6 Nisan 2012 Cuma

"Türk imparatorluğu tehdit ediyor!"/Slobodan Milošević*

Dünyadaki tüm gazete,dergi,televizyon ve radyoların peşinden koşup,kısa bir randevu için sıra beklediği Sırbistan Cumhurbaşkanı Slobodan Milošević,Hürriyet'le görüştü.(...) Sırp lider,şimdiki Türk yönetiminin tutumunu kabul edilemez diye niteledi.

Türkiye'nin,iç meselelerine karıştığını iddia eden Milošević,Hürriyet'in,"Sizi rahatsız eden şey nedir?" sorusuna şu yanıtı verdi:"Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar Türk imparatorluğu,Sırp ve Yunan çıkarlarını tehdit ediyor.Ama bundan korkmuyoruz."

Sırbistan Cumhurbaşkanı Slobodan Milošević'le görüşmek için geçen Çarşamba sabahı [24 Şubat 1993] yola çıktık.Türkiye'yi Avrupa'ya bağlayan Kapıkule ve Bulgaristan-Yugoslavya sınırları insana tuhaf duygular veren bir ıssızlıktaydı.Bir zamanlar binlerce arabanın kuyruklar oluşturduğu sınırlar şimdi terkedilmiş gibi...Moskova Temsilcimiz Nerdun Hacıoğlu,ulaştırma görevlisi arkadaşlarımız İsmail Altınel ve Hasan Demirel'le birlikte 14 saatlik bir yolculuktan sonra Belgrad'a vardık.Belgrad'da 48 saatlik bekleyişten sonra,Sırp lider Milošević'e yönelttiğimiz sorular ve aldığımız yanıtlar şunlardı:

-Geçtiğimiz Salı günü [23 Şubat 1993] Sırbistan Türkiye'ye sözlü protestoda bulundu.Bu protesto ilişkilerin daha da sertleştiğini gösteriyor.Neden daha önce değil de Salı günü protesto verildi?

Bu beni de ilgilendiriyor.Ancak şunu biliyorum.Karar veren insanlar gerçekleri biliyor.Bu iki ülke devlet adamları için geçerli.Şimdiki Türk yönetiminin tutumu bizim için kabul edilemez bir tutumdur.Türkiye yalnızca bizi ilgilendiren konulara karışmaktadır.

-Sizi rahatsız eden şey ne?

Buradan duyduğumuz savaş çığlıkları.Bunlar hiçbir sonuç veremeyeceği gibi ilişkilerimizi daha da bozacaktır.Türkiye'nin "Adriyatik'ten Çin Duvarı'na kadar imparatorluk kuracağız" demesi hem Sırbistan,hem de Yunanistan'ın çıkarlarını tehdit etmektedir.Ama bunu söylerken korktuğumuzu zannetmeyin.Belirtmek istediğim şudur ki,bu tür sözler ilişkileri bozuyor.Şimdi Balkanlar'da gerçekçilik dışında politika yürütülüyor.

-Bazı tarihsel nedenler de su yüzüne çıkıyor mu?

Aslında yirminci yüzyılda Yugoslavya ve Türkiye örnek olacak ilişki içindeydi.Hatırlatmak istediğim bir olay var.O zaman Türkiye parçalanmak tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştı.İngiliz Başbakan Lloyd George,döneminde mektup göndermiş ve Sırp birliklerinin de İstanbul'a girmesini teklif etmişti.Aynı dönemin Sırp Başbakanı Nikola Pašić,yanıt olarak şunu demişti:"Sırp ve Türk halkları son savaştan sonra aralarında kapatılmamış hesapları kapattılar.Sırbistan ve Türkiye ancak dost olabilir." Aynı mektubun bir kopyası da Mustafa Kemal'e verildi.Bu tarihi belgeleri Türkiye'de Cumhuriyet'in kuruluş döneminde bulabilirsiniz.Mareşal Fevzi Çakmak,bu sözleri 1938 yılında yazılmış kitabında da söylemekte.

-Tarihi çok mu iyi biliyorsunuz,yoksa Türk gazetecilerle mülakat yapacağınız için bunlar size söylendi mi?

Hayır,sizin için hazırlandım ve söylediklerimle kanıtlamak istediğim tek şey var.Türkiye izlediği hatalı politikayla Izetbegović'i desteklemeye devam ederek,Müslüman halka ancak zarar verebilir.Olaylar başladığında ben kendisiyle konuştum ve Sırplarla Müslümanların kardeş kalması gerektiğini belirttim.Benim dileğim yerine getirilmedi ve ayrılıkçı savaş başlatıldı.

-Türk halkı bu savaşta sizi çok sorumlu tutuyor.Bir anlamda Müslüman kıyımının sorumlusu olarak görüyor.Dünyanın birçok ülkesinde de bu izlenim var.

Türk halkı her şeyden önce aldatılmamalı.Yanlış bilgilendirilmemeli.Sırp halkı Müslümanların düşmanı değildir.Olayların suçlusu Bosna'daki Müslüman liderlerdir.Izetbegović'e destek vermekle Müslüman halk zarar görmekte.Sırp ve Türk ilişkilerine gelince,eşitlik ve karşılıklı saygıya dayalı ilişki istiyoruz.Bizim Balkanlar'da yedek evimiz yok ve malımızı vermeyiz.Temennim komşularımızın bunu bir an önce anlaması.Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok ve bize de kimsenin göz dikmesini istemiyoruz.Ama hiçbir baskı ve ültimatomu kabul etmeyiz.Baskı karşısında da sert tepki olur.

"Bu pis savaşı durdurmaya hazırız"

Birkaç kez tek taraflı ateşkes ilan ettiklerini hatırlatan Sırp lider Milošević,Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Izetbegović'in bunu kabul etmemesini akıldışı bir davranış olarak değerlendirdi.Ülkede birlikte yaşadıklarını da hatırlatan Sırp lider,"Her şeyden önce bu kan dökücü savaş kesilecektir.Sırp tarafı,savaşın sona ermesi için hazırdır" dedi.

-Amerikalıların Bosna'ya havadan yardım atmasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Kötü durumda bulunan herkese yardım yapılması iyi bir şeydir.Şahsen ben bu görüşteyim.Ancak,havayoluyla yapılacak yardımın şimdiye kadar karayoluyla yapılandan daha iyi olacağını sanmıyorum.Çünkü,karayoluyla yapılan yardıma biz kendimiz de destek veriyorduk.Şartları oluşturuyorduk.İnsancıl yardımlara herkes saygı duymalıdır.Bu yardımlar iyi niyetli,yani insancıl olduğu sürece herkes tarafından saygıyla karşılanmalıdır.Ancak bu,havayoluyla yapılacak yardımların belli bir risk taşıdığı inancındayım.Çünkü,buna benzer geçmişte bazı olaylar yaşandığını görmüştük.

-Yardım karadan yapılsın diyorsunuz ama karadan yapılan yardımların tam olarak yerine ulaşmadığı,bir kısmına Sırpların el koyduğu söyleniyor.

Benim edindiğim bilgilere göre,bu iddiaların yersiz olduğunu söyleyebilirim.Çünkü,şimdiye kadar yapılan karayolu taşımalarında Bosna'daki Sırp kuvvetleri,bu konvoylara refakat etmiştir,yardım etmiştir.Ve bunların amaca ulaşmasında hazır bulunmuştur.Bazı teknik sorunlar çıkmış olabilir.

"Türkiye yardım edebilir"

-Başka ülkeler,Amerika dışında karayolundan yardım yapmayı teklif ederlerse,buna karşı görüşünüz ne olabilir?Mesela Türkiye'den böyle karayolundan yardım olsa izin verir misiniz?

İnsancıl,hümaniter yardıma yaklaşımımız aynıdır.Bunun kaynağı ne olursa olsun,hepsi için aynıdır.Yani bir ayrım yapmayız.Ancak,şimdiye kadar yardım taşıyan kamyonların bazılarında,askeri mühimmat gibi mallar da çıktı.

-Bizde böyle bir bilgi yok.Sizde bunun somut kanıtları var mı?

Evet,Bosna-Hersek'te Sırp organlarının elinde somut deliller vardır.İstiyorsanız,ilgilenirseniz onları size söyleyebilirler.

-Bosna sorununun çözümünde,şimdiye kadar bilinen pozisyonlarınızdan daha yeni bazı teklifleriniz var mı?

Bosna'da yaşayan üç ulusun,üç milletin Sırp,Hırvat ve Müslümanların ilerideki yaşamlarını eşit bir şekilde,tam eşit bir şekilde çözümü yolunda gitmesini istiyoruz.Bu yaklaşımlar ilerideki yaşam için bir temel oluşturmalıdır.Bosna'daki bunalımın,krizin çözümü için başka bir şekil yoktur.Bu tek şekildir.

"Müslümanlar kullanıldı"

-Ama dünya kamuoyu bunun neden Müslümanların aleyhine olduğunu anlamıyor.Bizim gördüğümüz,Müslümanların katliama uğradığı...

Bakın Müslümanlar sadece Bosna-Hersek'te yaşamıyor.Sırbistan'da,Karadağ'da,Makedonya'da da Müslümanlar yaşıyor.Müslümanlar aynı devlette kalsalar daha iyi olurdu.Onların çıkarları için iyi olurdu.Şimdi dört ayrı devlete ayrıldılar.

-Bu olayların ortaya çıkmasında,acaba Bosna-Hersek'te yaşayan insanların Müslüman olmalarının payı yok mu?Bu insanlara sadece ayrılmak istedikleri için mi saldırıyorsunuz,yoksa Müslüman oldukları için de tepkiniz artıyor mu?

Müslüman oldukları için hiçbir tepki yok.Siz,Sırbistan'da da Müslümanların yaşadığını biliyorsunuz.Onlara hiçbir zaman diskriminasyon (ayrı muamele) yapılmadı.Bütün mesele bazı güçlerin Yugoslavya'yı parçalamak istemelerinden kaynaklandı.Bosna'daki Müslümanlar da bu parçalanmaların bir aleti olarak kullanılmıştır.

"Izetbegović anladı..."

-Biz geçmişte Müslüman azınlıkların en iyi yaşadıkları ülke olarak Yugoslavya'yı örnek gösteriyorduk.Hatta Bulgaristan örneğine karşı Yugoslavya'yı bir örnek ülke olarak ilan etmiştik.O yüzden biz bunu anlamakta güçlük çekiyoruz.Müslümanlar o zaman iyiydi de,bugün neden kötü oldular?

Aslında benim söylediklerim,sizin sözlerinizi destekliyor.Çünkü,Müslümanların Yugoslavya'dan ayrılmasıyla ilgili başka hiçbir neden yoktu.Ben bunu Izetbegović'e söylemiştim.Amacınız nedir?Sormuştum,"Niye ayrılmak istiyorsunuz?" Yeni bir Bosna kurulduğu takdirde zaten Anayasa'nıza göre Bosna-Hersek orada yaşayan üç eşit milletin bir cumhuriyetidir.Şimdi Izetbegović bunu kendisi de anlıyor.Birkaç gün önceki bir mülakatında "belki" lafını kullanarak,yani "Belki ayrılmasaydık,savaş olmazdı" dedi.

"Bu savaş kötü"

-Bu kadar kan döküldükten sonra,bugün artık üç halkın birlikte yaşayabileceği bir cumhuriyet sözkonusu olabilir mi?Bundan sonraki çözüm artık nedir?

Bu savaşın çok kötü bir savaş olduğunu,çok kan dökücü bir savaş olduğunu,siz de iyi farkediyorsunuz.Her şeyden önce bu savaşın bir an önce kesilmesi şarttır.Her şeyden önce savaş kesilecektir.Ondan sonra bir barış ortamında kopmuş bağları yeniden bağlamak çabasını göstermek zorundalar.Çünkü Balkanlar'da önce barış,tolerans,karşılıklı takdir ilkeleri yerleştirilmelidir.Bu ülkede beraber yaşıyoruz.

-Peki ama bu kan dökücü,insafsız savaşı durdurma her şeyden önce Sırp tarafına ait bir şey değil mi?Siz bunu yapmaya hazır mısınız?

Sırp tarafı,bu savaşın sona ermesi için hazırdır ve bunun taraftarıdır.Zaten,siz iyi biliyorsunuz.Ama maalesef Türk basınında bunlar yayınlanmadı.Sırp tarafı birkaç defa tek taraflı olarak ateşkes ilan etti.Maalesef Alija Izetbegović ve beraberindekiler akıllı olmayan bir yaklaşımla bunu kabul etmeyip,sulhu ihlal ettiler.Zannediyorlar ki,savaş devam ederse dünya kamuoyu,uluslararası kamuoyu müdahale edecektir.Cenevre'de hızlı bir şekilde devam eden görüşmeler esnasında,iki büyük taarruz gerçekleştirdiler.Tek oynadığı kâğıt uluslararası güçlerin müdahale etme provokasyonu.Bu anlamsız bir şey.Çünkü bu iç savaştır.Bu tür savaşlarda ancak içeride savaşta bulunan taraflar biraraya gelip,aralarında siyaset yolu ile sona varabilir.

"Demirel bize 'evet' demişti"

-Bu işin siyasi yoldan çözümü gerektiğini mi söylüyorsunuz?

Evet,siyasi yoldan halletmek.Bosna-Hersek sorununda,iç savaş çözüm değildir.Bu tür iç savaşlarda zafer,kazanan taraf yoktur.Bütün taraflar kaybeden taraftır.Herkes sorumludur.Sorumsuz olan taraf yoktur.Bu savaşta en fazla kaybeden sivil halktır,hangi ulustan olursa olsun.Bu tür savaş en fazla onları etkilemektedir.Biz baştan beri barış ve siyaset yolu ile çözüme ulaşılmasını savunuyoruz.

-Barışçı dediğiniz yol nedir?

Hattâ Bosna'daki çatışmalar başlamadan önce bu yaklaşımımızı açıkça beyan etmiştik.O zamanlar da,açık ve resmi olarak şunu söylemiştik.Sırbistan,Bosna'da her üç ulusun konsensus (uzlaşma) ile vardığı karar neticelerini takdirle karşılayacaktır.Yani eşit bir şekilde.Ankara'yı ziyaret ettiğimde [23 Ocak 1992] bu hususu Sn. Özal ve Demirel ile de görüşmüştük.

-Peki Türk yetkililer bu görüşünüze nasıl bakmıştı?

O zaman,Demirel bu yaklaşımımızın fair (adil) olduğunu söylemişti.Ondan sonra ne oldu?Bazıları tarafından üç eşit halk konsensusu ilkesi bozuldu.Tek taraflı,yardımlar,destekler başladı ki,bu durum Cenevre'deki görüşmelere kadar devam etti.Cenevre'deki görüşmeler yine aynı ilkeyi,aynı prensibi,üç farklı ulusun eşit konsensusu prensibine yaklaşıldı.Bosna'nın tek taraflı ayrılma kararı Bosna'daki kan gütmeye sebep oldu.Bu tek taraflı destek ise kan dökülmesine yol açtı.Bu öldürücü,korkutucu bir politikadır.Benim görüşüme göre Müslümanların tamamen aleyhine bir politikadır.

"Özal fundamentalist Demirel çağdaş..."

-Özal ve Demirel'in politikalarını nasıl görüyorsunuz?Size karşı tavırlarında bir farklılık var mı?

Aynı görmüyorum.Özal fundamentalist (köktendinci) tavır içinde.Demirel ise çok daha mantıklı politikacı.Olaylara çağdaş gözle bakmak istiyor.

"Tecavüzcüler cezalandırılacak"

-Bosna'da birçok Müslüman kadının ırzına geçildi.Bunlar uluslararası suçtur.Sırbistan bu savaş suçlularına karşı ne yapmayı planlıyor?

Evet biz de bunların cezalandırılmasından yanayız.Bu,hukuk devletinin temelidir.Ancak yanılgıya düşmeyin ve bizim cani olduğumuzu düşünmeyin.Her iki tarafta da yapanlar var.

-Ama Sırp tarafında çok az var.Çok sayıda Müslüman kadına tecavüz edildi...

Bizim elimizdeki delillere göre en az yapan da Sırplar.Şimdi iç savaş devam ediyor.Ben bir tarafın melek,öteki tarafın şeytan olduğunu söylemek istemiyorum.Bu tecavüz olayları her iki tarafta da yapılıyor.

-Bunların cezalandırılacağına dair taahhüt veriyor musunuz?

Bunlar insanlığa karşı işlenmiş suçlardır.Hangi taraf yaparsa yapsın failleri mutlaka cezalandırılmalıdır.Bu en büyük suçtur.

"Beni tarih yargılayacak"

-Buraya geldiğimiz andan beri müthiş bir enflasyon hissediyoruz.Bu enflasyonla böyle bir savaşı daha ne kadar sürdürebilirsiniz?

Günde yüzde 4 enflasyon bizim halkımızı zorluyor ve tabii ki hedefimiz bunu düşürmek.Başarılı önlemler alacağımıza inanıyorum.Bize uygulanan ekonomik ambargo haksızdır.Bize karşı alınan ambargo kararı uluslararası ilişkiler tarihinde misali görülmemiş haksızlıktır.Bu kararları alanlar ve onların torunları bile ileride bu ambargo yüzünden utanç duyacaklar.

-1989 yılında siz politik hayattan çekilseydiniz durum farklı olur muydu?Bu trajedi acaba önlenebilir miydi?

Bu sorunuza cevabı tarih verecek...

*Slobodan Milošević,"Türk imparatorluğu tehdit ediyor!",Röportaj:Ertuğrul Özkök&Nerdun Hacıoğlu,Hürriyet,1 Mart 1993.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder