1 Şubat 2013 Cuma

Sabiha/Karin Karakaşlı

Nerede çalışıyorsun dedi mi eş dost,yuvarlayıveririm lafı."Havaalanında temizlik işlerine bakıyorum," derim,olur biter.Ekmeğimi kazandığım yer haktır,emeğim var.Ama Eyşa öyle deyince,kaldım işte.Günün en güzel saati,kahvaltı edeceğiz birlikte.Hayata dağılmadan cümleten birbirimizi gördüğümüz tek zaman.Sonra Eyşa işe gidecek,Cem'le Rıza okula.Ben de kendi yoluma.

"Bugün epeyi mesai var temizlikte.Genel kontrol yapacaklar," diyesim tuttu.Çay bardağından başını kaldırdı Eyşa.Yirmiüç yıllık kızım değil de,bir yabancının gözleri sanki karşımda.Buz tutmuş gözleri.Bana öyle baktığını hatırlamam."Onun akıttığı kanı bir ömür temizlesen bitmez," dedi.

Taş yemiş gibi oldum böğrüme.El dediğin kıyar insana,orasını anladık da,senin canından kanından olan evladın kıyar mı hiç?Elim karnıma gitti,kollarımı önümde kavuşturdum.O da gördü sanki taşı o an.Ağzı açık kaldı.Bir şey diyecek oldu,elimi kaldırdım havaya."Yetişir," dedim,"daha bir söz söyleme."

Kapıyı çarpmışım arkamdan.Hiç yapmam.Eşyalarımız uysaldır,hoyrat sesler çıkmaz hiçbirinden.Ama çarptı işte kapı.Oğlanların ikisinin de ellerinden tuttum sıkı sıkı.Başka gün olsa hemen bağırır kaçarlar yanımdan.Okula kadar olan yolu yalnız başlarına yürümek en büyük keyifleri.Ama bugün ses etmediler,korktular besbelli.Biri elimi tutsun istedim,ondan sıktım avuçlarını.Ama yetmedi.

Kızımla karşılıklı dolmaya dün gece başlamıştık aslında.Öyledir,küslük bulut gibi birikir,bir köşede ilk şimşeği bekler.Oturma eylemine gidecek ya bu akşam,onu anlatıyordu heyecanla.Gözleri çakmak çakmak."Her perşembe daha kalabalık oluyoruz Galatasaray'ın önünde anne,bir görsen." Katliam emrinin verildiği 4 Mayıs'a kadar her perşembe toplanacaklar.Yaşananlar bilinsin,devlet temiz bir özür dilesin,o dönem kaybolan çocuklar bulunsun,sürgün aileler yerine yurduna dönebilsin istiyorlar."Canê maê Ke bê goni bê keten şiyê Tariê mare ra u roştiê," diye yazmışlar kocaman."Toprağa düşen kefensizlerimiz,toprağı aydınlatan ışığımızdır..."

O benim aydınlık yüzlü kuzum.Asıl ışık onun yüzünde.Ana yüreği işte,korkuyorum elde değil.Işığını karartmasınlar."Aman kızım dikkat et ne olur," diyorum.Yüzü kararıyor hemen."Ben ne anlatıyorum,sen ne diyorsun?Korkmaktan başka bir şey bilmez misin?"

Sustuk sonra.Meyve soyarım,birlikte kıvrılır yeriz her akşam,biraz dizilere bakar,kıkırdarız.Yapmadık hiçbirini.Sonra işte o şimşek,bu sabah kahvaltı sofrasında çaktı.Şimdi yollardayım yine mecbur.Servisin camından bakınca öylece su gibi akıyor ağaç,araba,artık ne varsa.Sanki ben ileri gitmiyorum da,dünya geri gidiyor.Öyle geldi bana.İkide bir de gözüm doluyor.Hırslanıyorum da kendime,insanda biraz gurur olur,zırlama diye...İş iyi geldi bugün.El çalışınca kafa da avunuyor.Arada tuvalet paspası bitince şöyle bir kenara yaslanıyorum da etrafıma bakıyorum.Sırtım ağrımış,durunca çıkıyor acısı.Öyle azıcık dayanıp önümden gelip geçenleri seyrediyorum.Araba gibi insan geçiyor önümden.Bir tek onun siyahbeyaz resimleri hep öylece duruyor işte.

Ne ilk görüşüm onu,ne de son.Ama bugün kızımla arama girdi ya,yaşayan birine bakar gibi bakıyorum.Bana bunu yapmayacaktın Sabiha...Geçmişimi aldın da,bugünüme dokunmayacaktın.

Yüzümü çevirdim o koca resimlerden.Kafeteryada oturanlara bakındım bir an ve o zaman farkettim o kadını.Benim gibi Sabiha'nın resimlerine bakıyor uzun uzun.Sonra da yazıyor habire.Genç sayılır ama yüzü yaşlanıyor baktığında,yazdığında.Nasıl istedim bilmeyi neler yazdığını?

Ah be Sabiha...Böyle yazasım varmış sana.Mekânındayım,göğün ve yerin ortasında.Adınla bilinen şu havaalanında.Birazdan uçağım gelecek,beni uzaklara götürecek.Ama son durak senken,ne kadar gidebilmiş sayılırım.Onun için yazasım var sana.Seni ardımda bırakmadan,çıkılacak yol,varılacak yer yok...İşte karşımda duruyorsun.Siyahbeyaz ölümsüzlüğünün içinde,en ışıltılı halinle duruyorsun hem de.Ölümlüler acıların çizgileriyle kaplanırken,sen inadına parlıyorsun.Başında beyaz pilot kasketin,yüzünde o ışıklı gülümseyiş.Genç,güzel bir kadın olarak duruyorsun karşımda.Derken elinde,boyuna yakın bombayla görüyorum seni.Fransa yapımı hafif bombardıman uçağı Bréguet 19'muş tayyaren.Onun önünde,sevdiğin birine sarılır gibi poz vermişsin bombayla.

O bombayı ve daha nicesini bırakıverdin aşağı.Kader çarkının tersine döndürülüşü gibi hayatı,biliyor musun?Bir düşünsene,gerçekten de dünyaya Ermeni bir aileden gelmişsen,kırım yıllarında kendilerine sığınan Ermeni ailelerini teslim etmeyen Dersim ahalisinin başına dünyayı yıktın.

Ama olur mu hiç?Sen ki çağdaş Türk kadınının simgesisin,Ermeni demek hakaret sayıldı sana.İnsan kendi sahip olduğu kimliğin küfür olarak algılanacağına inanmak istemez elbet.Allah biliyor ya,niyetimiz iyiydi.Antep asıllı Ermenistanlı bir kadın senin yeğenin olduğunu,Mustafa Kemal'in seni Urfa'daki Cibin yetimhanesinden aldığını iddia ediyordu.Sonra yakın arkadaşın olan bir Ermeni tarihçi,senin de Ermeni olduğunu bildiğini,Bursa'daki yetimhaneden evlat edinildiğini,Beyrut'taki akrabalarınla görüştüğünü anlattı.Çekinmişsin,istememişsin bilinmesini.

İşte belki de tutup bir ucundan bütün o çekindiklerini yazmış olduk.Sen bilmezsin bizim gazeteyi,küçüktü ama dünyası kocamandı.Senin göklerin kadar engin.Hem Türkçe hem Ermenice yayın yapar,her hafta okurlarla buluşur.O düşü kuran adam istedi ki 1915 bir tek ölenler üzerinden değil,sağ kalanlar üzerinden konuşulsun.Acıyı dağlamadan paylaşmanın bir yolu olsun.Bir kapı aralansın sayende.

Meğer ne çok kar toplamışsın bir ömür.Kapı bir aralanınca sanki çığ oldun,başladın üstümüze doğru yuvarlanmaya.Her şeyi yanımda getirdim bugün,hepsini buraya sana yazacağım.O kupürleri,belgeleri zarfının içine koyacağım.Sende kalsın,benden çıksın.Ancak o zaman hafifler yük.Haber başka gazetelerin manşetlerine taşınınca,Genelkurmay'dan bir açıklama geldi.Haber üstüne bildiri görülmüş şey değil ama çok görülmemiş şeylerin başlangıcı oldu senin hikâyen zaten.Tek tek saydım,bildiride tam onsekiz kez Türk sözcüğü geçiyordu."Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen,Atatürk'ün Türk milletine bir armağanıdır.Kendisi Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ilk kadın savaş pilotu olarak,Türk havacılığının onursal bir ismidir.Sabiha Gökçen aynı zamanda Atatürk'ün Türk kadınının Türk toplumu içinde bulunmasını istediği yeri gösteren değerli ve akılcı bir semboldür.Böyle bir sembolü,amacı ne olursa olsun,tartışmaya açmak,milli bütünlüğe ve toplumsal barışa katkısı olmayan bir yaklaşımdır..."

Barış için çıkılan yol mayın döşeli çıktı.Meğer sana dokunmak,elini kızgın sobaya götürmekmiş.Kampanyalar,davalar derken bir gün geldi öldürdüler düşleri gerçeklerden büyük o adamı.Anlayacağın,son bombanı da bizim üzerimize attın.Yine dünyaları yıktın birilerinin başına.Tek fark,bu kez konuşulması bütün yaşananların.Umutların ve yıkımların.

Şimdi çok şey bilinir oldu artık.Gençler bazen anlamıyor.Sanki hep böyle konuşuldu sanıyor Eyşa.Anlatamıyorsun ki nasıl sustular.Onlardan biri de benim canım Gülizar anamdı.Susana hürmet edilir,demek ki anlatamadıkları var.Terteley Dêrsımi olduğunda altı yaşındaymış,ana-baba,kardeş cümle akrabaları öldürülmüş.Kendisine acıyan bir komşu Eskişehir'e kaçırmış onu.O dönem Dersim sürgünleri çok Eskişehir'de.Kendi gibi sürgündeki babamla orada tanışmış,sığınmışlar birbirlerine.Derken İstanbul,yeni bir ocak,sıfırdan bir aile.Ama nasıl korkmuşsa,nasıl unutası varsa artık,hiç anlatmadı o günleri bizlere.

Öyle dalından,kökünden kopmuşa döndük.Dilimizi konuşacağımız köylere yerleşmek yasak,bir aileden dört kişiden fazlasının aynı yere gitmesi yasak.Yasaklar bitince 1950'lerde dönenler olmuş ama anam bir daha ayağını basmadı."Dersim içimde," derdi,o kadar.Türküsünü söylerdi yanık sesiyle.Bizi güzel okuttu.Derslere yardımı olmazdı pek ama dilini öğretti,ninnisiz,bayramsız,yemeksiz koymadı bizi.Genç kaybettik babamı.O zaman işte kendi aralarındaki o gizli fısıltılar da dindi.İyice sustu anam.Bir bacağını altına alıp kapının dışına attığı iskemlede öylece otururdu.Sigara verirdim eline.O da parmaklarımı öperdi.Böyle anlaşırdık."Mı Kilıtê Kou kerde vınd," derdi çok dertlenince."Ben dağların anahtarını kaybettim."

Güzel anam,benim anahtarını kaybedeceğim dağım bile olmadı.Ben de biliyorum şimdi.Halk,çoluğuyla çocuğuyla dağlarda mağaralara sığınmış.Köyleri yakmışlar.Sonra o tepelerdeki mağaraların bazıları betonla kapatılmış,bazılarının ağzında ateş yakılmış ki dumandan zehirlensin,boğulsun ahali.Açıkta olanları da vurmuşlar hep,Harçik suyu kızıla boyanmış.Öylece ortada kalan cesetlerin kokusundan durulmamış.

İnsanın aklına bunlar hep gece vakti üşüşür en çok.Dün gece gözümü kırpmadım.Gölgeler değişti tavanda,ben aynı kaldım.Anamı özledim koca kadın halimle,yanımda olsa da başımı kucağına yaslayayım.O da "Oy Sarem," diye diye sevsin saçlarımı,öylece koynunda uykum gelsin istedim.Bulamadım ne anamı ne uykumu.Pencereyi açtım.

"Sare camı aç," derdi anam."Hava buz gibi soğuk,dellendin mi Gülizar?" diye takılırdım.Ama sonra onu öylece ayakta durmuş,eli boğazında kesik kesik nefes alırken görünce bütün pencereleri ardına kadar açardım.Arada olurdu böyle.Nefes darlığı mı var diye şüphelendiydim de,bir şey çıkmamıştı.O ses,o koku bırakmadı ki anamın peşini.O da böyle geceleri ölümü yeniden bildi.

Attığın elli kiloluk bomba Keçikezen köyünü ve kuzeye doğru kaçanları vurmuş,misal.Ama sen her şeyi bir masal edasıyla anlatıyorsun.Ne bombalardan bahis var,ne ölenlerden,ne de sürgün edilenlerden.Kahramanın hep iyi...

"Keşif yapılıyordu,ordunun da istihbaratı vardı.Biliniyordu bu kötü kişilerin nerede olduğu.Çoluk çocuk olan yerleri doğrudan tahrip etmek insanlık dışı olurdu.Böyle bir şey olmamıştır...Nihayet oradaki insanlar da bizim insanlarımızdı.Ama her zaman bu gibi haller olabiliyor her yerde...Yaşadıkları yerler iptidai idi,konut denecek halleri yoktu.Onları daha iyi bir yaşama kavuşturmak için başka yerlere yerleştirdiler.Atatürk'ün gayesi buydu.Daha insanca yaşamalarını istiyordu Atatürk."

Genelkurmay Başkanlığı Osmanlıca ve Türkçe olarak uçaklarla bölge halkının üzerine bildiri atmış.Sen uçağının içindeyken görmemişindir."Cumhuriyet hükümeti sizi şefkat ve merhamet kucağına almak,sizi mesut etmek istiyor," diye başlayıp "... dediklerimizi yapmazsanız her tarafınızı sarmış bulunuyoruz.Cumhuriyetin kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz.Devlete itaat gerektir," diye son buluyor.Kahredici sözü tam isabet,kahroluyor herkes.Dersim'in iptidai konutları yıkılınca güzel Tunceli oluyor.Islah ediliyor,uygarlaşıyor resmi anlatıma göre.İyi de sen o barbarlığı hiç mi görmüyorsun?Hiç mi sormuyorsun?

Çok sordum kendime.Bunca kötülük nasıl edilir?Kötülük olduğuna inanmadan edilir herhal.Bir görev ki yapılacak,oralar temizlenecek.İnsandan saymıyorlar.Sen de saymıyorsun Sabiha.Anamı bilmiyorsun ki...

Madalya da vermişler sana hem sonradan.Ama uzun süre kimse bilmemiş neden verildi bu madalya sana.Dersim'den haber alınmıyor ki,orası dünya gözüyle cehennem artık.Ne kaderse,ölü toprağı seriliyor bütün kırımların üstüne.Ne kadarını ne zaman bilir oluyorsun sen,o da belli değil.Üniforman örtüyor senin de üzerini.

O çok bilinmezli hayatında anne-baba yok.Hesapta ağabeyin izin verince evlat edinmiş Mustafa Kemal seni.Okuyorsun yıllarca ama önceleri dünya üzerinde ilgini çeken bir şey yok gibi.Derken bir gün o dönem yeni kurulan Türk Kuşu'nun açılış töreninde Rus öğretmenlerin planörleriyle yaptıkları gösterilerden etkilenip denemişsin gökleri.Sonrası bir tutku hikâyesi.Kurslar,diplomalar peş peşe gelmiş.Eskişehir Askeri Tayyare Okulu'ndaki tek kadın sensin.Dersim Harekâtı'ndan da kimsenin seni haberdar ettiği yok,olağanüstü hareketliliği farkedince sen sorup soruşturuyorsun.Uçağa atladığın gibi Çankaya'da huzurdasın.Coşkun,kararlılığın ikna edici besbelli.İyi de kadınsın ne de olsa,ya mecburi inişte teslim olman gerekirse?.."Hiç merak etmeyin,ben kendimi onlara canlı olarak teslim etmem." Mustafa Kemal kendi silahını vermiş bunun üzerine,ya düşmana ya kendine sık diye.Öpüp başına koyuyorsun.Öncen yok,sonran yok,bir tek O'nunla varoluyorsun.

"Bursa'da bir eski zaman avlusundan nasıl kopup,İstanbul'da bir Dolmabahçe Sarayı'nda nasıl noktalandığımı düşünüyorum...Kaç yıldır bu dünyadayım?1913'ten bu yana bir hesap edin...Ama bu sürenin ne kadarını yaşadığımı sorarsanız,kısadır ömrüm...Hem de çok kısadır...Döner derim ki size:'1925'ten 1938'e hesap edin!' Fakat bu kısa ömre çok şeylerin sığmış olduğunu şimdi çok daha iyi anlıyorum..."

Hiçbir şey konuşmuyorsun sonradan.Mustafa Kemal'in vasiyeti uyarınca bir ev kiralanmış sana ve oraya kendi deyişinle "dünyada iğreti yaşayan bir insanın psikolojisi ile" sığınmışsın.O zaman acaba iğreti yaşamaya mahkûm bırakılanları anlamış mısındır?İki koca kırımın katmerli suskunluğuna bürünen hayatını en çok bulutlara mı anlatmışsındır?

"Uçmak çok güzel,bambaşka bir duygu.İfadesi zor,ancak uçan hissedebilir...İnsan yalnızca uçuşu düşünüyor.Daha yüksek irtifalara çıkayım,daha hızlı gideyim diye fevkalade hisler içinde oluyor."

Bir nevi özgürlük tarifi bu.Aşağıda kısıtlayan ne varsa,kuşbakışı bakmak hayata,üstüne çıkmak her şeyin.Anlatmadığın her şey koca bir sır.Yine de bildiğim bir kırılma ânın var.Askeri üniforma ile katıldığın Cumhuriyet balosunda Mareşal Fevzi Çakmak'ı kadınların resmen asker olabilmesi için ikna etmeye çalışmışsın,ama nafile.İşte o zaman ilk kez farklı,ilk kez isyanlı duyuluyor sesin:

"Bunca çalışmadan,bunca başarıdan sonra,askerlik alanında da erkeklerle eşit haklara sahip olabileceğimize o kadar inandırmıştım ki kendimi.Ama işte düşle gerçek yine karşı karşıya gelmiş,düş yerini gerçeğe terketmişti..."

Böyle işte Sabiha.Gün gelir kurduğun düşle,yaşadığın gerçek birbirine uymaz olur.Bize senin gerçeğin diye anlatılanlar hakikatin miydi bilemedim."Erişilmeze eriştim," dediğin adamı sonsuza kadar kaybettiğinde kırılmış olmalısın.Subaylık kariyerini yapamadığında,uçaklarından uzak kaldığında kırılmış olmalısın.Ama sanki en çok da simge diye üzerine geçirilen bir ağın içinde balık misali elinden kayan hayatını yitirdiğinde kırılmış olmalısın.Böyle düşündüğümde,sen de bir insana,bir kadına dönüştüğünde sanki daha katlanılır oluyor her şey.

Bugün artık bende birikmiş bütün hakikati bil istedim.Söz yerini bulmak içindir,zamanını bekler sabırla.Mektubu buraya bırakıyorum.Her kimin ihtiyacıysa o okusun,sana seni anlatsın diye.

Elimden tek gelen budur.Mınasparov,hoşçakal Sabiha.

Her yolcu gibi o da kalktı sonunda.Ama her yolcunun yapmadığı bir şey yaptı.Yavaşça bir zarf iliştirdi senin fotoğrafına.Hemen o tarafa yürüdüm,aldım zarfı.Bir de baktım,Sabiha Gökçen'e yazıyor üzerinde.Kader var,kaçılmaz.İşarettir yaradandan.Bunca anarsam seni,olacağı budur.Aldım zarfı yanıma.Dönüş yolunda okudum,okdum.Kendi de yolcu olan kadınla konuştum içimden.

Akşamüstü eve vardığımda,anahtarı bile çevirmeden,"Annem?.." diyen sesini duydum.Eyşa boynuma atladı."Özür dilerim,çok kırdım seni.Öyle demek istememiştim." Baktım,titriyor bir yandan da."Geçti kızım," diyorum."Hadi ağlama artık.Bu akşam eyleme gidiyoruz,gözlerin şiş olmasın." Eyşa'nın ıslak gözlerinde iki minik nokta parlıyor."Sen de mi geliyorsun?" "Geliyorum tabii,hemşehriyiz unuttun mu?"

Gülüyor güzelim benim."Eyşa," diyorum,"bir de bilet ayarlasana kızım.Memlekete gidelim." Hare hare gözleriyle bakıyor bana.Eliyle yüzümü seviyor.Onun can bulduğu an,acım diner.Ancak böyle diner.Akşam anamın ağıdını okurum Zazaca,kemikleri ısınır,ruhu güler.Sabiha,sana yazılan mektubu da alıp Munzur Vadisi'nin içlerine yürüyeceğiz kızımla.İbibik kuşuna sözüm var.Bana sormuştu:Dik Sileman a mo harde Dewresu de waneno/wano:-sima mi e' ta teyna caverdane sone koti?İbibik kuşu derviş toprağına gelmiş ötüyor/diyor ki:Siz beni burada yalnız bırakıp nereye gidiyorsunuz?

Hâlâ boş kalan köylere bakacağız.O kuşa diyeceğim ki,biz bir yere gitmedik,bırakmadılar ki kalalım.Ama bak buradayız yine.Irmağın yanındaki Anafatma'daki ibadet edip adak adayacağız kızımla.Şu Munzur'un suyundan bir avuç içeceğim Gülizar anam ve bütün ölmüşlerim için.Kutsaldır o sular,her derdi şifalandırır.Azıcık da yanımda getireceğim dönüş yolunda.Yüzüne süreceğim usulca senin.

Elimden tek gelen budur.Xatır be to,hoşçakal Sabiha.

*Karin Karakaşlı

**Bir Dersim Hikâyesi:Murathan Mungan'ın Seçtikleriyle,2. bs.,İstanbul:Metis Yayınları,2012,s.106-114.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder