25 Kasım 2012 Pazar

1915 Katliamları Öncesi Anadolu Ermenileri/Gürsel Göncü*

Anadolu'nun yerli halklarından Ermeniler,tarihi-coğrafi dokunun önde gelen unsurlarıydı.Yüzyıllar boyunca Türklerle yanyana,birarada yaşan Ermeniler,bundan 98 yıl önce yaşadıkları topraklardan koparıldı."1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler"(1) kitabının yazarlarından Raymond Kévorkian,"Büyük Felaket" öncesi Anadolu Ermenilerinin hayatını anlatıyor;benzersiz resim ve belgelerle,bir hikâyeyi,bir "masal"ı tarih kılıyor.

Yakın tarihimizin "kırılma" noktalarından biri dediğimizde,herhalde 1915 Ermeni tehciri kadar kelimenin her anlamını karşılayan başka bir hadise yoktur.O yıl zorunlu göç operasyonlarında,yüzbinlerce Ermeni öldü,öldürüldü,mallarına el kondu.

Hayatını kaybeden Ermenilerin sayısı,o tarihte Türkiye coğrafyasında kaç Ermeni kökenli Osmanlı vatandaşı yaşadığına bağlı olarak değişiyor.Yıllardır süren bir tartışmanın da belki en önemli maddesi.1914 nüfus sayımına göre,o devirdeki Ermenilerin nüfusu 1.229.007*(Kemal H. Karpat,Ottoman Population 1830-1914).Yine resmi Osmanlı belgelerine göre tehcire tabi tutulan Ermenilerin sayısı 924.158*(bkz. NTV Tarih,sayı:22).Bu insanlardan kaçının sağ kaldığını,kaçının açlık ve hastalıktan öldüğünü,kaçının saldırılar sonucu hayatını kaybettiğini,kaçının firar ettiğini,kaçının geri dönebildiğini,kaçının din değiştirmek zorunda kalarak kurtulduğunu,kaç çocuğun evlatlık olarak verildiğini veya satıldığını bilmiyoruz.924.158 rakamı,tehcir edilmek üzere yola çıkanların sayısı.

Buna mukabil Ermeni kaynakları,esas olarak Patrikhane kayıtları,aynı tarihte Anadolu coğrafyasındaki Ermeni nüfusunu 1.914.620*(Raymond Kévorkian,The Armenian Genocide) olarak veriyor.Tabii bu rakamların farklılığına bağlı olarak,tehcir sırasında hayatını kaybeden Ermenilerin sayısı 500 bin ila 1.5 milyon arasında değişen iddialara yol açıyor.Buradan da herkesin yakından bildiği "soykırım mı,değil mi?" tartışmasına uzanan politik bir rotaya giriliyor.

Siyasi,ideolojik anlamda yakıcı bir tartışmanın yörüngesinde dönen bu konu,hadiselerin yüzüncü yılı yaklaşırken şüphesiz daha fazla gündeme gelecek.Ancak sayıları ne olursa olsun;bu hadiseleri nasıl tanımlarsak tanımlayalım,Anadolu coğrafyasında yüzbinlerce Ermeninin yok edildiği,yok olduğu tarihsel bir vak'a.Yıllardır karşılıklı ve ağır bir propagandanın altında ezilen bu "hassas" konu,aslında ne ülkelere ne devletlere ne kurumlara ne de tarihçilere bırakılabilecek kadar önemli elbet.Ama burada asıl ezilenin,hayatını,yerini,yurdunu kaybeden "insan" olduğu da muhakkak.

Ermeni tehciri konusunu,önümüzdeki sayılarda ayrıntılarıyla,tanıklıklarıyla ele alacağız.Bu yazının konusu ise,1915 öncesi Osmanlı Ermenileri.Bu insanlar kimdi,nerelerde nasıl yaşarlardı,ne iş yaparlardı,kültürleri,inançları neydi?1992'de ilk kez Fransa'da yayınlanan "Les Arméniens dans l'Empire Ottoman a la veille du génocide"in yazarlarından Raymond Kévorkian kitabı,bu ay "1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler" adıyla Türkçe yayınladı.Kévorkian,konuyla ilgili dünyanın önde gelen tarihçileri arasında.

Kendisi de Harputlu bir ailenin,tehcirden sonra Fransa'ya göç etmiş torunlarından.Yıllar süren ve titiz bir çalışmanın ürünü olan kitap,1915 öncesine kadar Anadolu coğrafyasında yaşayan Ermenilerin hayatına değerli bilgiler ve çarpıcı fotoğraflarla ışık tutuyor.

Kendisiyle birkaç ay önce Paris'te yaptığımız mülakatta,hem kitabın yazılma nedenleri hem de oluşturulma süreci üzerine konuştuk.Ermenilerin demografik yapısı meselesi ve farklı nüfus rakamları,konuşmanın hemen başında gündeme geldi.Kévorkian tabii Ermeni Patrikhanesi'nin kayıtlarını esas alıyor.Açıklaması ise şöyle:"Osmanlı belgelerindeki Ermeni nüfusuna dair en güncel kayıtlar,1914 nüfus sayımından.Çoğunluğun Türk olduğu yerleşimlerde yaşayan Ermenilerin sayıları,Patrikhane ve Osmanlı kaynaklarında birbirine oldukça yakın.Hatta Osmanlı kaynaklarında,Batı'daki vilayetlerin bazılarında Ermeni nüfusu daha yüksek görünüyor."

Peki sonuçta arada 700 bin insana yakın fark nereden geliyor?"Doğu'ya doğru gittikçe rakamlar dramatik şekilde değişiyor.Örneğin Osmanlı kaynaklarına göre sadece 100 bin Ermeninin bulunduğu kazalar var.Halbuki aynı kazada öyle fotoğraflar var ki,mesela bir Ermeni okulu görüyorsunuz ve sadece orada 100 çocuk var.Patrikhane kayıtları önemli;zira her çocuk nüfusa kaydedilmeyebilir ama mutlaka vaftiz edilir.Bu kayıtlar da vaftize dayanır.Ben nüfus kavgası yapmıyorum,ama Patrikhane kayıtları nettir."

Kévorkian özellikle 1970'li yıllarını neredeyse sadece bu kitap için çalışarak geçirmiş."Kimse bana 'benim köyüm bu kitapta yok' dememeliydi.Araştırmalar sırasında Ermenilerin yaşadığı 2.925 kent ve köyün dökümü yapıldı." Yazar bu kapsamlı araştırması sırasında sadece arşivlerde çalışmamış;yerleşim noktalarının büyük bölümüne de bizzat gitmiş.Oralardaki yapıları incelemiş,insanlarla konuşmuş,kaybolan hatıraların peşine düşmüş:"O yıllarda bizim kuşak için Anadolu'daki Ermenilerin varlığı hikâyelerden ibaretti.Bunlar da bir kara delikte kayboluyordu.Resim yoktu,belge yoktu,hafızalar kesintiye uğramıştı.Bu kitabı,özellikle bu hafıza kopukluğunu gidermek için düşündüm.Bunu da sadece tarihle yapamazdım;ancak coğrafyayı bu tarihle birleştirirsem mümkün olabilirdi."

Gerçekten de kitabın başarısı tam bu noktada.Kévorkian,bir hikâyeye dönüşen tarihi,insanlarıyla,isimleriyle,belgeleriyle tekrar oluşturmuş.Büyük bir yap-bozun tüm parçalarını biraraya getirmiş.Kitapta Anadolu Ermenilerinin sadece belde belde sayıları yok.Hangi mesleklerde çalıştıkları,hangi okullara gittikleri,hangi kiliselerde ibadet ettikleri,aile isimleri,sosyal-kültürel faaliyetleri,yapıları,mahalleleri,yaşam alışkanlıkları,görenekleri de ayrıntılı şekilde işlenmiş.

Kévorkian bu kitabı sadece bir tarih-coğrafya kitabı olarak da görmüyor ve "Türkiye'deki Ermenilerin varlığını da meşrulaştıracak bir çalışma bu.Zira gerek aradan geçen yıllar gerekse konunun giderek siyasi bir ağırlık kazanmasıyla,insanların izleri silinmeye yüz tutmuştu.Sonraki kuşak Ermeniler,dedelerinin,ninelerinin neler yaşadığını,nelere maruz kaldığını az çok biliyorlardı ama;nasıl yaşadıklarını,nasıl giyindiklerini,gündelik hayatta nasıl ve ne koşullarda varolduklarını bilmiyorlardı.Bu kitap aynı zamanda,daha önce olmayan bir idrak yarattı.Bu insanların oluşturduğu dokuyu,farklı bir Anadolu'yu gösterdi" diyor.

Aslında kitabın yansıttığı Anadolu dokusu,sadece Kévorkian'ın bahsettiği Ermeniler için değil,Türkiye'de yaşayanlar için de son derece çarpıcı görüntüler sunuyor.İki büyük başlıkta ifade edilebilecek bir durum var ortada:Farklılık ve benzerlik.

Farklılık şöyle.Öyle bazı fotoğraflar var ki,"Bu fotoğraf hangi Avrupa kentinde çekilmiş" diyebilirsiniz.Bir nefesli çalgılar orkestrası...Yer Merzifon!"Burası Anadolu mu,üstelik o tarihte?" dedirtecek onlarca fotoğraf var.Ermenilerin varlığındaki Anadolu'nun bu görüntüleri,nelerin kaybedildiğini,nasıl bir doku kıyımı yaşandığını çarpıcı biçimde kanıtlıyor.

Benzerlik de eşit şekilde çarpıcı.Ermenileri gösteren öyle fotoğraflar var ki,kılık-kıyafet,duruş,yapı olarak Türklerden ayırdetmek imkânsız.Tipik Anadolu köylüleri.Bu noktada yine Kévorkian'a kulak verelim:"Bugün Türkiye'de genel olarak İstanbullu,zanaatkâr,tüccar,serbest meslek sahibi bir Ermeni imajı vardır.Bu çalışma her bakımdan bunun da yanlışlığını gösteriyor.1915 öncesi Ermeni nüfusunun yüzde 80'inden fazlası kırsal kesimde yaşıyordu.Erkeklerin,kadınların hallerine,giysilerine bir bakın.Dönemin Türk köylüsünden ayırdedemezsiniz.Son derece geleneksel kıyafetler vardır ve bu,paylaşılan bir gelenekti." Dolayısıyla fotoğraflar sadece Ermeni toplumunun değil,o dönemki Osmanlı toplumunun da dokusunu ortaya koyuyor.

Bugünkü Ermeni imajının esas olarak İstanbul Ermenileri ile sınırlı kalması,1915 sonrası geride kalan az sayıda Ermeninin de ağırlıklı olarak sadece İstanbul'da kalmasıyla ilgili şüphesiz.Bir zamanlar Anadolu'daki Ermeni varlığı ise,günümüzde harap olmuş kiliseler,kimi yerde taş temelleri kalmış evler,"define" bulmak için delik deşik edilmiş eski mezarlık alanları ve ancak yaşlıların hatırladığı eski köy adlarıyla yaşıyor.

Kitaptaki fotoğrafların büyük kısmı,ortak yazar Paul Paboudjian'ın koleksiyonundan (Manuel Andréassian'ı da unutmamak gerek).Ulaşılan 5.000 fotoğraf,kitap aşamasında 900'e indirilmiş.Tüm görüntüler Ermenilerin yaşadığı illere ve mesleklere göre kategorilendirilmiş.Sanat,kültür,folklor,yerel özellikler dikkate alınarak seçimler yapılmış.Tüm bu görsel malzemeye,Kévorkian'ın sahada ulaştığı insan hikâyeleri eşlik ediyor ve ortaya 608 sayfalık,927 fotoğraflık benzersiz bir tarih,hafıza kitabı çıkıyor.

Son sözü yazara bırakalım:"Ben hakim değilim,kimseyi suçlayacak savcı da değilim,Ermenilerin avukatı da.Elbette 1915'te yaşananların bir soykırım olduğunu düşünüyorum ve bunu diğer kitabımda ayrıntılarıyla ele aldım.Ama 1915 öncesi Ermenilerin varlığına,hayatına ışık tutmak her şeyden önemliydi ve kalıcı bir kaynak yarattı."

***

Urfa

Nüfus:41.740 Ermeni.
Din ve Eğitim:11 kilise;20 okulda 1.140 öğrenci.
Meslek:Ticaret,taşçılık,mimarlık,ayakkabıcılık,kalaycılık,kuyumculuk,halıcılık,demircilik,tahıl ve pamuk yetiştiriciliği.

Ermenice İkinci Dildi

Arap ve Ermeni toplulukların içiçe girmiş olduğu Halep Vilayeti'nin dört sancağından biriydi Urfa (diğerleri Maraş,Antep,Antakya).Ermenilerin buradaki varlığı onbirinci yüzyıldan itibaren belirginleşti.Birinci Dünya Savaşı arifesinde Urfa Sancağı,1908'den sonra Halep Vilayeti'nin bir sancağı değil,mutasarrıflık statüsünden dolayı doğrudan İstanbul'daki merkeze bağlı bir birimdi.32 bin 600 Ermeni,16 kasaba ve köyden oluşan şehir merkezinde yaşıyordu.Meryem Ana Kilisesi,Urfa'nın önemli bir noktasıydı.Kentteki tüm etnik topluluklar neredeyse sadece Ermenice konuşuyordu.Özellikle dış dünyayla ilişkisi pek az olan kadınlar sadece Ermenice bilirdi.Ermeni cemaatinin tinsel merkezi,antik dönemden kalan Surp Sarkis Manastırı'ydı.Kentteki ticaretin yüzde 75'i Ermenilerin kontrolündeydi.

Adana

Nüfus:83.733 Ermeni.
Din ve Eğitim:89 kilise;65 okulda 12.000 öğrenci.
Meslekler:İplikçilik,halıcılık,kumaşçılık,çömlekçilik,kuyumculuk,yazları pamuk,portakal ve limon hasadı.

1909 Olaylarına Rağmen...

Adana Vilayeti,Adana,Mersin ve İçel,Sis (Kozan),Cebelibereket sancaklarından oluşuyordu.Merkez Adana,onuncu yüzyıldan ondördüncü yüzyıla kadar Ermenilerin çoğunluk olarak yaşadığı bir yerdi.Ermeni nüfusun çoğu Türkçe eğitim alıyor olsa da Apkaryan ve Aramyan kolejleri önemli okullardandı.Yirminci yüzyılın başında Ermeniler,yoğunlukla merkezdeki Maryem Ana Katedrali'nin etrafındaki mahallelerde yaşadılar.Merkezdeki Ermeni nüfus 1909'da yaşanan katliamlara rağmen 26.430'du.İki katlı tuğladan ve az pencereli evleri,geniş sokakları;palmiyeleri,şekerkamışı ve fıstık ağaçları,değirmenleri,yaylaları,portakal ve limon bahçeleriyle kendine özgü bir şehirdi Adana.Dokumaları,halıları ve çömlekleri meşhurdu.Yirminci yüzyılın başlarında sanayileşmeye başlayan şehirde,Ermeni girişimcilerin payı büyüktü.

Kayseri

Nüfus:52.000 Ermeni.
Din ve Eğitim:47 kilise;56 okulda 7.119 öğrenci.
Meslekler:Kuyumculuk,dericilik,bağcılık,demircilik ve halıcılık.

Bir Eğitim ve Kültür Şehri

Ermeniler ve Rumlar arasında yoğun kültürel ilişkilerin yaşandığı Kayseri,yirminci yüzyılın başında Ankara Vilayeti'ne bağlı (diğerleri Ankara,Kırşehir ve Yozgat olmak üzere) dört sancaktan biriydi.Onbeşinci yüzyılda Osmanlılar Kapadokya'yı alınca Ermeniler kitleler halinde İstanbul'a gönderildiyse de,bölgedeki varlıkları devam etti.Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında toplam şehir nüfusunun yüzde 35'i Ermeni'ydi.Bölgenin önemli yapılarından Meryem Ana Katedrali,Surp Sarkis,Surp Krikor ve Surp Haç kiliseleri ibadete açıktı.Eğitim altyapısı da gelişmişti.Haygyan Enstitüsü,Hayguhyan Kız Koleji,Surp Hagop Okulu,Sarkis Gümüşyan Lisesi,Aramyan Kız Lisesi ve Emanuelyan Katolik Enstitüsü önemli eğitim kurumlarındandı.Surp Garabed Manastırı'ndaki kütüphanede 200'ü elyazması olmak üzere 20 binin üzerinde kitap vardı.Şehire beş kilometre mesafedeki Talas ise,ünlü Gülbenkyan ailesinin de aralarında bulunduğu üst gelir grubuna ait malikâneleri ile bilinirdi.

Sivas

Nüfus:Şehir merkezinde 116.817 Ermeni.
Din ve Eğitim:198 kilise;204 okulda 20.599 öğrenci.
Meslekler:Bıçakçılık,kuyumculuk,taşçılık,yüncülük,dokumacılık,kumaş boyacılığı,kalaycılık,silah imalatı.

Ermeni Zanaatkârların Yurdu

Merkezde çok sayıda kilise,hastane,tiyatro binası ve okul bulunuyordu.Şehrin tarihi yapılarından Ulu Camii,bir zamanlar -camiiye çevrilmeden önce- Ermeni kilisesi Surp Yeranos'tu.Şehir,kavak ve söğüt ağaçlarıyla gölgelenmiş Kızılırmak kollarının kestiği geniş bir ovaya yayılmıştı.Siyaha çalan pişmemiş tuğladan inşa edilen evleri genellikle kireçle sıvanırdı.Ondokuzuncu yüzyılın sonunda kabul edilen yönetmelikle,damların taraça şeklinde ve eğimli hale getirilerek kiremitle kaplanması zorunlu kılındı.Kervanların geçtiği,Akdeniz limanlarını İran Körfezi'ne bağlayan yol üzerinde yer alan Sivas,eskiden beri Ermeni tüccarların büyük rol oynadığı önemli bir ticaret ve geçiş noktasıydı.Geleneksel olarak zanaat,şehirde Ermenilerin elindeydi ve ünü tüm İmparatorluğa yayılmıştı.İkinci Meşrutiyet'le birlikte Ermenice yerel gazetelerin de yayınlandığı Sivas Vilayeti,tüm önemli sancak ve kazalarıyla birlikte (Divriği,Gürün,Kangal,Şebinkarahisar,Suşehri,Tokat,Niksar,Amasya,Merzifon,vb.) Ermeni nüfusun Anadolu'daki en yoğun yerleşim bölgelerinin başında geliyordu.

Yozgat

Nüfus:Çevresiyle beraber toplam 58.611 Ermeni.
Din ve Eğitim:49 kilise;42 okulda 9.300 öğrenci.
Meslekler:Tarım,meyvecilik-sebzecilik.

Kayısı Bahçeleri ve Taş Evler

Vadilerin dağları kestiği bir coğrafyada yer alan Yozgat Sancağı,verimli topraklarıyla ün salmıştı.Buradaki Ermeni nüfusu,vilayetin diğer yerlerindekine kıyasla çok daha kırsal kökenliydi.Özellikle güney kazalarında yoğun olan Ermeniler,Yozgat çevresine 1720-1730 arasında yerleşip şehrin temelini attılar.Boğazlıyan ve çevresinde kurulan köylerse,Kapadokya'daki Ermeni yerleşimlerinin kuzey uzantısıydı.Onsekizinci yüzyılın başlarında,sancağın gelecekteki yönetim merkezi Yozgat'ı kurma yolunda bir adım atan Sivaslı Çapanoğullarının önderi Türkmenbaşı Abdülcabbar,Ermeni zanaatkârlara çağrıda bulundu.Böylece sonraki merkez oluşmaya başladı.1914'te merkezde yaşayan 9.520 Ermeni,şehir nüfusunun yüzde 40'ını oluşturuyordu.Kayısısıyla ünlü,meyve bahçeleri içerisinde bulunan damları kiremit kaplı taş evler şehre son derece çekici bir görünüm kazandırmaktaydı.Sungurlu,Çorum,Develi gibi önemli yerleşimleri bünyesinde bulunduran Yozgat Sancağı'nın en kalabalık kazası ise,35.825 Ermeni'nin yaşadığı Boğazlıyan'dı.

Eskişehir

Nüfus:Merkezde 1.000,köylerle birlikte 4.510 Ermeni.
Din ve Eğitim:1 kilise;2 okulda 221 öğrenci.
Meslekler:Kuyumculuk,lüle taşı işlemeciliği,ticaret,yorgancılık.

Ermeni Mahallesinin Adı Hoşnudiye

Kütahya Sancağı'na bağlı Eskişehir kazasındaki Ermeni mahallesi onyedinci yüzyılın başında kurulmuştu ve şehrin aşağı kısmında Porsuk Çayı'nın yanında bulunuyordu.Şehir pazarı Ermeni mahallesiyle Rum mahallesi arasında kurulurdu.Yerleşimdeki Ermenilerin maddi durumları genellikle iyiydi;bolluk ve refah içinde yaşayan cemaatin bir de özel kulübü vardı.Eskişehir'deki Ermeni mahallesinin adı Hoşnudiye idi ve burada yaşayanların ne denli mutlu oldukları,yerin adından bile belliydi.Kütahya Sancağı'na bağlı merkez kaza ise çinileriyle meşhurdu.Çini imalat atölyeleri tüm İmparatorluk'taki ibadethaneler için çini üretiyor,ayrıca Paris ve Londra'ya ihraç ediyorlardı.Ermeni varlığı onbeşinci yüzyıl başlarına dayanan kazada,1915 sırasında nadir bir olay yaşandı.Tüm kazada yaşayan Ermeni nüfusu,İstanbul'un emirlerini uygulamayan Kürt Vali Faik Ali Bey sayesinde kurtuldu.Ermeni nüfus 1922'den sonra boşaltıldı.

Van

Nüfus:110.897 Ermeni.
Din ve Eğitim:55 manastır,399 kilise;30 okulda 5.104 öğrenci.
Meslekler:Hububatçılık,arıcılık,halıcılık,hayvancılık,dikiş,kuyumculuk.

Doğu'nun Yıldızı Ermeni Yurdu

Van 1864'te otonom bir eyaletti.1876'da güneydeki Hakkari Vilayeti'yle birleşerek genişledi.Vilayet sınırları içinde bulunan geniş göl,buranın ve bölgede yaşayan Ermenilerin tarihi için de önemlidir.Binlerce Ermeni'nin 1895 ve sonrasındaki olaylarda bu göldeki adalarda saklandıkları bilinir.Ermeni Patrikhanesi'nin 1878'e ait bilgileriyle 1914'e dair veriler karşılaştırılırsa bölgede yaşayan Ermeni sayısındaki dramatik düşüş farkediliyor.1878 rakamlarına göre,bölgede 249.361 Ermeni,86.368 Suriyeli Keldani,51.828 Kürt,13.964 Türk,7.760 Yezidi ve 809 Yahudi yaşamaktaydı.Yörenin dini merkezi onikinci yüzyılda Van Gölü'nün üzerindeki adalardan birinde kurulan Ahdamar Kilisesi'ydi.1914'te 103.432 kişi yani vilayet nüfusunun yüzde 92,5'u Van Sancağı'nda yaşıyordu.Pazarların,zanaatkârların atölyelerinin,yıpranmış idari binaların ve en eski kiliselerin bulunduğu şehir epey kalabalık ve karışıktı.Yedi Kilise ya da Varak Surp Haç Manastırı önemli bir dini merkezdi.Kalesi ve gölüyle meşhur kent,pazarı,zanaatkârları,olağanüstü bir kanal ve sulama sistemi,çok lezzetli meyve ve sebzeleriyle benzersizdi.Konsolosluklar ve diğer resmi binalarıyla Doğu'nun merkezi görünümündeydi.

Van'daki Ermeniler tarımın yanı sıra hayvancılıkla da uğraşırlardı.Özellikle yünden imal edilen Van halılarının şöhreti yaygındı.Van işi mücevher işlemeciliği ve kuyumculuk da önemli ölçüde gelişmişti.

***

1-Raymond H. Kévorkian&Paul B. Paboudjian,1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler,(çev.) Mayda Saris,İstanbul:Aras Yayıncılık,2012.

*Gürsel Göncü,1915 Katliamları Öncesi Anadolu Ermenileri,NTV Tarih,sayı:46,Kasım 2012,s.40-49.

1 yorum:

  1. Bir şey gözden kaçırılıyor. 1915 öncesi dahil Anadolu da yaşayan '' MÜSLÜMAN ERMENİLER '' Yani sayım yapılırken O zaman ki millet Dini inanca göre tanımlandığından..... Müslümanlığı benimsemiş Ermeni asıllı bireyler Müslümanlar arasında birey olarak sayılmaktaydlar, gösterilmekteydiler..... Hristiyan Ermeniler arasında değil. Faruk

    YanıtlaSil