13 Haziran 2013 Perşembe

Osmanlı Ermenilerinin tümü hedef alındı/Prof.Dr.Halil Berktay*

Prof.Dr.Halil Berktay,1915'te yaşananların 1948 Birleşmiş Milletler Konvansiyonu'na göre soykırım olduğunu belirtiyor ve ekliyor:"Ama 1915'te 1948'in etik birikimi yoktu,o nedenle kestirmesiz bir ifadeyle yaşananlar soykırımdı diyemeyiz."

-1915'teki tehcir emirleri Ermeni çetelerle sınırlı kalabildi mi?

Tehcir emirleri zaman zaman ima edildiği gibi Doğu cephesindeki askeri harekât alanıyla sınırlı değildir.Keza yine tehcir emirleri Osmanlı İmparatorluğu'nun doğrudan doğruya Ermeni milliyetçiliğine bulaşmış kesimleriyle de sınırlı değildir.Tehcir,Osmanlı Ermenilerinin tamamını hedef almıştır.Yani bir etnik grubun tamamı şüpheli ya da suçlu muamelesi görmüş,Ermeni olmalarından başka hiçbir neden aranmaksızın yerlerinden yurtlarından göçe zorlanmışlar,mallarından,mülklerinden bütün yaşam çevrelerinden koparılıp atılmışlardır.Bu,1948 Birleşmiş Milletler Konvansiyonu'nun terimleriyle,bütün bir nüfus grubuna,o grubu yok edecek veya o grubun varlık koşuluna çok ağır zarar verecek şekilde hedef almaktır.Bunun da ötesinde net bir biçimde anlıyoruz ki,tehcir başlıbaşına bir felaket olmakla birlikte,Teşkilat-ı Mahsusa aracılığıyla gizli katliam emirleri de verilmiştir.Bu durum elbette ki,şimdiye kadar süregelen resmi,yarı resmi Türk milliyetçisi söyleme tamamen aykırı bir durumdur.Ve nitekim L'Express dergisinde konuya ilişkin yayımlanmış olan çok geniş dosya kapsamında gösterilen bir haritada belli başlı tehcir rotaları ve katliam mahalleri gösterilmektedir.Sivas,Adana,Diyarbakır,Van,Bitlis,Muş ve Erzurum havarisi birinci derecede katliam bölgeleri olarak gösterilmektedir.Bu harita önemli bir araştırmaya dayalı olarak hazırlanmıştır.Tehcir sırasında kim olduğu belirsiz silahlı kişilerin sürgün edilmekte olan silahsız Ermeni konvoylarına saldırarak başlattıkları katliamlar dalgasının ardında gizli devlet emirlerinin bulunduğuna dair çok ciddi ipuçları vardır.



Teşkilat'ı Mahsusa'nın önder kadrolarının örgütledikleri birinci dereceden katliamların yanı sıra,ikincil ve üçüncül diyebileceğimiz şiddet halkaları da sözkonusudur.Çünkü o günlerde şu mesaj Doğu ve Güneydoğu nüfusuna yayılmıştır:Çok acı bir deyimdir ama artık Ermenilere karşı av mevsimi açılmıştır.Böyle durumlarda halk ikiye ayrılır:En iyi unsurlar ve en kötü unsurlar.Kimileri hayatları pahasına komşularını korumaya,kurtarmaya,saklamaya çalışır ya da aman bana bulaşmasın diye sessiz kalır.Kimileri de en kötü tarafına teslim olur.Bunun içinde mal mülk düşkünlüğü,birikmiş nefretler vardır.Katliamlar devletin tepesinde oturan Enver,Talat ve Cemal paşalardan özellikle Enver ve Talat ikilisinin gizli emirlerle başlattıkları sürecin sonucudur.Bunun yanı sıra açlıktan,soğuktan ve hastalıktan da ölen olmuştur.Ama resmi söylemlerde iddia edildiği gibi ölümlerin büyük çoğunluğu bu nedenlerden ötürü değildir.Kaldı ki,açlıktan,soğuktan,tifüsten ölenler olduysa onlar da devletin sorumluluğundadır.Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir devlet Talat Paşa'nın defterinde geçtiği sayıyla ifade edersek "974 bin nüfusu sürdüm ama ölmelerini istememiştim.300-400 bini öldü ne yapayım" diyemez.Çünkü onları süren devlet,onların canının korunmasından,hastalanmamasından,açlıktan korunmasından da sorumludur.

-Yüzbinlerce ölüden söz ediliyor.Bu bir soykırım mıdır?

Türkiye'de ve Ermenistan'da her türlü tartışma bu noktada düğümleniyor.Tarihsellikle hukuksallık birbirinden farklı kategorilerdir.Soykırım tartışması asıl olarak hukuki bir zemin üzerinde yapılabilir.Hukuk tartışmasının,tarih tartışmasını örtbas etmemesi gerekir.1948 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Soykırım ve Soykırımın Önlenmesi Konvansiyonu'na göre,oradaki tanı
mları geçmişe uygularsak yaşananlar net bir biçimde soykırımdır.Çünkü Ermeniler sadece Ermeni oldukları için hedef alınmışlar ve üstelik bu,Ermenileri Anadolu'dan temizlemek şeklindeki bir ideolojinin ürünüdür.Fakat 1915 yılındaki olaylar yaşanırken konvansiyonun bu kararları henüz olmadığı gibi,bu konvansiyonu ortaya çıkaran ahlaki birikim de sözkonusu değildi.1915'te Talat Paşa tehcir yasasının en radikal bir biçimde uygulanması talimatını verirken o kuşağın insanlarının kafasında "Dünya buna soykırım,etnik temizlik der" şeklinde nosyonlar sözkonusu bile değil.Kötü ve hukuk dışı bir şey yaptıklarını bildikleri için gizli emirlerle yaptılar.

Ama bu yaptıklarının ileride soykırım olarak değerlendirilebilecek bir şey olduğunun farkında değillerdi.Dolayısıyla dürüst bir tarihçinin kafasında her zaman şöyle bir sorun olacaktır:1948'e benzer bir atmosfer içinde böylesi bir eyleme kalkışırlar mıydı?Bu sorunun yanıtı yok.Dolayısıyla hiçbir zaman kestirmesiz kesin bir ifadeyle "1915 soykırımdı" diyemeyeceğiz.

-Tartışmalarda 1915'e nasıl gelindiği de hayli öne çıkan bir konu...

Olaya milliyetçi değil,başka açıdan bakabilmek lazım.Ermeni milliyetçi örgütleri vardı.Bir toprak parçasını Osmanlı İmparatorluğu'ndan koparıp almak için şiddeti meşru görüyorlardı,uyguluyorlardı.Üstelik bu örgütler şiddeti sadece devletin nizami güçlerine karşı değil,yerel Türk ve Müslüman halka da uyguluyorlardı.

Ama o dönemde böylesi bir şiddeti herkes kullanıyordu.Rum Pontus çeteleri de şiddet uyguluyordu,onların karşısına dikilen Türk çeteleri de şiddet uyguluyordu.Yani Daşnak komitacıları canavardı da Topal Osman pirüpak mıydı?Çeşitli paramiliter güçler birbirlerinin köylerine baskınlar düzenliyor,kadınların ırzına geçiyor,çocukları süngülüyordu.Bunlar yerel ölçekte etnik boğazlaşma olarak yaşandı.Bir tarafın kahramanı diğer tarafın canavarı oldu.Topal Osman Rum Pontus bölgesinde Türklerin kahramanıydı ama Rum köylerinde anneler çocuklarını "Topal Osman geliyor" diye korkutuyordu.Demek ki,çağdaş tarihçi bakış ancak o günün duygusal atmosferinden kendini sıyırmayla mümkün olabilir.

-Bu koşullarda çözüm mümkün mü?

Çözüm için önemli olan her iki tarafın da milliyetçi resmi söylemlerini eleştirebilmesidir.Biz bunu 24-25 Eylül 2005'te düzenlenen konferans ile yaptık.Bunun Ermeni tarihçileri tarafından da yapılmasını umuyoruz.Benim idealim,Ermeni sorununun bütün boyutlarıyla Türkiye toplumunda ve akademik çevrelerde fizikteki termodinamik yasaları hangi rahatlıkla konuşulabiliyorsa o rahatlıkta konuşulabilmesidir.Ne zaman ki bu sakin tartışma ortamını sağlarız,o zaman benim açımdan Ermeni meselesi zaten çözümlenmiş demektir...

*Ermeni Sorunu,Röportaj:Ertuğrul Mavioğlu,Radikal,12 Şubat 2006.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=178434

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder