21 Haziran 2012 Perşembe

Başarılı Bir İmaj Operasyonu


Ergenekon Soruşturması kapsamında Nedim Şener'le birlikte tutuklanan gazeteci Ahmet Şık hapisten çıktığından beri böyle Mandela havalarında caka satıp bir sene tutuklu kaldığı halde sanki yıllarını hapishanede tüketmiş bir "özgürlük savaşçısı" edasında Avrupa Parlamentosu'nda konuşmalar yapmakta...

Alper Görmüş ise "Nokta" dergisi genel yayın yönetmeniyken "kendilerine gönderilen" "darbe günlükleri"ni yayınlayarak çoktan "demokrasi havarisi" oluverdi zaten!!!

Ancak mühim bir olay var ki bu iki ismin ve onlarla birlikte anılan diğerlerinin üzerinde bazı ciddi soru işaretlerini su yüzüne çıkarıyor.

Şöyle ki Alper Görmüş,Sayın Talin Suciyan'ın "Nokta"daki işine son vermiş sebep olarak da editör Ferda Balancar'ın kendisiyle yani Sayın Suciyan'la çalışamamasını -ne demekse artık- göstermiştir ama nasıl çalışamadığından bahsetmemiş yani aslında Sayın Suciyan'ı sebepsiz yere işten çıkarmıştır.Elbette Sayın Suciyan çalışmak için "Nokta"ya ya da bir başka yayın kuruluşuna muhtaç değildir ancak takdir edersiniz ki mevzu başka...

Arkasından Ahmet Şık,bütün çalışanlara sormadan patronlarının kararının arkasında olduklarını belirtir bir imza metni oluşturmuş ve bütün çalışanların isimlerini metnin altına yazarak birtakım e-mail gruplarına göndermiştir.(Şu azme bakar mısınız!)

Hamza ve İrfan Aktan bu metne imza vermedikleri halde,adlarının metnin altında yer aldığını [buna evrakta sahtekârlık deniliyordu galiba] söyleyerek bundan duydukları rahatsızlığı dile getiren bir açıklama yapmışlarsa da Ahmet Şık'ın imza metnini gönderdigi e-mail gruplarından bir tanesi,Hamza ile İrfan Aktan'ın açıklamasını paylaşmak istememiş epey bir uğraştan sonra Çiğdem Mater bu e-mail grubuna açıklamayı göndermiştir.Bu kadar basit bir tashihi yapmaktan bile imtina eden e-mail grubu da güya "Irkçılığa Dur De"den başkası değildir...

Türk medyasında çalışan bir elin parmağı kadar Ermeni varsa onlardan birinin işine hem de sebepsiz yere son vermek sözümona "Irkçılığa Dur De"nin o zamanki kadrosu için ırkçılıkla hiç alakalı bulunmamıştır.

Daha sonra hepimizin bildiği gibi 2009'da Hrant Dink Vakfı Alper Görmüş'e ödül vermiş 2011'de ise Sayın Suciyan Agos'tan ayrıldıktan altı ay kadar sonra Agos Ferda Balancar'ı editör olarak işe almıştır...

Aynı durumu Almanya ve Yahudiler üzerinden düşünürsek bu vak'ada nasıl derin bir ırkçılık yattığını rahatlıkla görebiliriz.Alman medyasından bir Yahudi çalışanın işine hem de sebepsiz yere son veren bir isme Almanya'da bırakınız Yahudi kurum ve kuruluşlarını kimsecikler ödül veremez.Herhangi bir yayın kuruluşu da bu olayın dolaylı da olsa öbür failini işe alamaz.Fark anti-semitizm konusundaki hassasiyetle Ermeni karşıtlığı arasındaki duyarsızlıkta hatta Robert Fisk'in de yakındıkları gibi Holokaust ve Yahudi Jenosidi "özel isim" muamelesi görmekteyken Ermeni Soykırımı'nın "Ermeni jenosidi" olarak yazılmasında yatmaktadır...

Şimdi durup düşünmek gerekiyor acaba Alper Görmüş zaten "kendilerine gönderilen" herhangi bir gazetecilik başarısı sergilemeden elde ettikleri "darbe günlükleri"ni o günkü siyasi atmosferden de faydalanarak yayınladı diye "demokrasi havarisi" olabilir mi?Farklı etnik kökenden bir çalışanın işine sebepsiz yere neden son vermiştir?En mühimi "Sayın Suciyan'ın işine sebepsiz yere son vermesinden" başka uluslararası prestiji olan Hrant Dink Vakfı tarafından onore edilmeyi hakedecek ne gibi bir eylemde bulunmuştur?

Yine farklı etnik kökenden bir çalışanın işine sebepsiz yere son verilmesine neden olan bir başkası da hangi mantıkla Agos'a editör olarak kabul edilmiştir?Öyle ya kolaylıkla yüzleşebilecekleri ve Sayın Suciyan'ın öne sürülen nedenin sağlamasını da aynı rahatlıkla yapabileceği gerçeği ortadayken Görmüş'ün Balancar'ın adını öylesine verdiği düşünülemez!Dahası benim bu ayrıntılara ulaşmam -yayın dünyasıyla uzaktan yakından hiçbir alakam yokken- toplasanız bir saatimi aldı!

Ahmet Şık,Ergenekon Soruşturması kapsamında bir yıl tutuklu kalıp serbest bırakıldıktan sonra senelerini hapishanede geçirmiş bir "özgürlük savaşçısı" pozu vererek Avrupa Parlamentosu'nda konuşma yapmaya davet edilirken sebepsiz yere işine son verilen farklı etnik kökenden hanım meslektaşına karşı evrakta sahtekârlığı bile göze alacak derecede gösterdiği bu işbirlikçi ve hasmane tutumunu izah edebilir mi?

Ahmet Şık'ın aynı soruşturma kapsamında kendisiyle birlikte tutuklanarak yine birlikte serbest bırakıldığı ve zaten birlikte anıldığı gazeteci Nedim Şener ise serbest kaldıktan sonra ABD elçiliğinin verdiği resepsiyonların ve salon toplantılarının aranılan adamı haline gelmiş hatta kamera kendisine zumlarken "Rakel de gelsin!" diyerek merhum Hrant Dink'in eşi Rakel Dink Hanım'a seslenmişti...

Hiç uzatmaya gerek yok Ahmet Şık ve Nedim Şener'in Ergenekon Soruşturması kapsamında bir yıl tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldıkları sürecin kendilerini giremeyecekleri bir dünyaya taşımak için düşünülmüş bir imaj operasyonu olduğuna inanıyorum.Bu başarılı imaj operasyonu sayesinde birisi Avrupa Parlamentosu'nda boy göstermiş bir diğeri de ABD'nin kollarında huzur bulmasının yanında adı uluslararası saygınlığı olan Hrant Dink Vakfı ile Agos'tan ayrı düşünülemeyecek Rakel Dink Hanım'a kameraların önünde "Rakel de gelsin!" diye seslenebilecek cürete kavuşmuştur...

Ha unutmadan "Irkçılığa Dur De" denilerek ırkçılık durdurulamıyormuş demek öyle değil mi?Önce adam olun adam...

Saygılar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder