24 Nisan 2012 Salı

Soykırımı Tanımak Sadece Demokrasi Sorunu Değil,Bir Adalet Sorunudur/Khatchig Mouradian*

Bu yıl 24 Nisan'da,Ermeni Devrimci Federasyonu Taşnaktsutyun'un Boston'daki yayın organı olan Armenian Weekly'nin genel yayın yönetmeni Khatchig Mouradian İstanbul'daydı.Beyrut doğumlu olan Mouradian,2000-2007 yılları arasında Beyrut'ta yayımlanan günlük Ermenice gazetelerden biri olan Aztag'da çalıştı.Daha sonra ise Boston'da yayımlanan Armenian Weekly'nin başına geçti.Aynı zamanda çevirmen ve şair olan Mouradian,Clark Üniversitesi'nde Soykırım Çalışmaları bölümünde doktorasını sürdürüyor.

Mart ayında,Türkiye Ekonomi Politikaları Vakfı'nın düzenlediği bir haftalık ziyaret çerçevesinde,bir grup ABD'li meslektaşıyla birlikte Türkiye'ye davet edilen Mouradian,çeşitli düşünce kuruluşlarıyla görüşmelerde bulunmuş,Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile de görüşmüştü.Khatchig,Cumhurbaşkanı Gül ile 1915 ve sağ kalanlar üzerine de konuşmuş,daha sonra bu görüşmenin detaylarını Armenian Weekly için kaleme almıştı.

24-25 Nisan'da Ankara'da düzenlenen "1915 İnkar ve Yüzleşme" başlıklı konferansa katılmak üzere Boston'dan İstanbul'a gelen Mouradian,İstanbul'da sınırlı sayıda katılımcının bulunduğu bir toplantıda konuştu.Mouradian'ın o toplantı da verdiği mesaj çok açıktı:"Evet,95 yıl önce yaşanmış bir suçtan ötürü bugün Türkiye'de yaşayanlar doğrudan sorumlu değildir,ama inkarı ve ona bağlı uygulamaları kabullenmek noktasında,Türkiye'de yaşayanların sorumlulukları var."

Khatchig ile,Ermeni Devrimci Federasyonu'nun (EDF,Taşnaktsutyun) örgütlenmesini,Ermenistan'da ve Ermenistan dışındaki siyasi durumu,24 Nisan'da İstanbul'da olmanın kendisine neler hissettirdiğini konuştuk.

-Taşnaktsutyun Türkiye'de önüne "aşırı milliyetçi" sıfatı konulmadan anılamayan ve her fırsatta marjinalleştirilen bir parti.Oysa Türkiye kamuoyu partiyle ilgili pek az bilgiye sahip.Sonuçta 120 yıllık bir siyasi partiden,hem de diasporik bir yapılanmayla var olmuş bir yapıdan söz ediyoruz.Çok fazla örneğine rastlayamayacağımız türden bir siyasi parti bu.Sonuçta,dünyada 120 yılda birçok siyasi değişim yaşandı,Taşnaktsutyun bunların neresinde yer aldı?

Birkaç dönüm noktası var.Birincisi,1914'e kadar,Taşnaktsutyun,yani EDF,Jön Türklerle,İttihat ve Terakki'yle birlikte çalıştı.Anadolu'da Jön Türklerin ciddi bir organizasyonu yokken,EDF modelini kendilerine örnek aldılar.EDF bugün,Osmanlı Devleti'ni zayıflatacak "emperyalist kuvvetler"in bir uzantısı olarak gösteriliyor,oysa temelde,Osmanlı'nın en ilerici yapısıydı.Halkların eşitliği için çalışmıştı ve bu konu hep görmezden geliniyor.

Yirminci yüzyılın başından itibaren,Osmanlı sınırları içindeki EDF ile Rusya'daki EDF arasında hiçbir fark yokmuş gibi gösteriliyor.Temelde,nasıl ki,Doğu Bürosu,yani Rusya'daki EDF'nin Rusya'ya karşı bir pozisyon benimsemesi mümkün değildiyse,Osmanlı'daki EDF'nin de Osmanlı yönetimine karşı bir pozisyon benimsemesi mümkün değildi.

1915'de kırım başladığında ise EDF'nin elinde hiçbir kuvvet,hiçbir hazırlık,altyapı yoktu.Halkın buna desteği de yoktu.Sürekli EDF'nin arşivleri deniyor,EDF'nin 1915'ten sonra Osmanlı'da bir merkezi yok ki,arşivi olsun...1915'in Mayıs ve Haziran aylarında Şavarş Misakyan gibi sağ kalan entelektüellerin yazdıkları raporlar var.Arşivlerde de bunlar var,iddia edildiği gibi,Osmanlı'yı yıkma planları değil...

-Peki,Birinci Dünya Savaşı sonrasında nasıl bir tablo oluştu EDF açısından?

EDF yirminci yüzyılın başındaki kazanımlarıyla gurur duyar,bunların başında Sosyalist Enternasyonal'e üye oluşu,soykırımın ardından tüm imkansızlıklara rağmen ilk Ermenistan Cumhuriyeti'ni kurması gelir.Ermenistan'ın Sovyetler Birliği'nin bir parçası olmasıyla,EDF'liler Ermenistan'ı terketmek zorunda bırakılır.Bu dönemde diaspora cemaatlerine katılan EDF'liler,bulundukları cemaatlerin güçlenmesinde önemli rol oynadı.Örneğin Beyrut'taki Cemaran okulu.Aslında bir lise olan bu okul,EDF'liler sayesinde neredeyse bir üniversite görevi gördü ve pek çok entelektüel ve siyasi lider yetiştirdi.

Bununla beraber,1915-1965 arasında,Ermenilerin sahip olduğu bütün kurumların,yok oluşun yarattığı yıkımı onarmaya çalışmakla uğraştığını söylememiz lazım.Bütün çabalar,hasarları onarmaya,sağ kalanların yaşamlarını kurmalarına yardım etmeye yoğunlaştı.1965'te,yani 1915'in üzerinden tam elli yıl geçtikten sonra siyasi bir duruş da ortaya çıkmaya
başladı.

-Zaten tam o sıralarda,Ermenistan'da Soykırım Anıtı açıldı...

Evet.1975-1985 arası ASALA ile geçti.Ankara'ya gittiğimde,Dışişleri Bakanlığı'nın kapısından girince duvarda "şehitlerimiz" yazılı panoyu gördüm.Ama tabii ASALA'ya gelinceye kadar ne olduğuyla ilgilenilmiyor genellikle...Soğuk Savaş dönemine geri dönecek olursak,özellikle 1947 ile 1961 arasındaki dönemde Ermeniler arasındaki ayrışma zirve noktasına ulaşmıştı.Bu dönemde EDF,ABD'nin yanında yer aldı,Ramgavar ve Hınçak partileri ise SSCB'nin.Bu tabii ki kiliseler üzerinde de etki etti.Eçmiadzin ve Antilyas Kiliseleri arasındaki ayrım ve mücadele güçlendi.

EDF,sonuçta bir siyasi parti,bir manifestosu,ideolojisi var ama yekpare bir yapıdan bahsetmiyoruz.Yapılanmasında adem-i merkeziyetçilik,yani yerinden yönetim var.Mesela Beyrut'taki EDF ile Sidney'deki EDF ya da Bağdat'taki EDF aynı şeyi yapmak,savunmak zorunda değil,birbirine bağlı da değil.Örneğin ABD'nde,Demokratları destekleyen EDF'liler olduğu gibi Cumhuriyetçileri destekleyen EDF'liler de var.

Armenian Weekly de iyi bir örnek bu duruma.Dergide,EDF'li yazarlar hem azınlıkta,hem de fikirleri birbirinden farklı.Bazı EDF'liler soykırımın ABD tarafından tanınması için çalışılması gerektiğini söylüyor,bazı EDF'liler ise,"Zaten ABD soykırımı iki kez tanıdı,artık tazminat konusunu gündeme getirmek gerek" diyor.Bütün bunların dışında,"Ermenistan ve Karabağ'a yoğunlaşmalıyız" diyenler de var.

-EDF sadece siyasi bir parti değil,aynı zamanda sosyal bir örgütlenme.Biraz da bundan bahsedebilir misin?

Diaspora olma halinin doğal sonucu olarak kardeş örgütlenmeler var.Örneğin,Ermeni Eğitim ve Kültür Birliği,Hamazkayin ya da Ermeni Spor Derneği (HMIM) ve ona bağlı gençlik örgütleri.Kurucusu Yervant Agnuni olan,Ermeni Yardım Kuruluşu (HOM).Bu örgütlenmeler bütün Ortadoğu'da,Avrupa'da,Ermenilerin yaşadığı ülkelerde,Avustralya'da,Güney Amerika'da,yani Afrika ve Asya dışındaki tüm kıtalarda mevcut.

Ayrıca,yayın organlarıyla da çok geniş bir kitleye ulaşıyor.Beyrut'ta günlük Aztag,ABD'nde haftalık Hayrenik Ermenice olarak yayımlanıyor.Amerika'da yayımlanan Asbarez,Ermenice eki olan İngilizce bir gazete,İngilizce olarak yayımlanan Armenian Weekly,yine iki dilli olarak yayımlanan Kanada'da Horizon.Ayrıca Ermenistan'da Yergir Medya ve Troflag isimli gazeteler var.

Fakat,EDF 120 yıllık tarihiyle ve yapılanmasıyla değil,en çok,soykırımın tanınması için yürüttüğü siyasetle tanınıyor.1960'larda,1970'lerde Türkiye dışında yaşayan Ermenilerin seslerini Türkiye'ye duyurma imkanı hiç yoktu.Bu durumda,Ermeniler yaşadıkları ülkelerde soykırımın tanınması için çalışmaya başladılar.EDF'nin Türkiye'de hiçbir kurum ya da kuruluşla bağlantı kurma ihtimali dahi yoktu.Bu sebeple de EDF,Türkiye'den bakıldığında,ASALA olarak ya da soykırımın tanınması konusuyla gündeme gelir sadece.Oysa soykırımın tanınması,sadece EDF'nin değil,sonuçta Türkiye'de bazı sivil toplum kuruluşlarının da dile getirdikleri bir görüş.

-Soykırımın tanınması henüz Türkiye'nin sivil toplumun geniş kitlelerinin benimsediği ve yaygın olarak savunduğu bir fikir değil.Bu bakımdan EDF'nin marjinalleştirilmesi kolay...

Evet ama sonuçta AB nezdinde de bakıldığında,Türkiye'de böyle bir grubun 'marjinal' olarak da olsa var olması olumlu görülüyor.Öte yandan,Erdoğan'ın Türkiye'den sürmekle tehdit ettiği Ermeniler EDF'li değildi.Soykırımın tanınmasını isteyenleri cezalandırmanın yolu göçmenleri kovmak olmamalıyken,her şey hızla aynı kaba konuyor Türkiye'de...

-Her şeyin hızla aynılaştırıldığı tesbitine katılıyorum.Örneğin,Taraf gazetesi geçen yıl Ekim'de 'Ha Bahçeli ha Diaspora" gibi bir başlık atmıştı,ya da Yasemin Çongar geçtiğimiz aylarda diasporalı Ermenileri kastederek,"mazlumların zalimleşmesinden" söz etmiş,siyasi olarak birbirinden epey farklı konu ve tutumları eşitlemişti...

Türkiye'de entelektüeller ne yazık ki,soykırımın inkarı ve Ermenilerle ilgili düşmanlığı körükleyen o yapının içinden konuşabiliyorlar halen.Birincisi,o yapıdan kurtulmak kolay değil.İkincisi,kurtulduğunda,o yapı içindekilere konuşmak kolay değil.Bu durumda,senin aklında aşırı milliyetçi MHP ise,onun hemen yanına aklındaki diğer "aşırıyı",çok da düşünmeden yerleştiriverirsin...

Ayrıca bu dil Türkiye'deki bazı Ermenileri de etkisi altına almış durumda.Türk medyasının diasporaya karşı takındığı tavrın çok sığ olduğunu göstermek göstermek yerine,aynı tuzaklara düşen bazı Ermeniler de var.Ermeni kanaat önderlerinin birlikte yaşadıkları insanlara örnek teşkil etmek gibi önemli bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum.Ben yurtdışında yaptığım konuşmalarda,"Türkiye'yi bilmeyenler,Türkiye hakkında konuşmasın" diyorum.Burada da,"diasporayı bilmeyenler diaspora hakkında konuşmasın lütfen" demek gerekiyor.

-Dönelim EDF'ye...Ermenistan'ın bağımsızlığını ilan ettiği yıllarda,Levon Ter-Petrosyan döneminde,EDF Ermenistan'da yasaklıydı.Daha sonraki dönemde yasal hale geldi ve on yıl,Ermenistan'ın en sert politikalarına imzasını atmış olan Robert Kocharyan'ın başkanlığı döneminde hep koalisyon ortağı oldu.Ermenistan'daki EDF ile Ermenistan dışındaki EDF arasında nasıl bir ilişki var,ne gibi benzerlikler ve farklılıklar var?

Özünde tabii ki fark yok.Ama diasporada olduğu gibi Ermenistan'da da EDF'lilerin farklı yaklaşımları olabilir.Sonuçta Ermenistan bir SSCB ülkesiydi ve bu nedenle EDF'nin Ermenistan'daki kökleri zayıftı.

Son dönemde,diasporadan EDF'liler de Ermenistan'daki parti yapısı içinde yüksek görevlere gelebiliyorlar.Böylelikle,diaspora ile Ermenistan arasında EDF'nin farklı kaynakları birbirinden besleniyor.Bunun en iyi örneklerinden biri Giro Manoyan,ya da EDF'nin Sosyalist Enternasyonal'deki temsilcisi olan Maria Titizian.

EDF,Robert Kocharyan'ın dış politikasını destekliyordu,bu nedenle de koalisyonda kaldı.Ülke içinde ise,koalisyonda kalarak,birtakım gelişmelerin kaydedilmesi için elinden gelen çabayı gösterdi...Ama ne kadar
başarılı olduklarını söyleyebilmek zor.

-24 Nisan'a ve İstanbul'a bakalım biraz da.Yaptığın konuşma sırasında,"Türkiye'de yaşayanlar,95 sene önce işlenmiş bir suçtan dolayı sorumlu olamazlar ama inkardan sorumlular" dedin...

Evet,Ermenilere ait olan evlerde oturup,ahır haline getirilmiş kiliselere bakıp,Ermenilerin "bıraktıkları" mülklerden ziyadesiyle faydalanarak servet sahibi olmuş insanların kurdukları üniversitelerde okuyup,"Ben sorumlu değilim" diyemezsin.Devletin ve hükümetin kendi vatandaşları olan Ermenilere ve Ermenistanlı göçmen işçilere yönelik baskıcı politikaları sürerken,dünyanın çeşitli ülkelerinde soykırımın inkarı için yürütülen politikalarla,soykırımdan kurtulanların çocukları ve torunları baskı altına alınmaya çalışılırken,kimsenin "benim soykırımla ilgim yok" diyebilme lüksü yok bence.

-Avrupa'da ya da başka yerlerde,Ermenice bilmeyip,Ermenistan'a hiç gitmemiş,ya da ailesinin geldiği yerlerle hiçbir bağı olmayan insanların,soykırımın tanınması için çaba harcarken,kendi içlerinde yaşadıkları çelişkiyi gördüm...Sonuçta,Avrupa'nın ortasında yaşayan biri,bu tartışmaların bir parçası olmadan da mutlu bir hayat sürebilir...

Ben Beyrut'ta doğup büyüdüm,İç Savaşı yaşadım.Hem oranın siyasetini hem de Ermenilerin dinamiklerini takip ettim.Öte yandan,ABD'nde dolma yiyip,Ermeni ezgileriyle dans edip Ermeni olmayı tercih eden insanlar var.Herkes her gün soykırımın kabul edilmesi gibi bir takıntıyla yaşamıyor.

-İstanbul'da düzenlenen 24 Nisan anmaları sana ne düşündürüyor?

Yaşanan çok büyük bir değişimdir.Tarihi bir gündü.24 Nisan'da buradan daha iyi bir yerde olamazdım.Çünkü 24 Nisan'larda hep Ermenilere ya da Amerikalılara konuşuyorum.İlk defa bir 24 Nisan'da,Türklere konuştum.İkincisi,anmalara katıldım.Bu alanda çalışanların çektikleri sıkıntıları,yaşadıkları korkuları,zorlukları,tüm bunlara birinci elden tanık oldum.Bir şey söylemeden önce,Türkiye'de 1915'le ilgili çalışmalar yürüten herkesin,bunu çok zor koşullar altında gerçekleştirdiğinin altını çizmem gerek.Ama burada yaşamadığıma göre,şunu söylemeyi de gerekli görüyorum:Ermeni Soykırımı'nı tanıma,Türkiye'de sadece bir demokrasi sorunu değildir,aynı zamanda bir adalet sorunudur.1915 bir demokrasi sorunu olarak görüldüğü anda,bir araç haline gelir ve bu da,kurbanları bir kez daha araçsallaştırır.İkincisi,Ermenilerin acısından daha az bahsedip,ne yaşandığını anlamaya çalışmayı çok önemsiyorum.Yani,bir Türk Der Zor'a gitmemişse,soykırımdan sağ kalan biriyle konuşmamışsa,onun yaşadıklarını anlatırken yüzündeki ifadeleri görmemişse,Ermenilerin ne yaşadığını anlayamaz.Bazı şeyler kitaptan okumakla öğrenilmiyor.Gidip ayaklarınla yürüyeceksin Der Zor'da.Elinde dondurma,başında da şapkayla git istersen,hiç farketmez.Orada toprağı eşelediğinde eline kemikler geldiği an aynı şeyleri hissedeceksin.Beklenen şey,Ermenilerin acısını hissetmek değil,tanınma ve adalettir.Ama bugünkü Türkiye'de bunlar hala çok zor.

Röportaj:Talin Suciyan,Agos,7 Mayıs 2010.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder