13 Haziran 2013 Perşembe

Türk-İslam olmayan hedefteydi/Fuat Dündar*

Fuat Dündar:İttihatçılar,Anadolu'dan başlayarak bu büyük coğrafya üzerinde Müslüman ve Türk bir nüfus kompozisyonu yaratmak istediler.Bu "total proje"nin iki aşamasını tehcir ve asimilasyon oluşturdu...
"'İttihat ve Terakki'nin Müslümanları İskân Politikası" adlı çalışmasıyla tanınan,Paris'teki Sosyal Bilimler Yüksekokulu (EHESS) doktora öğrencisi Fuat Dündar'a göre,Türkiye'nin Ermeni tehciri ve sonrasında yaşananlara ilişkin izlediği yok sayma politikasının en önemli sebebi,bugünkü etnik-dinsel kompozisyonun temellerinin o dönemde atılmış olması.

-Araştırmacılar arasında azımsanmayacak bir kesim,Ermeni tehcirini o dönemde yaşanan diğer olaylardan soyutlayarak ele alıyor.1915 ve sonrasında Ermenilerin yanı sıra diğer azınlıkların payına ne düştü?

Ermeni tehcirini İttihat ve Terakki'nin genel göç ettirme ve iskân politikası içine oturtmak daha gerekli ve önemlidir.Bu sayede benzerlik ve ayrışma noktalarını görmemiz daha kolaylaşır.Bir yandan İttihatçı politikanın Ermeni örneğini içeren bir total proje olduğu görülürken,beklendiğinin aksine bunu tespit etmenin Ermenilere uygulananların sıradanlaşmasını değil aksine çok daha ciddi bir şekilde özel bir muameleye tabi tutulduklarını görmemize yardımcı olur.

Cemiyetin hedefi,Anadolu'dan başlayarak mümkün mertebe büyük bir coğrafya üzerinde (ki daha sonra Misaki Milli olarak adı konulacak) Müslüman ve Türk bir nüfus kompozisyonu yaratmaktı.Bu "total proje"nin iki önemli aşaması vardı;birincisi,gayrimüslimlerin "bünyeden atılması" ve ikincisi "Türk olmayan Müslümanların" kendi yerleşim bölgelerinden uzaklaştırılarak,hızlı bir asimilasyon için,Türk bölgelerine serpiştirilmeleri.İşe Bulgarlarla başlandı.1914 sonunda neredeyse tüm Bulgarlar,mübadele prosedürünün de yardımıyla,sınırdışına çıkarıldı.Akabinde sıra Rumlara geldi.1914 yılı yazına kadar en az 150 bin Rum'un Osmanlı'dan göçmesi sağlandı.Fakat Birinci Dünya Savaşı çıktığından,Yunan Krallığı'nın düşman devletler safında yer almasını önlemek için Trakya ve Anadolu kıyı şeridindekilerin önemli bir kısmı iç bölgelere "rehin tutulmak" ve "şantaj" amacıyla sürüldü.Bundan sonra sıra bir diğer Hristiyan azınlık olan Ermenilere geldi.1915 baharında,çekirdek İttihatçılardan Bahaeddin Şakir ve Dr. Nâzım,(Makedonya ve Aydın bölgesinin "göç ettirme ustaları") gibi kişiler Ermeni bölgesine yöneldi.Başta Konya yöresine sevkedilen Ermeniler, 24 Nisan tarihinden itibaren bir çöl bölgesi olan Zor'a (Suriye) yöneltildi.Bu emir bir kırılma noktasıdır.Mayıs ortalarında da tüm Ermenileri kapsayan topyekûn bir tehcir kararı çıktı.

Tüm Ermeniler mi tehcire tabi tutuldu?Hiç istisna yok muydu?

Sayıları Talat Paşa'nın tahminine göre 1.5 milyon olan Ermenilerin çok büyük bir kesimi bu karara dahil edildi.Tehcire tabi tutulmayanlar,İstanbul,İzmir gibi birkaç istisna bölgede yaşayanlarla,asker ve bir kısım zanaatkâr ailesidir.

1916 baharında ise sıra Kürtlere geldi.Rus ordusundan kaçmış olan bu kitle İç Anadolu ve Batı illerine Türkleşsinler diye iskân edildi.Tabii Talat Paşa'nın bu iskân takvimine paralel olarak,Cemal Paşa da diğer yandan ayrı bir göç ettirme ve iskân politikası uyguluyordu.Tek yetkili olarak atandığı Suriye ve Filistin bölgelerinde bir yandan Yahudi,Arap,Dürzileri "kovma" ve göç ettirme uygulamasına tabi tutarken diğer yandan bir kısım Ermeniyi nüfus dengesi sağlamak üzere bunlardan boşalan yerlere iskan etti.İşin en ilginç yanı,şimdiye kadar anlatılan gruplar bir "siyasi" hedef güden veya gütmesi "beklenen" gruplarken,sayıları "az" ve ciddi bir siyasi örgütlenişse sahip olmayan ve hatta bazen hiçbir yerde yoğunlaşmamış kimlikler de hedef haline getirildi.Örneğin 1913'ten itibaren Osmanlı'ya Arnavut girişi yasaklandı.Osmanlı topraklarında yaşayan Arnavutlar da,asimilasyon amacıyla İç ve Doğu Anadolu bölgelerine serpiştirildi.Bu Türkleştirme hedefi öyle bir hal aldı ki Laz,Gürcü,Boşnak,Müslüman Çingene ve hatta Osmanlı'ya hep sadık olan Çerkezler gibi siyasi tehdit yaratmayacak gruplar da Türkleştirme politikasına tabi tutuldu.

-Türkiye Cumhuriyeti devleti Osmanlı'nın son dönemine denk gelen bu acı olaylarla ilgili nasıl bir politikaya sahip?

Yok sayma politikasının en önemli sebebi,bugünkü etnik-dinsel kompozisyonun temelinin büyük bir oranda bahsi geçen dönemde atılmış olmasıdır.Tabii özellikle Ermenilerin Anadolu'dan silinmesi bunda belirleyicidir.Yüzleşme sorunu ile ilgili bu noktalar bana daha önemli gibi gelmektedir:Birincisi,ulus-devlet inşasının olmazsa olmaz ve hatta zorunlu kıldığı yeni bir tarih kurgusunun Türkiye örneği ile karşı karşıya olmamızdır.Yani benzer örneklerde de görüldüğü gibi,tarih ve iktidar inşası içinde bazı parçalar öne çıkarılırken bazı parçalar da unutturulur.Tabii,özellikle kuruluş dönemi "Türk tarih tezi"ni hatırlatmak yerinde olur.Tarihi çok gerilerden ve başka bir coğrafyadan başlatmakla ihtiyaç duyulan bir meşruiyet sağlanırken,sakat ve objektiflikten oldukça uzak bir resmi tarih ortaya çıkar.Kendi yarattığı tarihin sert çekirdeğinin tartışılması bu yüzden büyük bir sorun yaratmaktadır.İkinci ve daha önemlisi,devlet,tehcir bağlamında yaşananların,kamuoyunda 3T (tanıma,toprak,tazminat) olarak tanınan prosedürü başlatmasından korkmaktadır.Her şeyden önemlisi,bakmayın "emir-komuta tarihçileri"nin kendinden "emin" nakaratlarına ve çağırışlarına,aslında devletin kendisi bile bu dönem yaşananlarla ilgili tam kendinden emin değildir.

-Ermeni tehciri ve sonrasında yaşananlara ilişkin tartışmalardaki kısır döngüden kurtulmak için ne yapmalı?

Öncelikle konuyla ilgili belgesel yayınların artırılması ve özellikle Emniyet-i Umumiyeti Müdüriyeti 2. Şube'nin Ermeni Masası'nın topladığı dosyaların kamuoyuna bir an önce açılması yararlı olacaktır.Murat Bardakçı'nın özel arşivinde bulundurduğu belgeleri kamuoyuyla paylaşması da yerinde olur.Ermeni Konferansı'na tepkisinden dolayı dönem dönem piyasaya sürdüğü belgelerin tümünü toplu bir halde kamuoyuna sunarsa,çok şeyler netleşebilir.Bir de bilgi üretim,dağıtım ve paylaşımı konusunda devlet yetkililerinin hassas davranmaları ve asgari özgür ortamı sürdürmesi gerekir...

*Ermeni Sorunu,Röportaj:Ertuğrul Mavioğlu,Radikal,18 Şubat 2006.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=179023

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder