18 Mayıs 2012 Cuma

19 Mayıs:Bayram Değil,Soykırım!*

Soykırım kurbanlarını anmak,ne yurdumuzda ne de sürgünde,kin gütmek anlamına gelmez.

Kin,geçmişimize ve geleceğimize ait güzel ve temiz olan ne varsa tahrip eder.

Sorun,en yalın ifadeyle bize ait olan değerleri kucaklamaktır.

Thea Halo,"Not Even My Name" adlı tarihsel Romanın yazarı

Irkçı ön yargıların pervasızca kışkırtıldığı toplumlarda,sıradan insanların gerçekleri öğrenme imkânı,olağanüstü zorlaşmaktadır.Çünkü çok az istisnalar dışında "çoğunluk" aydınları da ya yoğun ırkçı propagandanın etkisi altında,ya da doğrudan ırkçılığın aleti konumundadırlar.Toplumsal bilincimiz,tarihimizin karanlık yüzünün inkârı üzerinde şekillendiğinden bilinç kirlenmesi,manipülasyon,ulusal ve dini duyguların istismarı olağanüstü boyutlarda seyretmektedir.Cehalet ve fanatizm,toplumda utanma duygusunun,vicdani sorumluluğun uyanmasına şans tanımamaktadır.

Tarihte insanlığa karşı işlenmiş suçların suçu olan soykırımın inkârı,toplumumuzda insan hak ve özgürlüklerine saygısızlığın,Türklük klişesine uymayan farklılıklara düşmanlığın,temelini oluşturmaktadır.Güya sınıfsız,imtiyazsız bireyler topluluğunu "mutlu" kılan ulusal duygular,ırkçı fantezilerin yarattığı efsanelerden beslenmektedir.Tıpkı geçmiş bir 19 Mayıs günü "Samsun ufuklarında parlayan güneş" efsanesi gibi.

İnsanlığa karşı işlenen suçlar bağlamında,19 Mayıs 1919 da tarihimizin en çok çarpıtılan gerçeklerinden biridir.Her defasında ırkçı histerinin gövde gösterisine dönüşen kutlama törenleri,TC'nin harcına karışan kan ve gözyaşını,toplumu homojenleştirme adına kendi vatandaşlarına karşı yürütülen imha savaşını gözlerden gizlemeyi amaçlamaktadır.

19 Mayıs efsanesinin tarihsel arka planını,Osmanlı İmparatorluğu'nun Hristiyan vatandaşlarının topyekûn katlini,yağmayı,çapulculuğu önlemek için İstanbul hükümeti tarafından müfettiş olarak Anadolu'ya gönderilen Mustafa Kemal'in,saf değiştirmesi oluşturmaktadır.Mustafa Kemal'in,neredeyse tamamı soykırım suçlularından oluşan Anadolu içlerine çekilmiş İttihat kadrolarının,Teşkilat-ı Mahsusa elemanlarının kontrolündeki Osmanlı askeriyesinin,çete teşkilatlarının başına geçmesi eylemidir.Mondros Mütarekesine kadar İstanbul merkezli sevk ve idare edilen soykırımın,o tarihten sonra Ankara merkezinden yönlendirilmeye başlanmasıdır.Osmanlı mahkemelerince gıyabında tutuklama kararı bulunan Topal Osman ve Sakallı Nurettin gibi soykırım suçlularının çete başı,ordu komutanlığı görevleri ile donatılması eylemidir.

Rusya'da gerçekleştirilen 1917 Ekim Devrimi'nin ortaya çıkardığı yeni güçler dengesinden yararlanan İttihatçıların,1915'ten 1923'e kadar devam eden soykırımdan istedikleri sonucu elde etmeleridir.Pontos-Helenlerinin soykırım kararının infazı,katliam ve sürgünlerle Ermenistan topraklarının bir bölümünün yeniden ilhak edilmesidir.Kürt halkına vurulan ulusal boyunduruğun simgesi olan Koçgiri isyanının kana bulanmasıdır.

Kulakları sağırlaştıran,gözleri kör eden ırkçı histerinin doruklara tırmandırılmaya çalışıldığı bir 19 Mayısı daha geride bıraktığımız şu günlerde,barışa ve dostluğa olan umudumuzu yitirmeden biraz daha objektif tarih bilinci ile kin ve nefretin girdabından kurtulmanın çaresini aramamız gerekmektedir.Kürt halkının ve Alevi inancına mensup halkların tepesinde Damokles kılıcı gibi sallanan soykırım belasının boşa çıkarılması için bir çare bulmamız gerekmektedir.Yanı başımızda soykırım kurbanlarının yasını tutan Helen,Ermeni,Süryani,Yezidi komşularımızı bir parça anlamayı,"HAK ve ADALET" feryadına kulak vermeyi,acılarını paylaşmayı,öğrenmemiz gerekmektedir.

SKD [Soykırım Karşıtları Derneği] olarak bizler,bu vesile ile Akrites- Herbrechtingen (Herbrechtingen,Almanya'nın Baden-Württemberg eyaletinde bir kasaba) derneğinin,Pontoslu-Helenlerin soykırım yıl dönümü kabul edilen 19 Mayıs vesilesi ile çıkarmış oldukları bir bildirinin,Türkçe çevrisini sizlerle paylaşmak istedik.Yalanın,iftiranın ve dezenformasyonun (bilgi çarpıtmasının) hala egemen olduğu Türkiye kamuoyunda,soykırım mağduru halkların sesine kulak vermemiz gerektiği inancındayız.Zira onlardan öğreneceğimiz (hem tarihi gerçekler açısından,hem de insani duruş açısından) çok önemli meziyetler var.

Pontos-Helenleri Soykırımı

Yirminci yüzyılın başında Pontoslu Helenler,353.000 kurbanla ikinci büyük soykırıma maruz kalmışlardır.

"Jenosid" kavramı ne anlama gelmektedir?

Birleşmiş Milletler,9 Aralık 1948 tarihinde,12 Ocak 1953'te yürürlüğe giren soykırımın önlenmesi ve cezalandırılmasına ilişkin 260 numaralı kararı (Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide) onaylamıştır.Federal Almanya soykırım konvansiyonunu Şubat 1953'te imzalamıştır.Bu karar gereğince soykırım,uluslararası hukuka aykırı "uygar dünyanın mahkûm ettiği" insanlığa karşı işlenmiş en büyük suçtur.

"Soykırımın,uluslararası kurumların,ulusal devletlerin ve kişilerin sorumluluk duyması gereken en büyük insanlık suçu" kabul edilmesi anlayışına temel olan düşünce,İkinci Dünya Savaşı'nda insanlığa karşı işlenmiş suçları,halklar hukuku bağlamında anmak için Birleşmiş Milletler'in 21 Aralık 1947 tarihili genel kurulunda kabul ettiği 180 numaralı kararıdır.

Birleşmiş Milletler Soykırım Konvansiyonu ikinci maddesi "bir ulusu,bir etnik,ırksal,ya da mezhepsel grubu tamamen ya da kısmen kasıtlı olarak tahrip etmek amacı ile" aşağıda sıralan suçlardan her hangi birinin işlenmesini soykırım olarak değerlendirmektedir.

1-Gruba mensup bireylerin katledilmesi.
2-Grup üyeleri üzerinde bedensel ve ruhsal ciddi zararlara sebep olunması.
3-Grubun yaşam kaynaklarının tamamen ya da kısmen kasıtlı olarak ortadan kaldırılması.
4-Grup üyelerinin doğal üremelerinin kasıtlı olarak engellenmesi.
5-Grup üyelerinin çocuklarının zorla ellerinden alınıp başka bir gruba verilmesi.

Pontoslu Helenler olayında dini motif tayin edici olmuştur.Hristiyan Helenler,ya imhayı ya da İslamiyet'i seçmek zorunda bırakılmışlardır.

Tarihçi Prof. Konstantinos Fotiadis'in "Pontos-Helenleri Soykırımı" adlı yapıtından bir alıntı:

"Bugün soykırım dendiğinde otomatikman akla yirminci yüzyılın insanlığa karşı işlenmiş en kötü iki cürümü gelir.Yani "Jön Türklerin" 1915 Ermeni Soykırımı ve Nazi Almanya'sının Yahudilere ve Slav halklara karşı gerçekleştirmiş oldukları soykırımlar anlaşılır.

Halbuki,bugünkü dünya düzeninin üzerini örtmeye çalıştığı,yirminci yüzyıl da işlenmiş daha başka soykırımlar da vardır.Bir jenosidin akla gelebilecek bütün yöntemlerini yaşayan halklardan biri de Pontos-Helenleridir ve bu jenosidin faili,Ermeni Holocaust'unun,Kürt katliamlarının ve Kuzey Kıbrıs işgalinin ortak faili olan silahlı kuvvetlerin bağlı olduğu Türk egemenliğidir.

Pontos-Helenlerine karşı işlenmiş soykırım maskelenmiştir.Sorumlular dünya politikasının temeline kök salmış devlet sınırlarının dışına taşan diplomatik örgütlenmeler içine yer etmişlerdir.

Pontos halkı,Trabzon'un düşüş tarihi 1461'den bu yana Osmanlı egemenliği altında,katliamlara,sürgünlere,köleleştirilmeye,akla gelebilecek bütün insanlık dışı muamelelere maruz kalmıştır.Bu politikanın doruk noktası,yirminci yüzyılın jenosididir.

Soykırıma varacak olan yol,1908'de Jön Türkler tarafından belirlenmiştir.1919'dan 1923'e kadar da,Mustafa Kemal tarafından uygulanmıştır.

Bu cinayetin işlenişinde önemli bir kavramına,"sistematik" kavramına dikkat etmek gerekir.Küçük Asya'nın bütün alanlarını Türkleştirmek ve İslamlaştırmak için Türkler tarafından uygulanan plan ve yöntem bunun en açık kanıtıdır.Pontos halkının erkeklerinin köle olarak çalışma kamplarına sokulması sonucu bütün köyler ateşe verilmiş,sağ kurtulanlarsa,İslam dinine geçmeye zorlanmıştır.Kadınlar ve yaşlılar yollarda öldürülmek maksadıyla sürgüne gönderilmişlerdir.

Hristiyanlara ait ne kadar dini okul,kilise vs. sosyal kurum varsa tümü ya yakılmış,tahrip edilmiş ya da camiye dönüştürülmüştür.Elimizde bu gerçekleri bütün detayları ile teyit eden sağlam kaynaklara dayalı ansiklopedik bilgiler mevcuttur.Bu yapıtlardan bazı bölümler aktarmak istiyoruz.

Alman Dış İlişkiler Dairesi (Politisches Archiv des Auswärtigen Amtes) Belgelerinden,Türkiye Nr. 168,Türkiye-Yunanistan ilişkileri,Cilt 14 ve 15,Dragomans Schwörbel'in Ayvalıya seyahati sırasındaki gözlemleri;Tarih 2/19 Ağustos 1915

İstanbul'da bulunan Alman büyükelçi Metternich,Jön Türklerin,Karadeniz sahil şeridinde yaşayan Helenlerin sürgün edilmesini Rusların yardımı ile silahlanmalarına ve bir ayaklanma hazırlığı içinde olmaları ile gerekçelendirdiklerine,ancak bunun yanlış olduğuna dikkat çekiyor.Metternich,eli silah tutan Helenlerin ya askere alındıklarını ya da yabancı ülkelere savrulduklarını (sürgün ve takibatlar sonucu elbet) söylüyordu.Sürgün edilenlerinse,neredeyse tamamını kadınların,çocukların ve yaşlıların oluşturduğunu söylüyordu.

Soykırım ve sürgün harekatı ile hemfikir olmayan bazı Alman ordu mensupları,Dışişleri Bakanlığına raporlar göndererek,olaylardan sorumlu tutulmamak için Jön Türklerle aralarına mesafe koyuyorlardı.Ermeni Holocaustundan dünya kamuoyunun haberdar edilmesinden sonra araya mesafe koyanların sayısında artış görülüyordu.Amisos (Samsun) konsolosu Kückhoff,16 Haziran tarihli raporunda Berlin içişleri bakanlığına şu bilgileri aktarıyordu:

"Güvenilir kaynaklardan edindiğim bilgilere göre,Helen halkının Sinop'tan ve devamı sahil şeridinden kökünden sökülürcesine boşaltılarak sürgüne gönderilmiş olduğunu öğrenmiş bulunuyorum.Bu durumda sürgün etmekle imha etmek Türkçede aynı anlamı ifade etmektedir.Zira imha edilmekten kurtulanları açlık ve hastalık yok edecektir."

Avusturya belgelerinde,HHStA Viyana,PA,Türkiye,XII,Liasse 467 LIV Griechenverfolgung in der Türkei (Türkiye'de Helen takibatı) 1916-1918,No. 97/pol.,Konstantinopel (19 Ocak 1916) ve (02 Ocak 1917)


Ve yine Alman Belgelerinde Bonn PAAA,Türkei (Türkiye) Nr.168,Cilt 15,f. Cilt 16,(9 Şubat 1917)

Avusturya'nın Konstantinopel (İstanbul) büyükelçisi Pontos'un Amisos (Samsun) ve yöresinde son olarak şahit olduğu olayları 19 Aralık 1916 ve 2 Ocak 1917 tarihlerinde Viyana'da şu sözlerle ifade etmektedir:

"Tarih 11 Aralık 1916,beş Helen köyü yağmalandı sonra da yakıldı.Köy sakinleri kovuldu.12 Aralık 1916 çevrede başka köyler de yakıldı.14 Aralık 1916,bazı köylerin tamamı okulları ve kiliseleri ile birlikte yakıldı.17 Aralık 1917,Samsun yöresinde yağmalama devam etmekte kadınların ırzına geçilmekte,ahali dayaktan geçirilmektedir.31 Aralık 1916,18 köyün tamamı 15 köyün de bir bölümü yakıldı;yaklaşık 60 kadına tecavüz edildi;kiliseler yağmalandı."

Helen P. Enepekidis 17 Ağustos 1997 tarihli "Kathimerini" gazetesinde soruna ilişkin düşüncelerini şu sözlerle ifade etmektedir:

"Jenosit Made in Turkey,doğu karakterli ve sinsidir;teorik bakımdan background'sızdır (arka plansız);fakat pratik olarak yağmacıdır.Bir bütün olarak köy ahalisinin kovulması,sürgün edilmesi,savunma gücüne sahip erkeklerin askere 'amele taburları' denen temerküz kamplarında toparlanması,kadınların,yaşlıların karda,boranda yaya olarak yollara düşürülerek merhametsizce imhası bir Auschwitz'le son bulması anlamına gelmiyordu.Hayır,burada hareket halinde olan,seyyar olan bir Auschwitz sözkonusuydu.Yollara düşürülmüş kurban kafileleri belli bir hedefe değil,iftira ve kötü muamele altında açlıktan,susuzluktan,ölüme yürütülüyorlardı,yollarda imha ediliyorlardı.

İblisane sistemin örgütlü mesajı buydu.Kurbanlarının sonunu bekleyen Auschwitz yoktu.Kurbanların çoğu için zaten son yoktu.Ölüme yolculuğun hedefi değil,kendisi ölümdü."

Der Lehrer und Leiter des Griechischen Komitees zur Aufklärung der Weltöffentlichkeit über diese Geschehnisse,P. Kinigopoulos sagte:Dünya kamuoyunun tarihi gerçeklerden haberdar edimesi için Helen Komitesi Başkanı ve Öğretmeni P. Kinigopoulos şöyle diyor:

"Türk devlet mekanizması Helen çocukları 'korumak' için ailelerinden koparıp kendi 'sorumluluğu' altında Sivas'ta Türk okullarına göndermiştir.Tabii ki,çocukları orada kendi düşünceleri temelinde eğittiler.Çocukların bile özünü boşaltmakta vicdani rahatsızlık duymadılar.Sonuç,Hristiyan çocukların İslamlaştırılması oldu."

Makedonya Üniversitesinde Profesör,Florina Pedagoji Bilimleri Üniversitesi Rektörü olan Konstantinos Fotiadis,Pontos-Helenleri soykırımına dair ve yazdığı eserlerinde şu görüşlere yer vermektedir:

"Dünyanın bütün Helenleri,özellikle de Pontos-Helenleri,tıpkı Ermeni Soykırımı'nın tanındığı gibi,Ermeni halkı ile aynı kaderi paylaşan halkımıza karşı işlenmiş soykırım suçunun da uluslararası düzeyde kabul edilmesi için onlarca yıldır mücadele etmektedir.Bu amaca barışçıl yollardan ulaşmak için azami derecede itina gösterilmektedir.Pontos-Helenleri Avrupa Örgütü ve Pontos-Helenleri Gençlik örgütünün çalışmalarına rehberlik eden şiar şudur:

Affetmeye hazırız,fakat unutmaya asla!"

Son uluslararası Pontos-Gençliği festivali şu şiarı kendine rehber edinmeyi kararlaştırmıştır:

"Tarihi gerçekleri doğru öğren!Fakat fanatizme ve demagojiye asla itibar etme!"

*http://dersimzaza.wordpress.com/19-mayis-bayram-degil-soykirim/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder