24 Nisan 2012 Salı

Osmanlı-Türk Belgelerine Göre İttihat ve Terakki'nin 1915'te Ermenilere Yönelik Politikaları(1)/Prof.Dr.Taner Akçam*

Önce ana tezimi söyleyeyim:Elimizdeki Osmanlı belgeleri,İttihat ve Terakki'nin Birinci Cihan Harbi yıllarında Ermenileri imhaya yönelik bir politikaya sahip olduğunu ve bunu hayata geçirdiğini göstermektedir.Bu teze dayanak olarak Osmanlı belgelerinden yedi ayrı belge grubunu kullanıyorum.

a)Birinci önemli kaynak,Başbakanlık Arşivi Dahiliye Nezareti belgeleridir.Burada Şifre Kalemi telgraflarının öneminin altı,özel olarak çizilmelidir.

b)İkinci önemli kaynak,Takvim-i Vekayi'lerde yayımlandığı kadarıyla,1919-1921 yıllarında İstanbul Divan-ı Harbi Örfi'de görülen İttihat ve Terakki merkez ve yerel yöneticileri aleyhine açılan davalara ilişkin belgelerdir.Takvim-i Vekayi'lerde toplam 12 davaya ilişkin belge yayımlanmıştır.Bunlardan,İttihat ve Terakki Merkez Komite ve Teşkilat-ı Mahsusa sorumlularına karşı açılan dava ile dönemin Bakanlar Kurulu mensupları aleyhine açılan iki davanın,toplam 14 oturum olan duruşma tutanakları,iddianame ve karar suretleri,tam metin olarak mevcuttur.Bir davanın (parti sekreterleri-katib-i mesuller davasının) toplam 13 oturumdan sadece ilk üç oturum ve karar sureti,geriye kalan 10 davanın,ya Yozgat ve Trabzon davaları örneğinde olduğu gibi sadece karar suretleri ya da Erzincan ve Bayburt davaları örneğinde olduğu gibi,kararların padişahça onayları yayımlanmıştır.

c)Üçüncü önemli kaynak,1919-1922 arası İstanbul basınıdır.Erzincan ve Bayburt davalarının karar suretleri örneğinde olduğu gibi,dönemin gazetelerinde Ermenilerin tehciri ve öldürülmelerinden suçlu olarak görülen kişiler aleyhine açılmış,toplam 65 adet olduğunu tespit ettiğim davalar hakkında ayrıntılı bilgiler vardır.Üçüncü Ordu Komutanı Vehib Paşa,Halep Valisi Celal veya Çerkez Hasan Amca örneklerinden bildiğimiz,olaylara doğrudan katılmış veya şahit olmuş kişilerin mahkeme ifadeleri veya anıları dönemin basınında ayrıntılı olarak yer almıştır.(2)

d)Dördüncü önemli kaynak,Kudüs Patrikhane Arşivleri'dir.Bilindiği gibi,1918 Kasımı'nda Ermenilerin tehciri ve öldürülmelerini soruşturmak amacıyla kurulmuş Tedkik-i Seyyiat Komisyonu'na ve Divan-ı Harbi Örfilere ait belge ve dava dosyaları kayıptır.Mütareke yıllarında Divan-ı Harbi Örfilerde çalışan bazı Ermeni memurlar,bu dosyalardan bazı belgelerin el yazması kopyalarını çekmişlerdir ve bu kopyalar halen Kudüs Patrikhane Arşivleri'nde bulunmaktadır.

e)Beşinci kaynak,1918 Kasım ayında Osmanlı Meclis-i Mebusanı tarafından,savaş dönemi hükümet üyelerinin suçlarını araştırmak amacıyla oluşturulan ve Beşinci Şube olarak bilinen komisyona ait tutanaklardır.

f)Altıncı kaynak,1918 Kasım-Aralık aylarında Ermenilerin tehciri ve öldürülmeleri konusunda yoğun tartışmalara sahne olan Osmanlı Meclis-i Mebusan zabıtlarıdır.

g)Yedinci kaynak,ya dönemin günlük basınında çıkmış ya da daha sonra yayımlanmış veya henüz yayımlanmayı bekleyen bazı anılardır.

Tüm bu kaynakların bize gösterdiği şudur ki,İttihat ve Terakki,uygulanmasına Birinci Cihan Savaşı'ndan önce Ege Bölgesi'nde başlamak üzere tüm Anadolu'nun,kendi ifadeleri ile "gayritürk unsurlardan arındırılması" doğrultusunda bir plana sahip olmuş ve savaş yıllarında bu planı tüm Anadolu sathına yayarak hayata geçirmiştir.Özellikle Balkan Harbi sonrası Bulgaristan ve Yunanistan ile yapılan ikili anlaşmalarla,sınır bölgesindeki halkın karşılıklı olarak değiştirilmesi biçiminde başlayan bu sürgün ve göç ettirmelerin,özellikle 1914 Ocak ayında Enver Paşa'nın Harbiye Nazırı olması ile birlikte,tüm Anadolu'yu kapsayan genel bir plana çevrildiği gözlenmektedir.Kuşçubaşı Eşref,Halil Menteşe,Celal Bayar gibi birçok bildik isim,döneme ait anılarında,bu planın ana hatları konusunda bize ayrıntılı bilgiler verirler.Örneğin,Halil Menteşe anılarında,Ege Bölgesi'ndeki olayları anlatırken,"Talat Bey ihanetleri görülen unsurlardan memleketi temizlemeyi öne almıştı," der.(3) Temizleme işinde önemli görevler alan Kuşçubaşı Eşref'in sözleriyle,gayrimüslimler,"dahili tümörler"di ve "temizlenmeleri" gerekiyordu,bu ise "milli bir dava" idi.(4)

Dahiliye Nezareti İskan-ı Aşayir ve Muhacirin Müdiriyeti kayıtları,Batı Anadolu'dan Rumların boşaltıldığı köylere sistemli biçimde Müslümanların yerleştirildiğine dair aşağıda sadece bir örneğini vereceğim kayıtlarla doludur:"Vilayetten şimdiye kadar hangi karye ve kasabalardan kaç hanede kaç nüfus Rum hicret etmişdir bunların kasaba ve karye isimleriyle hanelerin mikdarı ve bırakdıkları arazi meşgul oldukları zira'at-i 'umumiye ve hususiye ve sanayi' ve zira'at-i sana'iyyenin cins ve nev'i ve hicretlerine müte'akib yerlerine kısmen muhacir iskan edilmesi varsa mikdarıyla ibga edilub edilmeyeceklerinin iş'arı."(5)

Her ne kadar,anı sahipleri,terim olarak "gayritürk unsurlardan arındırmak" ifadesi kullanılıyor olsa da,arındırılması düşünülen unsur esas olarak gayrimüslimler olmuş;Türk olmayan Müslüman toplulukların,nüfus kaydırmaları ile,Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi telgraflarında anlatıldığı biçimi ile "asimilasyon"u hedeflenmiştir.Örneğin Talat Paşa'nın,Diyarbakır'a yolladığı 2 Mayıs 1916 tarihli telde,bölge Kürtlerinin,kimliklerini korumaya devam edecekleri için Urfa ve Zor gibi yerlere gönderilmelerinin sakıncalı olduğu belirtildikten sonra,Kürtlerin yerleştirilmesinde,"gittikleri yerlerde aşair hayatını yaşamamak ve milliyetlerini muhafaza edememe" gibi hususlara dikkat edilmesi istenir.(6) Bunun gibi 4 Mayıs 1916'da,Urfa,Maraş,Antep mutasarrıflıklarına çekilen şifreli bir telde,Kürt mültecilerin "toplu olarak birarada iskan" edilmemesi ve yaşadıkları göçebelik hayatı ile "lisan ve adetlerini terketme"lerinin sağlanması gerektiğinin altı çizilmiştir.(7)

Yani,ağırlıklı Türk unsuruna dayanarak,devleti yeniden oluşturmak olarak tanımlayabileceğimiz planın iki önemli ayağından söz etmek mümkündür.Birincisi,devlet varlığı için ciddi bir tehdit olarak telakki edilen ve vücuttaki tümörler olarak tanımlanan gayrimüslimlerin Anadolu'dan tasfiyesi;ikincisi Türk olmayan Müslüman toplulukların asimilasyonlarını kolaylaştırmaya yönelik nüfus yapısında değişiklikler yapmak.

1913-1917 yılları arasında uygulamaya konan bu politikalar ile Anadolu'nun etnik yapısı tümüyle değiştirilmiştir.17,5 milyon civarında olduğu tahmin edilen Anadolu nüfusu öylesine harmanlanmıştır ki,bu nüfusun üçte biri ya yer değiştirtilmiş,ya yurtdışına sürgün edilmiş ya da imha edilmiştir.

Burada bir yanlış anlamaya yol açmamak için eklemekte fayda vardır.İddia ettiğim;1913-1917 dönemine ait tüm nüfus yer değiştirmelerinin veya sürgünlerinin daha önce ayrıntıları hazırlanmış bir plana göre yapıldığı değildir.Özellikle Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi belgeleri,sözü geçen dönemdeki nüfus hareketlerinde dört farklı nedenin belirleyici olduğunu gösteriyor.

a)Varlıkları tehdit olarak algılanan Ege kıyılarındaki Rum vatandaşlar ve genel olarak Ermeni vatandaşlar örneğinde olduğu gibi,bu nüfusun Anadolu'dan tasfiyesini amaçlayan sürgün ve göç ettirmeler;Rumlar örneğinde bu daha çok tehdit,korkutma,yağma ve sınırlı öldürmelerle;zorla Yunanistan'a gönderme biçiminde olabildiği gibi,Ermeniler örneğinde olduğu gibi,yollarda ve çöllerde öldürmek veya ölüme terketmek biçiminde olmuştur.

b)Daha çok Hristiyan vatandaşlara yönelik uygulanan,askeri ihtiyaç olarak gündeme gelen sürgün ve göç ettirmeler;Mardin ve Van civarında Nasturi ve Süryanilere ve Ayvalık ile Karadeniz sahillerinde Rum vatandaşlara uygulanan göç ettirmeler buna örnek olarak verilebilir.1915 Şubat-Nisan aylarında Çukurova Bölgesi'nde Ermenilere yönelik gündeme gelen ilk sürgünleri de bu kategoriye sokmak mümkündür.

c)Bazı Arap aileleri örneğinden bildiğimiz politik nedenlerle gündeme gelen sürgün ve göç ettirmeler;kendi topluluklarına önderlik edebileceği düşünülen aile ve önemli kişilere yönelik,Cemal Paşa'nın Suriye'den Arap ailelerini sürmesi buna örnek olarak verilebilir.

d)Savaş bölgelerinden kaçan Müslüman ahalinin zorunlu olarak iç bölgelere yerleştirilmesi ihtiyacının getirdiği zorunlu iskan politikaları.

e)Batı Anadolu'ya daha önce Balkanlar ve Kafkasya'dan gelmiş Müslüman ahalinin Ermenilerden boşalan yerlere yerleştirilmesi amacıyla gündeme getirilen planlı iskan eylemleri.

Şüphesiz bu kategorilerin iç içe geçtiği durumlar da sözkonusudur.Örneğin,daha 1914 Eylülü'nde,"dış kışkırtmalara müsait olan Nasturilerden" Irak sınırına yakın olanların,askeri nedenlerle,Ankara,Konya gibi yerlere sevklerine karar verildiğinde,Nasturilerin yeni yerleşim yerlerinde,toplu halde bulunmamaları için,Müslüman ahalinin yaşadığı yerlere toplam yirmi haneyi geçmeyecek şekilde dağıtılmaları istenmekteydi.(8) Veya yine,hiçbir biçimde hesapta olmamasına rağmen,savaş nedeniyle bulundukları yerleri terketmek zorunda kalan bazı Kürtlerin,iç bölgelere aktarılmak zorunda kalındığı durumlarda da,bu ahalinin toplu halde bulunmamasına özel önem verilmiştir.Konuya ilişkin bir Dahiliye Nezareti telgrafında "Harp mıntıkalarından gelen Kürt mültecilerin reis,imam ve şeyhlerinden ayrı ve yerli ahalinin yüzde beşini geçmeyecek surette Anadolu içlerine iskan olunmak üzere sevklerine" dikkat edilmesi istenir.(9)

1914 yazı ile başlayan,Batı Anadolu'dan Rum ahalinin zorla göçe zorlanması ile sağlanan Ege sahillerinde belli bölgelerin temizlenmesi operasyonu ile savaş döneminde Ermenilerin tüm Anadolu'dan temizlenmesi eylemi arasında hem işin organizasyonu hem de kadroları açısından gözlenen paralellik çok önemlidir.Hükümetin işe karışmadığı görüntüsü verilerek,asıl eylemlerin Teşkilat-ı Mahsusa birliklerince yapılması;terör ve toplu öldürmelerle insanların göçe zorlanması,eli silah tutan gençlerin amele taburlarına toplanması vb. gibi artırılabilecek onlarca benzerlik,Morgenthau ve Toynbee tarafından dile getirilmiştir.(10)

Benim bu makalede ele alacağım konu doğrudan Ermenilere karşı gündeme getirilen politikalarda imha kastının olup olmadığıdır ve eldeki Osmanlı belgelerinin bu imha kastını gösterip göstermediğidir.Bundan önce bazı arşivlerin ve belgelerin nasıl temizlendiğine bakmak gerekiyor.

Belgelerin İmha Edilmesi Meselesi

Elimizde,döneme ait bazı belgelerin,çalınmış,yakılmış olduklarına dair önemli kayıtlar vardır.Bu konuda en açık ifadeler,"Ana dava" olarak adlandırdığım;İttihat ve Terakki yöneticileri aleyhine İstanbul Divan-ı Harbi Örfi'de açılan davanın iddianamesinde yer alır.Savcılık üç ayrı grup belgenin imha edilmiş veya "aşırılmış" olduğunu söyler.Birincisi,Teşkilat-ı Mahsusa'ya ait evraklar yok edilmiştir.Savcılık,iddianamede,"tedkikat-ı vakı'adan bu da'ireye [Teşkilat-ı Mahsusa'ya] a'id evrakdan bir kısm-ı mühimminin... aşırılmış" olduğunu söyler.(11) İkinci grup evrak,İttihat ve Terakki Merkez Komitesi'ne ait olanlardır.Yine savcılık iddianamede,"Merkez-i Umumi'nin bütün evrak ve defatirinin aşırıldığı anlaşıl(mış)" olduğu bilgisini tekrar eder.Nitekim,yargılamaların değişik oturumlarında,sanıklardan Mithad Şükrü,K. Talat ve Ziya Gökalp verdikleri ifadelerde,İttihat ve Terakki Merkez Komitesi'ne ait evrakın Merkez Komite üyesi Dr. Nazım tarafından alındığını söylerler.

"Re'is-İttihat ve Terakki Cem'iyeti'nin Teceddüd Fırkası'na kalb olunan [dönüştürülen] ve Merkez-i 'Umumi namına tahvil edilen [döndürülen] bu şekilde evvelce İttihat ve Terakki merkezine 'a'id olan kuyud ve evrak-ı sa'ire [diğer kayıtlar] Teceddüd Fırkası'na mı devr olundu?(12)
Midhat Şükrü Bey-Tabi'i efendim.Fakat bi'l-ahare [daha sonra] ma'a'lesef [ne yazık ki] anlaşıldığına göre Doktor Nazım Bey tarafından alınmışdır.Me'murinin [memurların] ifadesinden öyle öğrendim.
Re'is-Teceddüd Fırkası'ndan mı tahkik olundu [araştırıldı]?
Midhat Şükrü Bey-Hayır efendim,Teceddüd Fırkası'nın teşekkülünde bendenize su'al olundu,bendenizi Merkez-i 'Umumi'ye çağırdılar,evrak hakkında su'al varid oldu [soruldu],oradaki evrak me'murundan o evrakın Doktor Nazım Bey tarafından tamamen alınmış olduğu anlaşıldı."(13)

Diğer Merkez Komite üyesi Ziya Gökalp de ifadesinde benzeri bilgileri tekrar edecektir:

"Re'is-Bu gibi evrak-ı mühimmenin [önemli evrakların] Doktor Nazım Bey tarafından kaçırılmış olduğu söyleniyor sahih [gerçek] mi?
Ziya Gökalp Bey-Bendeniz katib-i 'umumilikden [genel sekreterlikten] haber aldım ki Doktor Nazım Bey cem'iyetin tarihine 'a'id evrakı istemiş;onları Avrupa'dan getirdim,muhafaza edeceğiz demiş.O da peki al,demiş.Bunu sonra Midhat Şükrü Bey'den haber aldım.Fakat bi'l-ahare [daha sonra] tevkifhaneye [hapishaneye] geldikden sonra öğrendim ki içinden evrak-ı sa'ireyi ayıramamışlar.Evrakı sandıkla beraber götürmüş evrakın bu suretle gitdiğini sonradan haber aldım."(14)

Üçüncü kategori,Dahiliye Nezareti'ne ait bazı evraklardır.İddianamede konuya ilişkin verilen bilgi şudur:"Emniyet-i 'Umumiye Müdir-i esbakı Aziz Bey'in Talat Bey'in isti'fasından evvel da'ireden aldığı ma'lumat ve muhaberat-ı mühimmeye da'ir dosyaları infisalinden sonra i'ade etmediği Dahiliye Nezaret-i celilesinin tezkeresi mündericatı ve şahadat-ı mazbuta delaletiyle sübut bulunmakda(dır)."(15) Nitekim,birçok anı kitabında Talat Paşa'nın,yurtdışına kaçmadan önce "evvela bir bavul evrakla,Arnavutköy kıyısında... bir yalıdaki dostuna" gittiği;"bu evrakın yalının alt katındaki ocakta yakıldığı nakledilir."(16)

Belgeleri alıp götüren sadece İttihatçılar değildir,Alman subaylar da birçok belgeyi beraberlerinde götürmüşlerdir.Harp döneminde,Osmanlı Genelkurmay Başkanlığı görevinde bulunan Hans F.L. von Seeckt,Almanya'ya dönerken "hiçbir belgeyi yanına almayacağı" sözünü vermiş olmasına rağmen Osmanlı Genelkurmayına ilişkin önemli belgeleri beraberinde götürmüştür.Sadrazam Ahmed İzzed Paşa 6 Kasım 1918'de durumu protesto etmiş ve belgeleri geri istemiştir.Berlin,belgeleri geri gönderme sözü verir ama bu sözü hiçbir zaman yerine getirmez.(17)

Belgelerin yakılması veya imha edilmesi,sadece savaş sonrasına ait bir uygulama değildir.İttihat ve Terakki yöneticileri,bölgelere çektikleri telgraflarda,yolladıkları emirlerin yakılmasını da emretmişlerdir.22 Haziran 1915 tarihli,Talat Paşa imzasıyla Emniyet Umum Müdürlüğü tarafından tüm vilayet ve mutasarrıflıklara çekilen şifreli bir telgrafta,sevkedilen kafileler içinde din değiştirenlere nasıl davranılması gerektiği bildirildikten sonra şunlar söylenir:"...ve bu tebligatımızın icab edenlere hususi suretti tefhimi ile iş bu telgrafname kopyesinin telgrafhaneden ahz ettirilerek imhası."(18)

Elimizde;bölgelere,ellerindeki belgelerin yakılması için emirler gönderildiğine dair başka bilgiler de vardır.Örneğin,yukarıda sözünü ettiğim İttihat ve Terakki yöneticileri aleyhine hazırlanan iddianamede,Der Zor Mutasarrıfı Ali Suad'a,okuduktan sonra telgrafı yok etmesi talimatı verildiği aktarılır.(19) Yine bir başka dava;Yozgat davasının,10 Şubat 1919 tarihli üçüncü oturumunda hakim,sanık Boğazlıyan Kaymakamı Kemal'in,tutuklu olduğu sırada,soruşturma komisyonu önünde verdiği ifadeyi okur.Burada Kemal kendisine okuduktan sonra imha etmesi gereken telgrafların yollandığını söylemektedir.(20) 24 Mart tarihli oturumda da duruşma hakimi,Kemal'e,"Tedkik-i Seyyiat Komisyonu'nda(21) verdiğiniz ifadatta tehcire ait evrakın bir kısmı okunduktan sonra yakınız diye emir verildiğini" söylediğini hatırlatır.(22)

Ermenilerin imhasına yönelik emirlerin,bölgelere gönderildikten sonra imha edildikleri konusunda bir başka bilgiyi savaş sırasında Emniyet-i Umumiye İkinci Şube müdürü olan Ahmed Esad (bugün bilinen adıyla Esat Uras) verir.İngilizler tarafından tutuklanan Ahmed Esad,imha ile ilgili emirlerin,eyalet valilerine okumak ve orijinallerini geri getirerek imha etmekle görevlendirilen kuryelerce yollanmış olduğunu söyler.(23) Ahmed Esad'ın verdiği bu bilgiler,Yozgat Mutasarrıfı Cemal tarafından da tasdik edilir.Cemal,12 Aralık 1918'de,yukarıda adı geçen soruşturma komisyonuna verdiği yazılı ifadesinde "Necati Bey [İttihat ve Terakki Partisi Sekreteri] Yozgat'a geldi...Bana avucunun içinde Vali Atıf Bey'in imzasıyla yazılmış mektubu icra etti...Mümaileyh Necati Bey'den mezkur mektubu taleb ettim ise vermedi," demiştir.(24) Yozgat davasının 5 Mart 1919 tarihli onbirinci oturumunda Cemal bu ifadesini tekrar edecektir.(25)

Savaştan Sonra da İmhalar Devam Edecektir

Belgeleri imha işlemi,savaşın yenilgi ile sonuçlanacağının anlaşılması üzerine devam etmiştir.İstanbul'daki Divan-ı Harbi Örfi yargılamalarında,1914-1918 dönemi Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında açılan davanın 3 Haziran 1919 tarihli oturumunda,eski Posta Bakanı Hüseyin Haşim,Harbiye Nezareti'ne ait belgelerin yakıldığı bilgisini verir.

"Re'is-Posta ve Telgraf Nezareti'nde bulunduğunuz zaman muhaberat-ı telgrafiye [telgrafla haberleşme] esaslarının ihrak edilmesi [yakılması] ve ortadan kaldırılması hakkında bir emr-i 'umumi [genelge] ısdar edilmiş [çıkarılmış] olduğu Çatalca me'murinin [memurlarının] esna-yı isticvabında [sorguları sırasında] li-ecl-il-müdafa'a [savunma için] der-miyan etdiği [ileri sürdüğü] ifadatdan [ifadelerden] müsteban olmuş [anlaşılmış] olduğundan ne lüzum üzerine bu emrin verildiği hatırınızda mıdır?..
Haşim Bey-Hiç hatırlayamıyorum.Fakat efendim esasen muhaberat-ı 'askeriyenin [askeri haberleşmelerin] düşman eline geçmemesi içün Karargah-ı 'Umumi'nin bir tebligatı [bildiri] vardı;onun üzerine yapıyorlardı.Bu da,o cümleden olacak.Hatta bir kısmını,ba'z-ı telgrafnameleri yakmamışlar da parçalamışlar,satmışlar.Bendeniz,nezarette [bakanlıkta] me'mur [görevli] olmadan iki-üç gün evvel idi.Nezaret bunu yapan muhasebe me'murini [memurlarını] Divan-ı Harbe tevdi' ediyordu [veriyordu] ve be-heme-hal [mutlaka] yakılsun,diyorlardı.İhtimal ki o münasebetledir.Bendeniz hatırlamıyorum.
Re'is-Yalnız muhaberat-ı 'askeriyeye [askeri haberleşmelere] mahsus,değil mi efendim?
Haşim Bey-Evet efendim,muhaberat-ı 'askeriyeye mahsusdur,başka yokdur.'Askeri muhaberat,hem karargahlar muhaberatı [haberleşmeleri]."(26)

Duruşma hakiminin sözünü ettiği Çatalca Posta ve Telgraf Müdür vekil-i sabıkı Osman Nuri Efendi hakkında evrak yakma suçu nedeniyle dava açılır.Dava,4 Ağustos 1919'da başlar.Sanık ifadesinde,"Verilen emir üzerine bazı evrakı yaktım.Amirlerim kendi mesuliyyetleri tahtında olarak falan seneden falan seneye kadar olan evrakı yak dediler,yaktım," der.Davanın sonucu belli değildir.(27)

Belge yakma eylemi,yenilgi sonrası,Mütareke döneminde de devam etmiştir.Talat Paşa kabinesinin istifa etmesi ile yerine,14 Ekim 1918'de Ahmed İzzed Paşa kabinesi kurulur.Ahmed İzzed Paşa Harbiye Nazırlığı'nı da üstlenir.Paşanın yaptığı ilk işlerden birisi,"Teşkilat-ı Mahsusa Müdürlüğüne (Harbiye Nezaretinde,buraya üstü örtülü bir şekilde Doğu İşleri Bürosu deniyordu) hemen çalışmalarını durdurması,arşivlerini yok etmesi... talimatını" vermektir.(28) Yukarıda adından bahsettiğimiz Ahmed Esad da İngilizlere benzer bilgiler vermiştir.Ahmed Esad ifadesinde,"Silah bırakışması anlaşmasından biraz önce,görevliler,geceleri arşiv bölümüne gidip,belgelerin çoğunu temizlediler," der.(29)

Mütareke sonrası belgelerin imha edilmesi yalnızca İstanbul ile sınırlı kalmamıştır.Bölgelere de ellerindeki belgeleri imha etmeleri emri yollanmıştır.Refik Halid Karay,Mütareke döneminde Posta-Telgraf Genel Müdürlüğü yapmıştır.Bu döneme ait anılarını Aydede dergisinde 1948 yılında yayımlarken,PTT'de (Posta Telgraf Telefon İdaresi) uzun yıllar hizmette bulunmuş bir memurdan,H. Sadık Durakan'dan,oldukça uzun bir mektup alır.Refik Halid,daha sonra anılarını topladığı kitapta bu mektubu da aynen yayımlar.Bir bölüm aynen şöyledir:"...Mütareke devresinde bu idarede şahit olduğum bir hadiseyi zatı alinize hatırlatmayı arzu ediyorum.Malumunuz olduğu üzere,Mondros Mütarekesini müteakip İtilaf devletleri orduları muhtelif istikametlerden topraklarımıza girmek suretiyle yurdumuzu yer yer işgale başlamışlardı.Bu işgal sıralarında PTT merkezlerindeki muhaberata ve mevcut evraka da vaziyet edileceği düşünülerek devlet muhabere evrakının düşman eline geçmesini önlemek maksadıyla Mehmed Emin Bey tarafından bütün merkezlere,makam adına telgrafla tebligat yapılarak mevcut resmi evrakın,telgraf kopya ve asıllarının kamilen imhası lüzumu bildirilmişti."(30)

Bölgelere yollanan bu tellerden bazılarının İngilizler tarafından ele geçirildiği anlaşılmaktadır.24 Ocak 1919 tarihinde,İngiliz kuvvetleri,Dahiliye Nezareti'nden Antep vilayetine çekilen bir telgraf örneğini ele geçirirler.Telgrafta,seferberlikten bu yana,bölgeye yollanmış resmi telgrafların orijinal örneklerinin imha edilmesi istenmektedir.(31) 17 Haziran 1919 tarihinde,dönemin Dışişleri Bakanı Safa Bey,İngiliz Yüksek Komiserliği nezdinde olayı protesto ederken,Diyarbakır Telgraf İdaresi'nin kaza ve nahiyelere,1914-1918 arasında aldıkları belgelerin orijinallerinin imha edilmesi konusunda bir tamim yolladığını kabul etmiştir.(32)

Arşivlerde Varolan Belgeler Nasıl Değerlendirilmelidir?

Bütün bu imha ve temizlik işlemlerinden sonra bile arşivlerden 1915 yılındaki olaylara ilişkin aydınlatıcı bilgilerin çıkabileceği konusunda çok iyimser olmamak gerektiği ileri sürülebilir.Gerek arşivlerde sistemli bir biçimde yapılan temizlikler gerekse çeşitli resmi Türk Tarih kuruluşlarının,resmi Türk tezini haklı çıkartacak belge ve bilgileri düzenli bir biçimde yayımlamaları,bilim dünyasında Osmanlı arşiv belgeleri konusunda ciddi bir kuşkunun oluşmasına yol açmıştır.(33) Birçok bilimadamı,Osmanlı belgelerinin,yapılan işin üstünü örtmek amacıyla özel olarak üretildikleri kanaatine sahiptirler.Vahakn N. Dadrian'ın sözleriyle,"[eldeki] bilgilere yakın bir gözatıldığında,imkan dahilinde olan belgeler... sadece şüpheli değil,güvenilmezlerdir de."(34)

Sonuçta bilim dünyasında,arşivler konusunda,1915 olayının yorumuna benzer bir kamplaşma ortaya çıkmış gözüküyor.Resmi Türk tezinin doğruluğunu savunanlar,tek güvenilir kaynak olarak Osmanlı arşiv belgelerini gösterirken,Alman,Avusturya ve Amerikan vb. yabancı arşiv malzemelerini güvenilmez bulmaktadırlar.Buna karşılık 1915'in soykırım olduğunu savunanlar tam tersi bir görüşle,Alman,Avusturya,Amerikan vb. arşivlerinin güvenilir,Osmanlı arşivlerinin ise güvenilmez olduğunu ileri sürmektedirler.Ben bu kanaatin eksik ve dolayısıyla yanlış olduğunu ve Osmanlı belgeleri hakkındaki kanaatin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.Ana argümanım,eldeki mevcut Osmanlı belgelerini,sadece 1915'in üstünü örtmek amacıyla üretilmiş belgeler olarak değerlendirmenin doğru olmadığı ve arşivlerdeki tüm "aşırma" işlemlerine rağmen,Osmanlı arşiv malzemelerinin resmi Türk tezi diye bilinen tezle taban tabana zıt bilgiler ihtiva ettiğidir.

Görülmesi gereken birinci önemli nokta,arşivlerde gerçek anlamda toplu bir temizliğin yapılabilmesinin hemen hemen imkansız olduğudur.Şüphesiz İttihat ve Terakki Merkez Komitesi gibi bir kuruluşun arşiv malzemesini imha etmek kolaydır,fakat örneğin Dahiliye Nezareti'nin bölgelere yolladığı ve bölgelerden gelen yazılar için,temizliğin aynı kolaylıkta yapılabileceğini söylemek zordur.Çünkü gelen evrak sonuçta kayda geçmenin ötesinde ilgili birçok başka daireye de dağıtılmaktadır.Bu nedenle bir daireden alınmış bir evrakın,bir başka daireden çıkma ihtimali de vardır.

Ayrıca eklemek gerekir ki,tehcir ve kırım kararı,esas olarak İttihat ve Terakki Merkez Komitesi'nin bir karar ve eylemi olarak gündeme gelmiştir.Konuya ilişkin doğrudan suçlayıcı belgelerin,bölgelere parti eliyle dağıtıldığını da biliyoruz.İttihat ve Terakki yöneticileri,olayın planlayıcıları olarak,imhaya ilişkin yazılı bir belge bırakmamak konusunda yeteri kadar titiz davranmışlardır.Yukarıda örnekleriyle gösterdiğim gibi,varolanları da imha yoluna gitmişlerdir.Ayrıca aşağıda göstereceğim gibi eylem sırasında kullandıkları çifte kanal sistemi,tehcire ilişkin emirlerin resmi,imhaya ilişkin emirlerin,başta İttihat ve Terakki katib-i mesulleri olmak üzere,özel kanallardan yollanması,resmi belgelerde imhaya ilişkin doğrudan belgelerin bulunmaması gibi bir sonuç doğurmuştur.

Bu nedenlerden ötürü,Başbakanlık arşiv belgeleri arasından birinci derecede suçlayıcı belgelerin çıkma ihtimali son derece zayıftır.Fakat,her ne kadar imha;bir parti politikası olarak gündeme getirilmişse de,tehcir bir hükümet politikası olarak uygulanmış ve tüm devlet çarkı harekete geçirilmiştir.Bu nedenle,eylem sırasında bakanlıkların kendi arasında,en küçük yerleşim yerinden vilayetlere ve oradan da tekrar en üst siyasi karar mekanizmalarına kadar yüzlerce,binlerce yazışma yapılmıştır.Bu belgelerin tümüyle imha edilmesi imkansızdır.Benim buradaki iddiam,Başbakanlık Arşivi'ndeki mevcut malzemenin,Ermenilere yönelik politikaların imha amacına yönelik olduğunu,doğrudan olmasa bile,dolaylı olarak gösterdiğidir.

Bu noktada,özellikle Talat Paşa'nın,sürgünün düzgün geçmesi konusunda çektiği ve Türkçe kaynaklarda;tehcirin,imha amacına yönelik olmadığına kanıt olarak kullanılan teller konusuna açıklık getirmek gerekir.Birincisi,zaten İttihat ve Terakki yöneticileri,bu eylemin kanunlara uygun olduğu kanaatinin ortaya çıkması amacıyla,eylem sırasında belli bir hukuki çerçevenin korunmasına dikkat ediyorlardı.Birçok kitlesel imha biçimlerinde karşılaştığımız,suçun hukuki bir çerçeveye alınması olarak tanımlayabileceğimiz bu tutuma ek olarak eklenmesi gereken ikinci bir boyut daha vardı.Osmanlı yönetimi,yaptığı eylemi kendi müttefiklerinden de saklamak zorundaydı.Fakat Anadolu'dan gelen kırım haberlerinin yoğunlaşması üzerine,Almanya ve Avusturya büyükelçilikleri sıkça bu eylemlere son verilmesi için Osmanlı hükümeti nezdinde girişimde bulunuyorlardı.Örneğin Alman hükümeti,en azından Protestan ve Katolik Ermenilerin tehcirden men edilmesi konusunda baskı yapıyordu.Hem bu isteklerinin yerine getirilmemesi hem de katl haberlerinin ardı arkası kesilmeden gelmeye devam etmesi,Almanya'yı,4 Temmuz ve 9 Ağustos'ta iki ayrı nota vermek zorunda bırakmıştı.(35)

Bu ve benzeri girişimler Talat'ı,bölgelere sık sık telgraflar çekmeye itiyordu.Fakat,Talat Paşa tarafından verilen tüm düzeltme sözlerine rağmen durumda herhangi bir değişiklik olmuyor,konsoloslar bölgelerinden katliam haberleri bildiriyorlardı.Örneğin Alman Büyükelçi Hohenlohe 25 Eylül 1915'de Berlin'e şöyle yazıyordu:"Konsolosların haberleri...,göç ettirilen Ermenilerin kayıplarını düzeltmek amacıyla,Bab-ı Ali'ce gönderilen bilinen telgraf emirlerinin... hedeflerine ulaşmadığını ispat etmektedir."(36) Bu tür olaylar sıkça tekrar eder ve Talat Paşa her seferinde hem "katliam olmadığı" hem de "elinden geleni yapacağı" yolunda sözler vermeye devam eder.

Bu nedenle Alman elçilik raporlarında Talat'tan yalancı olarak söz edilir.Alman büyükelçi,onu "acımasız" ve "ikiyüzlü" olarak tanımlar.(37) Avusturya elçisi Pallavicini için Talat,"ikili oynayan" kişidir.(38) Onun bu ikiyüzlü oyunu nasıl oynadığına ilişkin ilginç bir örneği yine Alman konsolosluk raporlarından okumak mümkündür.Almanların,en azından Protestanların sürgüne tabi tutulmamaları konusunda yaptıkları bir girişim,sonuçta Talat Paşa tarafından kabul edilmiş gözükür ve Talat Paşa bu konuda bir emri de bölgelere yollar.Daha sonra,konu üzerine Adana Alman Konsolosluğu şunları bildirir:"Bab-ı Ali tarafından Şansölye Büyükelçiliği'ne yapılan 31 Ağustos tarihli açıklama büyük bir aldatmacadır.Çünkü Bab-ı Ali buraya yolladığı müfettişi Ali Münif Bey ile bu kararname tamamıyla iptal edilmiştir.Devlet makamları bu ikinci kararnameye göre hareket etmektedirler ve sürgünler inançlardan bağımsız olarak sürmeye devam etmektedir."(39) Talat Paşa,yabancı elçileri susturmak için çektiği birinci tellerin arkasından hemen ikincilerini de çekmekte ve hatta ayrıca kontrol için bölgelere görevliler de göndermektedir.Ali Münif de anılarında,Adana'dan sürülecek Ermenilerin listesini kendisinin hazırladığını itiraf etmektedir.Bu listelerden bazıları Mütareke sonrası evinde yapılan aramada İngilizlerin eline geçecektir.(40)

Talat Paşa'nın,yabancı elçilikleri veya azınlık mensuplarını memnun etmek için,onların istekleri doğrultusunda açık telle emir yolladıktan sonra,çektiği ikinci bir şifreli telgrafla,daha önceki emrin geçersiz sayılmasını emrettiğinin en önemli kanıtı,Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi telgrafları arasında bulunmaktadır.16 Nisan 1914 Tekfurdağı (Tekirdağ) Mutasarrıflığı'na çektiği bir telgrafta Talat Paşa aynen şunları söylemektedir:"Vize Metropolitinin müracaatı üzerine diğer açık telgrafta vaki olan tebligatta ve nasihat için Patrikhanece dört-beş kişiden mürekkeben gönderilecek heyetin eline dünkü tarihle verilmiş olan tavsiyename münderacatına itibar edilmeyüb Ereğli'deki muhacirin bir an evvel vapura Ereğli haricine azimetlerinin tesri'i ve mezkur heyetlerin taht-ı tarassuda bulundurulması ve mesailerinin akim kalmasına kendilerine hissettirilmeksizin bezl-i mesai olunması."(41)

Telgraf çok önemlidir.Talat,sadece daha önce yolladığı açık telgraf emrinin ve Patrikhane'den bölgeye gelmekte olan dört-beş kişilik heyete verdiği tavsiye belgesinin geçersiz sayılmasını istememektedir;ayrıca bu heyetin gözetim altında tutulmasını ve yapmak istedikleri şeyin başarısızlıkla sonuçlanmasının sağlanmasını da istemektedir.Bu belge,Talat Paşa'nın tüm bir dönem boyunca,yabancı misyon temsilciliklerine ve azınlıklara karşı davranış mantığını göstermesi bakımından çok önemlidir.

Sonuçta Talat'ı,yakın siyasi dostlarının bile,"yalancı" olarak tasnif etmeleri çok şaşırtıcı gelmemelidir.En yakın dostu,Hüseyin Cahit [Yalçın],"Talat hükümet ve siyasa işlerinde yalan söylerdi," der.(42) Talat Paşa yanında hususi katip olarak çalışan Falih Rıfkı Atay'a göre,"ne yalanı,ne de zulmü ahlaksızlık saya(n)" bir kişidir.Atay,yazdırdığı resmi bir teli,şifreli ikinci bir emirle geçersiz saydırmanın Talat'ın olağan işleri arasında olduğunu aktarır.(43) Yine Morgenthau'nun ve Halil Menteşe'nin anılarından öğreniyoruz ki,eski bir telgrafçı olan Talat,evine özel bir hat kurdurmuş ve haberleşmelerini buradan yürütmüştür.(44)

Önceden gönderilen resmi bir emri,ikinci bir emirle ortadan kaldırmak;Osmanlı yöneticilerinin çok sık başvurduğu bir yöntemdir.Osmanlı ordularında Genelkurmay Başkanı olarak da görev yapan Hans von Seeckt,görevi sırasında,resmi emirleri,gizli kararların ve emirlerin geçersizliğini gösteren imaların takip etmesinin bir kural olduğunu aktarır.(45) Yüzbaşı Selahaddin anılarında Talat'ın,resmi kanallardan Almanların gönlünü hoş tutmak için çektiği resmi telgrafları,daha sonra kendi evinde bulundurduğu "telgrafhaneden" çektiği telle iptal ettiğini aktarmaktadır.(46)

Eldeki bu bilgiler göstermektedir ki,yabancı arşiv malzemeleri ile Osmanlı belgeleri arasında bir çelişki olmadığı gibi ciddi bir uyum sözkonusudur.Bu nedenle Osmanlı belgeleri ile diğer arşiv malzemeleri için ayrı "güven" kategorileri geliştirmek veya Osmanlı belgelerini kategorik olarak "güvenilmez" olarak tasnif etmek doğru değildir.Eleştirel ve kuşkucu bakış her bir belge için geçerli olmak zorundadır ve tüm malzemelerin,kimler tarafından ve hangi koşullarda hazırlandıkları unutulmadan;tarihi olayların açıklanmasında bizim için değerli olduğu kabul edilmelidir.

Şimdi bu genel değerlendirme ışığında,Osmanlı belgelerinin 1915'in uygulanması konusunda bize verdiği bilgilerin değerlendirilmesine geçebiliriz.

Karar Uzun Müzakereler Sonunda Alındı

Eldeki Osmanlı belgelerinin bize gösterdiği ilk ve önemli olgu,Ermenilerin tehciri doğrultusunda alınan kararın,savaş sırasında ortaya çıkmış bir ihtiyacın ürünü olmadığıdır.Karar,daha derin bir probleme,"Şark Sorunu" olarak da bilinen,Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanması sürecine bir son vermek amacıyla alınmıştır.Bu genel problemin bir parçası olarak,özellikle 1914 Şubat ayında Rusya ile Ermeni Reform anlaşmasının imzalanması ile birlikte,Osmanlı Ermeni vatandaşları devletin varlığı açısından ciddi bir tehlike olarak görülmeye başlandı.Tehcir emrinin,savaş sırasındaki askeri ihtiyaçlardan dolayı değil,Ermenilerin,uzun bir süreden beri devletin bekası açısından ciddi bir problem teşkil etmeleri itibarıyla uzun vadeli düşünülerek alındığı konusunda en önemli belge;Dahiliye Nezareti'nin 13 Mayıs 1331 (26 Mayıs 1915) tarihinde Sadrazamlık makamına yazdığı resmi yazıdır.Belgede,Ermenilere yönelik sürgün eyleminin,Ermeni meselesinin "esaslı bir suretde hal ve faslı ile külliyen izalesi" için gündeme getirildiği açıkça yazılır.Belge,konuya ilişkin yapılan çeşitli yayınlarda zikredilmiş olmasına rağmen,tam metni,bildiğim kadarıyla,hiçbir resmi yayında yer almamıştır.(47)

Mütareke döneminde Ati gazetesinde tam metni yayımlanan belgede,Ermenilere ilişkin alınan kararın gerekçesi,günümüz Türkçesi ile şöyle dile getirilmiştir:(48)"...[T]amamen Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olan ıslahatın yabancı devletlerin müdahalesi sonucu uluslararası bir mesele haline gelmesi ile Osmanlı vilayetlerinin bir kısmı yabancı nüfuzu altına girerek bazı imtiyazlar ve hususi idari teşkilat yapılması istenmiş,halbuki yabancı tesir ve baskısı ile yapılan ıslahat ve teşkilatın Osmanlı vatanının bölünüp parçalanmasına sebep olduğu acı tecrübelerle görüldüğünden Osmanlı Devleti'nin hayati meseleleri arasında önemli bir yer işgal eden bu gailenin esaslı bir şekilde çözümlenmesi düşünülmekte iken son zamanlarda... [ki çeşitli Ermeni eylemleri nedeniyle-TA] hükümetin,görülen lüzum üzerine mahalli memur ve askeri komutanlarla istişare ederek başlattığı... devletin esas menfaatlerine uygun olduğu düşünülen bu hareketin uygun bir usül ve kaideye bağlanmasının zaruri olduğu..."(49)

Burada hayati öneme sahip olan cümlenin Osmanlıcası aynen şöyledir:"Devlet-i Aliyye'nin fihrist-i mesail-i hayatiyyesi arasında mühim bir fasıl iştigal olan bu gailenin esaslı bir suretde hal ve faslı ile külliyen izalesi esbabının tehiyye ve izharı tasavvur ve mülahaza edilmekde iken..."(50) Talat benzeri ifadeleri Morgenthau'ya da tekrar eder.Morgenthau,hatıratına,Talat'la 9 Temmuz 1915'te yaptığı bir görüşmeye ilişkin olarak şu notları düşer:"Talat bana,meseleyi son derece etraflıca tartıştıklarını ve sonuçta bağlı kalacakları bir karara ulaştıklarını söyledi.Dünya tarafından suçlanacaklarını (kınanacaklarını) söylediğimde,kendilerini nasıl savunacaklarını bildiklerini söyledi.Başka bir deyişle umurunda bile değildi."(51)

Ermenilere yönelik kararın İttihat ve Terakki Merkez Komitesi tarafından,uzun müzakereler neticesinde,düşünülerek alınmış olduğuna dair daha başka bilgiler de bulunmaktadır.Ana dava iddianamesinde bu konuda şu söylenir:"Ermenilerin katli ve imhası İttihat'ın Merkez Komitesi'nin aldığı kararların sonucu idi." Bu kararlar,"geniş ve derin müzakerelerin" sonucu alınmıştı.İddianamede Dr. Nazım'ın,Ermeni meselesinin,"Merkezi Umumiyece ariz ü amik (etraflıca) düşünülerek karar verilmiş bir mesele" olduğunu ve "bu teşebbüsün Şark Meselesini halledeceğini"(52) söylediği yolunda ifadelere yer verildi.

Halep Valisi Celal,Aralık 1918 tarihinde Vakit gazetesinde yayımladığı anılarında,aynı sözlerin bir Konya milletvekili tarafından,"Merkezi Umumi azasından bir zatın selamıyla" kendisine söylendiğini aktarır.Bu sözleri Celal'e aktaran milletvekili,ona,"Bu meselede onların nokta-i nazarına muhalefet ederse (onu ortadan) kaldıracaklarını," söyler.(53)

Gerek ana dava iddianamesinde gerekse Halep Valisi Celal'in ifade ve anılarında yer alan,tehcirin askeri amaçlı geçici bir önlem değil,"Şark Sorunu" olarak da bilinen sorunu kökten çözmeye yönelik olduğu konusunda,yukarıdaki sözleri tasdik eden bir başka ifade de,Ahmet Emin Yalman tarafından Bahaeddin Şakir'e ait bir mektuptan aktarılmıştır.(54)

Yalman'ın,Ermenilerin "genel imhası" politikasının savunucusu olarak sunduğu Şakir,mektubunda "Ermenilerin kesif bir halde Rus hududu civarında yaşamalarının memleketimin bekası bakımından büyük bir tehlike olduğu anlaşılmıştır.Tehlikeyi ortadan kaldırmak için ne mümkünse yapmak,milli selametin icabıdır," demektedir.(55) Ahmet Emin Yalman,bu politikanın amacının,"bazı politikacılar" tarafından "Anadolu'ya ırksal bir homojenlik getirmek amacıyla Ermeni azınlığın imhası olarak" anlaşıldığını ve uygulandığını eklemekteydi.(56)

Tehcir'den Kastedilen Şey Ermenilerin İmhası İdi

Tehcir'den kastedilen şeyin Ermenilerin imhası olduğu,birçok belgede dile getirilir.Bu konuda ana dava iddianamesinde önemli belgelere yer verilir.Bunların arasında,Dahiliye Nezareti kalemi mahsus müdürü İhsan Bey'in verdiği ifade önemlidir.İhsan Bey,Kilis kaymakamı iken Dersaadet'ten Halep'e gönderilen Abdulahad Nuri Bey'in,tehcirin imha maksadına müstenid bulunduğunu kendisine söylediğini aktarır.Nuri,"Ben Talat Bey ile temas etdim imha emirlerini bizzat aldım.Memleketin selameti bundadır," diyerek İhsan Bey'i ikna etmeye çalışmıştır.(57)

1916 Şubatı'nda Üçüncü Ordu Komutanı olarak atanan Vehip Paşa,Aralık 1918'de Ermenilerin tehciri ve öldürülmelerini soruşturmakla görevli Tedkik-i Seyyiat Komisyonu'na yazılı olarak verdiği ifadede,"Ermenilerin katl ve imhası ve katillerinin yağma ve gasbı İttihat ve Terakki Merkezi Umumisinin neticeyi mukarreratıdır," der.Paşa'ya göre,"Mukarrer bir program ve mutlak bir kasd tahtinde yapılan iş bu mezalim evvelen İttihat ve Terakki murahasslarıyla hey'eti merkeziyelerinin ve saniyen kanun ve vicdanı bir tarafa atarak cem'iyetin arzu ve meramina alet olan rüe'sayi hükümetin emr ve tensib ve ta'kibile yapılmış(tır)."(58) Paşa,devlet görevlilerinin,bu cinayetleri görmeleri ve işitmelerine rağmen hiçbir tedbir almadıklarını ve hatta cinayetleri teşvik ettiklerini ekler ve bunun eylemin planlanmış olduğunun en önemli göstergesi olduğunu söyler.(59)

Vehip Paşa'nın idarecilerin doğrudan sorumluluklarına ilişkin aktardıklarını destekleyen ve doğrulayan en önemli kanıtlardan birisi,aşağıda bazı örneklerini vereceğim,meseleyi sıradan bir göç ettirme eylemi olarak anlamak isteyen vali ve kaymakamların görevden alınmaları ve öldürülmeleri gerçeğidir.İdarecilerin,tehciri Ermenilerin katli olarak anlamaları ve bu doğrultuda eylemde bulunmaları gerektiğini gösteren en önemli kanıtlardan bir başkası da Trabzon İttihat ve Terakki Milletvekili Mehmed Emin Bey'in kendi gözleriyle şahit olduğu Ermenilerin kayıklara doldurularak boğulmaları olayları ile ilgili olarak aktardıklarıdır.Kendisi iyi bir İttihatçı olan Mehmed Emin Bey,11 Aralık 1918'de,Osmanlı Meclisi'nde konu üzerine yapılan tartışmalar sırasında,"Bunu bendeniz bu vakayii,yani asıl bir Ermeni vakasını gördüm," der ve ekler:"Ordu kazasında bir Kaymakam vardı.Ermenileri kayığa doldurarak Samsun'a göndermek bahanesi ile denize döktürdü.Vali Cemal Azmi'nin de aynı muameleyi yaptığını işittim...Buraya [İstanbul] gelir gelmez meşhudatımı Dahiliye Nazırına söyledim...Fakat Vali hakkında bir şey yaptıramadım.Belki üç sene uğraştım fakat olmadı.Manatıkı harbiye dediler,şöyle dediler,hulasa olmadı."(60)

Ana dava iddianamesinde aktarılan Talat Paşa'ya ait bir dizi telgraftan anlaşılan,Talat Paşa'nın idarecilerden istediği,öldürmelere engel olmak veya soruşturma yapmak değil;öldürmeler sonucu,yolları dolduran cesetlerin temizlenmesidir.Telgraflarda;Talat Paşa,yollarda kalan cesetlerin temizlenmesi doğrultusunda verilen emre uymayanların kesin olarak cezalandırılacaklarını bildirmektedir.Örneğin 21 Temmuz 1915'te Diyarbakır,Ma'muretü'l-aziz,Urfa ve Zor vali ve mutasarrıflarına yollanan şifreli bir telde,"yollarda kalan emvat defn etdirilerek ecsadın dere ve göl ve nehirlere atdırılmaması ve yollarda terketdikleri eşya'nın yakılması" istenir.Yine "Ma'muretü'l-aziz valisi tarafından Malatya mutasarrıfına şifre ile verilen" bir emirde,"tebligatı ekideye rağmen yine yollarda pek çok ecsadın bulunduğu ihbar" edildiği ve "bunda terahi gösteren me'murinin şiddetle tecziyeleri Dahiliye Nezareti Celilesi'nden" bildirildiği söylenir.(61)

Alınan tehcir kararının imhaya yönelik olduğuna ilişkin elimizde daha doğrudan başka kanıtlar da mevcuttur.Ana dava iddianamesinde yayımlanan,İttihat ve Terakki Merkez Komite üyesi Bahaeddin Şakir'in,21 Haziran 1915 tarihinde,Harput İttihat ve Terakki Parti Sekreteri Resneli Nazım'a yolladığı telgraf,buna örnek olarak verilebilir.Şakir telgrafında şöyle der:"Oradan sevkedilen Ermeniler tasfiye olunuyor [temizleniyor] mu nefy [sürgün] ve tagrib olunduğunu [uzaklaştırıldığını] bildir[diği]niz eşhas-ı müzırre [zararlı şahıslar] imha ediliyor mu yoksa yalnızca sevk ve i'zam mı olunuyor [gönderiliyorlar mı?] vazıhan [açık açık] bildiriniz kardeşim."(62) Bu telgraf sadece ana dava iddianamesinde tekrar edilmedi,Ma'muretü'l-aziz ve parti sekreterleri gibi diğer bazı davalarda da önemli bir belge olarak kullanıldı.

Benzer telgraf örnekleri,5 Şubat 1919'da başlayan Yozgat davasında da okunmuştur.Sadece dokuzuncu oturumda (22 Şubat 1919) okunan telgraf sayısı onikidir ve bu telgraflarda,tehcirin;imha,katliam anlamına geldiği ifadeleri yer alır.Örneğin,Boğazlıyan Müfreze Kumandanı Mustafa'nın 22 Temmuz (5 Ağustos) 1915'te,Beşinci Kolordu Kumandan Vekili Halil Recai'ye çektiği telde,"Bu gece kasaba ve kuradan elde edilen muzir Ermenilerden" bir grubun "müretteblerine sevkedildiği" ifadesi yer alır.(63) Halil Recai aynı günkü cevabi telinde,"müretteblerine sevk"in ne anlama geldiğinin izah edilmesini ister.(64) Jandarma Komutanı yine aynı gün verdiği cevapta,"Mezkur Ermeniler(in) muzır olduklarından dolayı... katledildiklerini"ni bildirir.(65) Yine aynı davanın 6 Mart 1919 tarihli onikinci oturumunda okunan Boğazlıyan Jandarma Komutanı Hulusi'ye ait,bir telgrafta da aynı dil kullanılır.Telgrafta,"sevkiyat yani mahv manasına" denmektedir.(66)

Başta Alman subayları olmak üzere,Alman konsolosluk ve büyükelçilik raporlarında da,İttihatçı önderlerin,tehcir emrini düşünülmüş bir plan gereği vermiş oldukları ve amacın Ermenilerin imha edilmesi olduğu yolunda ifadelere bolca rastlanır.(67) Tehcirin imha olarak planlandığı konusunda,Talat Paşa'ya ait en açık ifadeyi İstanbul Başkonsolosu Mordtmann aktarır.Mordtmann telgrafında,Talat'ın kendisine,tehcire ilişkin "sözkonusu olan... Ermenilerin imha edilmesidir," dediğini aktarır.(68) Ayrıca,Alman subay Stange'ye ait,23 Ağustos 1915 tarihli "çok gizli" kaydıyla yollanan raporun özel öneminin altı çizilmesi gerekir.1914-1915 yıllarında Bahaeddin Şakir ile birlikte Teşkilat-ı Mahsusa bünyesinde görev yapan Stange,gözlemlerine dayanarak,Ermenilerin sürgün ve imnhalarının savaş nedeniyle ve askeri gerekçelerle yapılmadığını;sözkonusu olan şeyin,bazı olayların bahane edilmesiyle,"uzun zamandan beri düşünülmüş bir planın" hayata geçirilmesi olduğunu yazar.Stange,"sürgün ve imha kararının İstanbul'daki Jön Türk Komitesince alındığını",Erzurum'da Bahaeddin Şakir'ce koordine edildiğini söyler.(69)

Tehcir ve Katliamlar Nasıl Organize Edildi?

Başka bir yerde ayrıntıları ile ele aldığım Ermenilerin imhasına yönelik nihai kararın hangi sürecin sonucunda ve nasıl alındığı konusuna burada girmeyeceğim.(70) Fakat meselenin,Kafkaslar ve Van Gölü civarındaki Teşkilat-ı Mahsusa yenilgileri ve bunu takiben yaşanan Sarıkamış bozgunu ile doğrudan alakası vardır.Özellikle,bölgedeki olumsuz gelişmeleri doğrudan yaşayan ve kendisi de kılpayı ölümden dönen Bahaeddin Şakir,"Ermenilerin Türkiye'ye karşı takındıkları tavır ve Rus ordusuna ettikleri yardım" nedeniyle,"harici düşman kadar dahili düşmandan da korkmak lazım geldiği kanaatine" sahip idi.(71) Bölgede Ermeni çetelerin faaliyetlerine ilişkin birtakım belgeler de ele geçirmiş olan Şakir,Şubat sonlarında İstanbul'a gelmişti ve bu tehlikeden kurtulmak gerektiği konusunda İstanbul'da arkadaşlarını ikna etmeye çalışıyordu.(72)

İmhaya ilişkin esaslı kararların İstanbul'da Mart sonlarında yapılan tartışmalarda alınmış olma ihtimali oldukça kuvvetlidir.Bu tartışmalar sonucunda,"Bahaeddin Şakir Bey(in) İstanbul'da artık Teşkilat-ı Mahsusa'nın harici düşmanlara taalluk eden işlerinden sarfı nazar ederek memleketin dahili düşmanlarıyla meşgul olma(sına) karar ver(ilir)."(73) Yani Bahaeddin Şakir,artık sadece "içteki Ermenilerle" uğraşma işiyle görevlendiriliyordu.Arif Cemil,"Bu müzakereler nihayet tehcir kanununun neşri ile neticelenmişti," der ve "Dr. Bahaeddin Şakir Bey bir müddet sonra Kafkas cephesine avdet ettiği zaman yeni vaziyet tamamıyla taayyün etmiş bulunuyordu," diye aktarır.(74) Nitekim Talat Paşa'ya ait,Dahiliye Nezareti Kalemi Mahsusası'ndan 5 Nisan 1915 tarihinde Erzurum'a çekilen "Bahaeddin Şakir Bey yakında avdet edecek ve muhacirin için tahsisat gönderilecektir," şeklindeki şifreli telgraftan,konuya ilişkin kararın Mart sonu Nisan başı alınmış olduğunu çıkartmak mümkündür.(75)

Mevcut belgelere göre,Dahiliye Nezareti (sorunun kesin halli amacına yönelik) tehcir kararını,bölgelere ilk defa Nisan sonu ve Mayıs başında yollamış görülmektedir.(76) Bu konuda elimizdeki en erken tarihli belge,daha önce Konya'ya sevkedilmekte olan Zeytun ve Maraş bölgesi Ermenilerinin yönlerinin değiştirilerek,Halep,Urfa ve Zor istikametine sevkedilmeleri amacıyla Cemal Paşa'ya yollanan 24 Nisan 1915 tarihli telgraftır.(77) Bunu 26 Nisan 1915 tarihinde bazı vilayetlere çekilen telgraf takip eder.Telgrafta,"Zeytun ve Maraş,İskenderun,Dörtyol,Haçin" civarından sevkedilecek Ermenilerin,"cenub-i şarki ile Zor ve Urfa havalisine sevkleri" istenmektedir.(78) 3 Mayıs 1915'te Maraş Mutasarrıflığı'na yollanan bir başka şifreli telgrafta ise,Zeytun Ermenilerinin "kamilen ihracı" istenmektedir.(79)

Bu telgrafları takiben Talat Paşa,bu vilayetlere gönderdiği telgraflarla boşaltılan ve yerleştirilen Ermenilerin miktarı konusunda bilgi istemeye başlamıştır.Halep'e 5 Mayıs 1915'te yollanan ve oraya sevkedilen Ermenilerin nereye yerleştirilmesi gerektiği konusunda talimat veren telgraf(80) ile Adana vilayetine çekilen,"25 Nisan 1331'den (7 Mayıs 1915) beri Haçin,Dörtyol vesair mevakiden şimdiye kadar ne kadar Ermeni çıkartılmışdır ve nerelere sevkedilmişdir,"(81) sorularına cevap arayan telgraf,bu konuda örnek olarak verilebilir.

Bu telgrafları,Van'da ayaklanma olduğu haberlerinin İstanbul'a ulaşması ile birlikte,Dahiliye Nezareti'nin,Van civarındaki Ermenilerin tehcir edilmelerine ilişkin "bizzat hallolunacaktır" notuyla,Van ve Bitlis vilayetlerine 9 Mayıs 1915 tarihinde çektiği şifreli tel takip eder.Telde,tehcirin Bitlis,Erzurum'un güneyi,Muş,Sason civarına da yayılacağı söylenir ve benzeri bir telin Erzurum'a da gönderilmiş olduğu eklenir.(82)

Fakat gerek Talat Paşa'ya ait 5 Nisan 1915 tarihli şifreli telgraftan gerekse görgü tanıkları ve Alman konsolosluk raporlarından,Erzurum ve civarındaki köylerin boşaltılmasına da Nisan ayında başlandığını çıkartmak mümkündür.Birincisi,Başkatipzade Ragıp Bey,anılarında,14 Nisan 1915'te Erzurum'a geldiğini ve 26 Nisan'da Erzurum'dan ayrıldığını belirttikten sonra,"Ermenilerin tehciri münasebetiyle,civarda bulunan biçare Ermeni kız ve kadınların perişan,sefil,rezil,hali perişanları kalplerimizi dağdar etmişti," diye yazar.(83) Alman konsolosluk raporlarında,Erzurum civar köylerinin boşaltılmaları işlemine Mayıs başında başlandığı bildirilir.Bu raporlara göre "15 Mayıs'a kadar bütün köyler... boşaltılmış,"(84) bulunuyordu.

Mart-Nisan aylarında,İttihat ve Terakki Merkezi Umumisi,büyük bir ihtimalle birbirine paralel iki ayrı karar almıştır.Birisi,yukarıda örneklerini verdiğim,Dahiliye Nezareti tarafından uygulamaya konan tehcir kararıdır.Diğeri ise doğrudan imha kararıdır.Dahiliye Nezareti tehcir kararını bölgelere kendi idari kanallarıyla iletmiştir.İmha kararı ise,esas olarak katib-i mesuller tarafından bölgelere götürülmüştür.İmhalar esas olarak,Dahiliye Nezareti'ne bağlı jandarma ile partiye bağlı Teşkilat-ı Mahsusa çetelerince uygulanmıştır.

Mart-Nisan 1915'te alınan kararın ikili bir karar olduğunu bize en açık biçimde söyleyen kişi Reşid Akif Paşa'dır.Talat Paşa'nın Ekim 1918'de görevden çekilmesi üzerine Mütareke döneminin ilk hükümeti olarak kurulan Ahmed İzzed Paşa kabinesinde Şurayı Devlet başkanı olarak görev yapan Reşid Akif Paşa,Meclis'in 21 Kasım 1918 tarihli oturumunda,oldukça önemli bir konuşma yapar.Reşid Akif Paşa'nın söylediklerine göre Ermeni Soykırımı,Dahiliye Nezareti'nin gizli tehcir emrini vilayetlere tebliğ etmesi ile başlamıştır:"25-30 güne vasıl olmayan kabinedeki hizmeti ahirei acizanemde muttali (öğrenmiş) olduğum bazı serair (gizli şeyler) vardır.Bu cümleden olmak üzere tuhaf bir şeye tesadüf ettim.Bu tehcir emri sureti resmiyyede Dahiliye Nazırı mahuda tarafından verilmiş,vilayata tebliğ edilmiş.Bu emri resmiyi takiben ise çetelerin ifayı vazifei mel'uneyye şitap etmesi için Merkezi Umumi tarafından her cihete evamiri menhuse (uğursuz emir,buyruk) tamim olunmuştur.Binaenaleyh,çeteler meydan almış ve mukatelei zalime yüz göstermiştir."(85) Paşa'nın bu konuşması,bazı gazetelerce,"son derece şayanı dikkat" bir ifade olarak tanımlanır ve "ehemmiyeti mahsusası hesabıyla" aynen yayımlanır.(86)

Reşid Akif Paşa'nın verdiği bilgilerin benzeri,Vehip Paşa tarafından da verilir.Yukarıda sözünü ettiğim yazılı ifadesinde Vehip Paşa,resmi emirlerin valiler kanalıyla dağıtıldığını;imha emrinin ise Bahaeddin Şakir tarafından organize edildiğini,kendi sorguladığı sanık ifadelerine dayanarak aktarır.Bölgesinde göreve atandıktan sonra cinayetler konusunda soruşturma açan Paşa,Sivas'tan sevkolunan kafilelerin imha edilmelerinden sorumlu gördüğü jandarma zabitleri ile yardımcılarını yakalatır ve ifadelerini bizzat alır.İfadelerine başvurulanlar Vehip Paşa'ya,"bu suretle hareket etmek için ol zaman Erzincan mutasarrıflığında...bulunan Memduh Bey'den ve icra'atı mü'essifeye fi'ilen iştirak edenlerin de Doktor Bahaeddin Şakir Bey'den emir aldıklarını" söylerler.(87)

Mekanizmanın aşağı yukarı şöyle işlediğini tahmin edebiliyoruz:Resmi tehcir emri Dahiliye Nezareti kanalıyla valilere iletilmekte,valiler bu emri bölge güvenlik birimlerine,yani İçişleri'ne bağlı emniyet teşkilatına ve esas olarak jandarmaya aktarmaktadır.Kafilelerin imha edilmesi ise,Merkezi Umumi tarafından ve Bahaeddin Şakir üzerinden organize edilmektedir.Bu organizasyonda en önemli görev,partinin katib-i mesullerine düşmüş ve belli bölgelere şifreli emirleri onlar götürmüşlerdir.

Katib-i Mesullerin ve Bahaeddin Şakir'in Rolü

Katib-i mesuller,Ermenilerin tehciri ve öldürülmeleri sırasında son derece önemli bir rol oynamışlardır.2 Ağustos 1914 genel seferberliği ile birlikte,Teşkilat-ı Mahsusa birliklerinin oluşturulması ve hatta bazı çetelerin yönetilmeleri doğrudan katib-i mesuller eliyle yapılmıştır.Ana dava oturumlarında,katib-i mesullerin bu rollerini açığa çıkartan çok sayıda telgraf okunmuştur.(88) Ana davada,Bakanlar Kurulu üyeleri için hazırlanan ek iddianamede yer alan ifade ile,katib-i mesuller bir "erkanı mahsusa" halinde parti içinde faaliyet gösteriyor ve hükümet içinde de gizli bir kol oluşturuyorlardı.(89) Katib-i mesullerin oynadıkları bu önemli rol nedeniyle davaları ayrıldı ve bunlar için ayrı bir mahkeme yapıldı.İlgili davanın karar suretinde,katib-i mesullerin,"İttihat ve Terakki Cemiyeti(nin) bervechi muharrer harekatı cinayetkaranelerine fer'an zımedhal" oldukları söylendi.(90)

Katib-i mesullerin bölgelere imha emirlerini götürdüğü doğrultusunda elimizde çok sayıda bilgi mevcuttur.Örneğin,ana dava olarak tanımladığım,İttihat ve Terakki Parti yöneticileri aleyhine açılan davada,duruşma hakimi,emirlerin bölgelere parti sekreterlerince götürüldüğüne dair elde bol belge olduğunu;sekreterlerin emirlerine itaat etmeyen valilerin,onların başvuruları ile görevden alındıklarını sıkça tekrar etmiştir.Hakim ayrıca hemen hemen her sanığa:"Ankara,Kastamonu,Erzincan,Yozgat,Trabzon,Sivas vesair bu gibi yerlere murahhası mesuller gitmiş,valilere,mutasarrıflara bazı hafi talimat vermiş,bundan haberiniz var mı," biçiminde sorular sormuş(91) ve Ankara Valisi Mazhar Bey,Kastamonu Valisi Reşid Paşa ve Yozgat Mutasarrıfı Cemal Bey'in katib-i mesullerin başvurusu ile görevden alındıklarını duruşmalar boyunca tekrarlamıştır.(92)

Nitekim,görevden alınan,adı geçen vali ve mutasarrıflar da,gerek Tedkik-i Seyyiat Komisyonu'nda gerekse duruşmalarda ifadelerini bu doğrultuda vermişlerdir.Örneğin,Mazhar Bey,görevden alınmasını şöyle anlatır:"Ermenilerin tehciri hakkında İstanbul'dan Dahiliye Nazırı'ndan aldığım emirleri anlamazlığa vurdum,biliyorsunuz ki diğer bazı vilayetler tehcir işleri ikmal ettikleri halde ben başlamamıştım.Atıf Bey geldi...Ermenilerin...katl ve imha edilmeleri hakkındaki şifayi emrini tebliğ etti.Ben de,'hayır Atıf Bey,ben valiyim,eşkiya değilim,ben yapamam,bu sandalyeden kalkarım sen gelir yaparsın' dedim."(93) Kastamonu Valisi Reşid'in de hikayesi aynıdır.Katib-i mesuller davasında,karar suretinde,Vali Reşid'in,"ben elimi kana boyamam," dediği için,katib-i mesul Hasan Fehmi'nin girişimiyle görevden alındığı belirtilir.(94)

Yozgat Mutasarrıfı Cemal,12 Aralık 1918'de Tedkik-i Seyyiat Komisyonu'na verdiği yazılı ifadesinde benzeri bilgiler verir.İfadesinde,katib-i mesul Necati Bey'in,kendisine Ermenilerin imha edilmesi için resmi bir yazı gösterdiğini,bu mektubu istediğinde ise vermediğimi söyleyen Cemal "Sizin bir sıfatı resmiyeniz olmadığı için,bu babda bir güna istişarı ve muamelede bulunamam," diyerek emri uygulamayı reddettiğini söyler.Aradan birkaç gün geçtikten sonra Cemal'e işten el çektirilecektir.(95) Cemal,Yozgat davasının 5 Mart 1919 tarihli onbirinci oturumunda Necati'nin kendisine,bu emrin,İttihat ve Terakki Merkez Komitesi'nin isteği olduğunu söylediğini aktarmıştır.(96)

Görevlerinden el çektirilenlerin yanı sıra verilen emri yerine getirmeyen ve direnen kaymakamlardan öldürülenler de olur.Lice Kaymakamı,Ermenilerin katledilmesi emrini yerine getirmez.Emrin yazılı verilmesini ister.Bunun üzerine görevinden alınan kaymakam Diyarbakır'a çağrılır ve yolda öldürülür.(97) Lice Kaymakamı Hüseyin Nesimi'nin oğlu,Abidin Nesimi anılarında,devlet memurlarının ortadan kaldırılmasının Diyarbakır Valisi Dr. Reşid'in emriyle olduğunu aktarmakta ve başka isimler de vermektedir."Basra Valisi Ferid,Müntefak Mutasarrıfı Bedi Nuri...Beşiri Kaymakam Vekili Sabid,gazeteci İsmail Mestan," öldürülenler arasındadır.Öldürülme nedeni açıktır:Ermenilerin imhasına "muhalefet edecek idari kadronun tasfiyesi kaçınılmazdı.Bu itibarla...adı geçen kişilerin tasfiyesi zorunlu görülmüştü."(98) Midyat Kaymakamı da "...kazasındaki Hristiyanların katledilmeleri emrine direndiği için...Diyarbakır Valisi'nin emriyle" öldürülenler arasındadır.(99) Yine Trabzon davasının 11 Mayıs 1919 tarihli oturumunda Adliye Müfettişi Kenan Bey,kendisinin soruşturma amacıyla Samsun'a gittiğini ve burada iken "tehcirin vukuunu gördüğünü...Bafra Kaymakamı'nın katledildiğini" aktarır.(100)

Katib-i mesullerin yanı sıra Bahaeddin Şakir'in kendisi de,"Doğu illerini dolaşarak valiler ve mutasarrıflarla ve daha başka kimselerle görüşmüş" ve onları İttihat ve Terakki Merkezi Umumisi kararından haberdar etmiştir.(101) Ana dava duruşmalarında,hakim,Bahaeddin Şakir'in Teşkilat-ı Mahsusa birliklerinin umumuna kumandan olarak atanmış olduğunu söyler.(102) Ayrıca,"Gerek Nail Bey,gerekse Bahaeddin Şakir Bey bu vilayet (Trabzon) merkezlerinde bazı livaları dolaşarak hafi (gizli) emirler vermiş," diyerek sanıklara bunu bilip bilmediklerini sorar.(103) Erzurum Valisi Tahsin,Ma'muretü'l-aziz davasının 2 Ağustos tarihli oturumunda,Bahaeddin Şakir'in denetimi ve kontrolündeki Teşkilat-ı Mahsusa birliklerinin,Ermenilerin imha işinden sorumlu olduğunu söyler:"Ermenilerin tehciri sırasında Erzurum'da bulunuyordum...Taktile uğrayan kafileler Teşkilat-ı Mahsusa namıyla toplananlar tarafından ika' olunuyordu.Teşkilat-ı Mahsusa iki kısımdı.Ben Erzurum'dan geldiğim vakit Teşkilat-ı Mahsusa mühimce bir kuvvet idi.Ve bunlar harbe iştirak ediyorlardı.Ordunun da ma'lumatı vardı.Sonra diğer bir Teşkilat-ı Mahsusa vardı ki o da Bahaeddin Şakir Bey'in imzasından ibaretti.Yani Teşkilat-ı Mahsusa Reisi diye öteye beriye telgraf çekerdi...Bahaeddin Şakir Bey'de bir şifre vardı.Bab-ı Ali ve Harbiye Nezareti ile muhabere ederdi.Tehcir zamanlarında da ordu ile muhabere ederdi." "Bahaeddin Şakir Bey'in hem Bab-ı Ali ve hem de Harbiye Nezareti ile görüşmek için iki şifreye malik olduğu" yolunda ifade verir.(104)

Bahaeddin Şakir'in bölgedeki tüm eylemlerin yönetiminden sorumlu olduğu,ona ait olan ve duruşmalar boyunca okunan çeşitli telgraf örneklerinden anlaşılmaktadır.Örneğin Ma'muretü'l-aziz davası karar suretinde,Şakir,Antalya Mutasarrıfı Sabıkı Sabur Sami Bey'e yolladığı bir telgrafta Sami Bey'den,"Erzurum,Van,Bitlis,Diyarbakır,Sivas,Trabzon havalisinde tek bir Ermeni kalmamak üzere Musul ve Zor taraflarına sevk eylediklerinden Antalya'da ne yapılmakda olduğunu"(105) sormaktadır.Yukarıda aktardığım,ana dava iddianamesinde Şakir'e ait "Nef'i ve tagrip olunduğunu bildirdiğiniz eşhası müzirre imha ediliyor mu?Yoksa yalnızca i'zam ve sevk mi olunuyor vazihen bildiriniz kardeşim"(106) yollu telgraf da,bu konuda verilebilecek başka bir örnektir.

Merkezi Umumi'nin aldığı imha emrinin bölgelere özel kuryeler eliyle gönderildiğine dair elimizde başka bilgiler de vardır.Ahmed Esad,Dahiliye Nezareti'ne bağlı,Emniyeti Umumiye İkinci Şube müdürüdür.Mütareke sonrası,Ermeni katliamına ilişkin kararların alındığı toplantılardan birisine ait olduğunu iddia ettiği tutanakları,İngilizlere para karşılığı satmaya çalışır.Ahmed Esad İngilizlere dört adet doküman verir.Bunlardan ikisi kendi el yazmasıdır.Esad'ın aktardığı bilgilere göre,mesajlar,eyalet valilerine okumak ve orijinalleri geri getirerek imha etmekle görevlendirilen kuryelerce yollanmıştır.(107)

İmha Emri Bazı Durumlarda Telgrafla Bildirilmiştir

İmha emrinin telgrafla yollanmak zorunda olunduğu durumlar da sözkonusu olmuştur.Örneğin Bayburt davası karar suretinde,imha kararının Merkezi Umumice alınıp bölgelere özel kuryelerle gönderilmiş olduğu tekrar edilir ve bu davadan idam cezasına çarptırılan ve idam edilen Nusred'in ifadesine yer verilir.Nusred ifadesinde,tek bir Ermeni'nin hayatta bırakılmaması ve bu emre uymayanların da idam edileceği yolunda gizli bir emri İstanbul'dan aldığını söyler.(108)

Elimizde yollanan telgraf emirlerinin okunduktan sonra derhal imha edilmesinin istendiğine dair bazı bilgiler de var.Yukarıda belirttiğim iki kaynağa burada yeniden değinmek isterim:Ana dava iddianamesinde,Der Zor Mutasarrıfı Ali Suad'a,okuduktan sonra telgrafı yok etmesi talimatı verildiği aktarılır.(109) Yozgat davasının 10 Şubat 1919 tarihli üçüncü oturumunda hakim,Boğazlıyan Kaymakamı Kemal'in,Tedkik-i Seyyiat Komisyonu önünde verdiği ifadeyi okur.Burada Kemal,kendisine okuduktan sonra imha etmesi gereken telgrafların yollandığını söylemektedir.(110) 24 Mart 1919 tarihli oturumda da aynı bilgi tekrar edilmiş,savcı,Kemal'in ilgili ifadesini "...üç-dört saat düşündü(kten)" sonra yazdığı bilgisini vermiştir.(111)

Son olarak eklemek gerekir ki,katib-i mesuller,sadece çete kurmak,imha emrini bölgelere götürmek işiyle iktifa etmemişler,halkı Ermenilere karşı kışkırtarak gösteri yapmak,Ermeni mallarını yağmalamak ve kişisel olarak zenginleşmek gibi eylemlerde de bulunmuşlardı.Katib-i mesuller ilgili davanın oturumlarında sanık olarak bu yönde de sorgulanmışlardır.Aynı davanın karar suretinde,katib-i mesullerin,bazı illerde (Doktor Mithad'ın Bolu'da düzenlettirdiği miting örneğinde olduğu gibi) halkı gösteriye tahrik ettiklerinin,Ermenilerin evlerine el koyduklarının,mallarını zimmetlerine geçirdiklerinin,yağmayı organize ettiklerinin birçok örnekten anlaşıldığı dile getirilmiştir.(112)

Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi Belgelerinde Tehcir ve Katliam İlişkisi

Yapılan tüm temizliklere rağmen,Başbakanlık Arşivi,Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi belgeleri,sürgünün imha amacına yönelik gündeme getirilmiş olduğunu göstermektedir.Bu belgeler arasında,Talat Paşa imzasıyla,29 Haziran (12 Temmuz) 1915 tarihinde Diyarbakır'a çkilen şifreli tel,en çok bilinendir.Telgrafta,Talat,vilayet dahilinde Ermenilerle diğer Hristiyanların katledildiklerine ilişkin haberlerin kendisine gelmiş olduğunu,öldürülenlerin sayısının 2000 kişi civarında tahmin olunduğunu duyduğunu aktarır ve şunları ekler:"Ermeniler hakkında ittihaz edilen tedabir-i inzibatiye ve siyasiyenin diğer Hristiyanlara teşmili kat'iyyen gayr-i ca'iz olduğundan efkar-ı umumiye üzerinde pek fena te'sir bırakacak ve bi'l-hassa ale'l-itlak Hristiyanların hayatını tehdid edecek bu kabil vekayi'a derhal hitam verilmesi ve hakikat-ı halin işarı."(113) Belgenin dili son derece açıktır.İçlerinde devlet görevlilerinin de olduğu insanlar,valilik eliyle öldürülmektedirler.Fakat Talat için önemli olan bu değildir;sadece Ermeniler için kararlaştırılmış olan siyasetin,diğer Hristiyanlara uygulanmasından şikayet etmektedir.Bu nedenle Ermeniler için uygulanan katl eylemlerinin,diğer Hristiyanları da kapsayacak şekilde yapılmasına bir son verilmesini istemektedir.(114)

Başbakanlık Arşivi'nde benzer başka belgeler de vardır.12 Ocak 1916 tarihinde Emniyet Umum Müdürlüğü'nden,"sevk tayin olunan malumal esami Ermenilerin berhayat olup olmadıklarının vel yevm nerede bulunduklarının inbası"na [bildirilmesine] dair Ankara vilayetine çekilen telgraf,(115) İstanbul yöneticilerinin ana kaygılarının ne olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.Bilmek istedikleri,sadece sözü geçen Ermenilerin hayatta olup olmadıkları ve eğer hayatta iseler nerede olduklarıdır.

Buna benzer şifreli bir telgraf da,Erzurum,Ma'muretü'l-aziz,Diyarbakır ve Bitlis vilayetlerine çekilmiştir.Çekilen telde,"Dersim ve civarında Ermenilerden sonra Kürtlerin de imha edileceği yolunda şayialar çıktığından bahisle bu gibi rivayetlerin önlenmesi hususunda gerekli tedbirlerin alınması" istenmektedir.(116)

Fakat Başbakanlık Arşivi,Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi belgelerinin önemi,doğrudan imhaya yönelik birincil belgeleri içerip içermemesinde yatmaz.Buradaki belgeler,Ermenileri imhaya yönelik kastı,dolaylı olarak kanıtlamaları açısından önemlidir.(117)

Bilindiği gibi,1948 Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi'nde,"bir milli,etnik,ırki veya dini grubu,grup niteliğiyle,kısmen veya tümüyle yok etmek kastıyla," yapılan fiiller arasında "grubun bütünüyle veya kısmen,fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirmek (c)" ve "gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek (d)" eylemlerini de sayar.Osmanlı Arşivi,tehcirin amaçları arasında bu eylemlerin de kasıtlı olarak yer aldığını gösteren belgelerle doludur.Bu belgelerde,kız ve erkek çocukların ailelerinden alınmaları,Ermenilerin bulunmadığı Müslüman köylerine dağıtılmaları ve Müslümanlarla evlendirilmeleri veya yetimhanelere konulmaları ve özellikle Müslüman adetlerine göre yetiştirilmeleri istenmektedir.Örneğin,Dahiliye Nezareti Aşayir Muhacirin Müdüriyeti'nce,çeşitli illere 30 Nisan 1916 tarihinde çekilen bir telde,"kimsesiz ve himayesiz kalan ailelerin ecnebi ve Ermeni bulunmayan köy ve kasabalara dağıtılması" bildirildikten sonra,"genç ve dul kadınların tezvicleri [evlendirilmeleri],oniki yaşına kadar olan çocukların öksüz yurdlarına tevzi'i,Darü'l-eytamların mevcudu kifayet etmediği takdirde sahibü'l-hal Müslümanlar nezdine verilerek adab-ı mahalliye ile terbiye ve yetişmeleri" istenmektedir.(118)

Doğrudan Talat Paşa tarafından 17 Kanunievvel 1331 (30 Aralık 1915) tarihinde Niğde mutasarrıflıklarına yollanan bir başka telgrafta emir son derece açıktır.Telgrafta,"...çocukların erbab-ı İslamiye üzere terbiye edilmek şartıyla Ermeni ve ecnebi bulunmayan Müslüman köylerine ve Darü'l-eytamlara i'tası,genç kadın ve kızların da Müslümanlara tezvici muktezidir [gereklidir]," denmektedir.(119) Yani,belgede grubun Ermeni olarak varlığını sürdürmesinin ortadan kaldırılması bir "gereklilik" olarak tanımlanmaktadır.Yine benzeri bir başka telgraftan,sadece erkeklerin nakledilerek ailelerin parçalanmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır.Telgrafta,erkekleri nakledilmiş ailelerin,"Ermeni ve ecnebi olmayan köy ve kasabalara dağıtılıp ayrı ayrı iskanları" istenmektedir.(120) Bu belgeler,İttihat ve Terakki yöneticilerinin Ermeni topluluğunun yaşam koşullarını ortadan kaldırmayı amaçladığını gösterir.

Ermenilerin El Konulan Malları Meselesi

Tehcir ile birlikte Ermenilerin geride bıraktıkları mal ve gayrimenkuller ne oldu?Bu sorunun cevabı İttihat ve Terakki'nin,Ermenilere yönelik politikasının ne olduğunu açığa çıkartması bakımından çok önemlidir.İddiam odur ki,Ermeni mallarına el konuş ve bunların kullanılış tarzı,İttihat ve Terakki'nin amacının,Ermenilerin yaşam koşullarını tümüyle ortadan kaldırmak olduğunu göstermektedir.

Bilindiği gibi,Ermenilerin geride bıraktıkları mal ve mülklerin kullanım ve satışlarını ve zorla yollandıkları yeni yerlerde kendilerine yapılacak yardımlar konusunu düzenlemek amacıyla çıkartılmış kanun ve kararnameler,Ermenilere yönelik tehcir eyleminde hiçbir biçimde imha kastı güdülmediğinin en önemli kanıtlarından birisi olarak gösterilir.İddia edilir ki,kontrol edilemeyen bazı suistimal ve yağma sözkonusu olsa da,Ermeni mal ve mülkleri devletçe koruma altına alınmış ve bu mallarının karşılığı Ermenilere gittikleri yerlerde yardım biçiminde iade edilmiştir.Gerçekten de,bu konuda geçici kanun veya kararname biçiminde yapılmış çok sayıda düzenleme vardır.(121)

Bu doğrultuda ilk düzenleme Bakanlar Kurulu kararı olarak 30 Mayıs 1915 tarihinde yapılmıştır.Buna göre,Ermenilere gittikleri yerlerde "emlak ve arazi tevzii" edilecek ve geride bıraktıkları "emval u eşyalarının veyahut kıymetlerinin kendilerine suver-i münasib ile iadesi" sağlanacaktır.Bu amaca uygun olarak "emval-i metrukenin te'mini muhafaza ve idaresi ve muamelat-ı umumiye-i iskaniyenin tesri ve tanzimi ve tedkik ve teftişi"ni sağlamak için Dahiliye ve Maliye bakanlıklarından ilgili bölgelerde görev yapmak üzere komisyonlar teşkiline gidilecektir.Dahiliye Nezareti İskan-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti tarafından yayımlanan bu talimatname,iskan ve iaşe işlerinin nasıl yapılacağını 15 ayrı madde olarak düzenlemektedir.(122) Talimatname uygulamaya geçirilmek amacıyla,31 Mayıs 1915 tarihinde Dahiliye,Harbiye ve Maliye bakanlıklarına ayrı bir yazı olarak yollanmıştır.(123)

Konuya ilişkin ikinci ayrıntılı düzenleme,10 Haziran 1915 tarihinde yapılır.Uzun bir başlığı olan talimatname 34 ayrı maddeden oluşmaktadır.(124) Uygulamalar sırasında gözlenen bazı aksaklıklar ve yerel yöneticilerin sık sık ne yapacakları konusunda sorular sormaları nedeniyle bölgelere sürekli telgraflar çekilecek ve bazı yeni talimatlar yollanacaktır.(125) Yerel düzeyde yaşanan,yağma,zimmete mal geçirme gibi sıkıntıların yanında önemli başka bir sorun da,sözkonusu talimatnamelerde,başta Almanya olmak üzere yabancı şirketlerin Ermenilerden alacaklarını nasıl tahsil edecekleri hususunun düzenlenmemiş olmasıdır.Tehcirin başından beri bu konuda girişimlerde bulunan ve 8 Ağustos 1915'te "kayıpları nedeniyle Osmanlı yönetimini sorumlu tutacağını" söyleyen Almanya,bu girişimlerden bir sonuç alamayınca,16 Eylül 1915'te resmi bir muhtıra ile durumu protesto eder.(126) Nihayet 26 Eylül 1915 tarihinde Meclis'in açılmasından iki gün önce Bakanlar Kurulu,Ermeni mallarının kullanımını düzenleyen geçici bir kanun çıkartır.Daha sonra Meclis'te özellikle,Ahmed Rıza Bey tarafından çok sert eleştirilere konu olacak bu geçici kanun,30 Mayıs Kararnamesi'ni değiştiriyor ve Ermenilerin "tüm mal ve mülklerini tasfiye etmeyi" amaçlıyordu.(127) Bu kanunun icrası ile ilgili olarak yeni bir düzenleme daha yapılacak ve 8 Kasım 1915 Kararnamesi yayımlanacaktır.(128) Tüm bu düzenlemelerin en önemli tarafı belki de,emval-i metruke komisyonlarına resmi bir hüviyet kazandırmış olmasıydı.

Ermenilere yönelik imha kastının olmadığını ispat amacıyla da kullanılan bu ayrıntılı düzenlemelerin önemi,belirlenen politikaların hayata geçirildiğini gösteren en küçük bir belgeden bile yoksun olmalarıdır.Osmanlı arşivlerinde,Ermenilerin geride bıraktıkları malların satılması ile elde edilen gelirlerin,gittikleri yerlerde kendilerine iade edildiğine dair tek bir belge bulunmamaktadır.Bu nedenle,Yusuf Halaçoğlu,Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918) kitabında,"Satılan malların bedelleri Emval-i Metruke komisyonları tarafından sahiplerine gönderilmiştir," derken doğru söylememekte,eldeki belgeleri çarpıtmaktadır.(129)

Halaçoğlu,iddiasına kaynak olarak gösterdiği Şifre Kalemi telgraflarının hiçbirisinin içeriğini yazmamıştır.Çünkü aşağıda aynı telgrafları kullanarak göstereceğim gibi,bu telgraflar,Ermenilerin geride bıraktıkları malların satışından elde edilen gelirlerin,gittikleri yerlerde kendilerine iade edilmesi ile ilgili değildir.Telgraflar,satıştan elde edilen gelirlerin,hükümetin,Ermenilerin tehcir edilmesi sırasındaki kendi masraflarının karşılanmasına ilişkindir.

Yine bunun gibi,sözkonusu kanun ve kararnamelerde,Ermenilere gittikleri yerlerde,arazi,ev,tohumluk gibi söz verilen malzeme ve araç-gereçlerin sağlandığına ilişkin bugüne kadar en küçük bir kayıt dahi mevcut değildir.Normal koşullarda,arşivlerin,Ermenilerin mallarının satışı ve elde edilen gelirlerin onlara aktarılması ve yeni yerleşim yerlerinde kendilerine tanınan imkanlar ve zorluklar konusunda yüzlerce belgeyle dolu olması gerekir.Yeni yerleşim bölgelerine yerleştirilen Ermenilerin kaç tanesi,hangi yerleşim bölgesine nasıl yerleştirilmiştir?Bu konuda tek bir yazışma örneği yoktur.Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi,Ermenilerin çıkartıldıkları illere çekilmiş,"kaç kişi yolladınız,şimdi ne kadar Ermeni kaldı?" yollu,onlarca,yüzlerce belgeye sahipken;benzeri tek bir sorunun yerleşim meselesinde sorulmamış olmasının tesadüf olmaması gerekir.

Öte yandan Osmanlı Arşivi,geride kalan Ermeni mallarının,kimlere verildiği,nasıl satıldığı ve satıştan elde edilen gelirlerin nasıl kullanıldığı konusunda çok sayıda belgeye sahiptir.Bu belgelerin gösterdiği gerçek şudur ki,Osmanlı yöneticileri,Ermenilerden kalan mal ve mülklerin nasıl kullanılması gerektiği konusunda son derece sistemli ve düzenli bir politika izlemiştir.Bu düzen ve sistemin içinde olmayan tek politika,sürülen Ermenilere geride bıraktıkları mallarının karşılığını aktarmak ve gittikleri yerlerde yerleşim sorunlarıyla uğraşarak,ihtiyaçlarını karşılamak doğrultusunda girişimlerde bulunmaktır.

Belgelerin bize gösterdiği,Osmanlı yöneticilerinin,Ermeni mal ve mülklerini beş ana amaç doğrultusunda değerlendirdikleridir.

Birinci Amaç:Müslüman Burjuva Yetiştirmek

Ermenilerden kalan mallar yöredeki Müslümanlar arasında,Müslüman bir burjuva sınıf yaratmak amacıyla,bazen ücret dahi talep edilmeden,peşin veya düşük taksitlerle çok ucuz fiyatlar karşılığında,Müslüman kişi veya şirketlere dağıtılmıştır.Dahiliye Nezareti'nden bölgelere bu amaçla yollanan şifreli telgraflara bazı örnekler vermek gerekirse:

1-Ermenilerin kable's-sevk işarı valaları vecihle emval-i menkullerini Müslim ahaliye bedel-i malum mukabilinde bey'u ferağ eylemeleri şayan-ı kabul olabilir,şeklinde İAMM'den Adana (Dörtyol) EUM'den Diyarbakır Vilayetine çekilen cevabi telgraf.(130)

2-İslam müesseselerinin çoğalması için kurulacak şirketlere Ermenilerden kalan menkul malların devri,esnaf ve çiftçinin alabileceği hisse senetleri çıkarılması ve bu hususda gereken diğer tedbirlerin alınarak Müslimler arasındaki ticaret hayatının inkişafının sağlanmasına dair İAMM'den Erzurum,Adna,Edirne vesair vilayetlerle Urfa,İzmit,Kayseri,Maraş ve sair mutasarrıflıklar ve Tekfurdağı,Adana,Halep,Gemlik ve sair Tasfiye Komisyonu riyasetlerine çekilen telgraf.(131)

3-Sanat ve ticaret müesseselerinin Müslümanlara geçmesi için,emval-i metrukeden olan dükkan ve mağaza muhteviyatının namuslu ve genç insanlara taksitle satılmasına dair İAMM'den Trabzon Tasfiye Komisyonu Riyasetine çekilen telgraf.

4-Ermenilerden kalan sanat ve ticaret müesseselerinin Müslümanlara intikalinin kimlere ve hangi usül muvacehesinde yapılacağına dair İAMM'den Tasfiye Komisyonu Riyaseti'ne çekilen telgraf.(133)

5-Ermenilerden kalan fabrika,mağaza ve imalathane gibi müesseselerin muattal bırakılmaması için ucuz fiyatlarla Müslüman şirketlere kiraya verilmesine dair Edirne,Adana,Ankara ve sair vilayetlerle Kayseri,Canik ve sair mutasarrıflıklara,Adana,Halep,İzmit ve sair Tasfiye Komisyonları riyasetlerine çekilen zeyl telgraf.(134)

İkinci Amaç:Yeni Gelen Muhacirlerin İhtiyaçları

Ermenilerden geriye kalan mallar,Ermenilerin terkettikleri yerlere yerleştirilen Müslümanlara dağıtılmıştır.Zaten,gerek 30 Mayıs gerek 15 Haziran düzenlemelerinde bunun yapılacağı açıkça ilan edilmiş bulunuyordu.Buna ilişkin bazı bölgelere yollanan bazı belgelere örnek vermek gerekirse:

1-Boş evlerin tercihen gelmekte olan mültecilere tahsis edilmesine dair İAMM'den Ankara,Adana,Halep,Hüdavendigar,Diyarbakır ve sair vilayetlerle İzmit,Urfa,Canik ve sair mutasarrıflıklara çekilen zeyl telgraf.(135)

2-Vilayetteki mültecilerin giyim ihtiyaçlarının emval-i metruke depo ve mağazalarından karşılanmasına dair İAMM'den Trabzon Tasfiye Komisyonu Riyasetine çekilen telgraf.(136)

3-Harp bölgesinden iltica edenlerden aciz ve kimsesiz olanların emval-i metrukeden olan evlere yerleştirilerek eşya ve erzaklarının tedarikiyle ücretli olarak çeşitli işlerde istihdamlarına dair AMM'den Ankara,Adana,Halep ve sair vilayetlerle İzmit,Eskişehir,Urfa ve sair mutasarrıflıklara çekilen telgraf.(137)

Üçüncü Amaç:Askeri İhtiyaçların Karşılanması

Ermenilerden kalan malların en önemli kullanım alanlarından birisi,savaş ihtiyaçlarını karşılamaktır.Bu ya belli binaların askeri ihtiyaçlar için kullanılması ya da tarla,bağ ve bahçelerin ürünlerinin satılarak gelirlerinin orduya verilmesi biçiminde olmuştur.Konuya ilişkin bölgelere yollanan telgraflara bazı örnekler vermek gerekirse:

1-Ermeniler tarafından tahliye edilmiş mahallerdeki metruk mezruatın biçilerek harman edilmesi ve mahsulatın cihet-i askeriyeye tevdii hakkında,İAMM'den Urfa Mutasarrıflığı'na cevabi telgraf.(138)

2-Ermenilerden kalan eşya,emtia ve sairenin ordu için kullanılmak üzere fiyat,cins ve mikdarlarının bildirilmesine dair Harbiye Nezareti Tahrirat Dairesi'nden Kütahya Mutasarrıflığı'na çekilen telgraf.(139)

3-Metruk bağların üzümlerine kıymet takdiriyle mazbata mukabili cihet-i askeriyeye teslimine dair AMMU'dan Kala-i Sultaniyiye Mutasarrıflığı'na çekilen cevabi telgraf.(140)

4-Rum emval-i metrukesi arasında bulunan üzüm ve incirlerin cihet-i askeriyeye itasına dair AMMU'dan Aydın,Hüdavendigar vilayetleriyle Karasi Mutasarrıflığı'na ve Bursa ve Karasi Tasfiye Komisyonları riyasetlerine çekilen telgraf.(141)

5-Rumlardan metruk emvalin talimatname mucibince muhacirlere ve cihet-i askeriyeye tevdi edileceği ve yalnızca hayvanatın yerli ahaliye satılabileceğine dair AMMU'dan Menteşe Mutasarrıflığı'na çekilen cevabi telgraf.(142)

Dördüncü Amaç:Ermenilerin Tehcir Masrafları

Eldeki belgeler,Ermenilerin geride bıraktıkları malların satışından elde edilen gelirlerin,hükümetin Ermenilerin sevkiyatı nedeniyle yaptığı giderleri karşılamak amacıyla da kullanıldığını göstermektedir.Yukarıda değindiğim gibi Yusuf Halaçoğlu,burada verdiğim belgeleri kaynak olarak kullanarak,malların satışından elde edilen gelirlerin sahiplerine iade edildiğini iddia etmiştir.Oysa belgelerin açıkça gösterdiği gibi,satış gelirleri,hükümetin "sevk ve iaşe masrafları"nı karşılamak için kullanılmıştır.

1-Emval-i metrukeden satılan hayvanat bedelinden bir kısmının Ermenilerin sevk ve iaşe masrafları için sarfına dair İAMM'den Halep Emval-i Metruke İdare Komisyonu Riyasetine çekilen telgraf.(143)

2-Halep'te bulunan emval-i metruke hasılatı ile Eskişehir'den gönderilecek meblağın Ermenilerin iaşe ve sevk masrafları için kullanılmasına dair İAMM'den Halep'te Muhacirin Müdürü Şükrü Bey'e çekilen telgraf.(144)

3-Emval-i metruke hasılatından gönderilen meblağın Ermenilerin iaşe ve sevkleri için harcanılmak üzere mal sandığına tevdiine dair İAMM'den Halep vali vekaletine telgraf.(145)

Bazı belgelerde,Ermenilere yönelik harcamaların masraflarının karşılanamayacağı,bu nedenle masrafların Ermenilerce karşılanması gerektiği açık ve hükümetin yaptığı harcamaların karşılanacağı ise özel olarak belirtilmiştir.

1-"Zeytunlu'dan sevkolunan Ermenilerin taraf-ı hükümetten ayrıca iaşesi mümkün ve muvafık olmadığından esbab-ı maişetlerini bizzat temin ve tedarik etmeleri lazımdır.Şimdiye kadar iaşeleri içun sarfolunan mebaligle iskan için kaç guruşa ihtiyaç var ise havalesi irsal olunmak üzere işarı."(146)

Beşinci Amaç:Hükümetin Değişik İhtiyaçları İçin Kullanım

Bazı durumlarda,Ermeni binaları,ya hapishane ya da hükümetin çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kullanılmıştır.Hapishane olarak kullanım konusunda bir örnek vermek gerekirse:

Ermenilerden metruk binalardan hapishane olabilecek genişlikde olanların ne gibi tadilata muhtaç olduğu bildirilmesine dair Mebain-i Emiriye ve Hapishaneler İdaresi'nden Edirne,Adana,Ankara,İçel,Niğde ve sair vilayet ve mutasarrıflıklara çekilen telgraf.(147)

Tüm bu belgelerin gösterdiği şudur ki,İttihat ve Terakki hükümeti Ermeni mallarını,yağmadan kurtarabildiği kadarıyla,belli amaçlar doğrultusunda son derece sistemli olarak kullanmaya çalışmıştır.Hükümetin çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılan bu mallar ve gelirlerinden,onların asıl sahiplerine,Ermenilere verilecek bir şey kalmamıştır.

Tehcir Nedeniyle Yapılan Soruşturmalar Meselesi

1915 olayları üzerine yapılan tartışmalarda,tehcirin imha amacına yönelik olmadığını ispat amacıyla kullanılan en önemli argümanların başında,savaş yıllarında konuya ilişkin yapılan soruşturmalar gösterilmektedir.Bu iddiaya göre,tehcir sırasında gerçi bazı yerel yöneticilerin ve memurların suistimalleri görülmüştür ama,bu konuda "özel soruşturma kurulu oluşturul(arak)... suçlu bulunanlar örfi idare mahkemelerine sevkedilmiştir."(148) Sonuçta,haklarında soruşturma açılan toplam 1397 kişinin büyük bir kısmı,idam da dahil olmak üzere,çeşitli cezalara çarptırılmıştır.(149)

Elimizdeki Osmanlı belgeleri,araştırmacıların hizmetine sunuldukları kadarıyla,bu iddianın hayal mahsulü olduğunu göstermektedir.Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi'nde,tehcir edilen Ermenilere karşı özellikle sürgün sırasında yollarda suç işledikleri için haklarında soruşturma açılan veya açılması istenen bir kişiye bile ait herhangi bir belge bulunmamaktadır veya sistematik bir soruşturma sözkonusu değildir.

Aynı belgeler,hükümetin,Ermenilere göstermediği hassasiyeti,onların geride bıraktıkları mallara karşı gösterdiğini ortaya koymaktadır.Bu malları ve gelirlerini son derece sistemli bir biçimde kullanmak isteyen hükümet,malların bireylerce yağmasının elinden geldiğince önünü almaya çalışmıştır.Belgelerin sunduğu bu tablo,yukarıda Vehip Paşa ve Milletvekili Mehmed Emin Bey tarafından dile getirilen gerçekliğin tasdik edilmesi olarak da okunabilir.İmha eylemi,hükümet üyelerinin onay ve desteği ile gerçekleşmiştir ve imhada suçu görülen,cinayetlere karışan memurlar hakkında soruşturma yapıldığına dair yazışma bulunmamaktadır.Açılan davalar,malların yağma edilmesine ve malların kontrolündeki suistimallere yöneliktir.Görülen odur ki,hükümet tüm ganimete kendisi el koymak istemiş,bu nedenle aykırı davranışta bulunan bireyler hakkında soruşturma açarak işin önünü almaya çalışmıştır.

Nitekim,merkezden yollanan telgraflarla suistimal ve yağmaların önünü alamayacağını anlayan hükümet,değişik bölgelere soruşturma komisyonları yollamıştır.Bu komisyonların yollanmış olduğu gerçeği,Ermenilere yönelik amacın öldürme ve imha kastı içermediğinin önemli bir kanıtı olarak kullanılmaktadır.İddiaya göre,hükümet olayların üstüne elindeki imkanlar dahilinde gitmeye çalışmıştır.Oysa bu komisyonlardan birinde görevli olarak çalışan bir yetkilinin 1918 Aralık ayında yaptığı açıklamaya göre,komisyonlar,yabancı devletlerin baskısı ile kurulmuştu;görev ve yetkileri sadece suistimal ve yağma işlerini soruşturmakla sınırlı idi.Ayrıca bu konuda bile,yüksek rütbeli memurlar hakkında soruşturma yapma ve onları Divan-ı Harbe verme yetkisine sahip değildi.Üstelik komisyonlar,gitmeleri gereken birçok bölgeye gitmemişlerdi bile.Bu bilgileri aktaran komisyon yetkilisinin ifadesiyle,"Maalesef o zaman bu raporlar nazar-ı dikkate alınmamıştır.Komisyonlar,sırf tahkikat-ı ibtida'iyye me'murları sıfatıyla gönderilmiş olup,salahiyyetleri olmadığından müttehimin miyanından ancak küçük me'murları beray-ı muhakeme Divan-ı Harbler'e tevdi' edebilmişlerdir.Diğerlerine gelince,verilen raporların hemen hiçbir te'siri olmadı,denilebilir."(150)

Bu komisyon faaliyetlerinden herhangi bir sonuç alınmadığı bilgisi Said Halim Paşa tarafından da verilir.Beşinci Şube olarak bilinen,1918 Kasım ayında kurulan,Parlamento Soruşturma Komisyonu'na verdiği ifadede,Paşa "Ermeni kıtalini müteakib tahkik komisyonları tertib edildi.Bunlar vazifelerini ifa ederek avdet ettiler.Lakin Dahiliye Nezareti neticei tahkikatı bildirmek istemedi.Her türlü ısrar ve ibramlarıma rağmen hakikati ketmeylemekde taannüd etti.Artık Talat Paşa Dahiliye Nezareti'nde bulunduğu müddetçe tahkikatdan bir semere hasıl olmayacağı taayyün etti,"(151) demiştir.Dolayısıyla,daha çok yabancı devletlerin baskısı ile kurulan ve onların baskısını hafifletmeyi hedefleyen bu komisyonların görevi sadece suistimal ve yolsuzluklarla sınırlı olmasına rağmen,başarılı olamamışlardır.

Dahiliye Nezareti şifre kayıtlarının bize gösterdiği bir başka gerçek de,Ermenilere yardımcı oldukları için,onların rüşvetle de olsa,sürgünden kurtulmalarını sağladıkları için bazı devlet memurları hakkında soruşturma açıldığıdır.Hükümetin,Ermenilere yani insanlara değil,onların mallarına karşı titiz davrandığına dair şu belgeleri örnek olarak verebiliriz.

1-Malatya ve Akçadağ memurları ile jandarmalarının beş milyon liralık emval-i metrukeyi yağma ettikleri haberinin tahkikine dair İAMM'den Ma'muretü'l-aziz Vilayetine ve Ma'muretü'l-aziz Emval-i Metruke Komisyonu Riyasetine çekilen telgraf.(152)

2-İzmit,Adapazarı ve Bahçecik'de Ermenilerin ihracı sırasında sattırılan eşyalar sebebi ile meydana gelen suistimallerin tahkiki için İzmit'e gidilmesi hakkında EUM'den Ankara Mülkiye Müfettişi Muhtar Bey'e çekilen telgraf.(153)

3-Ermeni sevkiyatı sırasında suistimal ve ihmalleri görülen memurların Divan-ı Harb'e gönderilmek üzere bir komisyon teşkiline dair EUM'den Diyarbakır Vilayetine çekilen telgraf.(154)

Ermenilerin kaçmalarına yardımcı oldukları için haklarında soruşturma açılan memurlara ilişkin şu örnekleri vermek mümkündür:

1-Bazı Ermenilere sahte vesika vererek İstanbul'a kaçırdığı bildirilen Konya İstasyon Sevk Memuru Mülazım Tahsin Efendi hakkındaki tahkikat ve takibat neticesinin de inbası şeklinde EUM'den Konya Vilayetine çekilen cevabi telgraf.(155)

2-İstanbul ve Halep'ten Zor'a sevkolunan Ermenilerin bazısını yolda para mukabilinde salıveren muhafız jandarmaların Divan-ı Harb'e sevklerine dair EUM'den Halep Vilayetine çekilen telgraf.(156)

İstanbul ve İzmir'den Sürgünler Meselesi

1915 olaylarının Ermenilerin imhasını amaçlamadığı konusunda ileri sürülen önemli argümanlardan birisi de,İstanbul ve İzmir'den sürgünlerin yapılmadığıdır.Oysa Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi kayıtları bu illerden de sürgün yapıldığını açık olarak göstermektedir.Özellikle İstanbul açısından belirtmek gerekir ki,burada sözü edilen sürgünler,24 Nisan 1915'te tutuklanan aydınlar değildir.Bu ilk ekip,Ayaş ve Çankırı'ya yollanmıştır.(157)

Aslında İstanbul'dan ilk tutuklanan aydın kadroların dışında geniş bir sürgün olduğu haberi,gerek İngiliz ve Amerikan gerekse Alman kaynaklarında mevcuttur.Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi'nde de benzeri sürgün emirlerine ilişkin haberlerin olması,farklı arşiv belgelerinin birbiri ile uyum içinde olan belgeleri ihtiva ettiğine ilişkin iyi bir örnek teşkil eder.Bu benzerlikleri göstermek bakımından,farklı arşivlerdeki bu belgeleri kısaca hatırlatmakta fayda vardır.

Konuya ilişkin ilk belge,Toynbee tarafından 1916 yılında yayımlanan Mavi Kitap'ta yer alır.Birinci belge,İstanbul Ermeni Patriği'nin 2/15 Ağustos 1915 tarihinde yazdığı bir mektuptur.Patrik,İstanbul sürgünlerine ilişkin şunları aktarır:"...Şimdi sıra İstanbul'da.Zaten insanlar panik halinde kötü kaderlerinin her an kendilerini bulmasını bekliyorlar.Sayısız kişi tutuklandı ve hemen İstanbul dışına çıkarıldı.Çoğu mutlaka ölecek.Şu ana kadar sürülenler,taşra doğumlu ama İstanbul'da ikamet eden tüccarlar...Ne pahasına olursa olsun İstanbul'daki Ermenilerin bu korkunç kıyımdan kurtulması için çabalıyoruz."(158)

Taşnak Örgütü Balkan Bölümü tarafından 15/28 Ekim 1915'te kaleme alınan başka bir mektupta şu bilgiler yer alır:"İstanbul'dan sürülen binlerce zavallı Ermeni,ayakkabıları da dahil neleri var neleri yoksa hepsini jandarmalara verdikten sonra,İzmit'ten Konya'ya doğru yürümeye zorlanmışlardır.Trenle yolculuk edecek kadar parası olanlar da jandarmalar tarafından kandırılarak bütün paraları alınmıştır."(159)

Benzeri bilgiler,Konya'da bulunan Amerikan Misyoneri William S. Dodd tarafından da tekrar edilir."Bir diğer deportasyon yöntemi,yaya yürütmek idi ve geniş olarak İstanbul'dan sürgün edilen erkeklere uygulandı ki bunlar,aileleri [Anadolu'nun] iç köy ve kasabalarında yaşayan,İstanbul'da ailesiz olarak çalışmakta olan kişilerdi.Türk hükümeti İstanbul'dan hiç Ermeni sürmediklerinin biteviye propagandasını yaparken,[İstanbul'da] ailelerinin geçimini sağlamak için çalışan binlerce insanı tutuklayıp sürüyordu."(160)

İstanbul'dan geniş çaplı sürgünler yapıldığına dair haberler Alman belgelerinde de yer alır.5 Aralık 1915 tarihinde,Alman Dışişleri Bakan Sekreteri Jagov,İstanbul Büyükelçisi Metternich'e Ermeni Sofya Taşnak Komitesi'nden aldığı bir haberi aktarır.Habere göre,"Türk hükümeti daha önce verdiği sözlerin aksine,İstanbul'dan da Ermenilerin sürgününe başlamıştır.Güya şu ana kadar 10.000 kişi sürülmüş ve bunların büyük bir kısmı İzmit dağlıklarında öldürülmüştür.70.000 kişiyi kapsayan bir liste hazırlanmıştır." Jagov,Metternich'e direktif verir:"Eğer bu bilgiler doğru ise lütfen tüm gücünüzle protesto edin."(161)

7 Aralık 1915 tarihinde bu telgrafa cevap yazan Matternich,İstanbul'dan sürülen Ermeni sayısını,İstanbul Emniyet Müdürü'nün ifadesine dayanarak otuzbin olarak verir:"Güvenilir kaynaklardan edindiğim ve gizli tutulmasını rica edeceğim bilgiye göre,geçtiğimiz yaz aylarında tehcir edilen 30.000 ve kaçan 30.000 Ermeni'den sonra,bölge Emniyet Amiri'nin ifadesiyle,Constantinopel'dan [İstanbul] 4.000 Ermeni Anadolu'ya sürülmüştür ve halen Constantinopel'de yaşayan 80.000 Ermeni'nin de peyderpey tahliye edilmesi düşünülmektedir."(162)

Bu belgelerden anlaşılan,İstanbul'dan sürgünlerin parça parça,zamana yayılarak değişik dönemlerde yapıldığıdır.1919-1922 İstanbul Divan-ı Harbi yargılamalarında görülen çeşitli davalardan bu bilgileri doğrulamak mümkündür.Örneğin,nahiye müdürleri davası,olarak bilinen davanın 18 Aralık 1919 tarihli yedinci oturumunda,İstanbul'dan sürülen bir Ermeni ifade vermiş ve kendisi ile birlikte 200 kişilik bir kafilenin,Temmuz-Ağustos 1915 tarihlerinde sürüldüğünü söylemiştir.Yine Hidayed Efendi adlı bir polis memuru aleyhine açılan bir başka davadan da benzer sonuçları elde etmek mümkündür.Dava,sadece "Üsküdar civarından bekar Ermenilerin tehcirine sebebiyet vermek ve evlerine girerek bazılarının mallarını gaspetmek" suçlamasıyla açılmıştır.Sözkonusu olan,Üsküdar'dan 350 civarında bekar erkeğin sürülmesidir.(163)

Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi'ndeki mevcut telgraflar,bu yukarıdaki bilgileri destekler mahiyettedir ve İstanbul ile Konya üzerinden Der-Zor'a sürgünlerin yapıldığını göstermektedir.Yukarıda aktardığım,"İstanbul ve Halep'ten Zor'a sevkolunan Ermenilerin bazısını yolda para mukabilinde salıveren muhafız jandarmaların Divan-ı Harb'e sevklerine dair EUM'den Halep Vilayetine çekilen" telgrafa(164) ek olarak şu bilgileri de aktarabiliriz.

1-İstanbul ve sair yerlerden sürgün olarak gönderilen Ermenilerin Konya,Karaman,Tarsus üzerinden Kars,Maraş,Pazarcık yoluyla Zor'a sevklerine dair EUM'den Edirne,Adana,Aydın,Ankara,Konya ve sair vilayetlerle Bolu,Kayseri ve sair mutasarrıflıklarına çekilen telgraf.(165)

2-İzmit ve mülhakatı ahalisinden olup İstanbul'da bulunan Ermenilerin ihraç edilmek üzere Dersaadet'ten gitmelerine müsaade olunması hakkında EUM'den İzmit Mutasarrıflığı'na çekilen telgraf.(166)

Benzeri bilgiler İzmir'den yapılan sürgünler hakkında da mevcuttur.Burada sadece bir tane örnek vererek konuyu kapatalım:

İzmir'den gönderilen Ermenilerin Diyarbakır tarikiyle Musul'a sevklerine dair EUM'den Karahisar-ı Sahip Mutasarrıflığı'na çekilen cevabi telgraf.(167)

Sonsöz Yerine

Tüm bu yazı boyunca göstermeye çalıştığım bir şey vardır.Elimizdeki Osmanlı belgelerine göre,İttihat ve Terakki Partisi'nin Ermenilere yönelik politikası esas olarak onların imhasını amaçlıyordu ve düşünülen önlemlerin nedeni,savaşa bağlı ihtiyaçlar değildi.Amaçlanan,çok uzun kökleri olduğu düşünülen bir sorunun,kendi deyişleri ile,"esaslı bir suretde hal ve faslı ile külliyen izalesi" idi.Bu bakımdan eldeki Osmanlı belgelerinin muhteviyatı,mevcut Alman,Amerikan ve Avusturya belgeleri ile çelişki içinde değildir;aksine,İstanbul sürgünü örneğinde gösterdiğim gibi,birbirini destekler ve tamamlar mahiyettedir.

Yazımı bir anekdot ile bitirmek isterim.Yozgat davasında,Boğazlayan Kaymakamı Kemal aleyhine ifade veren Türk şahitlerin içerisinde belki de en önemlisi,Boğazlayan Müftüsü Abdullahzade Mehmed'dir.Yazılı olarak okunan ifadesinde müftü şunları söylemektedir:"Erkekler tutuklanıyor ve sürgüne gönderiliyordu,fakat nereye gönderilmekteydiler?Hiç kimse bu konuda bir şey bilmiyordu.Sonunda işittik ki;onları öldürüyorlardı.Erkeklerin ardından,kadınlar ve çocuklar da sürgüne gönderildi ve katledildi.Dine karşı bu ağır suçlardan dolayı fazlasıyla üzülmüştüm.Kemal Bey bu durumu farketti ve bir gün:'Müftü Efendi',dedi bana,'neden bu kadar üzgünsünüz,siz hükümetten daha mı merhametlisiniz?' Ben de onu 'Hayır,üzgün değilim,ancak Allah'ın gazabından korkarım,' diye cevapladım."(168) Haberi aktaran Alemdar gazetesi,bu ifade üzerine Kemal Bey bir şey söylemedi,diye de ekler.

Türkiye'de konu üzerine yapılan tartışmalar bana hep,Kaymakam Kemal'in bir şey diyemediği Boğazlayan Müftüsü'nü ve onun yukarıdaki sözlerini hatırlatır.Konu hakkında konuşanlara hep Müftü'nün sözlerini tekrar etmek isterim:"Yukarıda Allah var ve onun gazabından korkun." Eğer bu cümlede ifade edilen vicdani sorumluluğun çok ama çok azına bile sahip olunsaydı,bugün bulunduğumuz yerde bulunmuyor ve lüzumsuz birçok tartışmayı yapmıyor olacaktık.

***

1-Bu makale,hazırlamakta olduğum bir kitap çalışmasının içinden bir bölümdür.-TA

2-Halep Valisi Celal Bey'in anıları Vakit gazetesinde 10-13 Kanunievvel (Aralık) 1918 tarihleri arasında üç bölüm halinde,Vehip Paşa'nın ifadesi yine Vakit gazetesinde 31 Mart 1919 tarihinde yayımlanmıştır.Çerkez Hasan Amca'nın "Tehcirin İç Yüzü" adlı yazı dizisi Alemdar gazetesinde 19 Haziran 1919'da başlamış;28 Haziran 1919'da,sekizinci tefrikada arkası geleceği bildirilmesine rağmen kesilmiştir.

3-Halil Menteşe,Osmanlı Mebusan Meclisi Reisi Halil Menteşe'nin Anıları,(İstanbul:Hürriyet Vakfı Yayınları,1986),s.165.

4-Anadolu'nun gayritürk unsurlardan temizlenmesi operasyonunu yürüten Teşkilat-ı Mahsusa örgütünün önemli kişilerinden Kuşçubaşı Eşref'in anılarından aktaran,Celal Bayar,Ben de Yazdım,cilt V,(İstanbul:Baha Matbaası,1967),s.1578.

5-BOA/DH.ŞFR 42-158-1332.Bab-ı Ali Dahiliye Nezareti İAMM'den,Aydın Vilayeti,Kale-i Suştaniye ve Karesi Mutasarrıflığına,17 Haziran 1330 (30 Temmuz 1914) tarihli telgraf.

6-BOA/DH.ŞFR 63-172;2 Mayıs 1916 tarihli,Talat Paşa'dan Diyarbekir Vilayetine şifreli telgraf.

7-BOA/DH.ŞFR 63-187,Talat Paşa'nın 4 Mayıs 1916 tarihli telgrafı,aktaran Fuat Dündar,İttihat ve Terakki'nin Müslümanları İskan Politikası (1913-1918),(İstanbul:İletişim Yayınları,2001),s.141-142.

8-BOA/DH.ŞFR 46-78,26 Eylül 1914 tarihinde Dahiliye Nezareti'nden Van Vilayetine şifreli telgraf.

9-BOA/DH.ŞFR 63-188-1334.B.1.Aşayir Muhacirin Müdürlüğü'nden (AMM) Ankara,Konya,Kayseri,Niğde ve sair vilayet ve mutasarrıflıklara çekilen telgraf.

10-Bu ilişki üzerinde ayrıca çalışılması gereken bir konudur.Arnold J. Toynbee,The Western Question in Greece and Turkey,(Boston and New York:Hougton Mifflin Company,1923),s.140,143,280;Henry Morgenthau,Ambassador Morgenthau's Story,(Garden City,New York:Doubleday,Page & Company,1918),s.212.

11-Takvim-i Vekayi,no. 3540;27 Nisan 1919 tarihli birinci oturum.

12-İttihat ve Terakki'nin son kongresi 1 Kasım 1918 tarihinde Talat Paşa'nın konuşmasıyla açılır.5 Kasım'da kongre,partinin tarihe karıştığını ilan eder ve kendisini fesheder.Aynı kongrede Teceddüd Partisi'nin kurulduğu ilan edilir.İttihat ve Terakki'nin teşkilat yapısı ve mal varlığı olduğu gibi yeni partiye aktarılır.Duruşma hakimi,Mithad Şükrü'ye bu transfer konusunu sormaktadır.(Zeki Sarıhan,Kurtuluş Savaşı Günlüğü,Mondros'tan Erzurum Kongresine,cilt I,(Ankara:Öğretmen Yayınları,1986),s.19,25;Teceddüd Fırkası için daha ayrıntılı bilgi için bkz. Tarık Zafer Tunaya,Türkiye'de Siyasal Partiler,cilt II,Mütareke Dönemi,(İstanbul:Hürriyet Vakfı Yayınları,1986),s.92-138.

13-Takvim-i Vekayi,no. 3543,4 Mayıs 1919.

14-Takvim-i Vekayi,a.g.y.

15-Takvim-i Vekayi,no. 3540.

16-Şevket Süreyya Aydemir,Makedonya'dan Ortaasya'ya Enver Paşa,cilt III,1914-1922(İstanbul:Remzi Kitabevi,1978),s.468.

17-Ahmed İzzed Paşa'nın telgrafı,Alman hükümetine Berlin Büyükelçisi tarafından 11 Kasım'da iletilmiştir.AA.Türkei 158/21,A48179.

18-BOA/DH.ŞFR 54-100,Talat Paşa'nın 22 Haziran 1915 tarihli şifreli telgrafı.

19-Takvim-i Vekayi,no. 3540.

20-İkdam,11 Şubat 1919.

21-Sözü geçen komisyon 23 Kasım 1918'de,Ermenilerin tehcir ve öldürülmelerini soruşturmak amacıyla kurulmuştur.Vakit,İkdam,24 Teşrinisani (Kasım) 1918.

22-Alemdar,25 Mart 1919.

23-FO 371/4172/31307 10 Şubat 1919 tarihli rapor.

24-Kudüs Ermeni Patrikhanesi Arşivi,Karton 21,Dosya M,no. 494.

25-Renaissance,6-7 Mart 1919.

26-Takvim-i Vekayi,no. 3573,3 Haziran 1919 oturumu,(yayın tarihi 12 Haziran 1919).

27-Alemdar,5-6 Ağustos 1919.

28-Hüsamettin Ertürk,"Milli Mücadele Senelerinde Teşkilat-ı Mahsusa",(daktilo edilmiş metin),s.14,Ankara Stratejik Araştırmalar ve Askerlik Tarihi Enstitüsü,t.y.Aktaran,Bilge Criss,İşgal Altında İstanbul,(İstanbul:İletişim Yayınları,1983),s.147.

29-FO 371/4172/31307,folio 385,Heathcotee Smith'in 4 Şubat 1919 tarihli raporu.

30-Refik Halid Karay,Minelbab İlelmihrab (Mütareke Devri Anıları),(İstanbul:İnkılap Kitabevi,1992),s.271-272.

31-FO 371/4174/15450,folio 182;aktaran Vahakn N. Dadrian,"Documentation of the Armenian Genocide in Turkish Sources";Genocide:A Critical Bibliographic Review,cilt II,(ed. Israel W. Charny),(London:Mansell Publishing;New York:Facts on File,1991),s.105 içinde tıpkıbasım.

32-FO 371/4174/102551,folios 108-111,aktaran V.N. Dadrian,a.g.e.,s.105.

33-Sadece T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı yayınlarından birkaç örnek verecek olursak:Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1920),Ankara:Başbakanlık Basımevi,1995;Arşiv Belgelerine Göre Kafkaslar'da ve Anadolu'da Ermeni Mezalimi Armenian Violence and Massacre in the Caucasus and Anatolia Based on Archives,4 cilt,(I:1906-1918,II:1919,III:1919-1920,IV:1920-1922),(Ankara:Başbakanlık Basımevi,1995-1998);Ermeniler Tarafından Yapılan Katliam Belgeleri,Documents on Massacre Perpetrated by Armenians,2 cilt,(I:1914-1919,II:1919-1921),(Ankara:Başbakanlık Basımevi,2001).

34-Vahakn N. Dadrian,"Ottoman Archives and Denial of the Armenian Genocide","The Armenian Genocide,History,Politics,Ethics,Richard Hovannisian (ed.) içinde,(New York:St. Martin's Press,1992),s.280.

35-Almanların Haziran sonundan itibaren başlayan girişimleri konusunda bkz. Johannes Lepsius,Deutschland und Armenien 1914-1918,Sammlung diplomatischer Aktenstücke,(Potsdam:Der Tempel Verlag,1919),s.XXVI-XXXIII.

36-PA-AA/R 14088,Büyükelçi Hohenlohe'nin 25 Eylül 1915 tarihli raporu.Talat Paşa'nın çektiği teller ve buna ilişkin konsoloslardan gelen cevaplar konusunda ayrıca bkz. J. Lepsius,a.g.e.,s.[35].

37-AA Türkei 159,no. 3,cilt IV,A24679,Matternich'in 16 Eylül 1916 tarihli raporu.

38-Haus und Hof Archiv,PA 12,Karton 209,no. 72,3 Eylül 1915 ve PA 12,Karton 209,no. 73,8 Eylül 1915,Pallavicini'nin raporları.

39-PA-AA/Bo.Kons./cilt 170,Adana Konsolosu Büge'nin 10 Eylül 1915 tarihli telgrafı.

40-Taha Toros (ed.),"Eski Nafıa Nazırı Ali Münif Yegane'nin Hatıraları,İstibdattan Cumhuriyet'e",Akşam Gazetesi,26 Ekim-21 Aralık 1955,Kısım 47.

41-BOA/DH.ŞFR 40-17-1332.CA.20,Talat Paşa'dan Tekfurdağ Mutasarrıflığı'na 3 Nisan 1331 tarihli telgraf.

42-Hüseyin Cahit Yalçın,Siyasi Anılar,(İstanbul:1976),s.148.

43-Falih Rıfkı Atay,Zeytindağı,(İstanbul:Bateş A.Ş.,1981),s.24-25.

44-Halil Menteşe,a.g.e.,s.216 [3];Henry Morgenthau,a.g.e.,s.140-145 [10].

45-Aktaran V.N. Dadrian,"Documentation of the Armenian Genocide in German and Austrian Sources",s.109-110,(ed.) Israel W. Charney,Genocide:A Critical Bibliographic Review,cilt II,London & New York,1991 içinde ayrı makale.

46-İlhan Selçuk,Yüzbaşı Selahattin'in Romanı,İstanbul,1993,cilt I,s.292.

47-Belgenin zikredildiği kaynaklar için bkz. Kamuran Gürün,Ermeni Dosyası,(Ankara:Bilgi Yayınevi,1988),s.277-278;Azmi Süslü,Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı,(Van:Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü Yayını,1990),s.110.

48-Ati,24 Şubat 1920.

49-Belgenin tam metni değil ama modern Türkçe ile geniş bir özeti için bkz. Muammer Demirel,Birinci Dünya Harbinde Erzurum ve Çevresinde Ermeni Hareketleri 1914-1918,(Ankara:Genelkurmay Basımevi,1996),s.53.

50-Ati,a.g.y.

51-Henry Morgenthau,United States Diplomacy on the Bosphorus:The Diaries of Ambassador Morgenthau,1913-1916,(yay.haz.) Ara Sarafian,(London:Tadron Press with Gomidas Institute,2004),s.273."Talat said that they had discussed the matter very thoroughly and arrived at a decision to which they would adhere.When I said they would be condemned by the world,he said they would know how to defend themselves;in other words,he does not give a damn."

52-Takvim-i Vekayi,no. 3540.

53-Halep Valisi Celal'in Anıları,Vakit,12 Aralık 1918.

54-Önemli bir bilgi,Yalman tarafından aktarılan Bahaeddin Şakir'e ait burada bahsedilen mektup ile Aram Andonian'ın Bahaeddin Şakir'e ait olduğunu söyleyerek yayınladığı mektuplar arasındaki benzerliklerdir.Bkz. Aram Andonian,The Memoirs of Naim Bey,(Armenian Historical Research Association,2. bs.,1965),s.49-52.

55-Ahmet Emin Yalman,Turkey in the World War,(New Haven:Yale University Press,1930),s.220;Şakir'in aynı mektubunu Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim,cilt I (1888-1918),(İstanbul:Yenilik Basımevi,1970),s.332'de de aktaran Yalman,İngilizce eserindeki suçlayıcı ifadelere Türkçe eserde yer vermemiştir.

56-Ahmet Emin Yalman,Turkey in the World War,a.g.e.,s.220.

57-Takvim-i Vekayi,no. 3540.

58-Vehip Paşa'nın 5 Aralık 1334 (1918) tarihinde,"Emniyet-i Umumiye Dairesinde Tahkik-i Seyyi'at Komisyonu Riyaseti'ne" verdiği yazılı ifadeden.Elimde kopyası bulunan ifade,Kudüs Ermeni Patrikhanesi'nde,Karton 7,Dosya H,no.171-182 kaydıyla bulunmaktadır.Vehip Paşa'nın bu ifadesi ana dava yanı sıra Trabzon ve Harput davalarında da son derece önemli bir rol oynamıştır.Trabzon davasının 29 Mart 1919 tarihli ikinci oturumunda ifadenin tümü okunmuş,Harput davası karar suretine alınmıştır.

59-A.g.e.

60-MMZC,Devre 3,İçtima Senesi 5,cilt I,11 Kanunuevvel 1334 (1918),Yirmidördüncü İnikad,s.300.

61-Takvim-i Vekayi,no. 3540,birinci oturum (İddianame),27 Nisan 1335.

62-Takvim-i Vekayi,no. 3540,27 Nisan 1919 tarihli birinci oturum.

63-Kudüs Ermeni Patrikhanesi Arşivi,Karton 17,Dosya H,no. 616.

64-Kudüs Ermeni Patrikhanesi Arşivi,Karton 21,Dosya M,no. 511.

65-Kudüs Ermeni Patrikhanesi Arşivi,Karton 21,Dosya M,no. 511.Dokuzuncu oturumla ilgili olarak bkz. Renaissance,Yeni Gün,İkdam 23 Şubat 1919.

66-Kudüs Ermeni Patrikhanesi Arşivi,Karton 21,Dosya M,no. 506.Renaissance 7 Mart 1919.

67-Sadece iki örnek:Grosses Hauptquarteer 194,Türkei 41/1,Metternich'ten,Dışişleri Bakan Sekreteri Jagov'a,1 Temmuz 1916 tarihli telgraf ve PA-AA/R 14094,Scheubner-Richter'in 4 Aralık 1916 tarihli raporu.

68-PA-AA/Bo.Kons./cilt 169.Başkonsolos Mordtmann'ın 30 Haziran 1915 tarihli raporu.

69-PA-AA/Bo.Kons./cilt 170.Stange'nin 23 Ağustos 1915 tarihli raporu.

70-Ayrıntılı bilgi için bkz. Taner Akçam,İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu,İttihat ve Terakki'den Kurtuluş Savaşına,(Ankara:İmge Kitabevi,1999),s.272-286.

71-A. Mil,Umumi Harpte Teşkilat-ı Mahsusa,Vakit Gazetesi,Tefrika no. 98,10 Şubat 1934.

72-"Doktor Bahaeddin Şakir Bey bunları [ele geçen belgeleri] İstanbul'da İttihat ve Terakki Merkezi Umumisinin nazarı dikkatine koyarak orduyu büyük bir tehlikeden kurtarmak için alınacak tedbirleri müzakere ile meşgul bulunuyordu."Vakit,Tefrika no. 100,12 Şubat 1934.

73-Vakit,Tefrika no. 98,10 Şubat 1934.

74-Vakit,Tefrika no. 100,12 Şubat 1934.

75-BOA/DH.ŞFR 51-215,1333.CA.20,belgeye dikkatimi çeken Fuat Dündar'a teşekkür ederim.

76-Burada sadece sistemli imhaya ilişkin tehcir konusunu ele aldığımın altını çizmek isterim.Yoksa,bu tarihten önce de Ermeniler ağırlıklı olarak askeri nedenlerle tehcire tabi tutulmuşlardı.Özellikle Şubat 1915'te Dörtyol ve İskenderun civarından başlayan ve daha sonra Mart-Nisan aylarında Zeytun ve Maraş bölgesine kayan bu tehcirlerle ilgili daha geniş bilgi için bkz. Taner Akçam,a.g.e.

77-BOA/DH.ŞFR 52-93-1333.C.9,11 Nisan 1331 (24 Nisan 1915) tarihinde Dahiliye Nezareti'nden Cemal Paşa'ya yollanan telgraf.Belge için ayrıca bkz. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü,Osmanlı Belgelerinde Ermeniler,a.g.e.,s.23-24 [33].

78-BOA/DH.ŞFR 52-112-1333.C.11 11 Nisan 1331 tarihinde Dahiliye Nezareti'nden Maraş Mutasarrıflığı ile Adana,Halep vilayetlerine çekilen şifreli telgraf.

79-BOA/DH.ŞFR 52-253-1333.C.21 23 Nisan 1331 tarihinde Dahiliye Nezareti'nden Maraş Mutasarrıflığı'na çekilen telgraf.

80-BOA/DH.ŞFR 52-267,25 Nisan 1331 (7 Mayıs 1915) tarihinde Dahiliye Nezareti'nden Halep'e yollanan şifreli telgraf.

81-BOA/DH.ŞFR 52-338,29 Nisan 1331 (11 Mayıs 1915) tarihinde Dahiliye Nezareti'nden Adana'ya yollanan şifreli telgraf.

82-Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü,Osmanlı Belgelerinde Ermeniler,a.g.e.,s.28 [33].

83-Başkatipzade Ragıp Bey,Tarih-i Hayatım,(Ankara:Kebikeç Yayınları,1996),s.59-60.

84-Johannes Lepsius,Der Todesgang des Armenischen Volkes.Bericht über das Schicksal des Armenischen Volkes in der Türkei waehrend des Weltkrieges,(Potsdam:Missionshandlung und Verlag,1919),s.43.

85-Meclis-i Ayan Zabıt Ceridesi,(Ankara:TBMM Basımevi,1990),Devre 3,İçtima Senesi 5,cilt I,s.123.

86-İkdam,5 Kanunuevvel 1918.

87-Vehip Paşa'nın ifadesinden,a.g.e.

88-Samsun katib-i mesulü Rüşdü'nün,bölgesinde istenen çeteleri oluşturduğuna ilişkin telgrafı bir örnek olarak verilebilir.Takvim-i Vekayi,no. 3554,beşinci oturum,14 Mayıs 1335.

89-Takvim-i Vekayi,no. 3586.

90-Takvim-i Vekayi,no. 3772 (katib-i mesuller davası,8 Ocak 1920 tarihli karar sureti).

91-Örnek olarak,Takvim-i Vekayi,no. 3549,dördüncü oturum,8 Mayıs 1335.

92-Takvim-i Vekayi,no. 3557,altıncı oturum,14 Mayıs 1335.

93-Kudüs Ermeni Patrikhanesi Arşivi,Karton 21,Dosya M,no. 492.

94-Bilgiler,Takvim-i Vekayi,no. 3772,katib-i mesuller davasının 8 Ocak 1920 tarihli karar suretinde yer alır.

95-Kudüs Ermeni Patrikhanesi Arşivi,Karton 21,Dosya M,no. 494.

96-Renaissance 6-7 Mart 1919.

97-J. Lepsius,Der Todesgang,a.g.e.,s.76.

98-Abidin Nesimi,Yılların İçinden,s.39-40.

99-PA-AA/Bo.Kons./cilt 169,Musul Konsolosu Holstein'ın 16 Temmuz 1915 tarihli telgrafı.

100-Alemdar,11 Mayıs 1919.

101-Hüseyin Cahit Yalçın,Siyasi Anılar,a.g.e.,s.236 [42].

102-Takvim-i Vekayi,no. 3549,8 Mayıs 1335.

103-Takvim-i Vekayi,a.g.y.

104-Alemdar,3 Ağustos 1919.

105-Takvim-i Vekayi,no. 3771,9 Şubat 1920,Ma'muretü'l-aziz davası karar sureti.

106-Takvim-i Vekayi,no. 3540,27 Nisan 1335.

107-FO 371/4172/31307,folio 396,10 Şubat 1919 tarihli rapor.

108-Tercümanı Hakikat,5 Ağustos 1920;Vakit,6 Ağustos 1920.

109-Takvim-i Vekayi,no. 3540,birinci oturum,ana iddianame,27 Nisan 1335.

110-Renaissance 11-12 Şubat 1919;İkdam,11 Şubat 1919.

111-Alemdar,25 Mart 1919.

112-Takvim-i Vekayi,no. 3772,katib-i mesuller davası,8 Ocak 1920 tarihli karar sureti.

113-T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü,Osmanlı Belgelerinde Ermeniler,1915-1920,a.g.e.,belge no. 71,s.69 [33].

114-Alman konsolosluk raporlarında da bu olaylardan bahsedilir.Diyarbakır Valisi Reşid,katliamları jandarmalara yaptırmaktadır.Eğer önlem alınmazsa,"aşağı tabaka" Hristiyan katliamına başlayacaktır.Bilgileri veren,Diyarbakır'da bulunan Mardin Mutasarrıfıdır.Konsolosluklardan gelen bu haberleri,büyükelçilik doğrudan Talat Paşa'ya aktarmış,bilgi istemiştir.Talat,telgrafında,Alman raporlarındaki ifadeleri kullanır."Efkar-ı umumiye"den kastı bu girişimler olsa gerekir.Bkz. PA-AA/Bo.Kons./cilt 169,Musul Konsolosu Holstein'ın 10,15 Temmuz 1915 tarihli raporları;12 Temmuz 1915 büyükelçinin Talat'a verdiği Fransızca yazı.

115-BOA/DH.ŞFR 60-288-1334.R.5,Nazır namına Talat imzası ile Ankara Vilayetine çekilen cevabi telgraf,12 Kanunusani 1331.

116-BOA/DH.ŞFR 54-A-128-1333,no. 13.

117-İngilizce'de,"circumstancial evidende" olarak tanımlanan bu kategorideki belgelerden bazılarının genel bir dökümü için bkz. Taner Akçam,"General Overview of the Ottoman Documents","Contextualizing the Ethnic Experience in the Ottoman Empire:From the Balkan Wars to the New Republic" konferansında sunulan tebliğ,Michigan Üniversitesi,Ann Arbor,8-10 Mart 2002.

118-BOA/DH.ŞFR 63-142-1334.C.26.Dahiliye Nezareti AMM'den Adana,Erzurum,Konya,Trabzon,İzmit,Canik,Urfa ve sair vilayetlerle İzmit,Canik,Eskişehir,Karahisar-ı Sahip,Kayseri ve sair mutasarrıflıklarına çekilen telgraf.

119-BOA/DH.ŞFR 59-150-1334,s. 21.Dahiliye Nezareti İAMM'den Niğde mutasarrıflıklarına şifreli telgraf.

120-BOA/DH.ŞFR 63-60-1334.C.16.

121-Daha ayrıntılı bilgi için bkz. Taner Akçam,A Shameful Act:The Armenian Genocide and the Question of Turkish Responsibility,Metropolitan Books,2006,üçüncü bölüm.

122-Metnin tamamı için bkz. Azmi Süslü,Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı,a.g.e.,s.111-113 [47].

123-İlgili bakanlıklara yollanan yazının tam metni için bkz. Azmi Süslü,a.g.e.,s.115-116 [47].

124-"Ahval-i Harbiye ve Zaruret-i Fevkalade-i Siyasiya dolayısıyla Mahall-i Ahire Nakilleri İcra Edilen Ermenilere Ait Emval ve Emlak ve Arazinin Keyfiyet-i İdaresi Hakkında Talimatname" başlıklı metnin tam metni için bkz. Askeri Tarih Belgeleri Dergisi,cilt 31,no. 81,Aralık 1982,s.149-162;Azmi Süslü,a.g.e.,s.117-121 [47].

125-3 Ağustos ve 15 Ağustos tarihlerinde Dahiliye Nezareti'nce bölgelere yollanan çeşitli yazılar için bkz. Yusuf Halaçoğlu,Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918),(Ankara:Türk Tarih Kurumu,2001),s.68-69.

126-Konuya ilişkin daha ayrıntılı bilgi için bkz. Hilmar Kaiser,"1915-1916 Ermeni Soykırımı Sırasında Ermeni Mülkleri,Osmanlı Hukuku ve Milliyet Politikaları",(der.) Erik-Jan Zürcher,İmparatorluktan Cumhuriyete Türkiye'de Etnik Çatışma,(İstanbul:İletişim Yayınları,2005),s.123-157.

127-Kanun,"Ahir Mahallere Nakledilen Eşhasın Emval ve Düyun ve Matlubat-ı Metrukesi Hakkında Kanun-ı Muvakkat" adıyla,14 Eylül 1331 (27 Eylül 1915) tarihinde Takvim-i Vekayi'de (No. 2303) yayımlanır.Konunun Meclis'te ele alınmasıyla ilgili tartışmalar için bkz. Yusuf Hikmet Bayur,Türk İnkılabı Tarihi,(Ankara:Türk Tarih Kurumu,1983),cilt III,Kısım 3,s.45-46.

128-Hilmar Kaiser,a.g.e.,s.142 [126].

129-Yusuf Halaçoğlu,Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918),a.g.e.,s.69.

130-BOA/DH.ŞFR 54-346-1333.Ş.24.

131-BOA/DH.ŞFR 59-239-1334.S.29.

132-BOA/DH.ŞFR 60-129-1334.RA.20.

133-BOA/DH.ŞFR 60-277-1334.R.3.

134-BOA/DH.ŞFR 64-39-1334.B.13.

135-BOA/DH.ŞFR 65-37-1334.Ş.17.

136-BOA/DH.ŞFR 61-247-1334.R.28.

137-BOA/DH.ŞFR 63-261-1334.B.7.

138-BOA/DH.ŞFR 54-382-Ş.27.

139-BOA/DH.ŞFR 55-A-143-1333.L.28.

140-BOA/DH.ŞFR 67-106-1334.L.27.

141-BOA/DH.ŞFR 68-178-1334.Z.6.

142-BOA/DH.ŞFR 73-51-1335.RA.17.

143-BOA/DH.ŞFR 57-342-1333.Z.30.

144-BOA/DH.ŞFR 57-348-1333.Z.30.

145-BOA/DH.ŞFR 57-349-1333.Z.30.

146-BOA/DH.ŞFR 52-292-1333.C.24,26 Nisan 1331 (9 Mayıs 1915) tarihinde Talat Paşa tarafından Konya Vilayeti'ne çekilen telgraf.

147-BOA/DH.ŞFR 64-18-1334.B.11.

148-Kamuran Gürün,Ermeni Dosyası,a.g.e.,s.288 [47].

149-A.g.e. [47].

150-İleri,20 Aralık 1918.

151-Beşinci Şube soruşturma tutanakları,Necmeddin Sahir (Sılan) Bey tarafından tutulmuş ve kitap olarak yayımlanmıştır.Kitabın uzun bir başlığı vardır:"Said Halim ve Mehmed Talat Paşalar Kabinelerinin Divan-ı Ali'ye Sevkleri Hakkında Divaniye Mebusu Fuad Bey Merhum Tarafından Verilen Takrir Üzerine Berayı Tahkikat Kura İsabet Eden Beşinci Şube Tarafından İcra Olunan Tahkikat ve Zabt Edilen İfadatı Muhtevidir"(Meclisi Mebusan,Nu. 521,Devrei İntihabiyye 3,İçtima 5),(İstanbul:İstanbul Meclisi Mebusan Matbaası,1334) sayfa numaraları,Erol Şadi Erdinç tarafından yapılan transkripsiyona göredir.Erdinç,sorguya çekilen her kişi için ayrı numaralama yapmıştır.Said Halim Paşa'nın yukarıdaki ifadesi,s.32.Kitabın yeniden basımı için bkz. Osman Selim Kocahanoğlu,İttihat ve Terakki'nin Sorgulanması ve Yargılanması,(İstanbul:Temel Yayınları,1998),Said Halim Paşa'nın yukarıdaki sözleri,s.84.

152-BOA/DH.ŞFR 55-255-1333.L.15.

153-BOA/DH.ŞFR 55-344-1333.L.20.

154-BOA/DH.ŞFR 56-179-1333.ZA.17.

155-BOA/DH.ŞFR 66-167-1334.L.8.

156-BOA/DH.ŞFR 66-43-1334.N.19.

157-İlgili bazı belgeler için bkz. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü,Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1920),a.g.e.,Belge 8,11,12,15,s.24-27,29 [33].

158-James Bryce & Arnold Toynbee,The Treatment of Armenians in the Ottoman Empire 1915-1916,Documents Presented to Viscount Grey of Falloden by Viscount Bryce,sansürlenmemiş baskı,(yay.haz.) Ara Sarafian,(Princeton,New Jersey:Gomidas Institute,2000),İstanbul Ermeni Patriğinin 2/15 Ağustos tarihli mektubu,Belge no.7,s.53.

159-James Bryce & Arnold Toynbee,a.g.e.,Belge no. 11,s.65 [158] Taşnaktsutyun Komitesi Balkan Bölümü tarafından kaleme alınan,Washington'daki Dışişleri Bakanlığı tarafından Amerikan Yardım Komitesi'ne (American Relief Committee) aktarılan bildiridir.

160-William S. Dodd,"Report of Conditions Witnessed in the Armenian Deportations in Konia,Turkey,'Turkish Atrocities' Statements of American Missionaries on the Destruction of Christian Communities in Ottoman Turkey 1915-1917",içinde,(haz.) James L. Barton (Ann Arbor:Gomidas Institute,1998),içinde,s.147.

161-DE/PA-AA/Bo.Kons./cilt 171;Jagov'dan Metternich'e 5 Aralık 1915 tarihli telgraf.

162-DE/PA-AA/R14089,Büyükelçi'den (Wolff-Metternich) Reich Başbakanı'na (Bethmann Hollweg),7 Aralık 1915 tarihli telgraf.

163-Hidayed Efendi davasına ilişkin bilgiler için bkz. Alemdar,17,19 Haziran ve 9 Temmuz 1919;Yeni Gazete,24 Haziran,16 Temmuz 1919.

164-BOA/DH.ŞFR 66-43-1334.N.19.

165-BOA/DH.ŞFR 65-95-1334.Ş.24.

166-BOA/DH.ŞFR 54-A-343-1333.N.28.

167-BOA/DH.ŞFR 58-247-1334.M.30.

168-Alemdar,19 Şubat 1919;Renaissance,20 Şubat 1919 (yedinci oturum).

---------------------------------------------------------------------------

*Prof.Dr.Taner Akçam,Tarih ve Toplum Yeni Yaklaşımlar,sayı:5 (245),Bahar 2007,s.179-220.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder