29 Eylül 2012 Cumartesi

James Dean/William Bast

(...) Tam bu sırada dış dünyadan gücünü ve büyüklüğünü kanıtlamış aktif biri ondan projelerinden birine zaman ayırmasını istedi.Çekmeyi tasarladığı bir roman vardı.Bu roman,en büyük projelerinden biriydi.

İki insanın yaşamı rastlantısal olarak kesişmişti,fakat kısa bir süre için.Elia Kazan'a göre James Dean iyi bir aktördü,üstelik 'Actors Studio'nun bir üyesiydi.Jimmy'i sahnede birkaç kez izleme olanağını bulmuştu.'See The Jaguar' ve 'The Immoralist'de gördüğü kadarıyla,bu oğlanı garip rahatsız edici bir rolde kullanabilirdi.Düşünceleri,sürekli bunun etrafında dönüp duruyordu.

Öte yandan,Jimmy'e göre,Elia Kazan [Elias Kazanjoglou],gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerden biri,düşünce ve yaratma konusunda gerçek bir lider,Marlon Brando'yu Marlon Brando yapan,diğer birçok aktördeki yetenekleri yerinde ve doğru olarak saptamış bir adamdı.Jimmy'nin tanıyıp saygı gösterdiği bu insan tüm bunların dışında,onun henüz bilmediği bir yetiye de sahipti.Elia Kazan,onu yazgısındaki o garip noktaya taşıyacak insanın ta kendisiydi.

Herhangi iyi bir acenta Warner Bross(1) için çekilecek olan Elia Kazan'ın yönettiği John Steinbeck'in 'East of Eden'i için Jimmy'yi,bu filmde rol alması için girişimde bulunabilirdi.Fakat Jane Deacy pek iyi bir menejer sayılmazdı.Buna karşın duyarlı,akıllı bir kadındı.Senaryoyu okur okumaz,bunun James Dean için biçilmiş kaftan olduğunu anlamıştı.Onu oldukça iyi tanıyordu.Cal Trask'ı okuduğunda,bu psikolojik bunalımdaki çocuksu,sevgiye hiç te zor olmadı.Kendine özgü üslubuyla,durumu ölçüp biçtikten sonra,Eden'deki rolün Jimmy'nin yeteneğini sergileyebilecek ve o kusursuz çemberi tamamlayacak bir pergel olduğu kanısına vardı.Bu rol Jimmy'nin olmalıydı.

Warner Bross'un,yeni bir isim ve üstelik te bu ismi,filmde başrolde kullanma konusunda Kazan'ın göze aldığı risk karşısında,endişe duyması kaçınılmazdı.Oysa,bu zaman ve işbirliğiyle çözülebilecek bir sorundu.Jimmy sadece kontrata imzasını attı,artık başarı tekerleği dönmeye başlamıştı.

Birkaç ay önce,Indiana'daki çiftliğe yaptığı bir ziyaretten dönerken,yıllanmış aşkı motorsikletini alıp getirmişti.Evden uzaktaki yollarda uçmayı,kanat çırpmanın sarıcılığını,bir kuş kadar özgür olmayı,yollarda akıp gitmeyi öylesine özlemişti...

New York motorsiklet için uygun bir kent değildi pek,ama istektir,duyuş biçimidir önemli olan.Tüm randevularına onunla gidiyordu.Ona binmediğinde -bu zamanlar pek nadirdi- kaldığı evin girişine bırakıyordu.

İnsanlar onu parmaklarıyla gösterip "Brando'nun taklitçisi" diye nitelediklerinde,o hiçbirini duymuyordu.Motorsikletini ve onun için,ne anlam taşıdığını,kimse bilmiyordu,asla da bilemeyeceklerdi.

Tüm aşklarındaki incitici güç,motorsikletinde de kendini gösterdi.Hollywood'a gidip Eden'e başlamadan bir hafta önce,oldukça kötü bir kaza yaptı.Kazan,kendine özgü konuşma biçimiyle,Jimmy'yi kaza konusunda sert bir dille eleştirip,sözlerini 'O motorsikletten uzak duracaksın!' uyarısıyla tamamladı.

Böylece,Hollywood'daki planlanmış motorsiklet turları suya düşmüş ve bu çılgın sevgiliye,New York'ta veda etmek zorunda kalmıştı.

New York'a yeniden döndüğünde fırsatların sınırsız,deneyimlerin sonsuz,kendisini kayıtsız hissedebileceği bir dünyanın arayışı içerisindeydi.

"Bir aktör" diyordu,"yaşamı yorumlamalıdır,bunun için de yaşamın sunduğu tüm deneyimleri kabul etmeye gönüllü olmalıdır.Yaşamın ayağına değin getirdiğinden çok daha ötelere taşımalıdır.Kısacık varoluşunda,bilinmesi gereken ne varsa bilmelidir bir aktör;denenmesi gereken ne varsa denemeli ya da bu konuma en yakın yere gelmeli.Kendini geliştirme konusundaki sonsuz çabasıyla insanüstü bir varlık olmalıdır.Sanatının ifadesinde,bilincinin depolarında saklı her şeyi ortaya koymak için acımasızca güç harcamalıdır.Yaşam ve yaşamak kadar başka hiçbir şey önemli olmamalıdır bir sanatçının hayatında;kendi kişiliği bile.Yaşamın dolu anlarını algılamak,bir aktörün en büyük görevi;yorumlamak en büyük sorunu;ifade ediş biçimi ise kendini adadıklarının en büyüğü olmalıdır."

Sanat ve sanatçıyla ilgili bu kişisel tanım,Jimmy'nin tüm yaşam deneyimlerinde varolabileceği amaç ve kusursuzluğun ta kendisiydi.Arayışlarında hiçbir sınır onu durduramadı.İnsan düşünce,ruh ve bedeni için gerekli her şeyi sindirme konusundaki doyumsuzluğunu hiç yitirmedi.Geleneksel bariyerler işi bozduklarında,onları arkasına almayı bildi.Yerleşik alışkanlıklar köstek olmaya başladığında,kaçıp uzaklara gitti.Kendini,birçoğumuzun duyarlılığın olumsuz yanlarında her ne pahasına olursa olsun koruduğumuz,kendimiz,o en önemli varlığımız;onu,güzelliğin olduğu yerde,ne kadar acı çekerse çeksin çiğneyip geçmesini bildi.

23 yaşındaydı.Yaşadığı yıllardan çok daha ötede,çok daha mutlu,bütün,yeri geldiğinde yaşamın kendisinden çok daha acımasız...Yüreği,ruhu,düşünceleriyle,kişisel sıkıntılarına aldırmaksızın,sindirmeyi başarmak istiyordu.Şu modern yaşamın insan çöplüğünden kurtarabildiği ufak zerrelerle beslenerek bazen,bazen ne verirlerse onunla;yaşamdaki 360 dereceyi kavramak için vermişti,diğerlerinden çok daha fazla almıştı da.23 yaşındaki James Dean,23 yaşındayken yüzyılından bile daha yaşlıydı.

Hollywood'a giderken,uçaktan aşağılarda bir yerleri,New York ve Indiana arasındaki toprak parçasını seyrediyordu.

Geleceğe ait düşleri,garip ve bilinç ötesini zorlayabilirdi.Ona ne olursa olsun,hiçbiri de gerçeğe doğru yaptığı hızla boy ölçüşecek kadar ilginç ve olağanüstü olamazdı.

***

Uzaktan hareketli hareketli bir vurma.Usum bu sesin sadece bir düş olduğunda diretiyordu.Karşı koyuyorum.Hiç kimsenin sabahın bu saatidne kapımı böylesi inletebileceğini düşünmüyorum.Yok,hayır,kimse bu kadar zalim olamaz!Bu kesinlikle bir düştü ya da olsa olsa bilinçaltımın bir isyanıydı.Bir milyon küçük suç birleşmiş,yalnız uykuda bulduğum barışın üstüne üstüne geliyordu.Güçlü bir ordu gibi.Kendimi inandırmaya çalışıp bilinçsizliğin içine doğru kendimi çektim.İç dünyamı kapamıştım o gürültücü sese:Tak,tak,tak.

Güm!Güm!Güm!Bu sesi anlaşılan dışlayamayacaktım;kapıda kesinlikle biri vardı.Doğrulup gözlerimi oğuşturdum.Bütün gece,gözlerime biri sanki kum serpmişti.İsteksiz isteksiz yataktan kalktım,pencerenin dışında neredeyse bütün Hollywood'u kaplamış keskin bir sis örtüsü vardı.Davetsiz konukların kapımda dikilmesine alışmıştım.

Bam!Bam!

"Tamam" diye gürledim."Kapıda olduğunu ispat ettin,yeter artık,kes!" ısrarcı yumruğunu havada yakalayabilmek için kapıyı hızla açtım.

"Ne haber Willie!" diye pür neşe bir ses.İşte başımın etini deminden beri yiyen davetsiz konuğum...

Gözlerimi kısarak,ufkumu bulanıklıktan kurtarmaya çalıştım.Jimmy'di.

"Dean" diye bir hırıltı çıktı genzimden."Dean ne yapıyorsun burada?"

"Kavun yediğim belli olmuyor mu?Girebilir miyim?"

Hep aynı Jimmy.

"Aslında koridorda konuşmamız daha uygun" deyip gülerek onu içeri attım."Ne zaman geldin?"

"Dün gece geç saatte" sesinde belirsiz bir sıkıntı vardı."Haydi giyin bir kahve içelim!"

Yakın bir yerlere gidip koyu bir kahveyle,bir hamburger yerken,bir yandan da kendime gelmeye çalışıyordum.Bu arada Jimmy de New York'ta geçtiğimiz aylarda olan biteni anlatıyordu.'The Immoralist'deki olayları,Warner kardeşlerle imzaladığı kontrata kadar her şeyi anlattı.

"Kazan yönetiyor ha?" diye hayretle bağırdım."Filmin adı ne?Hangi rolü verdiler sana?"

"Steinbeck'in 'East of Eden'i" dedi basitçe."Sanırım başrol verilecek."

"İşte bak ilk filminde parlak bir rol!Bu iş bu kadar!"

"Başrol" diye beni düzeltti.

Bana zorla içirdiği ikinci kahve sırasında,kısa zamanda çok yol katettiğimizi anlatıyordu.Sonra,kendisine avans olarak verilen paranın neredeyse tümünü verip kiraladığı üstü açık Ford'u görmeye gittik.Araba Beverly Hills'deydi.Bir saatten daha az bir zamanda,arabayı alıp otobana çıktık.Rotamız çöldü.

"Neden çöl?" diye sordum.

"Kazan benim kararmamı istiyor.Tip,Salinas yakınlarındaki bir çiftlikte yaşayan bir oğlan.Kilo da almam gerekli.Filme başlamadan gelmemin nedeni bu işte."

Palm Springs'ten yüz mil ötedeki Borrego Springs'e gitmeyi önerdim.Burası,benim kendi küçük kaçışlarımın çölüydü.Onun da seveceğine inanıyordum.

"İyi fikir" diye onayladı."Palm Springs her yönüyle çok ticari oldu zaten.Böyle yerlerin içine karışsam daha iyi."

Tepemizde yakıcı bir güneşle Güney California yolundayız.Bir yandan da eski dostlardan eski günlerden ve gelecekten konuşuyoruz.

Jimmy'yi şimdiye değin,hiç böyle sakin bir ruh haliyle görmemiştim.Hollywood ve film konusunda biraz endişeli gözükse bile,oldukça neşeliydi ve en önemlisi kendine güveniyordu.

"Geçen sefer epey canımı sıktılar benim.Bunu bir daha yapamayacaklar.Bu kez böyle bir duruma izin vermeyeceğim."

Hollywood'da yıldızı parlayan birçok genç aktör gibi,Jimmy de filmlerde yer alabilmek için köhne metodlardan çok çekmişti.Bir sürü kapı kapanmıştı yüzüne.Bir yığın oyun seçici yönetmen ve şirket tarafından ilkelce,saygısızca değerlendirilmişti.Etki ve otorite sahibi sürüsüyle insan,sabrını tüketircesine,ona hükmetmeye çalışmıştı.Bunca olay bir o kadar da çirkin anıyı yaratmıştı.Örneğin,ilk kez kendi ofisinde görüşmeye gittiği oyuncu seçen kadın yönetmen,onu gördüğü andan itibaren,delici gözlerle incelemeye başlamış,daha sonra da,ikisini tanıştıran aracıya dönüp,alaylı bir ses tonuyla şöyle demişti:"Bu kız çocuğu fena değil galiba."

İki yıl önce,onların aşağılayıcı oyunlarıyla baş etmek için,yeterince geniş görüşlü güçlü değildi.O dönem pek farketmemişti,kendine güveni tam gelişmemişti.Hollywood'da yer tutmak için,bu aptalca yöntemlerin gerekliliğine inanan,saf,umut veren,kendine özgü bir çocuktu.Ama New York'ta geçirdiği iki yıl,ona çok şey kazandırmıştı.Bu kez Hollywood'a çok daha güçlü biri olarak gidiyordu,hem fiziksel hem de ruhsal açıdan.

"Bu filmi yapar yapmaz New York'a döneceğim tekrar.Hollywood'a gereksinimim yok.Belki onların da bana gereksinimi yoktur.Yine de şansımı deneyeceğim.İstedikleri bir şeyler var bende ve bunu almak için ellerinden geleni yapacaklar."

Onlara satacak tek bir şeyi vardı.O da yeteneği.Yeteneğinin en iyisini ortaya koymak için kendini sıkı bir disiplin altına almıştı.

Dönen dolaplarla,saçma sapan oyunlarla işi yoktu.James Dean için hiçbir reklam kampanyası olmamalıydı.Dar sınırların sığlığına hiçbir zaman düşmeyecek,yıldızlarla örülü haketmediği zafer taçları giymeyecekti.Yıldız olmanın her şey demek olduğu yanılgısına asla yenilmemeliydi.Amacı Hollywood'dan daha yükseğe çıkmaktı ve bunu yitirmeye hiç niyeti yoktu.Önünde uzun bir yol ve hedef alınan yere kadar öğrenilmesi gereken çok şey vardı.Yol boyunca,Hollywood'un o kendine özgü kalıplarıyla putlaştırıp dondurduğu birçoğu gibi olmamak için elinden geleni yapacaktı.Onu,kendi kuralları içinde kabul etmek zorundaydı Hollywood.Başka bir seçenek yoktu ortada ve bu konuda kesin kararlıydı.

Bir benzincide durup,soğuk bir şeyler içtik.Jimmy,oturduğu yerden gözlerini dikmiş çölü seyrediyordu.Birkaç dakika için ciddileşmişti,sonra,tekrar o neşeli haline döndü.

"Kazan bu rolle Oscar'ı kazanacağımı söylüyor" sonra yüzüme bakıp "Haydi dalga geç bakalım Willie haydi,haydi gül biraz."

Daha genç olduğumuz o inişli çıkışlı günlerimizde Academy of Motion Picture Arts and Sciences(2) ve yıllık ödülleri Oscar'la epey alay ederdik.Bize göre,bu albenili şov son derece abartılı,stüdyonun önyargıları ve güttüğü politikanın etkisi altında,sakarin duygusallığı içinde,sanat eleştirisine gerçek boyutta eğilecek nesnellikten uzaktı.Yine o günlerdeki düşüncemize göre,eğer bu adamlar elleriyle bizi gösterirlerse,bunun bizim sanatta tuttuğumuz yolun çok dışında olduğunu ileri sürüp,kabul etmeyecektik.Kuşkusuz o günler,o tutumlarla birlikte çok gerilerde kalmıştı.

"Kazanırsan kuşkusuz onu almayacaksın,değil mi Jimmy?"

Yüzüme öylesine bakıp,arabaya doğru yürüdü.Yine uzaklardaydı.Tekrar konuşmaya başlayıncaya değin neredeyse,çölün ortasında bir mil yol almıştık.

"Benim tutkularımdan nefret ediyorlar.Onu asla kazanamam,çünkü beni pek kaale aldıklarını sanmıyorum.Kuşkusuz kabul ederdim.Sen nasıl görürsen gör,onu kazanmak büyük bir şeref.Bana oy vereceklerini sanmıyorum,yine de birileri belki onları zorlarsa..."

"Zorlamak mı?" Akademi üyelerinin yapmak istemedikleri bir şeyi zorlama yoluyla nasıl yapabileceklerini bir türlü aklım almamıştı.Bu sırada Jimmy,ani bir fren yapıp durdu.Arabadan atlayıp,öne doğru yürüdü.Yoldan yaralı bir kuş aldı.Eğilip onu yerden aldı.Onu tutarken hasta çocuğuna şefkatle bakan bir anne gibiydi.Bir süre sonra da ellerinde ölmüştü.Onu yolun kenarındaki kumla gömdü ve bir süre sessiz kaldı.

Kuşun ölümü,garip,üzücü bir olaydı.Böylesi özgür,bağımsız sevimli bir canlının yaşamının sona ermesi çok büyük bir haksızlıktı.Dünyaya bağlı bir canlının ölümü,yerçekimi ve kuralcı düzene bağlı herhangi bir yaratığın yaşamaması,belki de o denli üzüntü verici değildir.Çünkü sonuçta gerçek bir bağımsızlığa ulaşmak vardır ölümde.Oysa ki asla dokunmadığımız,yükseklerde uçan tanımlanamaz bir güzellik ve gizemdeki herhangi bir şeyin ölümü,çok daha acı verir bizlere...

***

1-Harry,Albert,Sam ve Jack L. Warner kardeşler tarafından yüzyılın başında kurulmuş Amerikan film şirketi.

2-(Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi) 1927 yılında "Sinemanın sanatsal değerini ortaya çıkartmak;film endüstrisinin farklı kol ve alanları için belirgin,ortak bir yapı sağlamak;teknik araştırma ve kültürel ilerleme için yeni kuruluşlar ortaya koymak" fikrini,kâr amacı gütmeksizin gerçekleştirmek için kurulmuştur.

-------------------------------------------------------------------------------------

*William Bast,"James Dean:O Bir Asiydi!",(çev.) Müge İplikçi & Emel Çelebi,1. bs.,İstanbul,Hil Yayın,1989,s.113-121.

***

''Romanı senaryolaştırmakta olan Paul Osborn bana oyunda kısacık rolü olan bir genci görmemi tavsiye etti.İlkin James Dean'i hiç gözüm tutmadı yine Marlon Brando'yu düşünmeye başladım.Ama Osborn'un gönlü olsun diye James Dean'ı Warner Bross'un New York ofisine davet ettim.İçeri girdiğimde o bir kanepenin kenarına oturmuş,blucin çaputlar ve sinsi köşelerden oluşmaktaydı.Yüzü gereksiz yere somurtuktu.Bundan hoşlanmadığım için onu beklettim.Buna göstereceği tepkiyi merak ediyodum.Galiba baskın çıkmıştım,odama çağırdığım zaman o küstah ifadesi silinmişti.Çene çalmaya yeltendim ya Jimmy'nin hiç sohbeti yoktu.Öylece oturup birbirimize baktık.Bana motorsikletiyle gezmeyi önerdi.Gezintiden zevk aldığımı söyleyemem,çünkü jimmy gösteriş yapıyordu.Büyük kent trafiğini umursamayan bir taşra çocuğu.Ofise döndüğümde Osborn'u aradım ve bu çocuğun aynı romandaki Cal olduğunu söyledim.Jimmy'i yakınımızda oturan John Steinbeck'e gönderdim.Sonradan 'Resmen Cal değil mi?' diye sordum.'Resmen Cal' dedi.Hepsi bu.Havalananına gitmek için Jimmy'i oturduğu kenar mahalleden aldık.İsterseniz inanmayın,ama elinde kâğıda sarılı iplerle bağlanmış iki paketle çıkageldi.O lüks limuzinin içinde öyle aykırı kaçıyordu ki!.."*Elia Kazan,"Bir Yaşam",(çev.) Nihal Yeğinobalı,İstanbul,Afa Yayınları,1992.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder