2 Haziran 2012 Cumartesi

Büyük Nazım Hikmet'in Ölümü/Vartan İhmalyan

3 Haziran 1963.Sabahleyin kalkıp,radyoya,işime gittim.Redaksiyondan içeri girince baktım yabansı bir hava.Arkadaşlar yüzleri asık oturmuşlar,kimse konuşmuyor.Radyo işi oldukça ağır iş,arasıra bu yüzden tartışmalar,hatta incinmeler bile olurdu.Yine herhalde bir tatsızlık olmuştur aralarında diye düşündüm ve üstelemedim.Rusçadan çevrilmiş bir yorum alıp düzeltmeye başladım.Kendi kendime:"Hele şu yorumu düzelteyim,sonra Nazım'a telefon edip akşama bize geleceğini anımsatayım",diye düşünüyorum.Yorumu düzeltmeyi bitirdim,telefona doğru giderken daktilo Fatma Abla:"Vartan yoldaş",dedi "şimdi Vera telefon etti.Nazım yoldaş ölmüş,sizi eve çağırıyor." Bendeki şaşkınlığa bakın ki:"Olamaz canım,bu akşam bize gelecekti!" diyorum.Sonra hemen telefonu açtım Vera'ya,Ekber Babayev çıktı,pek üzgün bir sesle üstadın ölüm haberini doğrulamasıyla ben buz kesildim.Pencereye doğru gidip hüngür hüngür ağlamaya başladım.O sırada redaksiyon şefi gelmiş:"Vartan yoldaş gitmeyin,Nazım'ın ölüm haberini radyodan sizin okumanızı istiyoruz" diyor.Ben de:"Görmüyor musunuz halimi,ben nasıl okuyabilirim" deyip çıktım radyodan,titreye titreye Nazım'ın evine gittim.Sokak kapısından girdim,birkaç basamakla çıkıp asansörün karşısında durdum,ama bir türlü giremiyorum asansöre,çıkamıyorum yukarı,ağlıyorum.Asansörün önünde bir genç de durmuş,o da benim gibi yukarı çıkamıyor,ağladığımı görünce başladı o da ağlamaya.O sırada yukarıdan sesler işitildi,bekliyorum.Bir süre sonra gördüm ki,Nazım'ın cesedini indiriyorlar merdivenlerden.Genç de ben de ağlıyoruz.Üzerine örtülü ak bezin altında,merdivenden indirilirken sallanıyor Nazım'cığın başı.Ustanın "Cenaze Merasimim" adlı şiirini anımsıyorum:

Bizim avludan mı kalkacak cenazem?
Nasıl indireceksiniz beni üçüncü kattan?
Asansöre sığmaz tabut,
merdivenlerse daracık.

Belki avluda dizboyu güneş ve güvercinler olacak
belki kar yağacak çocuk çığlıklarıyla dolu,
belki ıslak asfaltıyla yağmur.
Ve avluda çöp bidonları duracak her zamanki gibi.
Kamyona,yerli gelenekle,yüzüm açık yükleneceksem,
bir şey damlayabilir alnıma bir güvercinden:uğurdur.
Bando gelse de,gelmese de çocuklar gelecek yanıma,
meraklıdır ölülere çocuklar.

Bakacak arkamdan mutfak penceremiz.
Balkonumuz geçirecek beni çamaşırlarıyla.
Ben bu avluda bahtiyar yaşadım bilemediğiniz kadar.
Avludaşlarım,uzun ömürler dilerim hepinize...

Nisan,1963,Moskova

(Bir gün kardeşim Jak'la Nazım'a gittiğimizde bu şiiri okumuştu,ikimiz de çok üzülmüştük.Ben Nazım'a:"Üstad,kusura bakma ama b.kunu çıkarmışsın" demiştim,o da başını sallayıp:"Aldırma" demişti,sanki iki ay sonra öleceğini içinden duymuş gibi...)

Cesedi avluda duran arabaya götürdüler,gençle ben asansöre binip yukarıya çıktık.Kapıyı Babayev açtı,sarıldık ağladık.Daha başka kimseler de vardı,Vera'ya başsağlığı diledik.Nazım'cık sabahleyin,apartman dairesinin kapısındaki posta kutusuna gidip postayı almış ve almasıyla da yere yıkılıp ölmüş.Bir ara ustanın çalışma odasına girdim,masanın üzerindeki takvimin 3 Haziran tarihli yaprağında,kendi el yazısıyla "Vartan'a" yazılıydı.Bu yazı şimdiye dek durmakta.

Fazla kalamadım,çünkü işime dönmeliydim.

5 Haziran 1963.Nazım'ın cenazesinin Sovyetler Birliği Yazarlar Birliği'nden kalkacağı bildirildi.Rahmetli kardeşimle ben öğleye doğru oraya gittik.Yazarlar Birliği'nin holü ve dolayındaki odalar tıklım tıklım dolu.Holde,yerden biraz yüksekte,siyah tabutunun içinde,büyük Nazım siyah kostümüyle melek gibi yatıyor.Başucunda Vera.Bir süre sonra Warsaw'dan Münevver'le oğlu Memet gelip,ustanın tabutu önünde yer alıyorlar.Doğu Almanya'dan Zeki Baştımar (Yakup Demir) ve İsmail Bilen de gelmişler,köşede yüksekçe bir yerde duruyorlar.

(...)

Öğleden sonra Nazım'ın cenazesi Yazarlar Birliği'nin holünden çıkarılıp,Novodevici Mezarlığı'na götürüldü.Giriş kapısının bir kırk-elli adım ötesinde,solda küçük bir alandaki taşın üstüne konuldu.Yazarlar Birliği'nden birkaç kişi konuştu,Nazım'ı övdüler,sonra alanın yakınındaki çukurun yanına gidildi ve büyük usta toprağa verildi.Orada hiçbir konuşma olmadı,ne Münevver konuştu ne de Vera.Ancak Vera,Nazım'ın yanağını okşayarak bir şeyler mırıldandı ve gözünü silmekte olduğu mendilini çukura attı.Böylece büyük Nazım'ı mezarında bırakıp ayrıldık.Şimdi yüreklerimizde yaşamakta.

6 Haziran 1963.Nazım öldükten üç gün sonra,Zeki Baştımar (Yakup Demir),İsmail Bilen (Marat),kardeşim Jak İhmalyan,Yıldız Sertel ve ben,bizim evde toplandık.Bu toplantıda şöyle bir konuşma yapmıştım:

"Yoldaşlar!

Bugün büyük ozanımızı,büyük komünistimizi,büyük insanımızı,Nazım'ımızı,bir kez de en yakınları olan bizler kendi aramızda anmak için toplandık.

Ben,kişisel olarak,kendisine çok şey borçluyum.Beni komünizme getiren onun şiirleri oldu.Ve tam bir güvenle diyebilirim ki,benim gibi daha birçokları komünizme Nazım'ın şiirleriyle gelmiştirler,hatta belki komünist olmaya başladıklarının ayrımında bile olmadan.Yine güveniyorum ki,ileride de birçokları ülkümüz komünizme Nazım'ın şiirleriyle gelecek,Picasso'nun deyişiyle 'pınara gider gibi'.

Haklı olarak Nazım'a "Türk halkının büyük evladı" denildi,deniliyor ve denilecek.Fakat Nazım'ın yaşamını,hele gençliğini bir an düşünecek olursak görürüz ki,Nazım yalnızca Türk halkının değil,büyük Ekim Sosyalist Devriminin de evladıdır,yani sosyalist devrimin ateşinde tavlanmış Türk çeliğidir.

Nazım bize iyiyi,doğruyu,güzeli sevmesini öğretti.Ama en önemlisi,Nazım bize insanları sevmesini öğretti,kişi olarak kendini unuturcasına sevmesini.Son şiirlerinden birinde 'komünizm sevmektir' diyordu.

Yoldaşlar!Nazım'ın bıraktığı boşluğu ileride daha çok duyacağız.Bu boşluğu biz sağ kalanlar doldurabilir miyiz?Sanat alanında bu işi yapacak kimseyi göremiyorum şimdilik.'Şimdilik' diyorum,çünkü Türk halkı varoldukça,hele emperyalizmin ve sermayenin baskısından kurtulduğu zaman,yeni yeni Nazım'lar,hatta daha büyük sanatçılar yetiştireceğine inanıyorum.Parti yaşamımızda Nazım'ın boşluğunu doldurabilir miyiz?Kolay olmamakla birlikte doldurulabilir sanırım:Yeter ki bizler,yani partinin alt katları,çabalarımızı artırıp birleştirelim,çocuklarımızın ekmeğini düşünür gibi,partiye her gün biraz daha çok şey vermek için didinelim.Çünkü partiye her gün biraz daha çok şey vermek,yeni Kurtuluş Savaşında halkımıza,aç ve üzgün köylümüze,sermayenin boyunduruk vurduğu işçilerimize,yurtsever aydınlarımıza,vergi yükü altında ezilen esnafımıza,gerekli öğretimi alamayan gençliğimize yeni bir şey daha vermek demektir.Partiyi bütün olanaklarımızla şu ya da bu biçimde beslemek,insanları sevmek demektir.

Yönetici kadromuza gelince:Nazım'ın boşluğu özellikle onlar arasında duyulacak.Kendileri elbette bunu düşünerek,gerekli önlemleri alacaklar.Sıradan bir komünist olarak benim bir dileğim var:Yönetici kadroyla değişik parti grupları arasındaki ilişkiler daha sıkı,daha organik olsun.Merkezle gruplar arasında 1962 Nisanı'ndaki gibi toplantılar -gerekirse harcamalara grupların parti parasından da katılarak- daha sık olsun.Aramızda yönetici kadrodan iki yoldaş var,açıkça söyleyeyim:Yönetici kadro gruplar üstünde,onlarla ilişkisiz ya da pek az ilişkiyle eylemde bulunursa,gruplar,yönetici kadronun çözmek zorunda olduğu sorunlara belli bir oranda,şu ya da bu biçimde uzaktan olsun katılmazlarsa,alınacak kararlarda tam bir doğruluk olabileceğini ummuyorum.Bence toplu yönetim,salt üst kadrolar arasında kalmamalı,alt katlarla üst kat arasındaki bağla da kolektif niteliğini güçlendirmelidir.Eğer yoldaşlar da aynı düşüncedeyseler,bu önerimin söz olarak kalmamasını dilerim.Aynı düşüncede olmayan ya da soru sormak isteyen varsa,buyurun tartışalım.

Kısacası yoldaşlar,Nazım'ın bıraktığı boşluğu,yoldaşça,Nazım'ın doğruluğuyla el ele vererek doldurmaya çalışalım.

Söz,konuşmak isteyen arkadaşların."

Ne Zeki Baştımar (Yakup Demir),ne İsmail Bilen (Marat) konuştu,ne de öbür arkadaşlar...

*Vartan İhmalyan,Bir Yaşam Öyküsü,İstanbul,Cem Yayınevi,1989,s.204-209.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder