2 Haziran 2012 Cumartesi

Kullansınlar Ama.../Aydemir Güler**

Cumhuriyet mitinglerinde yüzbinlere Nazım şiirleri okunmasına,Nazım şiirlerinden türetilme bestelerin hep bir ağızdan söylenmesine ne diyeceğiz şimdi?

Nazım Hikmet'in hâlâ tanınmaya,popülerleşmeye ihtiyacı olsaydı sevinebilirdik!On yıllarca Nâzım'ın tanınmaması için çaba gösterilmiş ve bu çabalar çökmüştür.Böyle bir sorun yoktur.

Nazım Hikmet'in komünist olduğunun üstünün örtülebilmesi sözkonusu olsaydı,buna karşı önlem almak gerekebilirdi,hatta duruma canımız sıkılabilirdi.Bu da özellikle 1990'ların başlarında denenmiş,Nazım'dan bir playboy veya aşk şairi türetmek,hatta anti-Sovyet,anti-komünist bir yafta yapıştırmak için uğraşılmıştır.Nazım'ın oldukça(*) yakınında bulunmuş kişilerin bile dahil olduğu bu kampanya çökmüştür.

Nazım'ın siyasi kimliği bellidir;ama bu nedenle sanatının başkalarınca kullanımına komünistler tarafından herhangi bir kısıtlama getirilmesi düşünülemez.Kaldı ki,sansürcülük,yasakçılık,tekelcilik bu alanda Yapı Kredi'nin "ayrıcalığı!" Nazım'ın mesajlarının farklı kesimlerce farklı yorumlanması kaçınılmaz ve doğal görülmelidir.

Yani isteyen kullanır.Komünistler de bu kullanımlar hakkında yorum haklarını kullanır,veya isterseniz ideolojik-kültürel mücadele görevi diyelim,görevlerini yerine getirirler.

Bu kapsamda Cumhuriyet mitinglerindeki Nazım kullanımının ifrata kaçırıldığını söylemek durumundayım.Bilmeyen birini getirip,burada okunan on şiirin herhalde hepsi,anonim halk türküleri dışındaki on şarkıdan da yedi veya sekiz'i aynı şairden deseniz,adı geçen kişinin Kemalizmin resmi sözcüsü,Atatürk döneminin "majestelerinin şairi" olduğunu sanır!

Bu durumda ortaya çıkan resmin altyazısı olarak "ayıp oluyor" veya "istismar" falan diye yazmak kaçınılmaz olmaktadır.

O olağanüstü şiirlere güzel besteler yapan ve alanlarda yüzbinlere seslendiren sanatçıların önemli bir kısmı,mutlak çoğunluğu Nazım tüccarı falan değildir.Bu insanların hem Nazım'a,hem de Nazım'ın siyasal düşüncesine -en azından- yakınlık duyduklarını biliyoruz.Sözüm onlara değil,ortaya çıkan tabloya.

Görüleceği söylenen "güzel günler" sosyalizmdir.Nazım memlekete "bizim" derken emekçi halk adına konuşmaktadır.

"Karlı kayın ormanı" Moskova'ya 25 kilometrededir.Nazım'ın Memed'e yolladığı oyuncaklar gençliği kadar uzaktaki memleketten geri gelmektedir!Şaire bu acıyı çektiren ise şeriatçı yobazlar değildir!

Paşa torunu Nazım'ın gençliği Çankaya köşkünün bahçesinde değil işçi sınıfı partisinin saflarında geçmiş,bu tercihinin bedelini yıllarını hapiste geçirerek ödemiştir.Nazım'ın ömründen çalan şeriatçılık değil,tarihinin en laik yıllarını yaşayan kemalist cumhuriyettir!

Sadece Nazım mı?Dışardaki deli dalgaların sesini dinleyen Sabahattin Ali'yi Sinop cezaevine koyanlar da din devleti isteyen imam takımı değildir!Suçunun Mustafa Kemal'i ve kapitalist cumhuriyet düzenini eleştirmek olduğu bilinir...

Ortaya çıkan tablo hayli(*) ilginç olmuştur.Zaman içinde Türkiye'de komünist şairler,sanatçılar hakkında birtakım galat-ı meşhurlar oluşmasından korkulmalıdır.Bugün bile Nazım'ı Atatürk'ün çalışma arkadaşı,Sabahattin Ali'yi İnönü'nün bakanı sananlar yetişmeye başlamış olabilir!

Peki neden böyledir?

Düşünsenize bir komünist mitinginde Yahya Kemal ya da Ceyhun Atıf Kansu şiirleriyle Ajda Pekkan ya da Safiye Ayla şarkılarından oluşan bir program yapıldığını!Neden laisizm adına ve bununla sınırlı olarak verilen bir mücadele kendi öz kaynaklarına değil de,işçi sınıfının,komünistlerin kaynaklarına başvurur?

"Kendi öz kaynakları" mı dedim?

Hay Allah,sorumun yanıtını zaten yazıvermişim işte!

Çok açık söyleyeceğim:Yirminci yüzyıl Türkiye aydınının içinden solcuları çıkarın,geriye bir şey kalmaz!Nazım'ı bir an için unutun,Türkiye'nin bütün meydanları sessiz kalır!

Başkaları bir yana,kemalizm repertuarı pek kısıtlı,"öz kaynakları" kitlelerde siyasal coşkudan ziyade militarist titreşimler yaratma riski yüksek marşlarla sınırlı bir akımdır."Bizim" alanımıza bu kadar çok girmeleri bundandır.

Ve elbette şiirlerle şarkılar eninde sonunda simgesel anlam taşırlar.Türkiye siyasetinde halk'a ihtiyaç duyulduğunda sol'un bir biçimde devreye girmesi kaçınılmazdır.Sorunları asıl buradadır.

***

(*) Oldukça ile hayli sözcüklerinin yanlarına koyduğum bu dipnot işareti de nereden çıktı,demeyin.Kullanımdan söz ediyoruz ya,bağlantıyı oradan kurdum!

Geçenlerde Yurtsever Cepheli Öğrencilerin Bağımsızlık Yürüyüşünde bir etkinlik "oldukça coşkulu" geçince,sonra başka yerlerde başka "oldukça"lara rast geldikçe kaçınılmaz oldu.Sanıyorum Türkçenin en talihsiz sözcüklerinden biriyle karşı karşıyayız.Hayli,çok,pek çok niyetine kullanılan oldukça,aslında,mümkün olduğu kadar,elden geldiğince,olabildiğince anlamına gelir.Yani tam tersine!Şiddet skalasında oldukça düşük değerleri,hayli yüksek değerleri anlatır.

Kimileri,yaygın yanlış kullanımın dilin evriminde bir faktör olduğunu düşünebilirler.Oldukça'yı pek çok anlamına kullana kullana değiştirebileceğimize inananlar olabilir.Sol'un ve başka yayınlarımızın bu türden dili değiştirme mücadelelerine omuz vermemelerini diliyorum...

**Aydemir Güler,Sol,15 Mayıs 2007

http://arsiv.sol.org.tr/index.php?yazino=10842

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder