22 Ekim 2012 Pazartesi

İncir Köylü Nazar'ın Veda Gezisi*

Nazar Sürmeliyan bir pazartesi günü ziyaretimize geldi.Kendisini bu şekilde tanımış olduk.Kısa görüşmemizde onun Durağan'ın İncir Köyü'nde başlayan hayat öyküsünü öğrenmeye çalıştık.Biz sorduk o anlattı,o da merak ettiği konuları bize sordu.Boyabat'ta iki kişi ona yöremizin geçmişi ile ilgilendiğimizi söylemiş.Biz de bildiğimiz kadarı ile bildiklerimizi kendisine anlattık.

Türk-Ermeni ilişkilerinin uzun bir geçmişi vardır.Sanılanın aksine bu ilişki Selçukluların Ön Asya'ya gelişi ile başlamaz.Selçuklulardan çok daha önce Türk toplulukları Kafkaslar üzerinden bu topraklara gelmiş.Gelirken Gürcülerle,Ermenilerle ve Ön Asya'nın yerli halkları ile ilişkiye girmiş ve bu halklarla karışarak yerlileşmişlerdir.Balkanlar'dan gelen Oğuz boylarından insanlar,güneyden gelen Müslüman Arap akınlarına kalkan olsunlar diye,Bizans tarafından Hristiyan yapılarak Konya,Karaman,Kayseri,Kırşehir,Nevşehir,Yozgat illerinin bulunduğu bölgeye yerleştirilmiştir.Türkçeden başka bir dil bilmeyen bu Hristiyan Türkler,1071'de Malazgirt'te Alparslan'ın ordusunun karşısına çıkarılmıştı.Aynı dili konuştuklarını anlayınca Bizans ordusundan ayrılıp Alparslan'ın tarafına geçmişlerdi.O Hristiyan Türklerin son kalanları mübadelede Yunanistan'a gönderildi.Onların çocukları şimdi Yunanistan'da Rumlarla birlikte yaşıyorlar.Bazıları hâlâ ana dilleri olan Türkçeyi konuşmaya devam ediyorlar.

Yaklaşık bir asır kadar önce Türklerle Ermeniler arasında trajik olaylar yaşandı.Ama 1915'te gerçekte neler oldu?Bu konunun önyargılardan uzak,yansız ve soğukkanlılıkla araştırılmasına ihtiyaç var.Ancak bu konu dış çevreler tarafından Türkiye'yi bir şeylere zorlamak için sürekli sıcak tutuluyor.ABD seçimlerinde seçilen her başkan Ermeni toplumuna sözler veriyor.Her yıl 24 Nisan'da Amerikan Kongresi'nde soykırım oylaması yapılıyor,başkan son anda devreye girerek tasarının geçmesine engel oluyor.Bu arada Türkiye,ABD'nin istediği bazı şeyleri vermiş oluyor.

Bu koşullar altında 1915'te aslında ne olduğu kaynayıp gidiyor.Biz daha çok yöremizde yaşayan ve elli-altmış yıl önce buralardan ayrılıp İstanbul'a giden,Ermeni hemşehrilerimizle ilgiliyiz.Ama onların geçmişini araştırmaya başlayınca 1915 olaylarına kadar gitmemiz gerekiyor.Ancak yöremizdeki Ermenilerin dışarıdan geldilerse nereden geldikleri konusunda güvenilir bilgi ve belgeye henüz ulaşamadık.Avloğuçlu Agop Yıldız arkadaşımız,ailesinin Diyarbakır tarafından göç ettiğini söylemişti.Gerçek olabilir ama halk arasında konuşulan her şeyin araştırmadan doğru kabul etmek bizi gerçeğe götürmez.

Nazar Sürmeliyan uçakla Samsun'a gelmiş.Antalya'da yaşayan bir diğer asker arkadaşı Nafi Cumhur Sunar otobüsle Samsun'a gelmiş ve buluşmuşlar.Akrabaları ile Ordu'ya gitmiş,dönmüşler ve Vezirköprü'nün Narlı Beldesi'nde oturan asker arkadaşları Rahmi Yanar'ı görmeye gitmişler.

Rahmi Yanar onu çocukları ve torunları ile karşılamış.Fotoğraflardan anladığımıza göre birlikte Kunduz Yaylası'nda piknik yapmışlar,Vezirköprü'de Taşhan'ı ve Bedesteni gezmişler.Daha sonra da Rahmi Bey'in oğlu Ramazan onu Durağan'a getirmiş.Durağan'da Hüseyin Ermiş ile buluşmuş.

Nazar Bey:"Dalaman'da babamın ağasının oğlu vardı.Öğretmen Ömer Ermiş...Aslında onunla birlikte gelecektik ama iki sene kadar önce o vefat etti.Onun eşiyle ve çocuklarıyla kontağım devam ediyor.Onlarla görüşüyordum.Hüseyin Ermiş'in telefonunu onlardan aldım" diyor.

Hüseyin Ermiş de,Ömer Hafız'ın torunu oluyor.Bunu da şöyle anlatıyor:"O zaman Ömer Hafız diye biri varmış.O olayların olduğu zaman babam on yaşındaymış.Ömer Hafız ve hanımı babamı sandıkta saklamışlar.O zaman 16 yaşında bir amcam varmış o olaylarda sürgüne gitmiş.Nereye gittiğini hiç öğrenemedik.

Babam Ömer Hafız'ın yanında büyümüş.İki bacısı bir de annesi ile birlikte...İhtiyat askerliği yapmış (İkinci Dünya Savaşı sırası olmalı).Sonra bu Ömer Hafız senesini bilemiyorum,bir olaya karışıyor hapishaneye düşüyor.Sinop Hapishanesine...Orada vefat ediyor.Annem babam onu ziyarete gidiyorlar.Durağan'dan Sinop yaya yürüyerek 18 saattir derlerdi."

"Amcanızın sürgüne gittiğini nereden duydunuz?Bu bölgeden sürgün edildiğine ilişkin hiçbir bilgimiz yok.Anneniz babanız mı anlattı size?" diye sorduk."Babam anlatmazdı" diye cevap verdi ve "Bir amcam da Çanakkale'de şehit olmuş.Niye bundan bahsedilmiyor?" diye sitem etti.

Ben "Çanakkale'de Türklerle birlikte savaşan ve ölen gayrimüslimler de var.Bunlardan bazılarının isimleri mezartaşlarına yazılmış.Ama bu konuda yanlış bilgilenmeler var.Bazı gerçeklerin ortaya çıkması,bunların konuşulması içeriden ve dışarıdan bazı çevrelerin hoşuna gitmiyor.Benim kişisel görüşüm.Türklerle en uyumlu yaşayan millet Ermenilerdir.Müslüman olmalarına karşın Araplarla uyuşamamışızdır.Müslüman olmalarına karşın şimdi bazı Kürtlerle aramız iyi değil.Müslüman olmalarına karşın İranlılarla aramız iyi olmamış.Öz be öz oldukları halde Alevilerle Sünnilerin araları iyi olmamış.Tarihte çok kanlı olaylar olmuş.Ama öte yandan arada bir din farklılığı olmasına karşın Ermenilerle yüzyıllardır önemli bir sorun yaşanmamış.Hiç olmamış mı?Elbette olmuş.Ama kardeşle kardeş arasında bile oluyor.Buradaki tarla sulama meselelerinde insanlar öz kardeşini öldürüyor.Tarihin geneline baktığınız zaman Türklerle Ermeniler inanılmaz bir beraberlik yaşamışlar.Bunu nasıl başarmışlar?Burada anlaşılması gereken bir sır var.

Türklerde Ermenilere karşı yaygın bir düşmanlık yoktu.Yaygın bir düşmanlık ASALA'nın Türk diplomatlarını öldürmeye başlaması ile ortaya çıktı.Burada yabancı parmaklar işe karışıyor" karşılığını verdim.

Ömer Hafız'ın karıştığı olayın ne olayı olduğunu soruyoruz:"Kavga etmişler.Su için mi,başka bir şey için mi bilmiyorum.Maalesef su için de oluyor,sen ben davasından da oluyor.Cinayet işlemişler.Hüseyin Ermiş de Ömer Hafız'ın torunu oluyor."

Nazar Sürmeliyan köye gidişini anlatıyor:"Hüseyin Ermiş sağolsun bizi köye götürdü.Okulumu gördüm..."

Okulunu görünce ağlamış:"Ahır yapmışlar.İçine saman doldurmuşlar."

Anlatırken çok duygulanıyor,boğazındaki düğümleri çözmek ister gibi dura dura konuşuyor."Okulun bahçesine bir ağaç dikmiştik.O ağacı bulamadım...Çam ağacı...Çıkarmışlar...Ne olmuşsa ona...Üzüldüm...

İncir Köyü ile Yandak bir muhtarlıktır.Muhtarlık bizim köydeydi ama muhtar köylüye angarya olmasın diye okulun Yandak'a yapılmasına razı olmuş.Öğretmenimiz Nuri Yıldırım Yandaklıydı.İstanbul'da diye duydum ama göremedim.Adresini bilen birini de bulamadım.Sonradan yeni bir duyum aldım.Manisa'ya yerleşmiş dediler.

Ben üçüncü sınıftayken yeni bir öğretmen geldi.O öğretmenimizin adını hatırlamıyorum.Bizim köyden bir kızla evlenmişti.İkinci gelen öğretmen köydeki göçmen evine yerleşmişti.

Biz okula İncir Köyü'nden Yandak'a yürüyerek gidiyorduk.Şimdi Durağan'a gidiyorlarmış.Servisle..."

Nazar Sürmeliyan köyünün durumuna da çok üzülmüş:"Köyün durumu yürekler acısı.Bizim evler yıkılmış zaten.Köyden birisi almıştı.Yıkmış.Fakat kendi evleri de bütün virane gibi" diye anlatıyor.Köyünü bıraktığı gibi bulamamanın üzüntüsü ile "Niye bunları yapmıyorlar.Ermeniler gitmiş,buralar da viraneye dönmüş,tembel adamlar diye kızdım" diye konuşuyor."Köyün evleri çok güzeldi.Direkler üzerindeydi.Altında ahır vardı.Üstünde odalar ve sofa vardı.Sofaya oturunca çeltik tarlaları görülürdü."

Nazar Bey köyde tanıyabileceği kişilerle görüşmüş.Zaten köyler yaşlılara kalmış.Okul arkadaşlarını bulmuş.Fotoğraflar çektirmiş."Hasan Kayalı,onun küçük kardeşi,Ahmet vardı,Ömer vardı,onların soyadını hatırlayamıyorum.İlle bir şeyler yiyin diye ısrar ettiler.Yayım yapıyorlardı.Biz yayım deriz,makarnanın biraz geniş olanına..." diye açıklama yapıyor.Sonra fotoğraf üzerine konuşuyoruz:"Şu hanım bizim çocukluğumuzdan.O ortadaki ufakmış.Bunlar bacı kardeş.Aslında onların bir bacısı da Boyabat'ta evliymiş."

Hayat öyküsünü de şöyle anlatıyor."Ben 1940 yılında İncir Köyü'nde doğdum.Babama Giremen derlerdi ama esas adı Giregöz'dür.Babamın babasının adı Kirkor'dur.Annemin adı Nazlı'dır.Biz kaza olarak Boyabat'a bağlıydık.Sonra Durağan kaza olunca Durağan'a bağlandık.

İlkokul dördüncü sınıftayken 1954 yılında İstanbul'a göçtük.Bir Hasan Efendi vardı.Boyabat'ta manifaturacıydı.Ağacabük'ten miydi,neydi tam bilemiyorum.İstanbul'a giderken evinde kaldık.1968 yılında da Almanya'ya gittik.Üç kızım beş torunum var.Emekli oldum.1954 yılından beri köyümü ve okulumu ilk defa gördüm.Benim bu yolculuğa çıkmaktaki amacım doğduğum köyü ve arkadaşlarımı ölmeden önce bir kere daha görmekti.Ama merak ettiğim bir konu var.Biz Ermeniler buralara nerelerden geldik?Sürüldükse bizi buralara nerelerden sürdüler?Karşıda Yalnızkavak Köyü yakınlarında Ermeni evlerinin yeri duruyor derlerdi.Hiç malımız mülkümüz yok muydu?"

Bu konuları açıklamak da bize düştü."1900 yılından önce Boyabat-Durağan-Saraydüzü bölgesinde hiç Ermeni nüfus görünmüyor.Bu bilgileri Türkiye sözkonusu olduğunda herkesin ulaşabileceği en güvenilir kaynak olan Yurt Ansiklopedisi'nde buluyoruz.Yöredeki Ermeni varlığı ilk olarak 1914 sayımında çıkıyor.Yaklaşık olarak 3,000 Ermeni görünüyor.Bu bilgiyi esas alarak bu yöredeki Ermenilerin başka yerlerden göç ettirildiklerini düşünebiliriz.Avlağuçlu hemşehrimiz Agop Yıldız ile görüşmelerimizde kendisi bana ailesinin bir kanadının Diyarbakır yöresinden geldiğini söylemişti.1900'lü yılların başında çıkan bir yangında nüfus kayıtlarının tamamen yanmış olması araştırmalarımızı daha eskiye götürmeye izin vermiyor.

Ermenilerin yaşadığı köylere baktığımız zaman bunların tamamının çeltik ekilen Gökırmak ve Arım Çayı boyu köyleri olduğunu görüyoruz.Ermeniler bu köylerde küçük gruplar halinde oturuyorlar.Bu durum bizi 'Acaba Osmanlı yöneticileri,böyle küçük gruplar olarak dağıtalım da herhangi bir tehlike yaratmasınlar.Çeltik eken köyler nispeten varlıklıdır.Çeltik ziraatı da zor ve insan gücüne çok ihtiyaç olan bir ziraattır.Göçürülen bu Ermeniler de çeltik eken köylülere yardım eder ve geçinirler,diye mi düşündü' diye akıl yürütüyoruz.

Çeltik eken köylerde dağınık olarak yerleşen Ermenilerin toprakları yoktu.Biz bunu Ermenilerin başka yerlerden buralara göç ettirildiğinin bir işareti olarak değerlendiriyoruz.Ancak başka bir durum daha var.

Osmanlı'da önce tapu ve toprak mülkiyeti yoktu.Çiftçilik yapanlar mülkiyeti devlete ait olan toprakları eker biçer ve vergisini devlete öderdi.Eğer ekip biçtikleri araziyi birkaç yıl ekmezlerse ellerinden alınır,ekecek başka kişilere verilirdi.Ancak çeltik tarımının farklı bir hukuku vardı.Çeltik ekenlere 'çeltikçi reayası' denilirdi ve bunlar üzerinde bölgeyi terkedememe gibi kısıtlamalar vardı.Ayrıca has,tımar,zeamet sistemi vardı.Belirli büyüklükteki arazileri devletin tayin ettiği insanlar devlet adına işletirdi.Ancak daha sonra bu sistem bozuldu.Devletin memurları durumunda olan bu kişiler araziyi sahiplenerek,derebeyleri olarak çıktılar.Bu bilgiden hareketle Osmanlı toprak düzeni bozulunca çeltikçi reayası da ekip biçtikleri arazileri sahiplenmişlerdir diye düşünüyoruz.

Düşündüklerimiz doğru ise Ermeniler de göçle gelmemiş ve yörenin yerlisi ise niye toprak sahibi olamadılar?"

Bilgimizin azlığı bu konuda kesin konuşmamıza izin vermiyor.

Nazar Bey Türkçeyi aksansız ve çok akıcı kullanıyor.Türkçesi uzun yıllar Almanya'da kalmış birçok Türkten bile iyi.Evinizde hangi dil konuşulur diye soruyorum."Türkçe" diyor."Ermenice biliyor musunuz?" diye sorduk."Ermeniceyi sonradan ezbere öğrendim ama pek iyi değil.Annem,babam bize Ermeniceyi öğretmeye çalışmadılar.Ben çocuklarıma Türkçeyi öğrettim.Ama torunlarım maalesef Türkçeyi öğrenemediler" diye cevap verdi.

Ermenilerin hep olumsuz durumlarla anılmasından Nazar Sürmeliyan'ın rahatsız olduğunu seziyoruz.Son okuduğu ve yeni yayınlanan bir kitabı[1] anlatıyor:"Bir Ermeni [Sarkis Torosyan] Harp Akademisi'ni bitirmiş.Bitirdikten sonra Almanya'ya gönderilmiş ve orada Krups firmasında staj görmüş.Çanakkale Savaşı'nda bir İngiliz bataryasını berhava etmiş.Başarısından ötürü Yüzbaşı yapılmış ve Enver Paşa tarafından taltif edilmiş.Şimdiye kadar böyle şeylerin üzeri kapatılıyordu.Bu kitap bu konuyu ortaya çıkarıyor.

Benim bildiğim Ermenilerin Osmanlı'ya birçok hizmeti var.Mesela Balyan ailesi...Dolmabahçe Sarayı'nı yapan Balyan ailesidir.Selimiye Kışlası ve daha birçok binayı bu aile yapmıştır.Ama yakın zamana kadar bu aileye İtalyan derlerdi.Ama şimdi düzelttiler.Kötüyü yazdıkları kadar iyiyi de yazmaları lazım."

Ermeni bestecilerin klasik müziğimize yaptıkları katkılar aklımıza geliyor ve kendisine hak veriyoruz.

Nazar Bey kendisine söylenen bir bilgiyi "Biz Boyabat'a gelirken bir tahta köprüden geçerdik.Boyabat'a girerken sağda büyük bir bina vardı.Nüfus memurluğu derlerdi.İşte orası Papaz'ın eviymiş" aktarıyor.

Biz de kendisine söylenenlerin,iddia edilenlerin aksine yöremizde bir Ermeni kilisesi olmadığını,sözkonusu binanın eski hükümet binası olduğunu,nüfus memurluğu ile birlikte bütün devlet dairelerinin orada bulunduğunu ve 1930'lu yılların başında yapılmaya başlandığını ve 1970'li yılların başında yıkılarak yerine lise ve imam-hatip yapıldığını anlatıyoruz.

Kendisi ile daha uzun görüşmeyi isterdik.Ancak asker arkadaşı Nafi Cumhur Sunar'la kaleyi görüp gezmek istiyorlar.Kaleden döndükten sonra iki arkadaşı otobüsle Sinop'a uğurluyoruz...

1-"Yüzbaşı Sarkis Torosyan-Çanakkale'den Filistin Cephesi'ne",(yay. haz.) Ayhan Aktar,İstanbul,İletişim Yayınları,2012.

*Röportaj:Ahmet Küçükbaş,Boyabat Gazetesi Kültür-Sanat,23 Eylül 2012.

http://www.boyabatgazetesi.com/sanat.php?subaction=showfull&id=1348434079&archive=&start_from=&ucat=14&

2 yorum:

  1. HEMŞERİM ÇOK İYİ KONUYA GÜZEL YAKLAŞIMLA GİRMİŞ,OKUMAK,DOĞRU ANLAMAK LAZIM,MESELA AVLOĞUÇLU AGOP YILDIZ BEY YILLAR ÖNCE İSTANBULA ORADAN HOLLANDAYA GİTMİŞTİR.GERİDE KALANLARDAN ZAHAK YILDIZ RABBİM RAHMET ETSİN İYİ ADAMDI,AYNI DÜŞÜNCEYİ DİĞERLERİ İÇİNDE SÖYLERİZ.ÇÜNKÜ ONLARIN ÖRDÜĞÜ DUVARLARIN BİR KISMI HALA KÖYÜMDE DURUYOR.SÜPÜRGELER ESKİDİ AMA HAFIZAMIZDA YAŞIYOR,BAZILARININ ZULÜM GÖRDÜK DEMESİNE ŞAHİT OLAMADIK,DENİLDİĞİ GİBİ KOMŞU KAVGASI HER YERDE OLACAKTIR.SAYGILARIMLA.

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil