28 Mayıs 2013 Salı

Urfa:İngilizlerin Varışı (1921)/Jakob Künzler


Halep'teki Şubat kıyımından bu yana Urfa'da yine kötü söylentiler kol geziyordu.Hepsi de Ermenilere yönelikti ve onlar da günlük yaşamlarında bundan oldukça etkilenmekteydi.Tarafımızdan yapılan kurtarma çalışmaları da istemeden bu duruma katkıda bulunuyordu.Çalışmalarımızın özellikle kötü niyetli Türkleri kışkırttığını anlayabiliyorduk,çünkü onlar için geride kalan Ermeniler kölelik hizmetleri için yararlanılacak işgücü anlamını taşıyordu.Şimdiyse bu köleler ellerinden alınacaktı!

Bu nedenle;bir sabah,Hristiyan bir kadının gelip eşime,kentteki zengin ve saygın Müslümanlardan oluşan Türk Kulübü'nde,eczacı Karekin ve benim öldürülmemizin karara bağlandığını anlattığında şaşırmadık.Biz ikimiz ortadan kaldırıldığımızda,Ermeni köleler elde kalacaktı.Böylece hiç kimse Türklerin evlerindeki Ermeni kadınları almaya cesaret edemeyecekti.

Bunu işittiğimde,beni öncelikle bir gülme aldı,çünkü,bir kişi olarak halkın tüm sınıflarının,Müslümanların ve Hristiyanların,bana karşı sergiledikleri bağlılık nedeniyle öldürme girişimlerine karşı belli ölçülerde korunaklıydım.Kulübün hakkımda görüşmüş olması,benim açımdan ancak hafif bir uyarı olabilirdi.

Bundan iki gün sonra,eczacı,kapısı çalınarak uykusundan uyandırıldı.Güya kapıdakilerin acilen ilaç almaları gerekiyordu.Karekin alelacele giyindi ve sokak kapısına inen merdivene yürüdü.Birkaç basamak inmişti ki birden inip inmeme hususunda içine bir kuşku düştü.Bu nedenle bir an için öylece durdu.Tam o esnada kapı önünde tabancayla beş el ateş edildi.Artık anlaşılmıştı,kapıdakiler bu gâvuru korkutmak istemişlerdi;şayet daha kötü bir niyetleri yoktuysa.

Ertesi gün,Karekin,her zaman olduğu gibi evinin dışında bulunan eczanesinde işiyle meşguldü.Bu esnada küçük kardeşi yanına gelip evin kapısında beş adet taze kurşun deliği olduğunu,kapının karşısındaki duvardan tüm kurşun deliklerinin görülebildiğini haber verdi.Artık,kurşunların bu Ermeni'ye yönelik olduğu anlaşılıyordu.Şayet önceki gece basamakta tereddüt etmeseydi şimdi hayatta olmayacaktı.Tanrı'nın mucizesi olarak suikastten kurtulmuştu.

Durumu müşahede etmek için çağrıldım.Artık İngilizleri Urfa'ya çağırmak zorunda olduğumu anladım.Bana öyle geliyordu ki İngiliz tarafı da böyle bir beklenti içindeydi.

Eve gelince atımı eyerlettim;daha sonra daktilonun başına geçip kısaca şunları yazdım:"We require immediately representatives of the British because the life of Armenians is in danger" ["Ermenilerin yaşamı tehlikede olduğundan ivedi olarak Britanya'nın temsilcilerine ihtiyacımız var",ç.n.].

Kendisiyle bu haberi istasyona gönderdiğim Arap,benim uslu kısrağımla altmış kilometrelik yolu dört saat içerisinde katetti.

Ertesi sabah,üç otomobil dolusu askerle bir albay bana geldi.Subay,eczanenin bulunduğu binada ateş edilen yeri de teftiş etti.Ertesi sabah,subay ve askerler yine ortadan kaybolmuştu.Daha onların gittiğini öğrendikleri anda kötü niyetliler arasında sevinç nidaları yükseldi.Kentte dolaşıp İngilizlerin Türklerden korktukları için geri çekildikleri söylentisini yaydılar.Onlara göre,artık Ermeniler rahatça yok edilebilirdi.

İngilizlerin kente gelmeleri nedeniyle rahat bir soluk alan ve bana teşekkürlerini dile getiren Ermenilerse,büyük bir korku içerisinde gelip İngiliz askerlerinin dönmesine müsaade ettiğim için bana sitem ediyorlardı.Ama ben onların bilmediği bir şey biliyordum.Onlara sakin olmalarını telkin ettim.Ertesi gün yüzü gülecek olan onlar olacaktı.Ama o büyük anın gelmesi üç gün sürdü.Üçüncü gün klinikte işimin başındaydım.Saat on'a doğru yine bir Türk polis geldi ve hemen kendisiyle valiye gelmem gerektiğini bildirdi;fakat ben öncelikle işimi bitirmek istedim.Doğrusu savaş yıllarında polis tarafından o kadar sık çağrılmıştım ki çağrıya acele etmeye pek gerek görmedim.

Lakin polis sıkıştırıyordu.Bana gizlice yabancıların geldiğini,valinin beni tercüman olarak istediğini söyledi.

O anda gelenlerin İngilizler olabileceğini düşündüm.Hemen üstümü değiştirip polisi izlemeye koyuldum.

Hükümet sarayının önünde bir otomobil duruyordu.Kabul salonuna girdim.Valinin yanında oturan iki İngiliz subay beni dostça selamladılar.

Daha sonra,burada aktarmak istediğim,birkaç dakika süren düşündürücü bir konuşma geçti:Üsteğmen olan bir İngiliz subay bana "İngilizce biliyor musunuz?" diye sordu."Evet,biraz" diye yanıtladım."Peki öyleyse,tercümanım yanımda olmadığından benimle Türk vali arasında tercümanlık yapmanızı rica ederim.Sorun bakalım Türk'e geleceğimden haberi olmamış mı?"

Vali:"Elbette,telgrafınızı aldım."
İngiliz:"Peki,beni niçin karşılamadınız?"
Türk'ün yanıtı:"Telgrafta sizin beni beklediğiniz belirtilmiyordu."

Türk'ün yanıtı biraz süklüm püklüm olmaya başlamıştı.

İngiliz:"Lanet olsun size,İngilizlerin dostu ve Urfa'nın valisi olarak görevinizi yapıp beni karşılamaya gelmediniz!"

İtiraf etmeliyim ki İngiliz'i biraz yumuşatarak çevirdiğim bu yanıt Türk'ün üzerinde büyük bir etki yarattı.

Ancak İngiliz yanıt beklemeden sorusunu sürdürdü:"Subaylarım ve 800 askerin yerleştirilmesi için ne gibi hazırlıklar yaptınız?"

"Sizden evvel davranmak istemedim.Yer sorunu olmayacaktır.Subaylar için bir İsviçrelinin boşta olan evi kullanılabilir.Askerler içinse boş bir kışla hazır beklemektedir."

"Beni oraya götürün.Siz burada kalın.Evi denetledikten sonra size emirlerimi vereceğim." Bu sert sözlerle birlikte subay ayağa kalktı,benden de kendisiyle birlikte gelmemi istedi.Biz otomobile bindik;Türk polisler arkamızdan koşarak geliyordu.Kışla teftiş edildi.İngiliz burun kıvırıyor,kışlaya hiçbir askerini sokamayacağını söylüyordu.Sonunda bana akıl danıştı.Vali,İsviçrelinin evinden söz ettiğinde,İngilizlerin o evi alacağını anlamıştım.Sözkonusu ev,burada bulunmayan Dr. Vischer'in eviydi.Adil bir misilleme duygusuyla şu yanıtı verdim:

"Türklerin hastanesini alın;boş duruyor,konumu olağanüstü ve ferahtır."

Yeniden otomobile binildi ve Türklerin hastanesine gidildi.Kısa bir denetimden sonra İngiliz subay,valiye ilk emrini verdi:"Türklerin hastanesi hemen birliklerim tarafından işgal edilecektir;ivedi teslimini talep ediyorum."

İngiliz sordu:"İsviçrelinin evi nerede?"

Ev yakın olduğundan oraya yaya gidildi.Burada da İngiliz hemen kararını verdi;zaten Urfa'da bundan daha güzel bir ev de yoktu.Evin içi hemen hemen boştu;ben sadece poliklinik,eczane ve bir ameliyathane kurmuştum oraya ki bunları da artık İngilizlerin gelmiş olmasından dolayı Türklere hiçbir şey sormadan tekrar hastaneye nakledebilirdim:Mühürler zaten düşmüştü;bana sadece kilitleri açmak kaldı.Bu arada birlikler gelmişti,tümü Hintliydi.İlaveten büyük bir nakliye birliği ile birkaç tankla birlikte İngiliz askeri de geldi.

Urfa ve kentte geriye kalan Ermeni halkı için ne büyük bir şans!Kentteki diğer Hristiyanlar için de İngilizlerin gelişleri büyük bir sevinç oluşturdu.Uzun süreden beri içinde yaşadıkları ölüm korkusu artık bitebilirdi.Bunlar,24 Mart 1919 günü oluyordu.

Suriyeliler ve Katolikler bana gelip teşekkür ediyorlardı.

Kısa süre sonra Urfa'nın üç yüksek konumlu Türk memurunun,valinin,emniyet müdürünün ve belediye başkanının,görevinden uzaklaştırılması,İngiliz işgalinin bir kazanımıydı.İlki (vali) tutuklanarak İstanbul'a gönderildi.Bunun nedeni,Ermeni vahşetiydi.Bu Bey,tehcir başladığında Bayburt Valisi'ydi.Bu kişi,o zaman sadece Ermeni erkeklerini değil,bütün Ermeni kadın ve çocuklarını da şehrin önünde katlettirmişti.Bu olaydan sonra,anılan vali,önceleri bu görevde kalmaya istekli olmadığından cezaen nakledilen bir valinin bulunduğu Akdağmadeni'ne sürüldü.Bu vali orada da,kadın-çocuk demeden kentin bütün Ermenilerini kılıçtan geçirtmişti.İşe yarayan bu memur,daha sonra da Urfa'da görevlendirilmişti.İngilizler,bu kişiyi şimdi Türkler sayesinde zararsız hale getirebildiler.

Kadı,bana bu valinin korkunç eylemlerini anlattığından beri,sürekli olarak,anılan valinin kadınları ve çocukları toplatıp sürgüne gönderen öbür valilerden daha iyi davranıp davranmadığını düşünüyorum.Birçok yerde kadınlar,sürgüne gönderilmektense bulundukları yerde başlarını vurdurtması için valilere yalvarmadılar mı?Sürgün yollarında bu zavallıların başına ne anlatılmaz korkunç şeyler gelmişti!Utanç,tutsaklık ve açlıktan ölüm,kesin ve dehşet verici yazgılarıydı;lakin buna karşın,bütün valiler bu vali gibi davransaydı,bugün evlerini terketmek zorunda kalan bir buçuk milyon Ermeni'den geriye kalan daha 200.000-300.000'i de hayatta olmayabilirdi.

Urfa kentinin Hristiyanlarını yine bir heyecan sardığında aylardan Mayıs'tı.Birçoğu pazar yerlerindeki tezgâhlarını kapatıp evlerine kaçtı.Büyük korku ve heyecan içindeki bir kadın kliniğe yanıma geldi ve hükümetin Müslümanlara silah dağıttığından yakındı.Gönülsüzce kadını başımdan savmak istedim.Ona inanmamıştım.Fakat kadın bir türlü gitmek bilmiyordu;ta ki ona şunları söyleyene değin:

"Bu tür şeylerden artık ben sorumlu değilim,İngilizlere git!" Kadın gitmiş ve daha çabuk içeri sokulabilmek için kendisini benim gönderdiğimi söylemiş.

Ertesi gün bütün Hristiyan eşrafla birlikte ben de İngiliz komutanlığına çağrıldım.Paniğin nereden kaynaklandığını anlatmamız isteniyordu.Bense,bir gün önce bana bir Ermeni kadının geldiğini ve benim ona İngilizlere gitmesini salık verdiğimi unutmuştum.İngiliz komutan bizi,daha önce konuyu etraflıca incelemesi emrini verdiği Türk valiye götürdü.Türk vali,halihazırda olayın nedenini ortaya çıkarmıştı:Türk hükümeti,kentin dışında bulunan bir evden başka bir yere silah aktarmıştı;bazı ürkek mizaçlar bunu görmüş olmalı,bu durum da paniğe yol açmıştı...

*Jakob Künzler
Çevirenler:Ayşegül Türkdoğan ve Ayalp Talun İnce

**Ankara ve Lozan Arasında:Avrupa Yolundaki Türkiye Üzerine Bir Derleme,(der.) Max Schweizer,1. bs.,Ankara:Phoenix Yayınevi,2005,s.151-154.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder