31 Mayıs 2012 Perşembe

Buradan Türkler Geçti ve Georges Brezol/Poğos Küpelyan**

Yerevan'daki Soykırım Müzesi'nin sempatik müdürü Hayk Demoyan'ın Glendale'de yaptığı sunumla ilgili Milli Kütüphane'nin salonunun girişinde sergilenen ve Milli Kütüphane tarafından yayınlanan tarihi kitaplara göz gezdirirken,dahi Fransız yazar Victor Hugo'nun "Çocuk" şiirinin ünlü dizelerinin alıntısıyla 1911 yılında Fransızca olarak yayınlanan Georges Brezol'ün değerli çalışması dikkatimi çekti.

Yazarının Fransa'da yaşayan bir Ermeni olduğu bu kitabı hemen elime aldım.Soykırım,son yıllarda ilgi odağım olup,onu yaratıcı çabalarımın eksenine oturtmuş olduğumdan dolayı,bu son derece ilginç çalışmayı hızla karıştırırken,1909 Adana katliamlarına ithaf edilmiş bir belgesel çalışma olduğunu farkettim.

Aynı yıl gerçekleştirilmiş kanlı olayların canlı betimlemesi ile Türk,Ermeni ve yabancı görgü şahitlerinin anlatımları,yüksek rütbeli Osmanlı memurlarının tamamen taraflı,hatta art düşünce kokan ve habis niyetler peşinde olan telgraf-belgelerinin yayınlandığı müstesna çalışmalardandı.

Bu olağanüstü ve tarihi çalışmayı ilgi ve değişken ruh haliyle okuduktan sonra,çoğunlukta olan Ermeni okurların kitlesine katılarak ben de,sözde Osmanlı ve Türk belgelerine dayanarak,uluslararası tarihçiler komisyonu kurma ve Ermeni Soykırımı'na kesin tanım koyma yolundaki Türk yöneticilerin ve müttefik batılı devletlerin gütmüş olduğu bilinçli denemelere karşı gelmekteyim.

Benzer bir öneri,Ermeni tarafından onaylandığı takdirde,bizim haklı Ermeni davasını takip etme çalışmalarımız için tam bir facia,1895 Abdülhamid kırımlarından,1915-1922 yıllarına uzanan,Jön Türkler tarafından tertiplenerek işlenen Ermeni Soykırımı'nın günahsız kurbanlarının anısına bir hakaret olacak,toprak ve tazminat taleplerimiz konusundaki haklı çabalarımıza da darbe vurmuş olacaktır...

Çünkü Türk diplomasisi ve tarihçileri,kendilerini taammüden gerçekleştirilmiş bir soykırım caniliğinin onursuzluğuna mahkum edecek belgeleri uluslararası tarihçilerin önüne serme aptallığını yaparak,teatral bir hareketle diz çöküp "Mia culpa,mia maxima culpa" diye haykırarak,günahkar göğüslerini döverek hıçkıracak kadar saf ve cühela veletler değiller.

Hayal görmeyelim...

Georges Brezol'un kitabını okuduktan sonra,uluslararası baskılara dayanamayarak,bu devasa sorunu tarihçilere teslim etmekle ne vahim bir hata işlemiş olabileceğimize bir kere daha kanaat getirmiş olduk.Çünkü Türk kaynakları ve belgeleri boyunca sürdürülen bu bariz tarafgirlik,bizim gibi basit okurun dahi gözünden kaçmamaktadır.

Gerçekten de,Ermeni Soykırımı ve Adana ile Sasun (Sason) katliamlarına zamandaş Türk devlet adamlarının,Konstantinopel'e (İstanbul) göndermiş oldukları rapor-telgraflar ve Ermeni kırımlarıyla ilgili betimlemeleri bilinçli ve Makyavelist bir şekilde,baş aşağı edilerek takdim edilmektedir.Bu (tırnak içinde) "belgeler" serisinde,binlerce Ermeni kurban "Türklerle" yer değiştirip,Türklerin gerçekleştirmiş olduğu akla hayale gelmeyecek işkenceler,silah ve sayı açısından kale dahi alınamaz olarak kabul edilen Ermenilerin sırtına yüklenmektedir.Haykıran bu gerçeği görmek için tarihçi veya soykırım uzmanı olmaya hiç gerek yok.

Adana ve dolaylarında vuku bulan kırımlar,elçilik ataşeleri,Hristiyan misyonerler gibi yabancı gözlemciler ile şahsi çabalarıyla binlerce Ermeni'nin hayatını kurtarmış olan yüksek devlet memurları ve aydınlar gibi asil ruhlu Osmanlıların acılı gözleri önünde gerçekleşmiş olmasına rağmen bu paradoksal durum vurgulanmaktadır.

Bu olaylar aynı zamanda,Türk ırkının vahşi ve Makyavelist benliğini de ortaya çıkarmıştır.Lakin benzer caniliklerin tekrarı modern tarihçiler tarafından,kısmen de Hristiyan büyük devletlerin takınmış olduğu umursamaz tavra bağlanmaktadır.

Gerçekten de,Sultan Abdülhamid,kanlı Sasun katliamlarına büyük devletlerin fazlaca ehemmiyet vermediğini ve kendisine baş ağrısı yaratmadığını vurgulayıp,bu durumdan cesaret alarak Konstantinopel'in göbeğinde 200'ün (gerçekte bu sayı çok daha fazladır:Akunq web sayfası yöneticileri) üzerinde masum Ermeni öldürtmüştür.Aynı yılın 30 Ağustos günü ise sıra Trabzon'a gelmişti.Trabzon'u Bitlis,Erzurum,Urfa ve Arapkir katliamları izledi.Burada,olayların gerçekleştirildiği kırk şehirden sadece en büyüklerini anılmıştır.

Ermeni köyleri de şehirlerin akıbetine uğradı ve 3300 Ermeni köyünden 2500'ü tamamen tahrip edildi.400.000 civarında Ermeni kurban,hayatını idame ettirebilmek için en temel imkanlardan yoksun olarak,kar ve fırtına altında,yarı çıplak ve aç bir halde bir parça ekmek ve sıcak çatı arayışıyla yollara düştü.Kara 1895 yılı,Urfa'da 5000 Hristiyan Ermeni'nin katledilmesiyle sona erdi.

Georges Brezol'ün kitabında,çok sayıda Ermeni,Türk ve Avrupalı şahsiyet,insani vicdanları ve göstermiş oldukları cesaretle göze çarpmaktadır.Bunların içinde Cin Toros adında birinin olayına değinmekte fayda var.Bu kişi,6000 Ermeni'nin hayatını kurtardıktan sonra Türk yönetimi eliyle darağacına gönderilerek,ifa etmiş olduğu insani faaliyeti için mükafatlandırılır...Ermeni Apostolik Kilisesi önderi Başpiskopos Muşeğ olayını da belirtmek gerekir.Bu din görevlisi,Türk yöneticilere karşı göstermiş olduğu sadakat ve sağduyuya rağmen,kanunlara saygılı ruhani duruşuna mükâfat olarak on yıllık ağır cezaya çarptırılmaktan kurtulamamıştır.

Adana Ermeni Katolik cemaati lideri Episkopos Terziyan'ın göstermiş olduğu kurtarıcı rolü ve cesur duruşu ise yazar tarafından hayranlıkla anılmaktadır.Bu ruhani,fedakarlık ruhu ve hümanist din adamı benliği sayesinde,ileride Patriklik mertebesine layık olacaktır.

Adana katliamlarının görgü şahidi,görevi icabı gerçekleri ortaya çıkarıp açıklama imkanı olan karşıt görüşlü,yüksek mevkie sahip bir Türk devlet adamının şahadetlerine de burada yer vermeyi gerekli görmekteyiz.

Sözümüz,1895 Sasun katliamlarının görgü şahidi olarak vicdanının sesini duyuran vezir-i azam Hüseyin Hilmi Paşa'nın itiraflarıyla ilgilidir.

"Bu barbarlıklar vuku bulurken,yüksek makama sahip memurlarımızın,haince suç ortağı olarak sessiz kalmalarının,durumu son derece zorlaştırarak,gereksiz zorluklar ve yanlış anlamalara yer vermiş olması acıdır.Bu durum diğer taraftan da Türk güruha,devlet yönetimini hiçe sayıp,sorumsuz ve aşağılayıcı bir tavır takınmasına fırsat vermiştir.

İşte,yargılanması gereken bu olaylar,bu acılı şartlar altında patlak verdi ve bunun hazırlayıcısı ve itici gücü,görevini bilinçli olarak yerine getirmeyen bizim devlet görevlilerimiz olmuştur.

Lakin diğer taraftan,Ermeni halkının Osmanlı İmparatorluğu'na karşı göstermiş olduğu saygı ve sadakat inkar edilemez bir gerçektir.Onlar bu gerçeği sayısız fırsatlarda ispat etmişlerdir..."

Bu belgesel mahiyetindeki kitap hakkındaki düşüncelerimizi sona erdirirken,tercümeye layık yüzlerce sayfa arasından önceliği katliamlara zamandaş,asil ruhlu ve derin hümanist yaklaşımlı bir Türk şairin Adana katliamlarıyla ilgili,son derece net,dayanaklı ve ikna edici olduğundan fazla izahata gerek duymayan acılı şahadetleri ve samimi itiraflarına yer vermek istiyoruz.

Bir Müslüman'ın Laneti...

Korkunç Adana katliamlarının ulaşmış olduğu vahşetin boyutunun Velieddin Yeğen adında Müslüman bir şairin ruhunda yarattığı isyan dalgası,kendisini Mısır'da yayınlanan "Mukaddam" gazetesinin Nisan 1909 sayısında aşağıdaki satırları yazmaya itmiştir.

"Ey İslamlar!Hristiyan kardeşlerinizi düşman yerine koyarak onları öldürürken Allah'tan korkmadınız,insanlardan utanmadınız mı?Bu hareketiniz,içinizde gerçeğin peşinden giden,asil ruhlu tek bir İslam'ın olmadığını göstermiştir.Ey kanunsuzlar,elleriniz titremedi mi?En barbar kavimlerin tarihinde dahi görmediğimiz bu katliamlarla neyi ispat etmek istediniz?Sizin gibi canavarları doğuran anne-babalara lanet olsun.Sizi meyveleriyle besleyen,nehirlerinin temiz sularıyla susuzluğunuzu gideren ve sizi yeşil ağaçlarının gölgesinde barındıran vatanın utancısınız siz.

Ey imamlar!Sizin o sayısız pahalı sarıklarınızı saf insanları kandırmak için 'fetiş' olarak kullandığınız,ağzınıza kadar inen sakal-bıyığınız sizi kör edip,zehirleyecektir.Allah,Muhammed ve Kuran sizin rezillikleriniz için sorumlu değildir.Onlar,size kanunsuz ve kokuşmuş işler yapmanıza izin vermemektedir.Bu duyulmamış canilikleri,teşvik edicisi olduğunuz bu kepaze cinayetleri yapma hakkını size veren kitapları gösterin bana,haydi!

Ey Türkler!Tüm dünya size hayrandı ve sizi övgüyle anıyordu.Benim damarlarımda dolaşan kan,sizde de dolaşıyor.Ben diyordum ki 'Madem Allah benim bir Türk olarak doğmamı istedi,o halde bir Türk olarak da ölmeliyim',fakat bugün utancımdan kızarıp,insanlığın gözlerinden uzak,koyu bir perde arkasında saklanmak istiyorum.Sizin ve vicdanınız arasında bulunanın,sizin ve benim aramda da bulunmasını isterdim,yani insan insafının.Sizi kardeş katline sürükleyen kanın,benim damarlarımda bulunmamasını arzulardım.Böyle konuşan sadece ben değilim,tüm Osmanlılar,insan ırkına saygılı olan herkes benimle birliktedir.

Ey Osmanlılar!Hayret etmiyor musunuz,bu yaptıklarınızla nereye varacağınızı düşünmüyor musunuz?Siz bu satırları okurken,Ermeni kardeşlerimiz hâlâ katledilmekte,evleri kundaklanmakta ve kendileri,eşi benzeri görülmemiş işkencelere maruz kalmaktadır.Biz şu an,tek kabahatinin Türk vatandaşına ve komşularına karşı beslemiş olduğu sınırsız güven ve minnet duymak olan bir halkın kurban edilmesinin şahidi olmaktayız,onlar şu anda vicdansızca ayaklar altına alınıp,sahipsiz koyun sürüsü gibi boğazlanmaktadır.Osmanlı tarihinin bu sayfası yazık ki kanla boyandı.

Ey yazarlar,şairler!Siyah saçlar ve pembe yanaklar hakkında ördüğünüz hayali tasvirlerinizi bir tarafa koyun.Karanlık olayları ve kâbus misali kanlı,kırmızı anları adalet aşkına lanetlemek için benimle birlikte ayağa kalkın.Varolan adaletsizlikleri telin etmek,günahsız kurbanları teselli etmek,yazar ve şairlerin görevidir,bu yüzden hiç değilse kaleminizi kullanın süren katliamları betimlemek için.

Yazarların,etraflarında hüküm süren çirkin canilikleri hissedip,bunu çevrelerine de hissettirmeleri gerekir.Dökülen kan yüzünden,eski çağ insanlarına has vahşete geri döndük.Ermenilerin felaketi de aynı düzeyde kabul görecektir.

Çağlar boyu komşu olarak birlikte yaşadığımız ve vahşetimizin masum kurbanı olan bu zavallı halkın yaşamış oldukları nasıl acılı bir yara.

Ayağa kalkın hürriyet dostları,siz sayıca azsınız,fakat pusudaki güruh sayıca çok.Güruhu dağıtıp,katledilen kardeşlerimizin intikamını alma görevimiz olmazsa,Ermeni şehitlerin yolundan gitme arzusuyla bizim de ölümü kucaklamamız yapabileceğimizin asgarisi olurdu.Ölüm pahasına kurtulmamız gereken,ahlaki açıdan kokuşmuş bir ortamda yaşıyoruz.Kibrimiz ve yanlış anlaşılan milli onurumuz sebebiyle mahvolmuş durumdayız.Bu şartlar altında varlığımızı sürdürmek hiç de güzel bir duygu değil,kesinlikle.

Ey Batılı devletler!Hırpalayın bizi,çünkü biz buna layığız,fakat kalemlerinizi kullandığınızda,kan ağlayan,bu hayata tahammül etmeyen ve dünyanın doğusunda yapılanları onaylamayan az sayıdaki Osmanlıları da hatırlayın.

Ey Mısırlı Osmanlılar!Bu güzelim Türkiye topraklarında adalet ve kanunları tespit etmek ve bu niyetle de hepimizin gönüllü olarak Anadolu'ya gitmemiz için bir birlik meydana getirmek için acele edin.Bu çağrıyı onayladığınızda,hürriyet haykırışlarıyla hemen saflarınıza katılacağım.Bu düşüncemde yalnız değilim,birçok kişi aynı fikirde.Adana'ya akın edelim,bu bölgeyi kaplayan alevi ve ateşi söndürelim,dağlara çıkalım,dehşet içindeki kaçakları koruyup,kollayalım.

Ebediyyen kaybetmiş olduklarımızın intikamını alalım.Böyle hareket etmediğimiz takdirde ilerde kendimizi vatanseverler olarak anma hakkımız kalmayacaktır.Yalan konuşmayalım,aile ve çocuk sahibi olmak,ilgisiz kalmak için bir sebep teşkil edemez.Benim de ailem ve küçük çocuklarım var ve onlar da kırılıp katledilenler uğruna vatan için feda olabilirler.Ayağa kalkın ve vatan uğruna ileri!Evet,katillerden hesap soralım ve onların izlerini ve köklerini kazıyalım..."

*Velieddin Yeğen,Mukaddam,Nisan 1909
"Türk şair"
Türkçesi:Diran Lokmagözyan

---------------------------------------------------------------------------

**Poğos Küpelyan

http://asbarez.com/arm/128449/
http://akunq.net/tr/?p=15204

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder