin,1916 yılının sonuna doğru tamamlandığını söyleyebiliriz.Tehcir adı altında başlatılan bu soykırımda ne kadar insanın öldürüldüğü kesin olarak bilinmemektedir.Bilinen,savaş öncesi Osmanlı topraklarında,Ermeni Kilisesi'ne göre 2.1 milyon,Türk kaynaklarına göre 1.3 milyon olarak bildirilen Ermeni nüfusundan geriye son derece küçük sayıda bir insan grubunun kaldığıdır.

1919 yılında İstanbul'da İttihat ve Terakki önderlerinin yargılanmalarında ölü sayısı 800.000 dolayında verilmektedir.Lepsius ise bir milyon dolayında ölüden bahsetmektedir.Konuya ilişkin verilen diğer rakamlar 600.000 ile 1,5 milyon arasında değişmektedir.

Kürtlerin Soykırıma dahil edilmeleri

Hristiyan halklara karşı gerçekleştirilen bu insanlık dışı politikalar başarıya ulaşınca,sıra Müslüman halkların Türkleştirilmesine geldi.Bu politikaların asıl hedefi,bunlara direnme gücü gösterebilen ve ulus özelliğini taşıyan Kürtlerdi.Bu yok etme politikalarının en güçlü ayağı da dil ve kültürel asimilasyondu.İşte,biz Kürtler de imhanın yanında bu korkunç asimilasyon politikalardan geçirildik.

Şunu tekrar belirteyim:Anadolu'nun Türkleştirilmesi programı doğrultusunda yaşanan bu korkunç soykırımı ben dil ve asimilasyon konusunda araştırma yaparken öğrendim ve dehşete kapıldım;çünkü bizim köyün ve benim ebem Sittö Zero,bu katliamdan kurtarılıp Müslümanlaştırılan bir Ermeni kadındı.Yine çok yakından tanıdığım Pire Hatun da Müslümanlaştırılan bir Ermeni kadındı;ama bunların öyküsünü ben bilmiyordum.Açıkçası,ilçemiz Hezo'da (Kozluk) bunlar gibi zorla Müslümanlaştırılan onlarca Ermeni kadın vardı.

Ermeni Soykırımı'nı öğrendikten sonra başta ebe annem Sittö Zero olmak üzere soykırımdan bir şekilde kurtulan bu acılı kadınların dramını "Kara kefen" kitabımla dile getirdim."Kara kefen" kitabım büyük ilgi görüp bana farklı öyküler anlatılınca,Ermeni Soykırımı ile ilgili daha derinlikli bir sözlü tarih çalışmasına karar verdim ve Diyarbakır'dan Van'a,Erzurum'a,Erzincan'a,Kars'a kadar olan illerde Kürtlerle söyleşiler yaptım.

Söyleşi yaptığım kişiler arasında,128 yaşındaki Mıxemede Erse gibi bizzat Ermeni katliamına katılanlar da vardı.

Başta Kürtler olmak üzere,Anadolu'daki bütün Müslüman halklar bu katliamlara dahil edilmiş ve bunların desteğiyle böylesine bir soykırım yaşanmıştı.Devletle bütünleşen çeteci İttihatçılar,Kürt aşiret beyleriyle günler,haftalar süren ikna toplantıları yapmış ve onları bir şekilde bu insanlık dışı soykırıma dahil etmişti.Hatta bu yüzden katliama karşı çıkan ile katliama katılan Kürt beylerinden iki kardeş birbirine silah bile sıkmıştı.

Beni yıkamadan gömün

Bu soykırımda Ermeniler yanında Süryaniler,Rumlar ve Êzidîler de aynı akıbete uğramıştı.Cumhuriyet kurulduktan sonra da sıra Alevi Kürtlere gelmiş ve 1938'de de 50.000 kişinin katledildiği Dersim soykırımı yaşanmıştı.Yıllardır yaptığım araştırmalar sonucunda şunu söyleyebilirim:İttihatçıların 'Türkleştirme' programı doğrultusunda 'Ermeni Soykırımı' yapıldı ve yüzbinlerce insan katledildi.Bu katliamdan bir şekilde kurtulanların hemen hepsi de 'acıların en büyüğünü' yaşadı.Bunlardan birisi de 'Arop Teyze' idi.İşte,kendisine edilen vasiyeti yerine getiren 50 yaşlarındaki komşusu Simon Çekem de onun bu acılarına ortak olmuştu:

"Ermeni olan Arop Teyze,Malatya Salköprü Mahallesi'nde,tren yolunun altında oturuyordu.Biz ona 'Arop Bacı' diyorduk.Ben onu çocukluğumdan beri tanıyordum.İlk başlarda bize hiçbir şey anlatmazdı,korkardı.Ailesinin,mahallesindeki insanların götürülüşünü,kendilerinin nasıl saklandıklarını anlatırdı;ama bunları böyle açık,açık anlatamazdı.Hayata küskündü.

Bize anlatıldığına göre;o zamanki Malatya Belediye Başkanı,Ermenileri tehcir etmek istemiyordu.Oğlu,İttihat ve Terakki'nin adamlarından...Gidip babasını öldürüyor.Ondan sonra Malatya'daki bütün Ermenileri toplayıp götürüyorlar ve Arop da bir daha ailesinden hiçbir haber alamıyor.Arop Bacı anne babasının ölümünü görmediği için hep bir gün dönüp geleceklerini düşünürdü.Otururdu;elinde İncil açar okurdu.Hiç yüzü gülmezdi;ama dikkatli bakıldığında sanki gülümsüyordu.

Öleceğini hissettiği zaman bize şu vasiyeti yapmıştı:'Beni yıkamadan gömün!'

Sebebini sormadım;ama anne,baba ve bütün akrabalarının Ermeni Soykırımı'nda yıkanmadan gömüldüğünü söylüyordu..."

Uzun yıllar resmi din görevlisi olarak çalışan Medrese eğitimli Mele Ali Yıldız'ın söylediklerine eklenecek hiçbir şey bulamıyorum ve ben de aynı şeyi söylüyorum:"Biraz vicdanımız,biraz inancımız,biraz imanımız varsa,insanlığın utancı bu soykırımla yüzleşmek zorundayız."

Tanıklar anlatıyor

İşte,Hamidiye Alayları'nda görev alıp bizzat bu katliama katılan tam 128 yaşındaki Şırnak-Eruh doğumlu Mıxemede Erse'nin (Mehmet Esen) tanıklığı:

"Ben Ermeni katliamında 22 yaşındaydım...1915'te,Osmanlı Devleti Kürt aşiret reislerini toplayıp:'Ermenilerinizi katledin!' dedi.Şunu söyleyeyim:Bize bu emir gelince,biz de elimize geçirdiğimiz bütün Ermenileri öldürdük...

Bu emir bize Osmanlı'dan gelmişti;ama Osmanlı'nın burada askeri yoktu.Bizler bunları öldürdük.Bu emir bize gelince,biz Ermenilerin olduğu köye baskın yapıyorduk.Ermenilerin burada fazla gücü yoktu.Ermenilerin esas gücü Bitlis,Van ve Erzurum'daydı...Eruh da Ermenilerin elindeydi..."

1915 Muş-Malazgirt-Adalar doğumlu Hacı Sabri Yağcı da şöyle diyordu:

"1915'te emir geldi.Devlet ve hükümet bu kararı verdi.Ermenileri katlettiler;kalanlar da Rus ordusuna katıldılar.Onlar da Ruslara sığındıktan sonra Kürtleri öldürdüler.Kürt halkı ve begleri aslında Ermenileri öldürmek istemiyordu;ama hükümetle başa çıkamıyordu;çünkü Ermenilerin ölüm fermanı gelmişti.Ermeniler gitti;hayır ve bereket bitti (Fille çû;xêr û bereket jî çû).Ermeniler çok çalışkan,zanaatkâr bir halktı.Kürtlerin onlarla ilişkileri iyi olduğu için,onların katledilmesini,onların öldürülmesini istemiyorlardı.Ermeniler gittiği zaman biz Adalarda sadece dört ev kalmıştık."

1953 Sasun-Heşter köyü doğumlu Mele Ali Yıldız da anlatımlarıyla adeta bu katliamın resmini çiziyordu:

"Tehcirden sonra bütün köyler yakıldı,yıkıldı ve zorla boşaltıldı.Ermenilerin yüzde 95'i katledildi.Bu katliamdan ancak yüzde 5'i kurtuldu.Bu bir gerçektir.Gidin Muş'ta kime sorarsanız sorun,size aynı şeyleri söyleyeceklerdir.Ben gerçek ne ise onu söylemek zorundayım;bu Allah'ın verdiği bir görevdir.Ve ben bu görevi yerine getirmek zorundayım.Bütün büyüklerimiz söyledi:Bu katliam kararı kesinlikle hükümet tarafından verilmiştir.Bu katliamda Hamidiye Alayları kullanıldı ki adlarına 'Asker ê Bejik' denirdi.Hükümetin eliyle bu katliamlar Bejiklere yaptırıldı.Milislere (şimdiki korucular gibi) yaptırıldı.Ajanlara yaptırıldı.Bazı devlete bağlı Kürt aşiretlerine yaptırıldı.Burada Müslümanlık dini kullanıldı.Din kisvesi altında bu katliam yapıldı.Dinimiz şöyle kullanıldı:Hükümet imamları topladı.Devletin ajanı,milisi olan bazı imamlara devlet maaş bağladı.Onların aracılığıyla diğer imamlara haber gönderildi.Şöyle bir fetva verildi:'Bir Müslüman yedi tane Ermeni'yi öldürürse,yedi cehennemin kapısı kapanır.Kim sekiz kişiyi öldürürse,ona cennetin kapıları açılacak.' Bu birincisi.İkincisi ise:Bütün bunlara rağmen,147 Kürt imam fetva verdi:'Kim Ermenileri öldürürse,bu bir katliamdır.'

Sonrası ise;devlete karşı fetva verenleri de 'Devlet' katletti.Devlete yardım edenleri de,devlet yine katletti..."

*Gülçiçek Günel Tekin,Ermeni Soykırımı ile yüzleşmek,Özgür Gündem,23 Nisan 2013.

http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=71125&haberBaslik=Ermeni%20soyk%C4%B1r%C4%B1m%C4%B1%20ile%20y%C3%BCzle%C5%9Fmek&action=haber_detay&module=nuce









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder