27 Mayıs 2013 Pazartesi

Jawaharlal Nehru/Prof.Dr.Şerif Mardin*

İngiltere'nin Hindistan üzerinde uzun vadeli etkisinin paradoksal bir yönünden söz edilebilir.Bir taraftan İngiltere 1790'lardan sonra Hindistan'da egemenliğini pekiştirmiş,böylece,ondokuzuncu yüzyıl ortasından sonra bu duruma karşı koyan kişilerin "ebe"liğini yapacak koşulları yaratmıştır.Diğer taraftan,İngiliz kültür emperyalizminin bir sonucu İngiliz kültür ve değerlerinin Hindistan üst tabakası arasında yaygınlaşmasına yol açmıştır.Çağımızın büyük devlet adamlarından Nehru'nun da hayatını bu açıdan inceleyebiliriz.

Nehru,Hindistan politikasında önemli bir rol oynamış olan Motilal Nehru'nun oğluydu.Genelinde aile kökeni Hindistan'ın üst tabakasına dayanıyordu.Bu düzeyden bakıldığında eğitimini İngiltere'nin en prestijli iki lisesinden birinde (Harrow) ve Cambridge Üniversitesi'nde okumuş olması sınıf durumunun doğal bir sonucu olarak kabul edilebilir.Nehru,daha sonra İngiliz Barosu'na kabul edildi.1919'da Amritsar Katliamı'nda yüzlerce Hint milliyetçisi İngiliz askerlerinin kurşunlarıyla ölmüş,binlercesi yaralanmıştı.Bu olay baba ve oğul Nehru'nun politikaya girmesine yol açtı.

Bu noktada paradoksun bir diğer boyutuyla karşılaşıyoruz zira 1857 ayaklanmasından sonra Hindistan'ın İngiliz idaresi değiştirilmiş,Hindistan Genel Valisi'nin (Viceroy) yürütme işlemlerine bir yenilik getirilmiş bir çeşit "Hintli kabine" teşkil eden Hintli müşavirlerle iş görmesi sağlanmıştı.1885'te Hint Milli Kongresi adıyla bir siyasi parti kurulduğunda kurucuları arasında Hindistan'da memuriyette bulunmuş Allan Octavian Hume'i görüyoruz.İki Nehru'ların 1919'da politikaya girmesi bu tür gelişmelerin bir ürünü olan mahalli meclislerin verdikleri imkânlar yüzünden olmuştur.

Jawaharlal Nehru 1929'da Hint Milli Kongresi'nin başkanı seçildi.Güttüğü politika İngiliz idaresinin meşruiyetini reddetmeye dayandığından 1930-1936 yılları arasını tümüyle hapiste geçirdi.1937 yılında Hindistan'da yapılan ilk Temsilciler Meclisi seçimlerine katıldı ve partisi temsilcilerin yarısını kazandı.Aynı politikayı güden Gandhi ile arasında 1939'da başlayan anlaşmazlığın derin kökleri olduğunu söylemek mümkündür.Tarımsal bir sosyalizm idealini savunan Gandhi'nin yanında Marxizm'den esinlenmiş olan Nehru Hindistan'ın endüstrileşmesini,sosyalizmin birçok yönlerini benimseyen bir ülke olmasını savunuyordu.İkinci Dünya Savaşı'nda iki liderin hâlâ birleştikleri nokta,Hindistan'a o anda bağımsızlık verilmediği takdirde İngiltere'ye savaşta yardım etmemekti.

Nehru 1942-1945 yılları arasında hapiste kaldı.Savaştan sonra Hindistan'ın Hindistan ve Pakistan olarak bölünmesiyle sonuçlanan müzakerelere katıldı.Bağımsızlıktan sonra da Hindistan'ın ilk başbakanı oldu.İç politikada bir seri "beş yıllık plan"la ideallerini gerçekleştirmeye çalışan Nehru,dışişleri bakanlığını da uhdesinde tutarak,milletlerarası politikaya damgasını vurmaya başladı.Bunu da Afrika-Asya bloğu olarak bilinen Üçüncü Dünya ülkelerinin bir küme olarak etkin olmasını sağlamakla gerçekleştirdi.Diğer taraftan nötralizm politikasının mimarı olarak bir imge oluşturdu.Nehru,yetiştiği kültür muhitinin değerlerini ciddiye alarak,eşitlik ilkesinin mantıksal sonucu olarak Hindistan'ın bağımsızlığını savunmakla ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bu değerlerin milletlerarası boyutlarını temellendirmeye çalışmakla "Parlamentoların Anası" İngiltere'nin kendi ilkelerinin çağdaş dünyadaki uygulamasının beraberinde ne gibi öğeleri sürüklediğini anlatan politikacıdır.Bugün,doğal olarak gördüğümüz "emperyalizmin tasfiyesi" politikasının yeni bir buluş olmayıp,demokrasinin prensiplerine inananların politikası olduğunu ileri sürmesi ise onu ölümsüzleştiren tutumdur...

*Prof.Dr.Şerif Mardin

**20. Yüzyıl Siyasi Tarihi:Çağdaş Liderler Ansiklopedisi,(yay. haz.) Orhan K. Akyıldız ... [ve diğerleri] ; önsözler Şahin Alpay ... [ve diğerleri],İstanbul:İletişim Yayınları,1986,c. 4,s.1500-1501.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder