9 Kasım 2012 Cuma

Dr. Hikmet Kıvılcımlı:Brezhnev'e Mektup

Leonid Brezhnev

SBKP MK Genel Sekreteri

Yoldaş,

Sovyet Sosyalist adaletine göre:Hiç kimse mahkemenin verdiği bir karar gereği olmadıkça suçlu sayılamaz.

Bir yanda,gerçi formalite bakımından ben bir Sovyet yurttaşı değilim.

Ancak,ben 70 yaşındayım ve elli yıllık süreden beri Marxizm-Leninizm sancağı altında dövüşüyorum.

Elli yıldan beri,durmak ve silah bırakma nedir bilmeksizin,Türk burjuvazisince "Azılı Komünist Moskova'ya git!" diye bağırılarak işkenceli koğuşturmalara uğradım.

Ben,gene bir "Azılı Komünist Moskova'ya git!" diye bağırılarak,kırk yıldan fazla ağır cezalara mahkum edilip,tüm 22 yıl yarı derebeyi Türkiye'nin zindanlarında kaldım.

Gene ben,Mart 1971'den beri,CIA'in yönettiği faşistomilitarist İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesince tezgahlanmış bulunan ölüm cezası altında,hep "Azılı Komünist Moskova'ya git!" diye bağırılarak,yeniden koğuşturuluyorum ve bütün Türkiye radyoları ve gazeteleri tarafından afişleniyorum.

İstanbul Birinci Sıkıyönetim Mahkemesi savcısı iddianamesinde şöyle der:

"Ayrıca sol cephede,bunlardan başka "Sosyalist" adlı gazetenin etrafında ve Dr. Kıvılcımlı'nın sosyalist görüşleri içinde ayrı bir sol grup teessüs etmiştir.Rus komünizmi taraftarı ve aşırı Marxist-Leninist,taviz vermeyen bir gruptur."*(Cumhuriyet,13 Ağustos 1971,s.5,7)

Öte yanda,yirminci yüzyılın "insan hakları",sosyalist olanlar yahut kapitalist olanlar arasında ayırt yapılmaksızın,bütün devletlerce imzalandı.Hatta emperyalist ülkeler hukukça siyasi sığınganlara barınma hakkı tanırlar.

Buna ihtiyacımız yoktu.Zamanımızda,Üçüncü Komünist Enternasyonali'nin bir kararı,herhangi kapitalist ve faşist itisaflarından kaçmış siyasi sığınganlar için,proletarya vatanı kapılarının daima gönül hoşluğu ile açık bulunduğunu ve o gibi sığınganların SSCB'nde barınma hakkına sahip olduklarını resmen tasrih etmişti.

Üçüncü Komünist Enternasyonali'nin bu kararı yalnız "komünist"lere münhasır değildi.İyice bilmiyorum şimdi,bu Komünist Enternasyonal kararı Sovyetler kanun konumları içinde geçerli midirler,yoksa bütün gelenekçil mantık sonuçlarıyla yok mu edilmiştir?

Derken,Sofya'da,pek orijinal bir yandan dokundurma ile,hayatımda ilk kez herhangi bir "Türk Komünist Partisi"nin (ki Moskova'da yahut Berlin'de bulunurmuş) beni kendi kanunları dışına atmış olduğu haber verildi,sonra haber inkâr edildi.Bunun mantık sonucu olarak,Moskova ile kısa bir danışıştan sonra,Bulgaristan Halk Cumhuriyeti ile Almanya Demokratik Cumhuriyeti polisleri,hiçbir izahat verilmeksizin,beni (iki arkadaşımla birlikte) kendi sosyalist sınırları dışına,Amerikan emperyalizminin askercil üssü Türkiye'nin dostları olan kapitalist ülkelere doğru ve Interpol ağlarına doğru,ne yaşıma,ne geçmişime,ne ameliyat sonrası kanser kanamalarıma ve acılarıma bakmaksızın,püskürtüp attılar.

Bu sosyalist adalet midir?Cinayetim ne idi?O ilam hükmünü kim vermişti?

Sosyalist adalette,hatta bayağı caniler için bile kimi esaslı haklar tanınır:Savunma hakkı gibi...

Bütün bu tedbirler,sırf burjuvazinin elli yıldır bana karşı ("Azılı Komünist Moskova'ya git!" diye) savurduğu suçlamaları yalanlamak için alındı ise... teşekkür ederim.

Ancak,bu hakikaten bir sosyalist adalet ve meşruiyet midir?

İşlediğim cinayet:"Moskova"ya kovulan "Azılı Komünist" olmak değildi ise,ne idi?

Bir yanda,elli yıldan beri Komünist olarak suçlanmış bulunmak;öte yanda tam ellibirinci yıl,(kendilerine "Komünist" denilen) birkaç "Sosyalist" ve "Demokrat" devletin sınırları üstüne fırlatılıp atılınca anti-Komünist olarak suçlanmak..Bu anlaşılır şey olabilir mi?Bu ne cehennemcil "saçma diyalektik"tir?"Kader"in ne iblisçe sarakaya alışıdır?Yahut,nasıl bir en bürokratça zihin tembelliğinin otomatizmidir.

Benim idam hükmümü kim verebilmişti?Sosyalist adalet içinde de,hatta bayağı caniler için bile,savunma hakkı gibi geri alınamaz kimi haklar tanınmaz mı?

Bir Sovyet derlemesinde 22 bilginin imzaları altında şöyle yazılıyor:

"Savunma hakkı SSCB Anayasası'nın üçüncü maddesiyle tanınmış kutsal haktır.Bu hakka saygı gösterilmeksizin mahkemece verilmiş her ilam hükmü,üst adliye katınca bozulmak zorundadır."(Adalet)

Benim şartlarım altında bu "üst kat" (üst makam) nerede bulunur?

Vaktiyle,efsaneleşmiş Üçüncü Komünist Enternasyonali vardı.Her milli Komünist Partisi Üçüncü Komünist Enternasyonali'nin şubesinden başka bir şey değildi:Şubelerden veya üyelerden biri bir kararsızlık içine düştü müydü,o Üçüncü Komünist Enternasyonli denen üst kata dilekçe ve müracatlar yapabilirdi.

Stalin'in bir emriyle Üçüncü Enternasyonal ortadan kaldırılalı beri,mahşer (kaos) oldu.Bu istenilmiş anarşiden çıkan komplikasyonlar üzerinde durmak istemiyorum.Mahşer ortasında "üst kat" olma sorumluluğu başlıca SSCB Komünist Partisi'nin omuzlarına düşüyor.

Belki şöyle denilecek:Bir üyenin kabulü yahut dışarıya atılması her Parti'nin "içişleri" dir.Teori ve genel pratik bakımından bu öylesine sarahatsiz sayılamaz.Ama,Türkiye'nin akar pratiğinde iş değişir.Durumu somutlaştırmak için,ben size,pek sereserpe olsa bile,Türkiye Marxist-Leninist hareket ve örgütünün iki kutup gibi karşıt kategori insanını sunacağım.

Birinci kategori:Bir Marxist-Leninist militan Türkiye'de,teorice ve pratikçe tam elli yıl dövüşüyor.22 yıllık hapisanelerini,her defasında,Lenin'in dediği gibi:"Alfabeden başlayıp yüce cebiri bitirecek" bir okula çeviriyor.Sabırlıcasına ve sistemlicesine:Marx-Engels-Lenin-Stalin'i,tarihi,ekonomi politiği,diyalektiği,tarihcil maddeciliği klasik olarak etüd ediyor.Ve Lenin'in öğütlediği gibi:Kendi ülkesinin tarihini,ekonomi politikasını ve sınıf ilişkilerini özge orijinallikleri içinde araştırıyor.Böylece o militan yüzlerce kitap yazıyor.Kendi dilinde,çoğu temelli orijinal olan kırktan aşırı kitap yayınlıyor.

Boyuna baltalanan ve kimi ikinci kategori kişilerince gizli kapaklı benimsenen bu kitaplar,-her yandan gelmiş "susuş kumkumaları"na rağmen,burjuvazice yasaklanmalara ve mahkum edilmelere rağmen,nihayet Türkiye'de gittikçe daha çok okunmakta ve anlaşılmaktadır.

Yalnız,bu militan pratik ve örgütlü dövüşleri arasında hiç SSCB'ne gitmemiştir.Çünkü:

1-)O,kendisini kaydı hayatla vakfetmiş bulunduğu Milli Dövüş Cephesi üzerindeki nöbet yerini boş bırakmaya katlanmamıştır.

2-)Bundan başka,o militan deneyiyle biliyor ve açık seçikçe görüyor ki,Türkiye dövüş cephesinden bir yol koptular mıydı,insanlar çabucak proletarya vatanının derebeyice asalağı ve kendi ülkelerinin hayati proselerine dar kafalı ve ukala yabancılar haline soysuzlaşıveriyorlar.

Leninizm demiri bir "kutva" içinde dövülmemişti.Bedenin tüm tükenişinden önce insan "babasının evi"nde dinlenmeyi hak edemezdi.(Ne demeli ki,birinci kategori insanları için o tükenişten sonra dahi bu yasak olacakmış).

Böylece birinci kategori militanı,Üçüncü Enternasyonal'in tozlu dosyalarının gizli sırrına erememiş bulunan Sovyetliler için adsız ve mutlak surette bilinmez kalıyordu.

İkinci kategori:Sovyetler "eşiğini aşındırma" zanaatinde "uzman"lardan derleşiktir.Onlar için:

"İdeoloji":Kimi Sovyet metinlerini yarım yamalak,yanlış tercüme veya dörtte bir intihal etmektir.

Bir ülkenin veya genel tarihin sosyal karakteristiklerini araştırmak:anti-Marxizm ve anti-Sovyetizme çalan affedilmez bir icattır,bid'attır.

Marxizm-Leninizm:Hakiki veya hayali düşmanlara karşı gelişigüzel söğerce kusulacak kimi soyut klişelerden başka bir şey değildir.

Kendi ülkesi içinde çalışmak:Lanetleme,ikinci kerte,birinci kategori kişilerine kalmış bir saçma uğraşıdır.

Onlar,o "yukarı"nın tehlikeli "endüstri şövalyeleri",kendi ülkelerinin loş yuva delikleri içinde,yahut parıl parıl evrensel mikroları önünde çalımlı çalımlı,Kızıl Ordu süngülerinin kendilerini hak edilmemiş bir iktidarın muhteşem koltukları üzerine sivriltip kurultmasını ve oradan kendi ülkelerindeki ölümlülerin üstüne yomsuz bir sinsilikle fermanlar yağdıracakları günü beklerler.

İşte,iş işten geçince,son duruşmada,en iyi niyetlerine rağmen,ne yazık ki Sovyet güçlerini acı acı müdahale zorunda bırakan Macaristan,Çekoslovakya,Polonya,ve ilh., ve ilh.. trajedilerindeki karanlık ve kanlı aktörlerin organik dolaysız kökleri budur.

İşte,Orta ve Uzak Doğu'ların hareketlerinin,gelişmemiş Afrika ve Amerika ülkelerini kırıp geçiren anlaşmazlıkların kaynağı budur.

Bu rezil çember yahut kaçak akım bilimcil sosyalizmin göğsünde nasıl biçimlenmiştir?

Her şeyden önce,teoride:Doğrudan doğruya ikinci kategori tiplerinin "beyinsiz işgüzarlık"larından;pratikte:Özellikle Lenin'in büyük "Profesyonel Devrimciler" prensibini utanmazca biçimsizleştirmekten.

Bu küçük burjuva külahkapıcılığının (kariyerizminin) genel üslubu içine,dengesiz ya psikastenik ve efemine bireylerin ihanete dek varan tamamıyle alaturka "ev sahibini şaşırtan yavuz hırsız" gibi tabansızlıkları girer.

İkinci kategori kişilerinin ikiyüzlü hilebazlık oyunlarını örneklemek için,anılarımın filminden birkaç eşantiyon keseceğim.

1926 yılıydı.İkinci kategorililerden biri,birkaç sopa yer yemez,beni:"Komünist Gençlik Başkanı" olarak İstanbul siyasi polisine ifşa etmişti.Bu mutsuz "kaza" susuşla geçiştirilince,Proletarya Partimizin alnında meş'um bir damga olup kaldı:Gelecek kuşaklar içindeki atmosfer (solunan hava) gitgide ağırlaştı.

(1925-1950 yılları) Nazım Hikmet Ran (Şair):Her rastlayışında,en gösterişli sıcak boynuma sarılmalarla beni öpüyordu.Çünkü,1950'ye dek kendisi Parti'den püskürtülüp atılmış bulunuyordu.Bununla birlikte Nazım,sağır kinlerini bilemekten kendisini alamıyordu.

Derken,günün biri,Nazım komünizm sempatizanı bir Harbiyeli'nin evine dek yaptığı ziyareti,İstanbul Siyasi Polisi'nin anti-Komünist Masasına telefonla protesto edince,belki istemeksizin ve bilmeksizin,Türkiye'de askercil mahkemelerin faşist egemenliğinin açılış törenini yaptı.

(Geçerayak not edelim ki:Nazım'ca,dünyanın en "şairane" provokasyonu ile ihbar edilmiş bulunan Harbiyeli'nin kimi sınıf arkadaşları,sonraları,ne de olsa ilerici,kendi türünde Sosyalizme dek ilerici olan 27 Mayıs 1960 devriminde büyük bir rol oynayacaklardır.Ve Türkiye'nin son dramatik hailelerinde,Türk ve uluslararası finans-kapital provokasyonlarının esas amacı,27 Mayıs devrimi kalıntılarını tasfiye etmekten başka bir şey değildir.)

Nazım,kendi kurnaz korkaklığı ile kazdığı kör kuyuya düşünce,bir savunma oturumunda,davanın patlak vermesinde oynadığı "muhbir" rolünü çağrışımla anıltmayı deneyecektir.Ama,boşuna:Askercil mahkemeler bu yanda,hiç de kılı kırka yarıcı değildirler(1939).

Şeylerdeki ipliklerin uçuca gelişi ile,hepimiz onbeşer yıl ağır cezalara çarpıldık.Çankırı cezaevinde,mahalli polisçe resmen ve altı Nazım Hikmet imzalı mühürlü makbuz karşılığı Nazım'a 30 lira "aylık" teselli yardımı getirildi.Bu utanç vericiliğe karşı ben isyan ettim.

"Dayı Paşa"sı (General,eski Moskova Büyükelçisi Ali Fuad Cebesoy),Nazım'ı,İstanbul'a yakın,zenginlerin kaplıcalar kenti olan Bursa'ya naklettirdi.Ben önce Amasya,sonra Kırşehir cezaevine sürüldüm.

1950'lerde Nazım Moskova'dadır.Radyolarda kendisini "Stalin'in yarattığı"nı söyledi."Proletarya diktatörlüğünün cisimlenişi (insan kılığına girmişi)" ölür ölmez,aynı Nazım,uygun şiirleri ile Stalin'i lanetleyenlerden geri kalmadı.Ve provoke ettiği davanın yiğit kurbanı ve "uluslararası proletaryanın dahiyane büyük şairi" olarak piyasaya sürüldü.

Tesadüfen mi?Hayır.

Nazım Hikmet'in yıpranmış panzehirleri,İstanbul'da "bloke" edilmişlerdi.Ve Moskova'da Laz İsmail denen birisi vardı.

Burada ikinci kategori kahramanlarının listesi bütünlenemez.Ne de olsa,madem ki ölüler gömülmüşlerdir,ikinci kategoriden yaşayan iki tanesi üzerine azıcık dönelim.

Laz İsmail (Marat):O,"halk dostu" kürkünü giyinir,ama Marat'nın kalbi bu postun içinde barınamaz.

1929 yılı.İzmir davası.İsmail,Laz postunu kurtarmak için,polise,illegal TKP'nin M. K.'nin sorumlusu olarak Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın "Komintern kararı ile" Laz İsmail'i Parti Komitesinden attığını hikâye etti.

Bu namussuzca sözde savunma,en kanlı polis işkencelerini Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve arkadaşları üzerinde şiddetlendirmekten başka bir şeye yaramadı.Ahmakça provokasyonlarına rağmen Laz İsmail de mahkum edildi.

Cezalar sona erer ermez,eski adeti üzere,Laz İsmail Moskova'ya sıvıştı.İyi biliyordu ki,zaman ve büyük mesafeler her şeyi unutturur.

1933-1935 yılları,Dr. Hikmet Kıvılcımlı bir kez daha "yukarı"ya çağrılmıştı.Ancak,M.K. yoldaşları kendisinden ayrılmak istemediler.Yoldaşlar,Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın 10 ciltlik orijinal araştırmalarını (İdeoloji,Türkiye'nin Devrim Tarihi,Parti'nin Eleştirili Tarihi,Fırka ve Fraksiyon,Taktik ve Strateji Planı:Burjuvazi,Proletarya,Köylülük,Türkiye'de Milliyet (Kürt) Meselesi) Türkiye'de basmayı öneriyorlardı.

Dr. Hikmet Kıvılcımlı legal olarak "Marxizm biblioteği"ni kurdu.Kitaplar yayılıyordu.Burjuvazi affetmedi.Sivil mahkemelere birkaç dava açtı.İstediği sonuçları alamadı."Askercil mahkemeler çağı"nın yukarıda değinilen "açılışı"ndan sonra Dr. Hikmet Kıvılcımlı yeniden zindana atılıp 1939 yılında onbeş seneye mahkum edildi...

O zaman nasıl tasavvur edebilirdi ki,bu üst üste mahkumiyetler ikinci kategorililerin kirli çamaşırlarını yıkama lehinde ve bir gün kendisini sosyalist sınırlar dışına püskürtmeye dek kendi aleyhinde puan toplamış olsun?

1933'ten beri Türkiye'deki yerle bir olan şeyleri Moskova rasathanesinden izleyen Laz İsmail,1929 avantürlerini unutturabildi ve provokasyon kurtluğundan,radyolar "yorumcusu" yaldızlı kelebekliğine kalıp değiştirdi.

1950 yılı Nazım Moskova'ya dönünce,onlar (Şair ile Laz),Türkçedeki deyimi ile:"Tencere yuvarlanmış,kapağını bulmuş" gibi oldular.Gerçi Nazım bir başka Laz'ın,1926 tevkifatında çöküp,Beyoğlu ve Anadolu barlarına "güzel artistler" tedarik eden aracı ve Nazım Hikmet'in "menajer"i biçimine girmiş bulunan Laz Hamdi'nin yanından geliyordu.Ama,Laz-tencere,bir şair-kapak bulmuş olma şansını tümlemek için,başka bir aslına uygun "Laz-kapak",Laz Zeki Baştımar'ı bulacaktır.

Zeki Baştımar (Kosigin Yoldaş'ın Yakub Demir'i):Burada şu mutsuz Karadeniz uşaklarının pek "diyalektik" kaliteleri üzerinde direnip durmayacağım.Ayrıca Zeki'yi ben kişi olarak pek tanımış değilimdir de. Yalnız,1951 tevkifatı sırasında,Zeki'nin kendisi,o zamanki Dr. Şefik,Reşat,vb.,vb. gibi Parti sorumlularınca,birçok provokasyonları ve bir MAH (Türk burjuvazisinin CIA'i) subayı ile yaptığı ve askeri mahkeme oturumlarına dek sakladığı gayrı makbul temasları nedeniyle Parti'den atılmıştı.

Zeki,1960 yılları Moskova'ya kaçmakla,oradaki benzerlerini buldu.

Bu indirgenemez olaylar,ikinci kategori kişilerine,kendi ahbapçavuş meclisleri içinde birinci kategori kişilerini mahkum etmeleri için tüzüküstü bir imtiyaz,ayrıcalık verir mi?

Çok iyi anlıyorum,beni suçlayanların kolektif altbilinçlerinde benim politik varoluşumun ve hatta sadece varoluşumun uyandırdığı kuduruş,ancak onların gerçek Parti tarihi önünde ve Türkiye işçi sınıfı önünde duydukları suçluluktan ileri geliyor.Onların "kirli çamaşırları" üzerine çok şey bilen sonuncu kurucunun varlığı,onların gözlerinde anadan doğma bir günah,affedilmez bir cinayettir.

Yoksa,Birinci Şube'nin (Komünizm düşmanı siyasi polisin),MİT'in (Türkiye CIA'inin) ve bütün finans-kapital birleşik casus örgütlerinin elli yıldır yapamamış olduklarını:

-Partime karşı,proletaryaya karşı,vatanıma karşı görevlerimi baltalamaya kalkışmayı..

-Sosyalist iktidarlara karşı bin kez denenmiş niyetlerimi tağşiş etmeye kalkışmayı.. yapmak için harcadıkları umutsuzca çabalar nasıl izah edilir?

Beni suçlayanların davranışları yalnız benim şahsıma dönük kalsaydı,mesele basitti:Marx'ın Engels'e yazdığı gibi:"Gülünçlük eşeklerle paylaşılamaz"dı.

"Dışarıdan suçlayıcı havlamalar,ne beni kendi evimde hırsız olduğum kuşkusuna düşürebilir,ne benim komşuma karşı duygularımı bulandırabilir."

Bir Türk atasözü:"İt ürür,kervan yürür" der.

Oysa,oynanan,40 milyon insanın alınyazısıdır:

1-İkinci kategori kişilerinin Türkiye dışı faaliyeti,daima,-Marx'ın Kugelmann'a yazdığı gibi,-"Müstebitleri.... birkaç bin kilometre uzaklardan öldürme" şövalyeliği sınırlarında kalıyor.Çalışanlarımızın küçük cihazları,Berlin veya Moskova'da "beş vakit okunan laik ezan" dalgasını yakalayamaz.

2-İkinci kategorililerin Türkiye'deki faaliyetleri,daima,Lenin'in deyimi ile:"Mujiğin harbe gidişi gibi","Primitivizm","Kısır ahbapçavuşluk" ve örgütü kısırlaştırıcı "Tersine doğal seleksiyon" oldu.

Bunu,TİP'nin trajikomik katastrofu (yıkılışı) da içinde olmak üzere son Türkiye hadiseleri bir kez daha gösteriyor.

Her olanak,her fırsat israf ediliyor.Parti tarihinin gerçek yüzleri ve acı dersleri siliniyor.Dünya proletaryasının orantısız yardımları ve güveni vurdumduymazca kemirilip yutuluyor.

Bir aylaklar Türkiyesi'nde,alabildiğine sözde devrimci böyle radyo yayıncısı "müezzin" kahramanlar ve en "ucuz" aylıklı askerlerden fermanlı büyük spikerler kolayca milyon milyon kiralanabilir.. yeter ki,yapıldığı gibi,aylıkları düzenlice ödensin ve onlara,"iyi akça" çınlatan koca koca laflı şairane ve edebiyatçı gevezelikler dışında ideoloji ve pratik cephede para getirmeyen bir alçakgönüllü iş teklif edilmesin.

Bu ebediyyen kritik konjonktür önünde,dünya proletaryası ile partileri huzurunda ülkenin en yakıcı meselelerini teorice tartışabilmek ve pratikçe sonuçlandırmak,karara bağlamak için,birinci duruşma bana Marxist-Leninist bir hak ve görev dayatıyor.

1-Eleştiri görevi:22 Sovyet bilgini 1968 yılı kitaplarında yazıyorlar:

"Sosyal bir önemi olan her sorun üzerine kendi kanısını serbestçe açıklamak SSCB Anayasası'nın 125.ci maddesince yurttaşlara sağlanmıştır.Dahası var,var olan kusurlar üzerinde gözüpekçe ve tarafsızca kendi düşüncelerini deyimlendirmek,her yurttaşın yalnız hakkı değll,dolaysız görevidir de.Hiçbir sorumlu,hiçbir hükümet üyesi,hiçbir yönetici işçi toplantılarında olduğu gibi basında da eleştiri önünde dokunulmaz değildir."*(SSSR:Voprosi i Oteti:Droits et Libertés Civique:Yurttaşlık Hak ve Özgürlükleri).

Burada,birkaç sözcükle görevimi başarmaya değilse bile taslaklaştırmaya başlamak zorunda kaldım.Bu doğrultuda son soluğuma dek uğraşacağım.

2-Savunma hakkı:Aynı Sovyet bilginleri gene yazıyorlar:

"Suçlandırılan kimse,savunmasının en iyi şart içinde yapılması için gerekli bütün haklara sahiptir.Suçlanan kimse kendsine karşı yürütülen suçlama üzerine her türlü açıklamaları yapabilir,dilekçelerini yerine gönderebilir,dosyadaki bütün belge evraktan bilgi edinebilir,yargıcın,savcının ve mahkemenin bütün işlemleri ve kararları aleyhinde şikayette bulunabilir."*(a.y.:"Adalet").

Şikayetimi size ediyorum.

Suçlandırılıyorum ve beni Parti dışı ve Sosyalist sınırlar ötesi püskürtmekle,bir sıra kararlar yerine getiriliyor...

"Aleyhime yürütülen suçlama" nedir?Benim "dosyamın belge evrakı" nerededir?Benim yetkili "yargıçlarım" kimlerdir?Bu hususta hiçbir şey bilmiyorum.Tek gözüken gerçeklik şudur ki:Bana bir mahkum "suçlu" muamelesi,hiçbir tüzükçül ve hukukçul formalite yerine getirilmeksizin yapılıyor.

Savunma hakkımın gerçekleştirilmesini sizden bekliyorum.Çünkü beni suçlayanlar,zuumlarınca sistemli olarak ve sinsi bir yomsuzlukla proletarya kalesinin heybetli gölgesi ardına,SSCB'nin büyük otoritesi ardına gizleniyorlar:Yoldaş Kosigin kimilerini "Türk Komünist Partisi" mümessili diye piyasaya sürüyor.

SSCB'nden en çok esinlenen Sosyalist devletler,beni suçlayanların koordinatörleri imişler gibi,beni,-söz yerinde ise- idam ediyorlar.

İstenen şey samedani bir şefaat ve merhamet değildir.Zaman zaman "yanardağ bacasından patlayan",ama en küçük burjuvaca parçalanışlar yüzünden başarı kazanamayan bir ülkedeki dramatik durumun anlaşılışı isteniyor.

Ölüm döşeğinde olsam bile,her türlü davalaşma ve karşılaşma için hazırım.

Sizin Sosyalist adaletinizi umabilir miyim.

Selamlar,Yoldaş.

30 Eylül 1971

*Dr. Hikmet Kıvılcımlı

http://www.onergurcan.org/hikmet%20kivilcimli/brejnev.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder