26 Kasım 2012 Pazartesi

1877-1880 Yıllarında Çarlık Rusya'sındaki Türk Esirleri/Dr.Vladimir Belyakov***

1870'li yılların sonunda Çarlık Rusya'sının Avrupa kesimindeki(1) şehirlerinde Türk ve Arap dillerinde konuşmalar duyulmaktaydı:Rusya'nın bu irili ufaklı şehirlerinde o tarihe kadar pek görülmemiş ve sıradan Ruslara tanıdık olmayan dillerde konuşan insan grupları ortaya çıkmıştı.Bunlar,Osmanlı ordusunun esir düşmüş mensupları idi.

Rusya ile yapılan 1877-1878 Savaşı,Osmanlı İmparatorluğu için oldukça uğursuz geçmişti.İmparatorluğun orduları darmadağın edilmiş,pek çok asker ve subay esir düşmüştü.Rusya Genelkurmayı'nın 11 Nisan 1878 tarihli raporuna göre,Osmanlı(2) askeri esirlerinin toplam sayısı 141.708 kişi idi.(3) Bu rakam,Osmanlı ordusunun beşte ikisine tekabül etmekteydi (Balkanlar'da 275 bin ve Kafkas cephesinde 75 bin,(4) yani toplamda 350 bin).

Esir düşmek,misafirliğe gitmek demek değildir tabii ki.Genelde esirlikte bulunma,aşağılanma ve mahrumiyetle eşdeğer görülmektedir.Ama Osmanlı ordusunda hizmet eden Türkler ve Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan diğer halkların temsilcileri Rusya'daki esirliklerinde bunlara maruz bırakılmadılar.Bu esirler artık Rusya için hiçbir tehdit oluşturmuyorlardı ve zafer kazananlar,eski düşmanlarına karşı Rus insanına özgü merhameti göstermişlerdi.

Arşiv belgelerine göre,esirler birkaç yüz kişiden oluşan gruplar şeklinde dağıtılarak yerleştirilmişlerdi,küçük şehirlerdeki gruplarda ise bu sayı yirmi-otuz kişiden oluşmaktaydı.Toplamda Çarlık Rusya'sının Avrupa kesiminde 162 şehre dağıtılmışlardı.(5) Üst rütbeliler (paşalar) ve subaylar,kiralık evlere yerleştirilmişlerdi.Onlara kira bedellerinin yanı sıra belli bir maddi destek de verilmekteydi:Yıllık olarak paşalar 1.017 ruble,kurmay subaylar 441 ruble alıyorlardı,daha aşağı rütbeli subaylara ise 276 ruble tahsis edilmişti.(6) Subaylar bulundukları şehirde dolaşma ve alışveriş yapma hakkına sahiplerdi.Aynı zamanda onlar,yerleştirildikleri evler hoşlarına gitmezse,kendilerine başka kiralık evler tutabilirdi.

Erler ise -genellikle o sırada tatbikatlara gönderilen askeri birliklerin yerlerine- kışlalarda konuşlandırılmıştı.Küçük şehirlerde esirler için müstakil evler kiralanmış ve bunlar kışlaya dönüştürülmüştü.Bu evlere ranzalar konulmuş,yakıp ısınmak ve yemek hazırlamak için odun getirilmiş,aydınlanma içinse mum temin edilmişti.1877-1878 Savaşı'na dair bir askeri tıbbiye raporunda "Ordudaki askeri müfettiş doktorların beyanlarına göre,Türklerin yaşadıkları mekânlar,hijyenik bakımdan ordumuzun kışlalarından hiç de geri kalmadığı" vurgulanmaktaydı.Özellikle şunu da kaydedelim ki,tüm kışlalar abdest almak ve ibadet etmek için uygun bir şekilde teçhiz edilmişti.(7)

Askeri esirlere sağlanan gıda,Rus askerlerininki ile aynı idi.Ama gündelik tayına Türk adetlerine uygun olarak birtakım değişiklikler yapılmıştı.Mesela,siyah ekmeğin yerine -tabii ki hacmi değil,maliyeti dikkate alınarak- beyaz ekmek verilmekteydi;lahana çorbasını da yarmadan hazırlanan çorbayla değiştirmişlerdi.Türkler kendileri yemek yapıyorlardı.Tüm esirlere giyecek temin edilmişti:Kaput,mont,şapka,kravat,şalvar,ikişer çift çizme ve iç çamaşırı,kışın ise bunlara ilaveten kürk ve eldiven.Türkler,"sağlık hizmetlerinden faydalanmakta ve ordumuzla aynı şartlarda ilgi görmekteydiler."(8)

Askeri esir sayısının çok büyük miktarlarda olması gerek merkezi,gerekse yerel yönetimler için epey zorluklar doğurmaktaydı.Bu zorlukları aşmak amacıyla Çar II. Aleksandr'ın fermanı ile (Çarın askeri danışmanları arasındaki generallerden) Prens Golitsin III başkanlığında Türk askeri esirleri ile ilgilenecek bir komisyon kurulmuştu.Komisyon üyeleri arasında çoğunlukla hekimler ve diğer sağlık görevlileri bulunmaktaydı.Onlar esirlerin meskûn olduğu yerleri ziyaret ediyor,esirlerin yaşadıkları mekânların sıhhi durumunu gözden geçiriyor,şikâyetleri dinliyor ve ziyaretleri sonunda hazırladıkları detaylı raporları ilgili önlemler almak için payitahta gönderiyorlardı.(9)

Esirlerin bir işte ücretli çalışmalarına da izin veriliyordu,bu da yerli ahali ile iletişim halinde oldukları ve şu veya bu şekilde Rus dilini öğrenmeleri demekti.Yalnız bu durumda esirler kazandıklarının yarısını kendi geçimleri için hazineye ödüyorlardı.(10) Geri kalanını ise istedikleri gibi harcayabilirlerdi.

Türk savaş esirlerinin çoğunluğu,garnizonları uzun süre abluka altında bulunurken ve de kış şartlarında iken esir düşmüşlerdi.Başlangıçta onların fiziksel durumları oldukça zayıf idi ve moralleri çökmüştü,bu nedenlerden dolayı binbir çeşit hastalığa kolaylıkla maruz kalmaktaydılar.En çok yaygın olan hastalık tifüstü.Yukarıda zikredilen askeri tıbbiye raporuna göre,esirler arasında hastalık oranı yüzde 86,ölüm oranı ise yüzde 15 idi.(11) Ölenleri Müslüman adetlerine göre defnediyorlardı.Müslüman mezarlıklarının olmadığı yerlerde ise,mesela Vladimir Guberniyası (vilayeti) Shuya şehrinde esir Türkleri gömmek için ayrı bir yer ayrılmıştı.(12)

Berlin Kongresi kararları çerçevesinde Osmanlı askeri esirlerinin iadesi 1878 yılının Aralık ayında başladı.(13) Esirleri genellikle Odessa'ya,çok nadiren Sivastopol'a,oradan da İstanbul'a gönderiyorlardı.Esir sayısı çok olduğundan ve Rusya'nın Avrupa kısmının neredeyse tamamına dağıtıldıklarından iade süreci uzun sürüyordu.Bazı esirler,hastalıkları yüzünden gönderilecekleri yere kendi birlikleri ile gidememişlerdi.Sonuçta,ancak Eylül 1880 tarihinde Rusya Genelkurmayı "artık Rusya'da savaş esirlerinin kalmadığı" beyanında bulunabilmişti.(14)

Tabii ki,geri dönmek istemeyenler de olmuştu.Genelkurmayın verilerine göre,45 kişi gönüllü olarak Rus tabiiyetini kabul etmişlerdi.Hele bunların tamamı Ortodoksluğu kabul etmiş ve Rus isimleri almışlardı.(15) Erler bunu maddi bakımdan yapmış olabilirlerdi zira Rusya'da kendi vatanlarından daha iyi bir durumda yaşayabileceklerini muhtemelen düşünmüşlerdi.Ama subaylara gelince,onları gurbette kalmaya mecbur eden faktör büyük ihtimalle Rus hanımları idi.Eh,gönül bu,ferman dinlemez!

İşte bir örnek:Kostroma vilayetine yerleştirilen Teğmen (Mülazım) Mustafa Kâmil 25 Mayıs 1879'da Ortodoksluğa geçmiş ve Aleksandr Zotov ismini almıştı.5 Ekim 1880'de ise Kostroma şehrinden küçük esnaflık yapan dul Varvara Fyodorovna ile evlenmişti.(16) Bu arada,Mustafa Kâmil'in Mısırlı olduğunu tahmin ediyorum.

Görüldüğü gibi,Çarlık hükümeti Osmanlı esirlerine oldukça iyi yaşam koşulları oluşturmuştu.Fiiliyatta onları kendi askerleri ile bir tutmuş,hatta para kazanmalarına dahi izin vermişti.Bu,sadece insani değil,aynı zamanda uzak görüşlü bir yaklaşımdı.Çünkü esaret esnasında Rusların "gâvur" da olsalar,iyi insanlar olduğuna dair kuvvetli bir kanı oluşmuştu.Rusya'da bir yıllık ve daha uzun bir esaretten sonra 100 binden fazla Osmanlı esiri vatanlarına geri dönmüşlerdi.Onlar memlekete sağlıklı,karınları iyice doyurulmuş,ayakkabı ve giysileri temin edilmiş olarak dönmüşlerdi,bazıları ise belli miktarda birikim de getirmişlerdi.Bu hususlar tabii ki,onların tanıdıkları ve hemşehrileri arasında çok olumlu izlenimler doğurmuştu.Eski esirlerin çok sayıda akraba ve tanıdıkları olduğunu dikkate alırsak,Osmanlı İmparatorluğu'nda Rusya'ya ve Ruslara karşı olumlu bakışın yaygın olduğu düşünülebilir.Bu konuda pek çok Rus seyyahın kayıtları vardır.

1881 yılında Ortadoğu ülkelerini ziyaret eden meşhur Rus seyyah Aleksandr Eliseev,zamanında şunları yazmıştı:"Bir süre önce yaşanan savaş ve konuksever Moskoflarda bulunmuş binlerce esir,Türk İmparatorluğu'nda toplumun tüm tabakalarını en olumlu yönde etkilemişti.Hatta Nil Nehri sahillerinde Rusça anlayan yerel halktan birileriyle karşılaşmak mümkün."(17) Eliseev,Rusya'daki esaretten bir süre önce dönmüş olan Mısırlı yüzbaşıyla sohbetinden bahsetmişti.

Osmanlı tabiiyetindekilerin Rusya'da esirlikte bulunmalarına dair tarihi hafızanın oldukça etkileyici olduğu özellikle kaydedilmelidir.1910 yılında Moskovalı hekim Aleksandr Zhivago,Mısırlı rehberinin kendisine şunları dediğini aktarmaktadır:"Rusları İskenderiye'de seviyorlar çünkü savaş sonrasında esaretten dönen Türkler sizin hemşehrileri çok övmüşlerdi."(18) İşte,daha geç bir tarihe dair bir kayıt:Gençliğinde askeri muhabir olarak Rus-Türk savaşının başından sonuna kadar bulunan popüler Rus gazeteci Vasily Nemirovich-Danchenko ise savaştan neredeyse yarım yüzyıl sonra 1926'da şunları yazmaktaydı:"Arapların bizlere karşı olumlu yaklaşımları,onların ecdadının 1877-1878 yıllarında Rusya'da esirlikte bulunmaları ile izah edilebilir.Onlar,evlatlarına 'Moskoflar'ın hayırseverlik ve cömertliğinden pek çok defa bahsetmişlerdi."(19)

Savaş,ölüm ve yıkım demektir;genelde savaşan devletlerin halkları arasında uzun süreli düşmanlığa yol açmaktadır.Ama her zaman böyle olamayabilir.Her şey mağlup olan rakibe karşı muameleye bağlıdır.1877-1878 Rus-Türk Savaşı,iki ülke halklarının aralarını açmaktan ziyade onları yakınlaştırmıştı.Türkler ve Araplar,bir süre önceki rakiplerinin büyük ve ilginç olarak gördükleri medeniyeti hakkında pek çok izlenim edinerek esaretten evlerine dönmüşlerdi.Ruslar ise,kendileri gibi normal insanlar olduklarını gördükleri Müslüman Doğu'nun temsilcileri ile yüzleşmiş ve belli dersler çıkarmışlardı.Tüm bunların yansımaları,Birinci Dünya Savaşı'nda Kafkas Cephesi'nde rakiplerin aşırı şiddet uygulamamasında ve daha sonra ise Osmanlı'nın çöküşü esnasında "beyaz" Rusların Boğazlar'dan geçerek Türkiye'ye ve Balkanlar'a akışı sırasında kendini gösterecekti.

***

*Bu yazı Rusya İlimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü'nün "Vostoçniy Arkhiv" dergisinde no. 13 (2005),s.56-58'de yayınlanmış olup müellifin izniyle Türkçe'ye çevrilmiştir -Ç.n.(Çevirenin notu)
**Bu sayı abartılı gözükmektedir.Enver Ziya Karal'ın "Osmanlı Tarihi"nde ve Stanford Joy Shaw'un "Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye" kitabında verilen sayılar 100.000'in altında kalmaktadır.Konuyla ilgili danıştığımız Candan Badem Rus tarihçi Aleksandr Samovich'in Rodina dergisinin 2010 yılı 6. sayısındaki bir makalesinde yine resmi bir rapora dayanarak 1877-1878 Savaşı'nın Osmanlı savaş esirlerinin toplamını 113.015 kişi olarak yazdığını belirtti.Bkz. http://www.istrodina.com/rodina_articul.php3?id=3563&n=160 E.N.
1-Gerek Çarlık,gerekse Sovyetler zamanında Rusya'da Ural Dağları'na dek olan kısma "Avrupa Rusyası/Evropeiskaia Rossiia";Ural Dağları'ndan ötesine ise "Asya Rusyası/Aziatskaia Rossiia" denilmekteydi.Bu ifadeler günümüzde de kullanılmaktadır.Ç.n.
2-Müellif,burada ve ileride birçok yerde "Türk" ifadesini kullansa da kastedilen Osmanlı olduğu için bu şekilde tercüme edilmiştir.Ç.n.
3-Rusya Devlet Askeri Tarih Arşivi (Rossiiskiy Gosudarstvennyi Voenno-Istoriçeskii Arkhiv;bundan sonra RGVIA olarak zikredilecektir),Fon 400,Klasör 3,Dosya 2047,Varak 81-104.
4-Voennyi Entsiklopediçeskiy Slovar' [Askeri Ansiklopedik Sözlük](Moskova:1984). 5-RGVIA,F.400,K.3,D.2038,V.106-107.
6-Voenno-meditsinskiy Otçet za Voinu s Turtsiei 1877-1878 gg. Çast' 3:Otçet po Okkupatsionnomu Otriadu.Otçet o Voennoplennykh Turkakh [1877-1878 Yıllarında Türkiye İle Savaşa Dair Askeri Tıbbiye Raporu,3. Kısım:İşgalci Müfrezeye Dair Rapor.Türk Askeri Esirlerine Dair Rapor](St. Petersburg:1887),s.331.Bundan sonra Askeri Tıbbiye Raporu olarak zikredilecektir.
7-Askeri Tıbbiye Raporu,a.g.e.,s.334.
8-Askeri Tıbbiye Raporu,a.g.e.,s.335-337.
9-RGVIA,F.400,K.3,D.2047,V.1-80.
10-RGVIA,F.400,K.3,D.2088,V.9.
11-Askeri Tıbbiye Raporu,a.g.e.,s.341.
12-A. Yu. Ivanov,"Plennye Tiurki v Russkom Uezdnom Gorodge 1878 god"[Türk Esirler Bir Rus Kaza Şehrinde:1878 Yılı],Vostoshniy Arkhiv,no. 4-5 (2000),s.43-44.
13-RGVIA,F.400,K.3,D.2059,V.14.
14-RGVIA,F.400,K.3,D.2088,V.43a.
15-RGVIA,F.400,K.3,D.2088,V.43a.Aynı yer.
16-RGVIA,F.400,K.3,D.2107,V.14a.
17-Aleksandr V. Eliseev,Put' k Sinaiu [Sina'ya Giden Yol](St. Petersburg:1883),s.2-4.
18-Aleksandr V. Zhivago:Vraç,KollektsionerEgiptolog [Zhivago:Hekim,Koleksiyoner,Mısır Araştırmacısı](Moskova:1998),s.144.
19-Vasily Nemirovich-Danchenko,"Nashikh v Daliakh" [Uzaklardaki Bizimkiler],Afrika Glazami Emigrantov [Muhacirlerin Gözüyle Afrika](Moskova:2002),s.139.

-------------------------------------------------------------------------------------

***Dr.Vladimir Belyakov,"1877-1880 Yıllarında Çarlık Rusya'sındaki Türk Esirleri",(çev.) Yrd.Doç.Dr. Vugar Imanov,Toplumsal Tarih,sayı:207,Mart 2011,s.94-96.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder