20 Ekim 2012 Cumartesi

Muammar Gaddafi/Prof.Dr. Şerif Mardin

Devlet kurma yollarından biri tarikatlardan geçer.Bunun hiç olmazsa bazen mümkün olduğunu Libya tarihinden öğreniyoruz.Ondokuzuncu yüzyılda Libya'daki dağınık bedevi çöl aşiretlerinin arasında bir iletişim ağının kurulması,bunların bir çeşit toplumsal şemsiye altında bir noktaya bağlanması 1840'lardan sonra örgütsel çabalarını geliştiren Senussi tarikatının başarısıydı.Bu başarı dolayısıyla yirminci yüzyılın başında bugünkü Libya'nın alanı üzerinde yaşayanların Osmanlı İmparatorluğu ile sürdürdükleri gevşek bağların yerine bir diğer toplumsal kimlik,sahneye girmek üzere,arka planda hazır duruyordu.1920-1930 yılları arasında İtalyan emperyalizminin yerli halkla süregelen mücadelesi bu kimliği pekiştirdi.Fakat İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ne petrol zenginliği ne de Kral Idris'in çarpık idaresi bu kimliğin gelişmesini sağlayabildi.Bundan dolayı da 1 Eylül 1969'da bir subaylar cuntasının Libya'da idareye el koyması,yeni bir rejimin ilanı bu ülkenin sınırlı sayıdaki küçük burjuvazisinde,merkezden kopuk yaşayan vaha köylerinde ve bedevilerde bir yanıt buldu.Albay Gaddafi de bu grubun başında bulunuyordu.

Gaddafi'nin ideolojiye olan yakınlığının yanında iki öğe prestijini pekiştiriyordu;mensup olduğu aşiret "asil" aşiretlerden biriydi ve harp akademisinden sonra İngiltere'de ihtisas eğitimi görmüştü.

Yeni rejimin amaçları 1973 yılına doğru açıkça belirmeye başladı;Arap devletlerinin birliği,anti-emperyalizm ve Kur'an'dan doğrudan doğruya çıkarılmış "Arap Sosyalizmi"nin bir türü.

Yeni rejim ülkenin iç politikasında iki önemli yenilik getirdi:Petrol gelirleri ülkenin kalkınmasını sağlayacak yatırımlara aktarıldı,geniş bir altyapı kurma çabası ülkenin her yerinde etkisini gösterdi.Diğer taraftan milli gelir Kral Idris yönetimine göre çok daha eşit bir şekilde dağıtılmaya başlandı.

Gaddafi'nin daha ideolojik girişimleri ise aynı madalyonun başarısız tarafını gösteriyordu.Bu girişimlerin temeli Albay Gaddafi'nin Arap devletlerinde yeni bir toplum türü kurulabileceği inancıydı.Fikirleri,"Yeşil Kitap" adını verdiği bir dokümanda kendisine göre liberalizmi ve komünizmi de geride bırakan "üçüncü devre" ideolojisinde toplanıyordu.Bu,bölüşücü fakat ilhamını dinden alacak bir sistemdi.Libya'nın misyonu "üçüncü devre" ideolojisini yalnız kendi toprakları üzerinde değil fakat bütün Arap ülkelerine ihraç etmekti.Gaddafi'nin zaman zaman kendi ülkesini diğer Arap ülkeleriyle birleştirme,tek devlet haline getirme girişimlerini bu açıdan değerlendirmek gerekir.Ne var ki,Gaddafi'nin o ülkelerin iç politikalarına ısrarlı bir biçimde karışmasını kabul etmeyen liderler Albay'ın ümitlerini boşa çıkardılar.

Gaddafi'nin Arap devletleri karşısındaki başarısızlığı enerjilerini 1975'ten sonra Libya'nın iç bünyesini radikalleştirmeye aktarmasıyla sonuçlandı.Bugün portresi çizilen diktatörün imgesi o zamandan itibaren açıklık kazandı.1975'te kendisine karşı düzenlenen bir darbeden sonra politik tutumunda açık bir sertleşme görüldü.Gaddafi ideolojik bir politikadan çok gerçekçi bir politika öneren planlama ve dışişleri bakanlarını ülkeden sürdü.Albay o arada Genel Halk Kongresi Genel Sekreterliği dışındaki bütün görevlerinden istifa etmişti.Buna rağmen devamlı olarak hükümetin politikasını direktifleriyle düzenlemeye çalışıyordu.Yavaş yavaş muhalefet ülke dışına kaymıştı.Gaddafi'nin buna karşı aldığı önlem ise muhalefete geçenleri ölümle tehdit etmek,muhalefette ısrar edenleri öldürtmekti.1976'da Bingazi Üniversitesi'nde çıkan bir protesto sonucu yedi öğrenciyi idam etti.

1977'de Gaddafi Libya'nın "Arap Sosyalist Halk Cemahiriyesi" şeklini aldığını ilan etti.1978'de çıkan "Yeşil Kitap"ın ikinci cildi rejimin iktisadi ilkelerini belirliyor,perakende ticaretin yasak edildiği,ücret ve kira kavramlarının bulunmayacağı bir sistem çiziyordu.

Bu ilkeler de bundan sonra yaklaşık olarak Libya'da uygulanmaya başlandı.Bu tarihten itibaren kendi akrabalarının yüksek askeri yönetim mevkilerine getirildiği görüldü.Böylece başlangıçta arkasına geniş bir kitle toplayan Gaddafi'nin ülke içindeki desteği eridi.Bugün bu desteğini tamamen yitirdiği söylenemez.Yeni rejimin beraberinde getirdiği yerel ve milli katılmayı sağlayan yapılar Gaddafi'nin ütopik rüyası doğrudan demokrasinin bir izini yaşatmaktadır.Fakat yirminci yüzyılın bir dersi varsa o da geniş halk kitlelerinin katılmasının diktatörlüğe engel değil,aksine diktatörlüğü pekiştirici bir öğe olarak kullanılabildiğidir.Gaddafi'nin 1977'den sonraki uygulaması da bu oldu.Uzun vadede -birçok ütopik sosyalizmlerde olduğu gibi- toplumsal örgütlenmenin kitle sloganları ötesinde bazı zorunluluklar getirmesi Albay'ın rejimi için kendisini bir Deccal olarak gören Ronald Reagan'dan daha tehlikelidir,kendisine ve rejimine bu sert darbeyi vuracak olan öğe,bu gibi önüne geçilmez zorlamaların gözardı edilmesidir...

*Prof.Dr. Şerif Mardin,Muammar Gaddafi;20. Yüzyıl Siyasi Tarihi:Çağdaş Liderler Ansiklopedisi,(yay. haz.) Orhan K. Akyıldız ... [ve diğerleri] ; önsözler Şahin Alpay ... [ve diğerleri],İstanbul:İletişim Yayınları,1986,c. 3,s.1026-1027.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder