20 Eylül 2012 Perşembe

1915-1916 Ermeni Katliamları(1)/Prof.Donald Quataert*

İmparatorluk tarihinin büyük bölümünde Osmanlı cemaatleri arasında ilişkilerin görece iyi olduğunu savundum.Bütün toplumlarda olduğu gibi,topluluklar arası önyargı,tahammülsüzlük ve şiddet farklı farklı ekonomik,toplumsal ve siyasal nedenlerle zaman zaman alevlenmekteydi.Rum Ünyatlar Rum Ortodoks Kilisesi'nden ayrılıp 1701'de kendi kiliselerini kurduktan sonra,"Ortodoksların bu döneklere karşı düşmanlığı tehditlere,zulme ve bir Hristiyan mezhebinin kiliselerinin başka bir mezhepten Hristiyanlar tarafından yakıldığı ayaklanmalara dönüştü."(2) "Şam'daki Ortodokslar 1840'ta,bazı Yahudi evlerinin yanında İspanyol manastırının üst düzey bir din adamıyla uşağının parçalanmış cesetlerini buldular.Bunun üzerine yerli Hristiyanlar,Yahudilerin dini törenleri için Hristiyan kanına ihtiyaç duyduklarına dair suçlamalarda bulunarak,bazı zengin Yahudi tacirlerin tutuklanıp işkence görmesi için baskı yaptılar.Aynı şekilde,paskalya zamanı İzmir yakınlarında bir nehirde bir Rum çocuğu boğulunca,yerli Rumlar Yahudileri suçlayarak onlara karşı saldırılara giriştiler."(3)

Ondokuzuncu yüzyılda şiddet hem ölçeği hem de sıklığı itibarıyla artış gösterdi.Vahşeti ve kapsamı bakımından kıyas kabul etmeyecek ölçüde büyük bir şiddet,Osmanlı Ermeni nüfusuna karşı gerçekleştirilen saldırılarda yaşandı.Bu saldırılar 1895-1896'daki Ermeni katliamlarıyla başladı.Katliamlar 1908,1909 ve 1912'de tekrarlandı.Bu son saldırılarda,Balkan Savaşları sırasında Avrupa'daki Osmanlı eyaletlerinden daha yeni atılmış olan Müslüman mülteciler,Tekirdağ,Malkara ve Adapazarı gibi kent ve kasabalarda Ermeni topluluklarına saldırdılar.Kendi yurtlarından sürülmüş muazzam sayılarda Müslüman mülteci,bu bölgelere kaçmıştı;çaresizliklerini ve öfkelerini talihsiz ve suçsuz Osmanlı Ermenilerinden çıkardılar.1915-1916 katliamları bunların hiç kuşkusuz en kötüsüydü.Doğu Anadolu'daki yurtlarından çıkarılıp Arap eyaletlerine doğru sürülen Osmanlı Ermeni tebaasından yaklaşık 600.000 kişi bu süreçte öldü.Bu konu hakkında günümüzde de devam eden büyük ve ateşli tartışmalar vardır.Birinci Dünya Savaşı sırasındaki bu olayların ABD hükümeti tarafından resmen anılmasından yana ve anılmasına karşı tavırlarına destek kazanmaya çalışan Yunan,Ermeni ve Türk lobilerinin sesleri her yıl Amerikan Kongresi'nin salonlarında yankılanır.

Öykü 1914'te,Ruslarla Osmanlılar arasında bütün Doğu Anadolu sınırı boyunca savaş patlak vermesiyle başlar.İstilacı Rus kuvvetleri içinde,Ermeni-Rus askerlerinin yanı sıra Ruslardan yana geçmiş bazı Osmanlı Ermenileri de vardır.Savaş bütün hızıyla sürerken,Ermeni milliyetçiliğinin etkilerinden endişe eden iktidardaki Jön Türk çevreleri Ermeni cemaatinin sadakatinden kuşku duymaktadır.1915'te Doğu Anadolu'daki Ermeni nüfusunun tamamının savaş bölgesinden çıkartılarak Suriye çöllerine doğru göç ettirilmesini emrettiler.Bu emirleri ve bu emirlerle birlikte,sürülenlerin ve mülklerinin korunmasını ve himayesini emreden pek çok devlet belgesini -bunlar otantik belgelerdir,sahte veya bir aldatmacanın parçası olarak hazırlanmış belgeler değildir- hâlâ okuyup incelemek mümkündür.Sürülenleri ve mallarını korumanın ve güvenliklerini teminat altına almanın gereğinden söz eden emir üstüne emir vardır.Bölgede tren çok az olduğundan,göç ettirilenler çoğunlukla yürüyerek yol aldılar.Yürürken sıkıntılar çektiler,bazıları beslenme yetersizliğinden ya da buna eşlik eden bir hastalıktan ölürken,bazıları da güçsüzlere saldırarak geçinen haydutlar tarafından öldürüldü.Fakat yukarıda anılan devlet belgelerine karşın,Osmanlı subayları,askerleri ve sivil devlet görevlileri -bizzat,dini ve etnik kökenleri ne olursa olsun bütün Osmanlıların hayatlarını savunmaya ve korumaya yemin etmiş sorumlu kişiler- ayrım yapmaksızın,kadın,erkek,çocuk muazzam sayıda sivil Ermeniyi katlettiler.

Devletin dikkat ve özen gösterilmesini emreden buyruklarıyla,devletin askeri ve sivil görevlileri tarafından gerçekleştirilen caniyane katliamı nasıl bağdaştırabiliriz?Bu olaylar hakkındaki şu değerlendirme üzerinde duralım.(4) İttihat ve Terakki'nin yönetici ekibinde,devlet içinde devlet gibi faaliyet gösteren bir çevre vardı.Bu çevre gizliden gizliye,tehciri Ermenileri ortadan kaldırmak için bir kılıf olarak kullanmak çabasındaydı.Çünkü Ermeni devrimci örgütlerinin Osmanlı Devleti'ni devirme potansiyeline sahip olmasından ve/veya Doğu Anadolu'da Ermenilerin kitleler halinde Rusların safına geçmesinin yaratacağı sonuçlardan çekiniyorlardı.Bu grup İttihat ve Terakki'nin önde gelen şahsiyetlerinden Talat Paşa önderliğinde,katliamları,resmi devlet aygıtı ve iletişim kanalları dışında gerçekleştirmek için Teşkilat-ı Mahsusa'yı kullandı.Paralel çalışan Teşkilat-ı Mahsusa çoğu zaman üyesi olan devlet görevlilerini ve askerleri kullanarak bu katliamları organize etti ve gerçekleştirdi.Teşkilat-ı Mahsusa öldürme olaylarının meydana geldiği pek çok yere talimatları devletin iletişim kanallarını değil,kendi şebekesini kullanarak gönderdi.Hem İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne hem de Teşkilat-ı Mahsusa'ya ait kayıtlar kaybolduğu ya da ortadan kaldırıldığı için,bu savı hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtlamak mümkün değildir.Fakat sunulan kanıtlar çerçevesinde,sav akla yakın gözükmektedir.

Bu,yirminci yüzyılın ilk soykırımı mıydı?Hem evet hem de hayır.Evet,çünkü Ermeniler yaptıkları hareketler ve inançları nedeniyle değil,Ermeni kimliğine sahip oldukları için öldürüldüler.Ancak bu,bir cemaatin tek tek bütün mensuplarını toplayıp ortadan kaldırmayı hedefleyen Nazilerin eylemleri tarzında bir olay değildi.Özellikle,savaş bölgesi dışındaki Ermeniler göç ettirilmek veya öldürülmek üzere hedef alınmamışlardı.Ne Osmanlı hükümeti ne de Teşkilat-ı Mahsusa,Batı Anadolu ve Güney Balkanlar'da yaşayan Osmanlı Ermeni cemaatlerini sürmeye veya öldürmeye kalkıştı.İstanbul ve İzmir gibi yerlerdeki büyük Ermeni cemaatleri 1915-1916'yı yaşadıkları yerlerde sağ salim geçirdiler,işlerine güçlerine devam ettiler.Aynı sırada,savaş pençesindeki Doğu eyaletlerinde yaşayan aynı cemaat mensuplarının yüzbinlercesi katledilmekteydi...

***

1-Bu konuda yapılmış muazzam çalışmalar vardır.Farklı görüş açıları için,bu bölümün kaynakçasında belirtilen Richard Hovannisian tarafından yazılmış iki esere ve Michael Arlen,Michael M. Gunter,Heath Lowry,Robert Melson ve Justin McCarthy tarafından yapılmış çalışmalara bakın.Ayrıca bkz. Armenian Forum:A Journal of Contemporary Affairs,Summer 1998,konuyla ilgili dört farklı bakış açısı sunan özel sayı.

2-Youssef Courbade ve Philippe Fargues,Christians and Jews Under Islam (London and New York,1997),s.69.

3-Örneğin,Lucy M.J. Garnett,The Women of Turkey and Their Folklore (London,1890),s.6-7.

4-Erik-Jan Zürcher,Turkey:A Modern History (London,1993) adlı kitaptan alınmıştır.

-------------------------------------------------------------------------------------

*Donald Quataert,"Osmanlı İmparatorluğu,1700-1922",(çev.) Ayşe Berktay,1. bs.,İstanbul,İletişim Yayınları,2002,s.265-268.

***

Quataert'in paylaştığım yazısı 1915 ya da Soykırım noktasında maksimal gerçekleri yansıtmaktan uzak olması bir yana Quataert'in şuncacık yazıda bile ara ara düştüğü ve rahatlıkla mizah konusu olabilecek çelişkilerine yer vermesi bakımından da ayrıca can sıkıcı bulunabilir lakin bununla birlikte Profesör Quataert'in aşağıda göreceğimiz habere de konu olan müspet yöndeki gelişimi açısından irdelendiğinde farklı bir anlam kazanacaktır kanısındayım.

***

Türk Kürsüsünde "Soykırım" Krizi*

ABD'nin en prestijli üniversitelerinden Georgetown'daki 25 yıllık Türkiye kürsüsünde kriz çıktı.

Eski başkan Donald Quataert'in Ermen iddialarını kabul eden bir yazısı nedeniyle Ankara tarafından istifaya zorlandığı ileri sürüldü.Beş kişi daha protesto için istifa etti.

Georgetown Üniversitesi’nde 1983 yılında kurulan Türkiye Araştırmaları Enstitüsü soykırım iddialarının yol açtığı bir depremle sarsılıyor.2001-2006 yılları arasında enstitünün başkanlığını yapan tarih profesörü Donald Quataert,2006 sonunda bilinmeyen bir nedenle istifasını vermişti.İşte o istifanın nedeni geçtiğimiz günlerde ortaya çıktı.Quataert'in ayrılışını araştıran çalışma arkadaşları ilginç bilgilere ulaştı.

İddiaya göre,Amerikalı tarihçi,Ermeni Soykırımı iddialarıyla ilgili yayınlanan bir kitap için eleştiri kaleme aldı.Ancak bu eleştirisinde "Ermeni katliamlarının Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanan soykırım klasmanına girdiğini düşünüyorum.Bu konu araştırılmalı" ifadesini kullanınca kıyamet koptu.

Fonu Keseriz Tehdidi

Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy,Quataert'e,"Ya bu makaleni geri çek,ya istifa et ya da enstitünün 3 milyon dolarlık fonunu keseriz" dedi.Amerikalı bilimadamı bu görüşmenin ardından istifa etti. Son dönemde de yakın çevresine bu olayı anlattı.

İstifanın nedeninin ortaya çıkmasının ardından kürsüdeki diğer bilim adamları Başbakan Tayyip Erdoğan'a bir mektup yazarak Quataert'in görevine iadesini talep etti.Ancak Ankara'dan yanıt gelmeyince önceki günlerde enstitüde ardı ardına istifalar patlak verdi.Önce Prof. Reşat Kasaba ardından Marcie Patton ve Birol Yeşilada istifalarını verdi.

Şensoy:Doğru Değil

Ardından mektubu kaleme alan Prof. Mervat Hatem ve Prof. Fatma Müge Göcek istifa edeceklerini açıkladı.Bir kişi de hastalığından dolayı görevi bırakacağını duyurdu.Washington Post gazetesi de dünkü sayısında bu gelişmelere geniş yer ayırarak "Georgetown Üniversitesi'nde akademik özgürlük ile siyaset çatışması yaşanıyor" yorumunu yaptı.Büyükelçi Nabi Şensoy ise gazeteye Quataert ile arasında geçtiği iddia edilen diyaloğun gerçeği yansıtmadığını söyledi.

*Vatan,5 Temmuz 2008.

http://haber.gazetevatan.com/Georgetownda_soykirim_krizi_187877_30/187877/30/Haber

saygılar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder