8 Ekim 2012 Pazartesi

"Ermeni Tehciri" ve Günümüzde Politika/Demir Küçükaydın

Tarih tarihçilere bırakılamayacak kadar politik bir iştir.Tarih üzerine en soyut ve bugün ile ilgisizmiş gibi görünen tartışmalar bile aslında bugünkü toplumsal güçlerin çıkar,hedef ve politikaları bağlamında yapılırlar.Tarihi değil ama günümüzün çatışan politik güçlerini,onların hedef ve çıkarlarını anlamak istiyorsanız tarih üzerine yapılan tartışmalara bakınız.

Bundan doksan yıl önce gerçekleşen Ermeni Tehciri-Katliamı-Soykırımı sözkonusu olduğunda da tartışılan Ermeni Katliamı değildir aslında.Bugün varolan güçlerin çıkarları çatışmaktadır.Bir yanda varlığını ve egemenliğini,bizzat bu katliamla doğmuş olan Türklüğe dayandıran Sümer,Bizans,Osmanlı devletçiliğinin yaşayan son halkası,Türkiye politikasının gerçek egemeni "Sünuf-u Devlet" ve onun gücü sarsılırsa kendisinin de ekonomiye egemenliğinin sarsılacağını gören Müslüman ve Türk burjuvazi;diğer yanda,bu Türklüğe göre tanımlanmış devleti daha esnek hale getirip çağın gereklerine ayarlamaya çalışan liberaller.Bu çatışmada devrimci demokrasinin ve sosyalizmin izi bile yoktur.Kendine sosyalist diyen milliyetçi ve liberaller ise bu iki gücün çatışmasında tarafların yedekleri durumundadırlar.

Bu bizzat yapılan tartışmaların mantığında da görülür.Örneğin Ermeni Katliamı üzerine bütün tartışmalar şu düzeyde yürütülmektedir:Olan katliam mı,soykırım mı,öz savunma mı,kaza mı?Devlet sınıfları ve onların gücü ve egemenliğini savunanlar bunun bir öz savunma veya kaza;liberaller de katliam veya jenosit olduğunu savunmaktadırlar.Ya da tartışma soykırım kavramının ne olduğu ve sınırları gibi hukuki tanımlara alanına yayılmaktadır.

Yapılan tartışma aslında şöyle bir benzetmeyle daha iyi anlaşılabilir.Ortada bir ceset ve cinayet vardır.Bir taraf bunun taammüden işlenmiş bir cinayet olduğunu söylemektedir;diğeri ise ölümde bir kasıt olmadığını ("göç ettirilirlerken savaş koşulları nedeniyle öldüler") veya bir nefsi müdafaa ("Ruslarla iş birliği yaptılar" ve/veya "onlar da bize saldırıyorlardı") olduğunu söylemektedir.

Peki bu tartışma özünde nedir?Bu tartışma hukuki bir tartışmadır,sosyolojik bir tartışma değildir.Hukuki tartışmalar ise varolanı olumlayan dünyanın en gerici tartışmalarıdır.

İyi bir avukat,hayatın karmaşıklığının yarattığı nice ayrıntıyı kullanarak,en planlanarak işlenmiş cinayeti bile bir meşru savunma gibi gösterebilir.Kaldı ki son duruşmada,jüridekilerin kültürel kodlarının,ideolojilerinin veya çıkarlarının taraflardan hangisinin iddiasını doğru kabul edeceğini belirlediği de bir sır değildir.

İşte Türk devletinin tam da sorunu çekmek istediği ve çektiği alan budur.Bu tartışmaya girerek,liberaller daha baştan savaşı devlet sınıflarının istediği alanda kabullenmekte ve onlarla zımni bir suç ortaklığına girmektedirler.

Şu çok açıktır ki,Türk devletinin ve devlete egemen zümrenin uluslararası politika alanında başka güçlerle çelişkileri de bulunmaktadır.O güçler de baskı için,onun hareket alanını daraltmak veya tecrit etmek için parlamentoya gelen karar tasarılarıyla Ermeni Katliamını uluslararası bir hukuk sorunu olarak ortaya koymaktadırlar.Böylece devlet sınıfları kendi egemenliğine yönelmiş bir muhalefeti kolayca kendisine baskı uygulayan diğer devletlerin işbirlikçisi gibi gösterebilmekte ve etkisizleştirip tecrit etmekte,marjinalleştirmekdir.

Ama daha da kötüsü şudur:liberaller,dengeler değişip başarı kazansalar bile bu katliamın nedenini açıklamış ve o nedeni ortadan kaldırmış olmaz.

Çünkü hiçbir hukuki tartışma cinayetlerin nedeni nedir sorusunu sormaz.Hukuk nedenlerle ilgilendiğinde bile,tek bir olayın hukuki nedenleriyle ilgilenir,sosyolojik nedenleriyle ilgilenmez.Ama ortadaki olay,sosyolojik bakımdan açıklanmayı bekleyen son derece önemli ve ciddi bir olaydır.Sorunu hukuki düzeyde tartışmanın kendisi,onun önemini ve ciddiyetini gizleyen bir utanmazlıktır.

Bir olayın nedenleri açıklanmadan ve o nedenler ortadan kaldırılmadan sorun çözülmüş olmaz.Bu konudaki bütün tartışmalara bakın,olayın sosyolojik olarak açıklanması üzerine bir tartışma bir literatür neredeyse bulamazsınız.Bütün tartışma suç var mıdır ve suçlu kimdir varsa cezası ne olmalıdır bağlamında yürütülmektedir.Ama bu tartışmanın kendisi gericidir ve nedenler üzerine bir tartışmayı gündemden çıkarmaktadır.Nedenler üzerine bir tartışmayı gündeme koymaya kalktığınız an,o ana kadar birbirine karşı mücadele eden taraflar,o tarafların dayandığı varsayımları sorguladığınız için birlikte karşınızda yer alacaklardır.

Devrimci Demokrasi ve işçi sınıfı (Sosyalizm) olayı şöyle koymalıdır:Biz 1915'te Osmanlı Devleti toprakları üzerinde yaşayan Ermenilerin toplu halde yok edildiği gerçeğini tartışmayı reddediyoruz.Buna hukuken jenosit mi,katliam mı,tehcir mi,göç ettirme mi deneceğinin bir önemi bulunmamaktadır.Bunlar sosyolojik değil hukuksal kavramlardır.Olayı açıklamazlar,bizzat kendileri açıklanması gereken fenomenlerdir.

Bizi ilgilendiren esas sorun şudur:Niçin bir dine ya da etniye ait insanlar yok edilmektedir?Çünkü bu sadece burada yaşanmadı.Tersinden kısmen Balkanlar'da yaşandı.1920'lerdeki Türk-Yunan Mübadelesi aynı olgunun "kansız" biçimidir.Yahudilerin Nazilerce yok edilmesi;Yugoslavya veya Afrika'da olanlar;İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanlara yapılan tehcir ve milyonları bulan ölüler.Bütün bunlar ortada nedenlerinin açıklanmasını bekleyen çok ciddi bir fenomen olduğunu ve bu nedenler ortadan kalkmadığı sürece yenilerinin olacağını göstermektedir.

Bu nedenlere girince şunu görürüz:Ulusun bir dine,dile,etniye göre tanımlanması;yani 1800'lerde Amerikan ve Fransız devrimlerinin demokratik ve insan haklarıyla tanımlanmış ulusçuluğunun yerini gerici ulusçuluk aldığı andan itibaren bu tür katliamlar ortaya çıkar.

Fransız Devrimi Yahudileri gettodan çıkardığı ve eşit haklı yurttaşlar yaptığı gibi;Alsace-Lorraine'in Almanlarını da eşit haklı yurttaşlar yapıyor,feodal bağımlılıklardan kurtarıyor özgür kılıyordu.Bu nedenle Yahudiler de,Alsace-Lorraine'in Almanları da devrimi savunan orduların safında savaşıyorlardı.Bu sonra hiçbir burjuvazide görülmedi.Ama daha kötüsü,işçi hareketi de zamanla bu programı;bu dile,dine,etniye dayanmayan;yurttaşlık ve insan haklarının özdeş olduğu bu ulusçuluğu unuttu ve gerici ulusçuluğun birer savunucusu ve bu ilkeye göre kurulmuş ulusların kurucusuna dönüştü.

Bir ulusu,bir din,dil,etni,tarih ile tanımlamaya başladığınız andan itibaren,bütün o tanımın dışındakiler en iyisinden katlanılması gereken birer arıza olurlar eğer güç dengeleri el verip de yok edilemiyorlarsa.Ya da şimdi olduğu gibi,kültürel zenginlik veya esnekliğe yol açtığı için korunması veya tolerans gösterilmesi gereken bir süs gibi görülürler,ilk zorlukta satılacak.

İşte hukuki tartışma bu esas nedeni gündemden düşürmektedir.Çünkü her iki taraf da aynı gerici ulusçuluğa dayanmakta ve onun dışında başka bir var oluşu reddetmektedir.Biz ise bu reddin kendisini reddediyoruz.Şöyle formüle edersek daha iyi anlaşılabilir.Sorun Türk devletinin özür dilemesi değildir (politik olandan ulusu ayrıştırmaktır).Türk devletinin Türk devleti olmaktan çıkarılmasıdır.Sorunu böyle koyduğunuzda,Türk devletini ve onunla çıkar çatışması içindeki diğer devletlerin dayandığı ilkeyi sorgular;ezilen sınıf,ulus,din,dil,etni ve cinsleri yanınıza alırsınız.Yani sorun aynı zamanda bir strateji ve program sorunudur.Ve eğer bu korkunç cinayet için bir suçlu aranıyorsa,bunun gerçek suçlusu,bu ulusçuluk belasını bir türlü açıklayamayan;ona karşı daha baştan doğru dürüst bir program geliştiremeyen;sonunda bizzat kendileri gerici ulusçulara ve ulus kurucularına dönüşen biz sosyalistleriz.Sosyalizm ve işçi hareketinin daha doğarken,genel olarak uluslara ve ulusçuluğa;özel olarak da dile,dine,etniye,soya dayanan gerici ulusçuluğa ve uluslara karşı bir programı olsaydı,bu katliamların hiçbiri yaşanmaz;bugün insanlık çok başka bir yerde bulunabilirdi.Bu satırlar geç de olsa bunun için bir başlangıçtır...

*Demir Küçükaydın,Ocak 2007.

**Sosyalizmin Milliyetçilikle İmtihanı,(haz.) Ferhan Umruk ;(önsöz) Tanıl Bora,İstanbul,Praxis Kitaplığı,2007,s.[17]-21.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder