13 Haziran 2013 Perşembe

Tehcir "Turan ülküsü"nün sonucu/Ayşe Hür*

Ayşe Hür:Ermeniler radikal olmasalar bile tehcirden kurtulamazlardı.Cumhuriyet'in tertemiz doğduğuna inanan bir toplum olarak,Ermeni kırımında yer alan kadroların büyük bir bölümünün Cumhuriyet'in de kadroları olduğunu bilmek istemiyoruz...

Araştırmacı Ayşe Hür'e göre Ermeni Katliamı'nın gerekçelerinden biri olarak gösterilen "Rus işbirlikçiliği" çok da geçerli değil;çünkü Rus ordusunda savaşan Ermenilerin büyük çoğunluğu Osmanlı değil,Rus Ermenileri.Ayşe Hür,"Ermeni milliyetçiliği bu denli radikal olmasaydı da Ermenilerin tehcirden kurtulmalarının kolay olmadığına inanıyorum" diyor.

-Tehcire ilişkin üretilen gerekçeler,yaşananları haklı kılıyor mu?

İmparatorluğun son yüzyılı hakikaten korkunç kayıplarla doludur.Özellikle toprak kayıpları ile ciddi bir şoka giren İttihatçı liderler 1912 Balkan yenilgisinden sonra,Ermeni örgütleri kendilerine daha önceden söz verilmiş idari ve toprak reformu sözünün yerine getirilmesi için baskı yapmaya başlayınca doğuyu da kaybetme korkusu içine düştüler.Ayrıca o yıllarda gerek Müslüman eşrafın ve aşiretlerin gayrimüslümlerin zenginliklerine kıskançlıkla baktığı bir gerçek.Örneğin Cemal Paşa anılarında Birinci Dünya Savaşına girmenin temel nedenleri arasında kapitülasyonlardan ve Ermeni reformlarından kurtulmak olduğunu söylüyor.Halide Edip Adıvar da anılarında o yıllarda Ermenilerin ekonomik üstünlüğüne son vererek piyasayı Türk ve Almanlar adına temizlemeyi hedefleyen anlayıştan söz ediyor.1908'i coşkuyla karşılayan azınlıklar ise bir süre sonra İkinci Meşrutiyet'in eşitlikler üzerine kurulu bir toplum düzeninin garantisi olmadığını görünce,yavaş yavaş İttihatçılarla kurdukları ittifakları gözden geçirdiler.Avrupa'da esen eşit haklar rüzgârıyla yelkenlerini doldurarak imparatorluktan ayrılmanın yollarını aramaya başladılar.Ermeni milliyetçilerinin Birinci Dünya Savaşı sırasında zaman zaman Bulgar,Sırp ya da Rus kuvvetlerine katılmaları,Doğu vilayetlerinde çetecilik yapmaları,askerden kaçmaları ve Van ayaklanması gibi kalkışmalar İttihatçılara ummadıkları bir bahane sağladı.Gerçi Rus ordusunda savaşan Ermenilerin ezici kısmı Osmanlı Ermenileri değil,bin yıldan beri Rusya'da yaşayan Rus Ermenileri idi.Ayrıca Van ayaklanması tecrübesiz vali Cevdet Bey'in şiddet politikaları sonucu çıkmıştı.Ancak Ermeni siyasetçileri devleti arkadan hançerlemiş bile olsalar,bu,devlete tüm Ermeni tebasını ülkeden sürme hakkını verir mi?Bu anlayış o günün az gelişmiş hukuk anlayışına bile uymaz.Bu dışlayıcı politika,güçlü olanın güçsüz olanı imha etmesinin meşru görüldüğü ondokuzuncu yüzyıl sosyal Darvinizmi'nin tezahürüdür.Benim kanım,Ermeni milliyetçiliği bu denli radikal olmasaydı da Ermenilerin tehcirden kurtulmalarının kolay olmadığı yolunda.Çünkü artık Balkanlar'a ve Ortadoğu'ya doğru genişleme umudu kalmayan Türkçüler için Doğu Anadolu'da yaşayan Ermeniler,Ziya Gökalp'in tanımladığı ve İttihatçı önderlerinin siyasallaştırdığı Büyük Turan ülküsünün önündeki en büyük engeldi.Bunun kanıtı 1914'te Ege bölgesinde yaşayan Rumların Ermenilere isnat edilen suçların hiçbirini işlemedikleri halde yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan zorla sürülmeleridir.Ege'deki Rum tehcirini planlayan ve uygulayan Celal Bayar'ın bir itirafname niteliğindeki anıları ise resmi tarihçiler tarafından ısrarla görmezden gelinir.

-Ermeni sorununun çözümünde bir türlü yol kat edilmemesinin nedeni ne?

Yıllardır katı biçimde yürütülen inkâr politikaları sonucu Türkiye gerek bilim dünyasında gerek politik düzeyde "geçmişin nasıl ele alınmaması gerektiği" konusunda negatif sembol ülke haline geldi.Türkiye tüm stratejisini bırakın soykırım olup olmadığını,"ortada işlenmiş bir suç dahi olmadığı" hatta "asıl Ermenilerin Müslümanları soykırıma uğrattığı" üzerine kurduğu için,yaşananlardan üzüntü bile duymayan hatta "Gerekirse gene yaparım" diyen bir toplum gibi algılanmakta.Bizim kültürümüzde geçmişle yüzleşme geleneğinin olmamasının bir nedeni İslam'da tarihin sadece pratik bir öneme sahip olması ve kişilerin bir başkasının suçundan sorumlu tutulmaması doktrini olabilir.Diğeri suçlu bulunmanın yaratacağı utanç duygusudur.Ayrıca Cumhuriyetimizin tertemiz doğduğuna yürekten inanan bir toplum olarak,Ermeni kırımında yer alan kadroların büyük bir bölümünün Cumhuriyetin de kadroları olduğunu öğrenmeye tahammülümüz yok.Bunu cezalandırma korkusu,yani toprak veya para kaybı ihtimali izliyor.Ama daha da büyük engel,Türkiye'de şiddetin hem yönetilenler hem de yönetenler tarafından içselleştirilmiş bir kültürel kod olması.Susmanın,görmezlikten gelmenin bizim toplumumuzun temel iletişim biçimi olduğunu düşünüyorum.Yani,yakın tarihte yaşanan şiddet olaylarını bile tartışmayan bir toplumun çok uzak bir geçmişte işlenmiş bir şiddet olayını,hele de suçlu olduğuna inandırıldığı bir topluma karşı işlenmiş bir suçu toplumsal belleğinin derinlerinden çıkarması zor oluyor.

Öte yandan Ermeni çevrelerinde yaygın olarak kullanılan soyut ve tarihsiz "suçlu Türk" kavramı sorunu çözmeye değil,karmaşıklaştırmaya yarıyor.Oysa bütün nüansları kapsayan bir dil ve tavır geliştirmek için her iki tarafın da çaba göstermesi gerek.

-Eğer ciddi bir hesaplaşma yaşanırsa bunun sonucunda ne olur?

Diaspora deyince Türkiye'de akla,kalpleri Türk düşmanlığı ile dolu bir kitle geliyor.Halbuki Ermeni diasporası altmış kadar ülkeye dağılmış,değişik tarihsel deneyimlere,kültürlere,dillere,dinlere,alışkanlıklara sahip,değişik yaş ve cinsiyet gruplarından beş-altı milyon insan demek.Diaspora olmak demek acılı bir tarih,durmadan yolculuk etmek,kuşaklar boyu süren güvensizlik duygusu,yeni toplumlara uyum sağlamak için gösterilen yürek burkan çabalar ve her şeyden önemlisi bitmeyen bir vatan özlemi demek.Birinci kuşak diasporayı birbirine bağlayan esas duygu Anadolu'ya,doğdukları şehre veya köye duydukları büyük sevgi ve hasretti.

Ama bu duyguların ikinci ve üçüncü kuşaklara aktarılması sırasında işe öfke ve nefret gibi duygular da karıştı.Yekpare bir yapı olmadığı için Ermeni tarafının beklentisi nedir sorusuna cevap vermek kolay değil.Ermenistan devletinin en üst kademeleri çelişkili açıklamalar yapıyor.Taşnaksütyun Partisi'nin bir bölümü soykırımla ilgili olarak toprak ve tazminat istiyor.Bunun ciddiye alınacak tarafı yok.Ama Türkiye'nin Ermeni lobilerinin önünü kesmek için savurduğu milyonlarca doları Ermenilere ait olup tehcirden sonra başkalarının eline geçen mal ve mülklerin karşılığı olarak,mağdurlara ya da mirasçılara vermesi hem ahlaki ve hem de akıllıca olurdu.Tarihsel hafızayı bastırmaya ve yeni bir kimliğe doğru gitmek için eski cemaat kültüründen uzaklaşmaya eğilimli olanlar ise sessiz oldukları için ne kadar çoklar kestiremiyorum.Bunlar için Türkiye'nin içten bir özür dilemesi,kırılan kişisel ve ulusal onurlarını onarmaya yeterli olacak gibi görünüyor.Ama karşı tarafın ne düşündüğü,ne istediği bence çok önemli değil,çünkü herkes kendi evinin önünü süpürmekle yükümlü.

Bana ilginç gelen ülkemizde insanların "Ama önce o yaptı" diye düşünerek vicdanlarını rahatlatması.Vatansever geçinenlerin bile Osmanlıyı batıran politikaların sahibi İttihatçıların her suçunu üstlenmekte gösterdikleri büyük heves çok şaşırtıcı ama daha da ilginci,Müminlerin bile Allah'ın gazabından korkmak yerine hukukun dolambaçlı yollarında iz kaybettirmeye çalışması...


*Ermeni Sorunu,Röportaj:Ertuğrul Mavioğlu,Radikal,16 Şubat 2006.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=178851

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder