17 Ekim 2012 Çarşamba

Ayastefanos [Yeşilköy]'taki Rus Kilise Abidesi'nin Yıkılışı/Roni Margulies*

Agah Özgüç'e göre,Türk sinema tarihinin ilk filmini Birinci Dünya Savaşı'nın başladığı günlerde yedek subaylığını yapmakta olan Fuad Uzkınay çeker:"'Ayastefanos [Yeşilköy]'taki Rus Abidesinin Yıkılışı' adını taşıyan ve tarih anısı olan bu film,150 metre uzunluğunda bir belgeseldir.Ve işte 14 Kasım 1914'te Türk sinemasının gerçek doğum tarihi gerçekleşir."(1)

Ne var ki,olay bu kadar basit değil anlaşılan.Giovanni Scognamillo şöyle yazıyor:"Kısa bir süre öncesine kadar 'Ayastefanos [Yeşilköy]'taki Rus Abidesinin Yıkılışı' filmi bu şekilde bilinip anlatıldı,ta ki bir kısım araştırmacılarda kuşkular beliriverdi ve sonuçta,gerek böyle bir kısa filmin çekimi gerekse bu çekimde Fuad Uzkınay'ın katkısı tartışma konusu oldu.Tartışma,bugün bile,kesin bir şekilde sonuçlandırılmış değildir ve yeni belgeler ortaya çıkıncaya kadar tatmin edici bir sonuca varacak değildir."(2)

Eklemek gerek,film ortada yok.Yine Scognamillo diyor ki "Nijat Özön ise,filmin bulunamadığına işaret ederek,filmle ilgili hiçbir resim bulunmadığını da belirtmektedir.Fuad Uzkınay'ın kızları (Mutena Uzkınay ve Mualla Uzkınay Tüzel) ise babalarının bu filmden ve güç koşullar altında gerçekleşen çekimden zaman zaman söz ettiğini,oysa Fuad Uzkınay'ın hayatta olduğu sürece ne bu,ne de başka filmlerini izleyebildiklerini açıklamışlardır."(3)

Her neyse,konumuz Fuad Uzkınay değil.Bu bilgileri pasif bir sinemaperver olarak zamanında okumuş ve aklıma Fuad Uzkınay'ın böyle bir film çekip çekmemiş olması sorusundan ziyade,kitaplarda resmi görülen o muhteşem abidenin hangi örümcek kafalının emriyle yıkıldığı sorusu takılmıştı.Doğru,abidenin yıkılmasında anlaşılabilir bir yön var.Ruslar 1876-1877 Savaşı'nda (yani,"93 Harbi'nde) Yeşilköy'e kadar dayandıklarında bir zafer anıtı olarak inşa etmişler abideyi.Ve 1914'te tekrar Ruslarla savaş haline girildiğinde bu abidenin birilerini rahatsız etmesi doğal karşılanmalı belki de.Ama tepesine bir Osmanlı bayrağı çekilip "Sultan Reşad Abidesi" adı takılamaz mıydı?Tepesindeki haç kırılıp adına "Enver Paşa Camii" denemez miydi?

Derken,1950'li yıllarda çıkmış olan 'Tarih Dünyası' dergisinin birinci cildini geçenlerde almış okuyordum ki,1 Haziran 1950 tarihli 4. sayısında yine Rus Abidesi çıktı karşıma.Abidenin resminin altında bir paragraflık bir yazı:"...Birinci Cihan Harbi'nin başında,o zaman iktidarda bulunan İttihat ve Terakki Fırkası bu abideyi bomba ile yıktırmaya karar vermiş,14 Teşrinisâni 1914 Pazar günü sabah saat 08:30'da Moskofların meş'um hatırası,altına konan bombanın ateşlenmesi ile paramparça edildi.Avusturyalı bir şirket bunun filmini almak istemiş,fakat filmi ancak bir Türkün çekebileceği cevabı verilince,şirketin mümessili Mordo Fuad Bey adında biri vasıtası ile filmini aldırdı..."(4)

Besbelli ki,abidenin yıktırılması,gününün önemli bir olayı olmuş.Sadece film çekilmekle kalınmamış,fotoğrafçılar da yıkılışı belgelemeye gitmişler.Yıkımdan önce ve yıkım sırasında abidenin önünde ve üzerinde pozlar verilmiş,fotoğraflar çekilmiş.Yandaki fotoğraf işte bunlardan biri.Fotoğrafçılığa Selanik'te başlayıp daha sonra İstanbul'a taşınmış olan Ali Enis Bey tarafından çekilmiş.Askerler Ali Enis Bey'e bakarak poz vermişler ve yanılmıyorsam,yıkım başlamış;abidenin solundaki girişin merdivenleri kısmen yıkık,ana girişin merdivenleri taş toprak dolu,bir de en üstteki pencerelerin altı yıkık.(Gerçi bu hasarın bakımsızlıktan olmuş olabileceğini de düşünmek mümkün;yıkım henüz başlamak üzere olabilir).

Ali Enis Bey'in tesadüfen 14 Kasım 1914 günü oradan geçerken bu sahneyi yakalamış olduğunu düşünenler olabilir.Ama,hayır.İki de kartpostal/fotoğraf var elimde:Birincisinde abide yan yatmış,devriliyor;ikincisinde devrilmiş.'Photo Resna' kartları,yani fotoğrafçı Bahaeddin Rahmizade'nin 'Potographie Resna' stüdyosunun imalatı.Demek ki,büyük ihtimalle,Bahaeddin Bey de o gün Yeşilköy'deymiş.Büyük ihtimalle diyorum,çünkü kimbilir,fotoğrafları bir başka fotoğrafçıdan almış olabilir;ama sonuç olarak Ali Enis Bey'den başka bir fotoğrafçı da oradaymış.

Bu durumda,'Tarih Dünyası'nın anlattığı gibi,hükümetin abidenin yıkılacağını ilan etmesi ve fotoğrafçılarla belki bir de sinemacının yıkımı belgelemeye gitmiş olmaları akla yatkın.

Ne var ki,'Tarih Dünyası' cildimi okumaya devam edip sayı 6'ya geldiğimde her şey çorba oldu.Karşıma emekli Yarbay Y. Bahri Doğanay'ın "Ayastefanos [Yeşilköy]'taki Rus Abidesi Nasıl Yıkıldı?" yazısı çıktı.(5) Doğanay,1914 yılında Davutpaşa kışlasındaki 27. süvari alayı ikinci bölüğünde teğmenmiş."Demiryolu,köprü,istasyon ve daha buna mümasil yerlerin tahribi vazifesi" süvari sınıfı mensuplarına düştüğünden,bunlar her yıl tahribat kursu yaparlarmış.Böylesi bir kursun son günü alay kumandanı Binbaşı Hamid Fahri Bey "ameli ve tatbiki sahada" bir deneme yapmak istemiş."Ayastefanos [Yeşilköy] abidesine geldik.Alay kumandanı 'İşte bu abidenin bahçe duvarında birinci tecrübeyi yapalım' dedi...Bir gün evvel İstanbul'dan ve civar köylerden gelen şahıslar abide önünde nümayiş yapmışlar ve ellerindeki kazmalarla duvarları yıkmaya yeltenmişler,abidedeki papazlarla Rus muhafız askerleri keyfiyetten hükümetimizi haberdar ederek İstanbul'a kaçmışlardı."

Burada bir sorunumuz çözülüyor.Ali Enis Bey'in fotoğrafındaki yıkık merdivenler "bir gün evvelki nümayiş" sırasında yıkılmış olsa gerek.Fakat okumaya devam edince iş karışıyor.Binbaşı Hamid Fahri Bey'in askerleri tahribat kalıplarıyla ilgilenirken Emniyet Umum Müdürü Bedri Bey çıkageliyor.

"Bedri Bey asabi bir hal ve tavırla ve heyecanlı bir ifade ile:

-Hangi makamdan emir alarak ve kendinizde ne gibi bir selâhiyet görerek abideyi yıkacaksınız? dedi.

Alay kumandanı şehit merhum da hiddetli hiddetli:

-Beyefendi,vicdanımızdan!33 senedir milletin sinesinde dikili duran Moskofun bu meş'um abidesini yıkmak için daha 33 sene mi beklemek lazımdır?Hükümet yıkmak istemiyorsa,bunu yıkmak milletin hakkıdır,muhabelesinde bulundu. Bedri Bey:

-Hükümetin muvafakati yoktur.Bu işi yapmaktan sizi men'ederim,deyince,Hamid Fahri Bey mütecellidane bir tavırla:

-Milletin şahlanmış iradesini durdurmak elinizde ise buyurun,biz şimdi abideyi yıkacağız,mani olun,diye cevap verdi."

Bu tartışmadan sonra Bedri Bey arabasına binip İstanbul'a doğru yola çıkar,kumandan ise askerlerine dönüp duvarı değil,bizzat abideyi yıkmalarını emreder.Abidenin kule bölümünün başladığı sahanlıktaki sütunlara tahrip kalıpları yerleştirilir,Yarbay Doğanay ile Üsteğmen Hobyarlı Haydar ellerindeki sigaralarla fitilleri ateşler.Sütunlardan altı tanesi hasar görür,fakat abide yıkılmaz.Ellerinde tahrip kalıbı kalmamıştır,akşam da olmak üzeredir,kışlaya dönerler.Ertesi sabah daha güneş doğmadan abideye dönerler.

"Emniyet Umum Müdürü Bedri Bey İstanbul'a döner dönmez Dahiliye Nazırını keyfiyetten haberdar etmiş,o da kolordu,ordu kumandanını ve nihayet Harbiye Nazırı Enver Paşa'yı aramış.Bu zevat o gün İstanbul civarında yapılmakta olan manevra meydanında olduklarından akşama kadar kendilerine haber verilmek imkânı bulunamamış.Ancak gece malumatları olabilmiş.Abidenin yıkılmamasını sağlamak üzere geceden üç tabur gönderilmiş.Ayrıca Harbiye Nezareti daire müdürlerinden birçok da subay yollanmış...Bizim alay kumandanını görünce 'Nezaretin emri var,abideyi yıkamazsınız' dediler.O da 'Muhakkak yıkacağım' diye cevap verdi."

Yıkarım,yıkamazsın diye tartışılırken,bizim yarbay kumandanının kulağına "Efendim,siz lafa tutun,ben ateşleyeyim" der.Sessizce abideye çıkar,tahrip kalıplarını yerleştirir,kalabalığa "Kaçın ateşliyorum" diye bağırıp ateşler:"Bir saniye sonra bir infilak.Gözler,fotoğraf adeseleri,çarpan yürekler oraya çevrildi.Kesif bir duman görmeye mani.Yalnız çöküntüden mütevellid büyük bir gürültü."

O güzelim abideyi yıkanlar,şimdi onun yerine Yeşilköy'de üzerinde atlı arabalarla itfaiye arabalarının park ettiği boş ve berbat bir arsa bulunuyor olmasına sebep olanlar,kendilerini kahraman olarak görürler.Yaptıkları barbarlık yanlarına kalır:"Abide bu hale geldikten sonra hükümet bunun tamamen kaldırılmasına karar verdi.İstihkam taburları çalıştırıldı ve iş tamamlandı.Hükümet yıkanları aramadı.Mesuliyet cihetine gidilmedi."

Yine de kafama takılı kaldı.Olay Doğanay'ın dediği gibi gerçekleşmişse,bu iş hükümetin karar ve ilanıyla değil de bir alay kumandanının kabadayılığıyla yapılmışsa,fotoğrafçılar (ve belki de Fuad Uzkınay) nasıl haber alıp da Yeşilköy'e gitmişler?

***

1-Agah Özgüç,"Kronolojik Türk Sinema Tarihi,1914-1918",[Ankara],Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Sinema Dairesi Başkanlığı,1988,s.7.

2-Giovanni Scognamillo,"Türk Sinema Tarihi",İstanbul,Metis Yayınları,1987,c.1,s.21.

3-Giovanni Scognamillo,a.g.e.,s.21.

4-Tarih Dünyası,sayı:4,1 Haziran 1950,s.141.

5-Y. Bahri Doğanay,"Ayastefanos [Yeşilköy]'taki Rus Abidesi Nasıl Yıkıldı?",Tarih Dünyası,sayı:6,30 Haziran 1950,s.245-247.

-------------------------------------------------------------------------------------

*Roni Margulies,"Ayastefanos [Yeşilköy]'taki Rus Kilise Abidesi'nin Yıkılışı",Toplumsal Tarih,sayı:1,Ocak 1994,s.40-42.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder