13 Haziran 2013 Perşembe

Anadolu hiç de Türklerden ibaret değildi/Osman Köker*

Osman Köker,yüz yıl öncesinden kalan Ermenilere ait kartpostalların,Anadolu'da yaşayan kültürel çeşitliliğe ilişkin ilginç veriler sunduğunu söylüyor.Köker'e göre tehcirin ardından Anadolu'daki pek çok üretim dalında ciddi bir çöküş yaşandı...
Orlando Carlo Calumeno'nun kartpostal koleksiyonunu "Yüz Yıl Önce Türkiye'de Ermeniler" başlığıyla sergileyen ve kitaplaştıran Osman Köker,yanlış tarih anlayışının halklar arasındaki düşmanlığı körüklediğine dikkat çekiyor.Köker,o dönemde gönderilen kartpostalların Edirne'den Kars'a kadar tüm Anadolu'ya yayılmış olan Ermeni varlığını inkâr edilemeyecek şekilde ortaya koyduğu görüşünde.Köker,tehcirin ardından,Anadolu'da Ermenilerin etkin olduğu üretim alanlarının çöktüğünü,eski hareketliliğin ve zenginliğin de yitirildiğini söylüyor.

-Bundan yüz yıl önce Anadolu'daki Ermenilerin nüfusu ve yaygınlığı konusunda ne gibi tespitleriniz oldu?

Birinci Dünya Savaşı öncesinde Türkiye'deki Ermeni nüfusu konusunda birkaç kaynağa bakmak lazım.Bunlardan birincisi Osmanlı nüfus sayımlarıdır.Bize en yakın ve en ayrıntılı olan sayım 1914'tedir.Diğerleri Ermeni kaynaklarıdır.Yerel din adamları nezdinde yapılmış nüfus sayımlarıdır bunlar.Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan nüfusu esas alırsak,Osmanlı nüfus sayımına göre 1 milyon 300 bine yakın Ermeni'nin yaşadığını görüyoruz.Patrikane merkezli nüfus sayımları ise 1 milyon 900 bine yakın Ermeni'nin yaşadığını ortaya koyuyor.Her iki nüfus sayımı da doğru olmayabilir.O dönemde politik kaygılar var,devlet düşük göstermiş olabilir,Patrikane yüksek göstermiş olabilir ama bu iki rakam bize yaklaşık bir fikir veriyor.Hatta genel olarak sayımların az gösterildiği varsayımını da yapabiliriz.Örneğin Beykoz'daki nüfus sayımında hiç Ermeni gözükmüyor.Halbuki başka kaynaklardan Beykoz'da Ermeni kilisesi,okulu ve kulübünün var olduğunu biliyoruz.Paşabahçe civarında çalışan Ermeni ustalar var.Hatta bir Ermeni mahallesi var ki,bugün belediye orayı restore ediyor.Diğer bir örnek Foça'dır.

Orada hem Osmanlı hem de Patrikane'nin nüfus sayımında Ermeni nüfus sıfır görünüyor.Ama ticari yıllıklara göre Foça'daki onbir tüccarın dokuzu Ermeni.Ama anlaşılan bir cemaatleşme sözkonusu değil.Bu nedenle nüfus kayıtları da yapılmamış.Zaten Talat Paşa da Hürriyet gazetesinde Murat Bardakçı'nın yayımladığı "Kara Kaplı Defter"inde Ermeni nüfusu için 1 milyon 300 bin gibi bir rakam verdikten sonra,"Bizde Ermeni nüfusu biraz eksik sayılmıştır,yüzde 20 daha eklemek gerekir" diyor.Yani dönemin önce İçişleri Bakanı sonra da Sadrazam'ı olan Talat Paşa'nın söylediğine göre Ermeni nüfusun 1 milyon 500 binden aşağı olmaması gerekir.Bazı Ermeni kaynaklar nüfusu üç milyona kadar çıkarıyor ama çok güvenilir bilgilere dayanmıyor.

Ermeniler genel olarak Erzurum,Van,Bitlis civarında yaşar diye bilinir.Ama tablo öyle değil.Edirne'den başlıyor,Kars'a kadar uzanıyor.İzmit ve Adapazarı'nda nüfusun üçte biri gibi bir yoğunluğa sahipler.Bursa'dan İzmit'e kadar uzanan Güney Marmara havzasının köylerinde ciddi bir Ermeni yoğunluğu göze çarpıyor.İzmir,Kütahya,Afyon,Ankara'da belli bir yoğunlukları var.Kayseri'de yoğunlar.Güney'de Adana,Maraş,Urfa ve Diyarbakır'da oldukça fazla Ermeni nüfusu var.Karadeniz'de özellikle Samsun,Ordu ve Trabzon'da nüfusun önemli bir oranı Ermeni.Yani özetlersek Muğla civarı dışında Anadolu'nun hemen her yerine yayılmış yoğun bir Ermeni nüfusu sözkonusudur.

-Tehcir ile birlikte Ermenilerin sosyal ve ekonomik hayattaki bu etkinliklerine ne oldu?Bir el değiştirme mi sözkonusu?

Tehcir sonrasında el değiştiren mallar var.Topraklar,evler,tesisler.Ama ağırlıklı olarak bir el değiştirme sözkonusu değil.Yani "Giden Ermenilerin yerine Türkler geldi" diye bir genelleme yapabilmemiz çok zor.Böyle bir el değiştirme yaşanabilseydi bile,o tesislerin işletilebilmesi için bir bilgi birikimine ve ilişkiler ağına ihtiyaç duyulduğu unutulmamalı.Türkler o tesisleri işletecek birikime ve ilişkilere sahip değildi.O nedenle tehcirin ardından Ermenilerin bulunduğu üretim alanlarında tam bir çöküş sözkonusudur.Örneğin ipekçilik konusunda büyük bir gerileme oluyor.Kayseri'de,Harput'ta üretim tamamen duruyor.Bazı şehirler haritadan siliniyor.Artık Harput diye bir yer yok.Zeytuna kasabasından geride sadece bir köy kalmış.Sosyal hayat açısından bakıldığında da büyük bir çöküş gözleniyor.Ticaret de büyük yara alıyor.Bunlar kuşkusuz birbirine bağlı olgular.Anadolu'nun en güzel renkleri silinip kaybolmuştur.Tehcir sonrasının ortaya çıkardığı tabloya biraz da bu noktadan bakmak gerekiyor.

-Osmanlı'da Ermenilerle Türkler arasındaki sosyal ilişkiler nasıldı,karşılıklı bir husumet sözkonusu muydu?

Savaş çıkıncaya kadar Türklerle Ermeniler arasında gözlenen önemli bir problem de sözkonusu değil.İlişkiler şu an hayal ettiğimizden çok daha renkli.Örneğin birçok kentte oldukça yaygın olarak Türkçe konuşan Ermeniler var.Daha doğuya gittiğimizde Kürtçe konuşan Ermeniler var.Ermeni harfleriyle Türkçe yayımlanan gazeteler sözkonusu.Ama en önemlisi,kimsenin kimseden gocunduğu yok.

-Tehcir sırasında Ermeni çocukların Müslümanlaştırıldığı söylenir.Bunun gerçeklik payı var mıdır?

Tehcir anılarında bu tür ifadelere hep rastlıyoruz.Çocukların Türk ailelere teslim edildiği,Ermeni kızların Türk ailelere gelin edilip Müslümanlaştırıldıkları.Bunlara eskiden Ermeni anılarında daha sık rastlarken,şimdi Türk tarafından da benzer anılar ortaya çıkmaya başladı.Yıllar geçtikten sonra insanlar demek ki bir Ermeni babaanne ya da anneannesinin varlığını söylemekten daha az çekinir oldu.Anlatılar,yazılanlardan çok daha fazladır.Osmanlı belgelerinde de benzer ifadelere rastlıyoruz.Örneğin merkezden telgrafla sorulan soruyu kasabanın kaymakamı şöyle cevaplıyor:"Kasabamızda kalan Ermeniler Müslüman köylerine dağıtılacak kadın ve çocuklardan ibarettir." Anlaşılıyor ki,kadın ve çocukların Müslüman köylere dağıtılması tehcir politikasının bir parçası olarak uygulanıyor.Ermeni kadın ve çocuklarının Müslüman köylerine dağıtılmaları,dul kadın ve genç kızların Müslümanlarla evlendirilmeleri konusunda Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde de çok sayıda belge var.Hatta bunların bir kısmı,Ermenilerin tehcir sırasında öldürülmediğinin kanıtları olarak görüldüğü için,Osmanlı Arşivi tarafından yayınlanan "Osmanlı Belgelerinde Ermeniler" türünden kitaplarda da yer alıyor.

-Tehcir öncesi ve sonrasını birbirinden ayırırsak,her iki halkın birbirine karşı yaklaşımında köklü bir dönüşüm sözkonusu mu?

Yıllardır yanlış tarih anlayışıyla iki halk arasındaki düşmanlık körükleniyor.Örneğin ilkokul üçten itibaren müfredatta öğretilen bilgiler şehirlerin hep Türk olduğu izlenimi verir.Şehir adlarının Türklere ilişkin bir kökü olduğu ispat edilmeye çalışılır.Şehirde daha önce Türk olmayanların yaşadığı bilgisi ya verilmez ya da bu topluluklar önemsiz diye geçiştirilir.Özellikle Ermeni ve Rumlar,sanki daha önce hiç orada yaşamamışlar,problem çıkarmak için bir yerlerden gelmişler gibi,savaş anlatılırken birden sahneye çıkarlar.Oysa sergilediğimiz kartpostallar hayatın aynası gibi:Anadolu hiç de Türklerden ibaret değildi.Örneğin bu kartpostallardan birinde İstanbul Kadıköy'de beş dilden tabelası olan bir oduncunun olduğu görülüyor:Fransızca,Ermenice,Rumca,İbranice ve Osmanlıca.Bir otelde de üç dilden tabela var.Ne kadar inkâr edilse de Ermenilerin yaşam içindeki rolü önemliydi...

*Ermeni Sorunu
,Röportaj:Ertuğrul Mavioğlu,Radikal,18 Şubat 2006.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=179023

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder