13 Haziran 2013 Perşembe

Tehcire karşı direnen yerel yöneticilerin heykeli dikilmeli/Prof.Dr.Ayhan Aktar*

Prof.Dr.Ayhan Aktar,1915'te yüzde 20 olan gayrimüslim nüfusunun 1927'de yüzde 2.5'e düşmesini,Anadolu'nun Türkleştirme planının ciddi bir kanıtı olarak gösteriyor.Aktar'a göre,o dönem tehcire karşı direnen yerel yöneticilerin heykeli dikilmeli...

Prof.Dr.Ayhan Aktar,1915'te yaşanan tehcirle İttihat ve Terakki'nin Anadolu'nun Türkleştirilmesi planını hayata geçirdiğini söylüyor.Aktar'a göre 1915'te yüzde 20'ler civarında olan Anadolu'daki gayrimüslim nüfus oranının 1927 yılında yapılan nüfus sayımında yüzde 2.5'a kadar düşmüş olması bu olgunun en önemli göstergesi.Aktar,"Gâvursuz memleket mi olurmuş?" diyerek Konya Ereğlisi'nde Ermenilerin tehcir edilmesine karşı çıkan Gökbudak ailesinin lideri Deli Mustafa Ağa'nın heykelinin dikilmesi gerektiğini söylüyor.

-İttihatçıları Ermeni tehciri kararını almaya iten süreç neydi?

Ermeni tehcirine giden yolu anlamak için,işe önce 1912 Balkan Savaşları'ndan başlamak lazım.Balkan Savaşları sonrasında Avrupa'daki topraklarının yüzde 83'ünü ve toplam nüfusunun yüzde 20'sinin kaybedildiğini gören son dönem Osmanlı seçkinleri bir varoluş paniği içine girdiler.O günlerde 250 bin Rumeli muhaciri aç ve sefil bir vaziyette İstanbul'a doluşmuştu.Bulgar ordusu Çatalca'ya dayanmıştı ve top sesleri İstanbul'da duyuluyordu.O günlerde Dolmabahçe Camii'nde Sultan Reşad ile birlikte cuma namazı kılan Osmanlı seçkinleri her an şehrin düşeceğinden korkarak "Bu herhalde kıldığımız son cuma namazıdır" diye birbirlerine sarılıp ağlıyorlardı.İşte bu dönemde Türk milliyetçiliği ilk kez bir entelektüel ve kültürel fikir akımı olmaktan çıkarak bir kitle hareketi haline dönüştü.Osmanlıcılık fikri ölmüştü,artık herkes Türkçüydü.Ama bu dönüşüm Türk milliyetçiliği içinde bugün bile varlığını sürdüren varoluşsal eziklik,itilmişlik,hınç ve iç acısı olarak adlandırdığımız özellikleri keskinleştirdi.

-Bu dönemde Ermeni milliyetçileri,Taşnak Partisi ne yapıyordu?

Taşnak Partisi'nde yoğunlaşmış olan Ermeni milliyetçileri de aslında İttihatçılarla birlikte çalışarak 1908'de II. Abdülhamid'i tahttan indirmişlerdi ve 1912 yılına kadar İttihat ve Terakki ile koalisyon ortağı idiler.Taşnaklar Balkan Savaşlarından sonra kendilerine verilen reform sözlerinin yerine getirilmediğini görerek Batılı devletlerden destek aradılar.Onlar Doğu Anadolu'da idari ve siyasi bir reform istiyorlardı.Taşnaklar,büyük devletlerin yardımıyla İttihat Terakki'ye baskı yaptılar ve başarılı oldular.1914'te Ermeni Reformu Anlaşması yapıldı.Doğu Anadolu iki vilayete ayrılacak,yönetim Hristiyanlarla Müslümanların katılımıyla olacaktı.Ayrıca iki yabancı vali atanacaktı ve atandı da.Osmanlı yöneticileri bunu bağımsızlığa doğru giden ilk adım olarak algıladılar.1914'te acilen Birinci Dünya Savaşı'na girdiklerinde de bu reform planını rafa kaldırdılar.Savaşa girince İttihatçılar bir anlamda hareket özgürlüğü kazandılar.Artık dış baskılardan kurtulmuşlardı.

-İttihatçılar bu boşluğu nasıl değerlendirdi?

İşte bu noktada,özellikle İttihatçıların sivil kanadının geliştirmiş olduğu bir Türkleştirme projesi ortaya çıktı.Bunun esası bir nüfus mühendisliği projesininin hayata geçirilmesiydi.İlk olarak,1913-1918 arasında yaklaşık 5 milyon insan yer değiştirdi.İkinci olarak,Anadolu'nun Türklerin dışındaki etnik gruplarının Türklük şemsiyesi altında toplanması,yani asimile edilmesiydi.Burada İslamiyet'e dayanarak Türklüğü güçlendirme siyaseti izlendi.

-Bu süreç Anadolu'da nasıl bir tabloyu ortaya çıkardı?

Osmanlı Devleti'nin 1906 yılında yaptığı nüfus sayımına göre,günümüz Türkiye sınırları içinde nüfus 15 milyon civarındadır.Bu nüfusun yüzde 20'si de gayrimüslimlerden oluşmaktadır.1927 yılında Cumhuriyet yönetiminin ilk nüfus sayımına göre ise nüfus 13.6 milyona düşmüştür.Tabii ki on yıllık savaşta çok insan ölmüştür.Ama 1927 yılında toplam nüfus içinde gayrimüslimlerin oranı yüzde 2.5'e düşmüştür.Ermeni tehcirinde insanların Suriye çöllerine sürüldüğünü ve yok edildiklerini,Türk-Yunan nüfus mübadelesinde ise 1 milyon 200 bin Anadolu Rumu'nun Yunanistan'a yollandığını düşündüğümüz zaman bu sayılar anlam kazanmaya başlar.Kısacası,Birinci Dünya Savaşı'ndan önce Türkiye'nin bugünkü sınırları içinde yaşayan her beş kişiden biri (yüzde 20) gayrimüslimdi;savaştan sonra ise bu oran kırktabire (yüzde 2.5) düştü.Bu düpedüz nüfusun Türkleştirilmesi politikasıdır.

-1915'te yaşananlara ad koymanız gerekse,siz ne derdiniz?

Bu konuda halen bilgilenme sürecindeyiz,ama ben bu işin İttihat ve Terakki'nin sivil kanadı tarafından organize edilmiş ve Talat Paşa tarafından merkezden yönetilmiş nüfus mühendisliği amaçlı bir "etnik temizlik" harekâtı olduğunu düşünüyorum.Burada Talat Paşa'nın merkezi bir konumda olduğunu belirtmek lazım.Kendisi Dahiliye Nazırı olarak bir yandan resmen Anadolu'daki valilere tehcir emri yollarken,diğer yandan da İttihat ve Terakki'nin genel merkezinin başı olarak konağına kurmuş olduğu telgrafhane ile partinin yerel örgütlerine kırım emirleri yolladığını ve bu amaçla Teşkilat-ı Mahsusa gibi çeteleri seferber ettiğini biliyoruz.

Tabii ki 1915'te olanları "soykırım" olarak görenler de var.Bir sosyal bilimci olarak hukuk terimlerinin sosyal bilimlerde kullanımını çok yararlı bulmuyorum.

-Ermeni meselesine ilişkin sizin çözüm öneriniz nedir?


Türkiye bu konuda çok ciddi bir fırsatı 1990'larda kaçırdı.Demirel-İnönü koalisyonu sırasında Ter-Petrosyan Ermenistan'ın lideriydi.Türkiye ile uzlaşma istiyordu.O dönemde hükümeti Ermenistan ile uzlaşmazlık konusunda ikna eden dışişleri bürokratlarının bugün yargılanmaları gerektiğini düşünüyorum.Bunun Halk Bankası'nın içini hortumlamaktan daha büyük bir suç oluşturduğuna inanıyorum.Çünkü onlar,Türkiye'nin Batı dünyası ile ilişkilerine mayın döşediler.Bu,affedilemez bir şeydir.

Ama yine de bir şeyler yapılabilir.Tehcir emrine direnen Osmanlı valilerinin faaliyetleri veya eşrafın Ermenilere yardımları gündeme getirilebilir.Örneğin,Sarkis Çerkezyan'ın anılarında Konya Ereğlisi'nde Ermenilerin tehcir edilmesine karşı çıkan Gökbudak ailesinin lideri Deli Mustafa Ağa'dan bahsediliyor.Deli Mustafa'ya Ermeniler için tehcir emri geldiğini söylemişler.O da,"Biz öyle bir şey yapmayacağız" demiş.Sonra da "Bir pilav pişirmek için su yerine tereyağı koysam ama tuz koymasam o pilav yenir mi?" diye sormuş."Hayır,yenmez," diye cevap vermişler."U.an Türk bulgur olsa,pilav pişirsek,tuz yerine Ermeni'yi koymasak o pilav yenmez.Onlar bu memleketin hem tadı hem tuzu.Gâvursuz memleket mi olurmuş?" demiş.Böylece,Ermeniler Suriye çöllerine sürülmekten kurtulmuşlar.

Ben Konya Ereğli Belediye Başkanı olsam,bir meydana Deli Mustafa Ağa'nın ismini verir ve de heykelini dikerdim.Sonra da sırayla Erzurum Valisi Tahsin Bey,Halep Valisi Celal Bey,Ankara Valisi Mazhar Bey,Yozgat Mutasarrıfı Cemal Bey,Kastamonu Valisi Reşid Paşa ve tehcire karşı çıktığı için Teşkilat-ı Mahsusa tarafından öldürülen Lice Kaymakamı Hüseyin Nesimi Bey'lerin heykellerini dikerdim.Dini bütün Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın heykellerin açılış törenlerine katılıp birer "Fatiha" okuması da gayet şık olurdu diye düşünüyorum...

*Ermeni Sorunu,Röportaj:Ertuğrul Mavioğlu,Radikal,15 Şubat 2006.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=178732

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder