8 Nisan 2012 Pazar

Musa Dağ'da Kırk Gün'ün Hikayesi/Rıfat N. Bali*

Franz Werfel 1890 yılında Çekoslovakya'nın Prag kentinde doğdu.Varlıklı bir sanayici ailenin oğlu olmasına rağmen babasının kendisine uygun gördüğü iş hayatını reddetti ve kendisini edebiyata vakfetti.Franz Kafka ve Max Brod'un arkadaşı olan Werfel gençlik yıllarında şiirle uğraştı.Birinci Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra Viyana'da ve Berlin'de serbest yazar olarak çalıştı.(1) Adolf Hitler'in 1933 yılının Ocak ayında Almanya'da iktidara gelmesinden sonra aralarında Franz Werfel'in kitapları da dahil olmak üzere 130 yazarın kitapları üniversite,kütüphane ve kitabevlerinden toplatıldı.Toplatılan kitaplar arasında müellifleri Franz Werfel gibi Yahudi olan Sigmund Freud,Karl Marx,Alfred Kerr,Stefan Zweig'in de kitapları bulunuyordu.Alman ruhuna ve düşüncesine aykırı olan bu kitaplar 10 Mayıs 1933 tarihinde Almanya'da üniversitelerin bulunduğu tüm merkezlerde yakıldılar.(2)

Romanın Yayımlanması ve Türkiye'de İlk Tepkiler

Avusturya'da yaşayan Franz Werfel "Die Vierzig Tage Des Musa Dagh" (Musa Dağ'da Kırk Gün) romanını 1933 yılının Kasım ayının sonunda Avusturya'da yayımladı.Roman İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 1915 yılında aldığı Ermenileri Anadolu'dan tehcir etme kararının,Antakya Musa Dağ'daki Yoğunoluk köyüne tebliğ edilmesinden sonra romanın kahramanı olan Gabriel Bagratyan'ın köyde örgütlediği Ermenilerle birlikte Musa Dağ'a çıkıp,4 Ağustos 1915 tarihinden itibaren sürdürdüğü kırk günlük direnişin öyküsünü anlatmaktaydı.Roman yayımlandıktan sonra Avusturya ve İsviçre'de tepkiyle karşılandı.(3) Türkiye'den de tepki gelmesi gecikmedi.Falih Rıfkı (Atay) 25 Aralık 1933 tarihinde Hakimiyeti Milliye gazetesinde yazdığı bir başyazıda "Musadağ" romanının gerek Alman ve gerekse İsviçre basınında iyi karşılandığını belirtti ve romanın içeriğini "Musadağ,Türk barbarlığını hikaye eden bir kitaptır.Muharrir tez olarak büyük harpteki Ermeni meselesini ele almıştır.Onbeş seneden beri gazetelerde çıkan bütün şayialar,isnatlar,rivayetler ve iftiralar,hepsine ayrı ayrı hayal hissesi katılarak,Musadağ'da romanlaştırılmıştır" şeklinde özetledi.Falih Rıfkı (Atay) her ne kadar Almanya'da basında hiçbir sansür mevcut olmamasına rağmen 1932 yılında Alman kentlerinin meydanlarında Alman yazarların ve sanatkarların kitaplarının yakıldıklarını hatırlattı ve "Büyük Harpte Osmanlı İmparatorluğu ordusunda çalışmış olan şahsiyetlerin Musadağ'ın intişarını (yayınını) nasıl telakki ettiklerini merak etmemek mümkün değildir" diye sordu.Falih Rıfkı (Atay) "Türk milletinin ekalliyetler hakkındaki muamelesi,bu milletin kendi hakimiyetini elinde bulundurmuş olduğu Cumhuriyet devrinde ekalliyetlere karşı göstermekte devam ettiği muamele demektir.Dünyada ekalliyetleri olan devletler arasında yalnız Türkiye Cumhuriyeti meselesizdir" diye yazarak Türkiye'de bir azınlık meselesi olmadığını vurguladı.Falih Rıfkı (Atay) daha sonra "Almanya'daki neşriyatın ve telkinlerin ne kadar rejim kontrolüne tabi bulunduğunu bildiğimizden bu satırları yazıyoruz.Ve bize öyle geliyor ki Musadağ'ın Alman efkarı umumiyesi üzerinde bıraktığı taze heyecana en iyi mukabele,Osmanlı ordusunda çalışırken bütün hadiseleri yakından takip etmiş olan ve şimdi Almanya'nın Başvekilliği'ne yakın bir makamda bulunan dostumuz von Papen tarafından yapılabilir.Almanya'da idare başında bulunanların dahi böyle bir iddiayı nefretle karşılayacaklarına eminiz.Türkiye'de bir gazete köşesinde çıkan en küçük bir tenkide cevap verecek kadar hassas olan ve bu hassaslıkta şüphesiz pek haklı olan hareket adamlarının,kendi lisanlarında,dost ve asil bir millete topyekun sövmek küstahlığında bulunan otorite sahibi bir muharririn,Alman kütüphanesine girmiş olan bu kitabını kayıtsızlıkla karşılamalarına ihtimal vermeyiz" diye yazarak,satır aralarında,Alman makamlarını müdahaleye davet etti.(4) Bu başyazının yayımlandığının ertesi günü Hakimiyeti Milliye gazetesinde yayımlanan bir açıklamada "dün bize haber verildiğine göre,başmakalemizde mevzubahis olan Musadağ kitabı,bir Alman tarafından,fakat hem Almanya'da hem de Viyana'da şubeleri bulunan bir kitabevi vasıtasıyla Viyana'da neşredilmiş ve oradan dağıtılmıştır.Esasen Almanya'da yeni idarenin bu kitabı bizim gibi nefretle karşılayacağına emin olduğumuzu yazmıştık.Bu küçük izahı verirken,mezkur kitabın Almanya'da efkarı umumiyeyi zehirlemesine genç rejim inkılapçılarının meydan vermeyecekleri ümidini izhar etmek isteriz" denildi.(5) Burhan Asaf 27-28 Aralık 1933 tarihinde yazdığı iki uzun makalede önce yazarın,daha sonra kitabın tahlilini yaptı.Burhan Asaf Franz Werfel'i ve yazmış olduğu romanı "Hristiyan ahlakiyatının çoktan aşınarak düzleşmiş zemini üzerinde Ermeni atını,Faust'kâri bir kükreyiş ile şaha kaldırmak istemiştir" diye tarif etti.(6) Burhan Asaf ikinci makalesinde ise kitabın içeriğini tahlil etti,kısaca konuyu özetledi.Franz Werfel'in Ermeni yanlısı bir yazar olduğunu belirterek Franz Werfel'in "pek çok Ermeni kahvesi içtiği,kitabın hem gelişinden hem gidişinden belli" dedi.Franz Werfel'in bu romanı yazmaktaki amacını "Ermeni davasından,Büyük Harp sonrası devresinde milliyetçilik ve ırkçılık zebanilerinin elinde kanlı işkencelerden geçen bütün 'ekalliyetlere' ait bir 'ıstırap destanı' çıkarmak istediği için,kendine anlatılan iddiaları dahi yarım kulakla dinlemiş ve bütün hadiseyi,uydurma bir dağın (Musadağ) üzerinde uydurduğu 'kırk günlük kahramanlar harbi' etrafında teksif etmiştir" şeklinde izah etti.Burhan Asaf kitabın Viyana'da yayımlandığını hatırlatarak,Nazi rejiminin Yahudilere karşı başlatmış olduğu ırkçı ve anti-semitist siyaset yüzünden Avusturya basınında Musa Dağ romanıyla ilgili çıkan övgü dolu tepkilerin,Yahudilerin sözkonusu romanı Avrupa'da başgöstermiş olan ırkçı ve anti-semitist dalgaya karşı "bir direniş öyküsü olarak" okumalarından dolayı olduğunu belirtti ve romana gösterilen ilgiyi de "Avusturya gazetelerinde çıkan tenkitlere bakılırsa,ırkçılık ve milliyetçilik aleyhine en büyük bir vesika olarak daha şimdiden Yahudi propagandacıların işine yaramaktadır" şeklinde aktardı.Burhan Asaf yazısını "Yahudilikle yakın bir kan alakası olan Franz Werfel,bir halk muharriri olmadığı,münevverler arasında da ancak tasavvuf ve theosofyaya alakası olanların alkışlarını topladığı için,aleyhimize olarak karaladığı 1200 sayfalık laftan dolayı daha fazla hassasiyet göstermemiz lüzumsuzdur" diye yazarak makalesini noktaladı.(7) Falih Rıfkı (Atay)'ın başyazısının Alman makamlarını müdahaleye davet etme niteliğinde oluşunun bir teyidi 3 Şubat 1934 tarihinde bir Alman kitabevi sahibinin Franz Werfel'in yayımcısına yazdığı mektupla görüldü.Kitabevi sahibi bu mektubunda yakın bir tarihte kitabın Almanya'da yasaklanabileceğini,çünkü Almanya'da yaşayan bir Türk gazetecisi ve yazarının resmi makamlara başvurarak kitabın Türk halkına karşı saldırgan bir şekilde yazılmış olmasından dolayı yasaklanmasını talep edeceğini belirtti.Werfel'in biyografisini yazan Peter Stephan Jungk'a göre mektupta sözü geçen ancak adı açıklanmayan bu yazar muhtemelen Hakimiyeti Milliye gazetesi başyazarı Falih Rıfkı (Atay) idi.(8) Hakimiyeti Milliye'de yayımlanan bu yazılar kısa sürede sonuç verdi.29 Ocak 1934 tarihli ve Berlin mahreçli bir haberde,Nazi hükümetinin Propaganda Bakanı Goebbels Musa Dağ'da Kırk Gün kitabının yasaklandığını bildirdi.Goebbels bu kararla Nazi Almanyası'nın "Türkiye'ye karşı samimi dostluk hislerini teyit etmek" istediğini de belirtti.(9)

Kitabın yayımlanmasından iki ay sonra,1934 yılının Şubat ayının başında,Reich'ın Alman halkının korunmasıyla ilgili başkanlık kararının yedinci paragrafı gereğince tüm Almanya'da bu karara aykırı olan kitaplar yasaklandı ve toplatıldı.Toplatılan kitaplar arasında Franz Werfel'in bu romanı da vardı.Alman makamlarının resmi açıklaması romanın kamu düzenini ve güvenini tehlikeye sokan bir eser olduğuydu.Bu karar Alman basını tarafından hararetle onaylandı.(10)

Nazilerin Franz Werfel'in kitabını yasaklamaları ve yakmalarına rağmen Musa Dağ'da Kırk Gün romanı Nazi işgali altında soykırıma uğrayan Yahudilerin en çok okudukları bir roman oldu.Nazi işgali altında bulunan ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda tüm getto sakinlerinin soykırıma uğradığı Litvanya'nın Vilna kentindeki Yahudi gettosunun kütüphanesindeki kitaplar arasında Musa Dağ'da Kırk Gün romanı da mevcuttu.Roman getto sakinleri tarafından en çok okunan kitaplardan biri oldu.(11)

ABD'nde Türkiye'yi Tanıtma Amaçlı İlk Derneğin Kurulması

11 Haziran 1930 tarihinde New York'da "American Friends of Turkey" (Amerikalı Türkiye Dostları) derneği kuruldu.Aslında,gayri resmi olarak,1923 ile 1930 yılları arasında Türkiye ve ABD'ni birbirlerine yakınlaştırma ve Türkiye'nin ABD'ndeki görünümünü iyileştirmek için Türkiye'nin ABD'nde bazı faaliyetleri mevcuttu.Bu faaliyetlerde yüksek öğrenim için ABD'nde bulunan Türk öğrenciler ön planda yer aldılar.Bu öğrencilerden Galip Rifat ve Seha Zeki üç ay boyunca ABD dahilindeki kolejlerde ve üniversitelerde kırkı aşkın konferans vermek için hazırlıklar yaptılar ve bu konuda Büyükelçi Ahmet Muhtar Bey'in desteğini de aldılar.(12) Türkiye'yi tanıtma amaçlı bu dernek Amiral Bristol,The New York Times başyazarlarından Dr. Finley ve 1924 yılında Türkiye'ye gelip Türk eğitimi konusunda incelemeler yapıp rapor hazırlamış olan eğitimci ve felsefeci John Dewey tarafından kuruldu.Dönemin Washington'daki Türkiye Büyükelçisi Ahmet Muhtar Bey,Elçilik Müsteşarı Bedi Bey,Türkiye'nin New York Başkonsolosu Basri Bey ve temsilcisi Ahmet Bey de derneğin fahri üyeleri idiler.Dernek hem ABD'nde hem de Türkiye'de faaliyet göstermeyi ve Türkiye'yi ABD'nde olumlu bir şekilde tanıtmayı amaçlıyordu.(13) Türk-Amerikan ilişkilerini yakınlaştırma faaliyetleri çerçevesinde derneğin ikinci başkanı M. Asa K. Jennings ABD'nin ünlü Jersey ve Guernsey ineklerinin Türkiye'de mevcut olmadıklarını bildiğinden bu ineklerden birkaçının Gazi Çiftliği'ne gönderilmesi konusunda girişimlerde bulundu ve bu girişimlerin sonucunda Jersey ve Guernsey inekleri yetiştiren Amerikalı örnek çiftlik sahipleri Gazi Çiftliği'ne birer boğa ve ikişer inek hibe ettiler.Hibe edilen bu hayvanlar Missouri Üniversitesi'nde ziraat öğrenimi gören Reşit Bey tarafından Türkiye'ye getirildiler.(14)

Derneğin amacı bir yerde Amerikan kamuoyunda Türkiye'nin iyi bir şekilde tanıtılması,Türkiye'ye gelen ve sonra ABD'ne geri dönen misyonerlerin ve Türkiye'den Amerika'ya göç eden Rum ve Ermenilerin Amerikan kamuoyunda Türkiye hakkında yaptıkları olumsuz tanıtımı etkisiz kılmaktı.(15) Bu duyarlı ortamda Franz Werfel'in Musa Dağ'da Kırk Gün romanının İngilizce çevirisinin 1934 yılında ABD'nde yayımlanmış olmasının,Amerikan kamuoyunda Türkiye'ye karşı mevcut olan olumsuz tavrın daha da yaygınlaşmasına etken olduğu varsayılabilir.

ABD Dışişleri Bakanlığı Nezdindeki İlk Müdahale

Franz Werfel'in romanının ABD'nde filme çekilmesi tasarısı ilk kez 1934 yılının Kasım ayında gündeme geldi.Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Mehmet Münir (Ertegün) Bey(16) ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Yakındoğu İşleri Bölümü'nü ziyaret edip sözkonusu kitabın Paramount film şirketi tarafından filme çekileceğini duyduğunu,ABD hükümetinin konuya müdahale etme imkanına sahip olmadığını bildiğini,ancak sözkonusu filmin gerçekleşmesi halinde bu filmin ABD'nde Türk karşıtı duyguların gelişmesine yol açacağını bildirdi.(17)

Bu ziyaretten sonra ABD Dışişleri Bakanlığı Yakındoğu İşleri Bölümü şefi Wallace Murray ABD'ndeki film yapım şirketlerinin önemli ihracat satışlarını yürüten Motion Pictures Producers and Distributors of America Inc. şirketinin başkanı Will H. Hays'e yazdığı 19 Kasım 1934 tarihli mektupta Büyükelçi Mehmet Münir Bey'in Türk hükümeti adına konuya karşı gösterdiği duyarlılığı iletti ve Paramount şirketinin bu filmi gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğini sordu.(18)

Bu mektuba Motion Pictures şirketi tarafından verilen 20 Kasım 1934 tarihli cevapta Franz Werfel'in kitabına dayanarak Metro Goldwyn Mayer (MGM) için hazırlanmış olan senaryonun bir daha gözden geçirildiğini,sözkonusu senaryonun Ermeni olaylarına odaklanmadığını,hatta hiçbir şekilde olaylara atıfta bulunmadığını ve tüm senaryonun roman kahramanı Gabriel Bagratyan'ın özel hayatı etrafında inşa edilmiş olup bu liderin Fransız eşi,oğlu ve bir Ermeni kızıyla olan ilişkilerini ve sonlarını ele aldığı belirtildi.Motion Pictures,MGM şirketinin filme çekme kararı alması halinde Türkiye Büyükelçisi'ni veya Türkiye'yi rencide edecek herhangi bir bölümün yer almayacağına emin olduğunu belirtti.(19) ABD Dışişleri Bakanlığı,Motion Pictures şirketinden gelen bu cevabı Büyükelçi Mehmet Münir Bey'e iletti.(20)

Türkiye Washington Büyükelçiliği'nin filmin çevrilmemesi için yaptığı müdahalelere Türkiye de katıldı.Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Aras) Amerikan Büyükelçisi ile yaptığı görüşmede kendisine Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği'nden alınan bir habere göre Paramount şirketinin elli bin dolar karşılığında Franz Werfel'in romanının film çekim haklarını satın aldığını bildirdi.Tevfik Rüştü Washington'daki Büyükelçi Mehmet Münir Bey'e ilgili makamların Paramount şirketi nezdinde müdahale edip filmin çekilmesini önleyip önleyemeyeceklerini sordu.Büyükelçi bunun son derece zor olacağını,hatta bu müdahalenin filmin lehine bir durum yaratabileceğini ve film için bedava reklam olabileceğini belirtti.Elçilik,"American Friends of Turkey" derneğinin üyesi olup Ankara'dan ABD'ne hareket etmek üzere olan Asa Jennings'i konudan haberdar ettiğini ve Jennings'in ABD'ne Paramount şirketinde konuyla ilgili kilit adamlarla konuşmasını rica ettiğini ABD Dışişleri Bakanlığı'na bildirdi.(21)

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Türkiye Büyükelçisi Mehmet Münir Bey'e verdiği rahatlatıcı cevaba rağmen 17 Nisan 1935 tarihinde Washignton Herald gazetesinde yayımlanan kısa bir haberde Franz Werfel'in romanının konusunun "Ermenistan'daki Türk katliamı" olarak yazılması ve film çekim tasarısının halen gündemde olduğunun belirtilmesi üzerine Mehmet Münir Bey ABD Dışişleri Bakanlığı'na yazdığı yazıda Bakanlığın dikkatini bu habere çekti.(22) Dışişleri Bakanlığı'nın Motion Pictures şirketine Büyükelçi'nin bu rahatsızlığını ifade eden yazısını iletmesi üzerine Motion Pictures şirketi bu tür yazıların basında bir daha yer almaması için daha sıkı denetim yapacağını bildirdi.(23) Motion Pictures şirketinin dış ticaret müdürü Frederick L. Herron Büyükelçi Mehmet Münir Bey'i ziyaret ettikten sonra ABD Dışişleri Bakanlığı'nı arayıp görüşme hakkında bilgi verdi.Herron,Mehmet Münir Bey'in romanın filme çekilmesi tasarısına tümüyle karşı olduğunu belirtti.Herron Büyükelçi'ye filmle ilgili herhangi bir senaryonun yazılmadığını,yazıldığı zaman da Türkiye'ye zarar verecek herhangi bir unsurun yer almayacağı konusunda teminat verdi.Senaryonun yazımı bittikten sonra okunup onaylanması için Büyükelçiliğe gönderileceğini belirtti.Herron Büyükelçi'nin senaryoyu onaylaması halinde Motion Pictures şirketinin memnun olacağını,ancak onaylamaması halinde Büyükelçi'ye filmin çevrilmeyeceğine dair herhangi bir beyanda bulunmadığını da belirtti.(24)

Konunun Türk Basınına Yansıması

Türk basınında filmle ilgili ilk haber 29 Mayıs 1935 tarihinde Haber Akşam Postası gazetesinde yer aldı.Bu haberde Franz Werfel'in romanının MGM film şirketi tarafından filme çekileceği ve başrolünde Amerikalı tanınmış aktör Clarke Gable'in oynayacağı belirtiliyordu.Amerikanın North Carolina eyaletinde yaşayan Nihat Ferit adlı bir Türk öğrencinin kaleme aldığı haberde Amerikalıların nezdinde Türklerin tanınmadığına dikkat çekildi ve Amerikalıların Franz Werfel'in kitabında yer alan asılsız iftiralarda olduğu gibi Türkler aleyhinde yapılan tüm propagandalara inandıkları belirtildi.Nihat Ferit yazısında Türkiye Büyükelçiliği'ne bağlı bir "Türkiye'yi Tanıtma Yurdu"nun tesis edilmesinin de çok faydalı olacağına dikkati çekti.(25)

Bu haberin yayımlanmasından hemen sonra Haber Akşam Postası gazetesi bu filmin çekilmesi halinde MGM'in bütün filmlerinin Türkiye'de boykot edileceğini yazdı.(26) Türk basınında bu haberlerin çıkması üzerine ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert P. Skinner ABD Dışişleri Bakanlığı'na yolladığı mesajda Büyükelçilik Ticaret Ataşesi'nin kendi bakanlığına Son Posta ve Haber Akşam Postası gazetelerinde yer alan haberleri bildirdiğini iletti.Skinner Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey'in gayri resmi olarak kendisine sözkonusu filmin çekiminin yasaklanmasını arzuladığını da bildirdiğini nakletti.Sözkonusu filmin gerçekleşmesi halinde,Türk basınının konuyu abartacağını ve böyle bir filmin yapılmasının Türkiye'de yaşayan Ermeniler için hiçbir yararı olmayacağı gibi,zararı da olabileceğini belirtti.MGM'in filmlerinin boykot edilmesi konusuna gelince,Türkiye'de gösterilen filmlerin genellikle Fransız ve Alman filmleri olduklarını ve Amerikan filmlerinin eski,küçük ve düşük kaliteli sinemalarda gösterildiklerini hatırlattı ve dolayısıyla Amerikan filmlerinin bu boykottan pek etkileneceklerine inanmadığını ima etti.(27) Bu arada Büyükelçi Mehmet Münir Bey MGM film şirketinin başkan yardımcısı J. Robert Rubin'i ziyaret edip filmin yapılması halinde sadece bu filmin değil,MGM'in tüm filmlerinin Türkiye'ye ithallerinin yasaklanacağını bildirdi.Türkiye'nin onurunun sözkonusu olduğu bir meselede hikayenin sadece tek taraflı olarak anlatılmasının doğru olmadığına dikkati çekti.Mehmet Münir Bey daha sonra bu ziyarette yaptığı görüşmenin bir özetini ABD Dışişleri Bakanlığı Yakındoğu İşleri Bölümü'ne nakletti ve Yakındoğu İşleri Bölümü'nden konuya müdahale edip romanın filme çekilmesinin önlenmesi amacıyla ABD Dışişleri Bakanı'nın dikkatini bu konuya çekmesini talep etti.Yakındoğu İşleri Bölümü konuyu Bakan'a aktaracağına söz verdi.Ancak buna ek olarak da ABD Anayasası'nın ifade ve basın özgürlüğünü teminat altına aldığı için Federal Hükümetin fazla bir müdahale imkanı olmadığını hatırlattı.ABD Dışişleri Bakanlığı,Yakındoğu İşleri Bölümü yetkilisi Wallace Murray Amerikalı film şirketlerinin yabancı ülkeleri rencide edecek filmleri yapmanın meydana getireceği risklerin bilincinde olduklarını ve aynı şirketlerin bu tür film yapımına girişmeme niyetinde oldukları konusunda elde yeterli kanıt olduğunu belirtti.(28)

Türk hükümetinin ve Büyükelçi Mehmet Münir Bey'in ABD resmi makamları nezdinde yaptıkları bu müdahalelerin akim kalmaları üzerine Mehmet Münir Bey 5 Eylül 1935 tarihinde ABD Dışişleri Bakanı Cordell Hull'a hitaben şahsi bir mektup yazdı.Mehmet Münir Bey mektubunda olayı özetledikten sonra romanın Ermeni çevrelerinin etkisinde kaleme alınıp Türk halkına karşı bir sürü yalan ve iftiralar ihtiva ettiğini ve Türk halkını son derece rencide ettiğini belirtti.MGM'in göndermiş olduğu senaryo taslağının Türkiye'deki yetkili makamlarca incelendiğini ve sonucunun kesinlikle olumsuz olduğunu bildirdi.Filmin gerçekleşmesi halinde bu filmin ne Türkiye'de ne de başka Avrupa ülkelerinde bir piyasa bulacağını ifade etti ve Bakan Hull'dan müdahale edip bu film tasarısını iptal ettirmesini istedi.(29)

Türk Basınında "Yahudi-Ermeni Komplosu" İddiaları

Franz Werfel'in Alman Yahudisi,MGM şirketinin sahiplerinin Amerikan Yahudileri oluşları,romanın da 1915 yılında meydana gelen Ermeni tehciri olayını eleştirmesi,dönemin Türk basının da desteğiyle,bu film tasarısının kamuoyuna Türkiye'ye karşı tasarlanmış bir "Yahudi-Ermeni komplosu" olduğu havasında sunuldu.Bu film tasarısı ile ilgili ortaya çıkan tartışmalarda romanın baştan aşağa yalan ve iftira dolu olduğu ve Türkiye'yi küçük düşürme amacını güttüğü özellikle belirtildi.Romanın MGM şirketi tarafından filme çekileceği konusu 3 Eylül 1935 tarihinde bir kez daha Türk basınının gündemine geldi.Haber Akşam Postası yayımladığı makalede MGM'in "bir Yahudi şirketi" olduğunu özellikle vurguladı ve Franz Werfel'in Yahudi olmasına işaret ederek "bu suretle aslen Yahudilerin malı olan MGM şirketi gene bir hemcinslerinin eserini filme almış demektir" sonucuna vardı.Bu durum karşısında Türkiye'yi ve Türkleri "vahşi halde gösteren bu Yahudi şirketine karşı yapılacak en doğru ve tesirli şey"in MGM filmlerine karşı tüm Türkiye'de boykot ilan etmek olduğunu belirtti.Haber Akşam Postası gazetesi "bizimle ticaret yapmak isteyen ve iyi geçinmek mecburiyetinde olan diğer Yahudi firmaların" dikkatlerini de bu konuya çekti ve Türk aleyhtarı propagandanın önüne geçilmediği takdirde Yahudilerin bundan zarar göreceklerini belirtti.Daha sonra gazete Türkiye'nin Yahudilere karşı "en merhametli ve bitaraf" davranan ülke olduğunu,Türkiye'de Yahudi düşmanlığının olmadığını,anti-semitizm yapan Milli İnkılap dergisinin(30) kapatıldığını belirterek Türk Yahudilerinin kendileri gibi Yahudi olan MGM şirketine başvurarak bu filmin yapılmamasını talep etmelerini istedi.Nihayet sözkonusu filmin Türkiye dışında diğer ülkelerde gösterilmemesi konusunda Türkiye'nin kendisini çevreleyen dost komşu ülkelerle anlaşma yapması gerektiğini yazdı.(31) Aynı gün Cumhuriyet gazetesinde Motion Pictures Herald film dergisinin 119 sayılı nüshasında yer alan MGM'in Werfel'in romanının filme çekim haklarını satın aldığını belirten haberi verildi.Cumhuriyet gazetesi Washington'daki Türkiye Büyükelçiliği vasıtasıyla Werfel'in kitabının satışının ve filmin gösteriminin yasaklanması için girişimde bulunulmasını istedi.(32) Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Numan Rıfat Cumhuriyet gazetesine yaptığı açıklamada konudan haberdar olduğunu,ABD hükümeti nezdinde yapılan temaslar sonucunda filmin çevrilmeyeceği kanaatini taşıdığını belirtti.MGM şirketinin Türkiye temsilcisi ve ithalatçısı İpekçi kardeşler de ABD İstanbul Başkonsolosluğu Ticaret Ataşesi nezdinde yaptıkları girişimde Ticaret Ataşesi'ne böyle bir filmin çevrilmesi halinde olayın sadece bu filmin Türkiye'de gösterilmemesi ile bitmeyeceğini,MGM'in diğer filmlerinin de gösterilemeyeceğini ilettiklerini bildirdiler.İpekçi kardeşler bu temaslar sonucunda Amerikan Büyükelçiliği'ne gelen 9 Haziran 1935 tarihli ve ABD Dışişleri Bakanı Cordell Hull'un imzasını taşıyan bir mektupta Türkiye'nin Washington Büyükelçisi'nin onayı olmadan filmin çevrilmeyeceğinin bildirildiğini de belirttiler.(33) İpekçi kardeşler ayrıca filmin çevrilmesi halinde de Romanya,Yunanistan ve Yugoslavya hükümetlerinin de bu filmi ülkelerine sokmayacaklarını da vurguladılar.(34) Filmin bir Yahudi-Ermeni komplosu olduğu iddiası en belirgin şekilde Cumhuriyet'te yayımlanan bir yazıda yer aldı.Gazete yazısında "Franz Werfel'in romanı Ermeni parası ve tahriki ile bir Yahudi kaleminden çıkmış eserdir" denildi ve roman "müfsid bir Yahudinin müfteri kitabı" diye tarif edildi.(35)

Cumhuriyet gazetesi 4 Eylül 1935 günü MGM şirketine "Musa Dağ filmi çevrilecek mi?" sorusunu ihtiva eden bir telgraf yolladı ve 5 Eylül 1935 günü "şimdiye kadar bu hususta verilmiş bir karar yoktur" cevabını aldı,ancak,bu cevaptan tatmin olmadı.Cumhuriyet gazetesi adını saklı tuttuğu ve MGM şirketini iyi tanıyan bir kişiye bu konuda ne yapılabileceği konusunda sorduğu soruya karşılık olarak tüm yükün Washington'daki Türkiye Büyükelçiliği'nin üzerinde olduğu cevabını aldı.Cevabı veren kişi,ancak bu işin sanıldığı kadar kolay olmadığını belirtti ve "MGM sosyetesi bir Musevi sosyetesidir.Bu itibarla para kazanmak endişesini diğer endişelere tercih edebilir" demeyi de ihmal etmedi.(36)

Haber Akşam Postası "Yahudi müesseseler dikkat ediniz!Bir filmin kazancı yüzünden ırkınıza karşı şimdiye kadar düşmanlık etmeyen Türkleri kızdırmayın!" başlığıyla yayımladığı bir diğer makalede Türkiye'deki Yahudileri ikaz etti.Filmin çevrilmesi halinde "bu Yahudi müellifin ve Yahudi sermayesinin uyandıracağı" tepkinin pek büyük olacağını ve bundan dolayı zarar edecek olanın sadece MGM şirketinin değil Türkiye'deki Yahudilerin de olacağını ima etti.Gazete bütün Yahudi müesseselerine Türkiye'nin Yahudilere karşı geçmişten beri gösterdiği ve halen göstermekte olduğu iyi davranıştan MGM şirketini haberdar etmelerini tavsiye etti ve bu filmin çekilmesine engel olunmasını istedi.Engel olunmadığı takdirde bu filmin bir Yahudi yazar ve Yahudi film şirketi tarafından yapılmış olmasının "Türk haleti ruhiyesi üzerinde pek fena bir tesir" yaratacağını yazdı.(37)

ABD Dışişleri Bakanı'nı filmin çevrilmeyeceğini bildirmiş olmasına rağmen,The New York Times gazetesinin 18 Ağustos 1935 tarihli kitap ekinde kitap kulübü Book of the Month Club Inc.'in,kulübe yeni üye olanlara bir kitap hediye etme kuralı çerçevesinde,o ayki yeni üyelere Franz Werfel'in romanını hediye olarak dağıtacağını ilan etmesi ve ilanda roman hakkında birçok kitap eleştirmeninin olumlu yorumlarının yer alması üzerine,Cumhuriyet gazetesi Türk kamuoyuna bu ilanı,Amerikan basınının bu kitabın bedava dağıtımı için yoğun bir propaganda yaptığı şeklinde yansıttı ve o tarihe kadar Werfel'in kitabından 170 bin nüshanın satıldığını belirtti.(38)

Bu haberlerin yoğunlaşması üzerine Cumhuriyet gazetesi romanın "Ermeni parası ve tahriki ile bir Yahudi kaleminden çıkmış eser" olmasına rağmen,Batı dünyasında kötü etki yaptığını itiraf etti ve Atatürk Türkiyesi'nin ve inkılaplarının olumlu tanıtımı için bir tanıtım filmi yapılmasını teklif etti.(39)

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın filmin çevrilmeyeceğine dair vermiş olduğu teminata rağmen Cumhuriyet gazetesinin bu film konusunda tekrar yayına başlamasını Tan gazetesi "bir kadeh suda fırtına" yaratmak olarak niteledi.Türk basınında MGM aleyhinde yeniden bir kampanyanın başlaması üzerine ABD Büyükelçiliği ABD hükümetine filmin çevrilip çevrilmeyeceği konusunu tekrar sordu.ABD Ticaret Bakanı'ndan gelen cevapta Washington'daki Türk Büyükelçisi'nin izni olmadan filmin çevrilmeyeceği belirtildi.Bu durum karşısında Tan gazetesi Cumhuriyet gazetesinin konuyu daha fazla istismar etmeden ABD hükümetine gösterdiği ilgiden dolayı teşekkür etmesinin yeterli olacağını yazdı.(40) Daha sonra filmin senaryosunun değiştirildiğini,Türkiye'yi rencide eden bölümlerinin çıkartıldığı ve yeni senaryonun Washington'daki Türkiye Büyükelçiliği'ne gönderilmiş olduğu haberi üzerine Haber Akşam Postası sözkonusu filmin kolay kolay değiştirilemeyeceğini belirtti ve hiç çevrilmemesini talep etti.(41) Türk basınında özellikle o dönemde büyük bir etkisi olan Cumhuriyet ve onun Fransızca baskısı olan La République'in bu konudaki kampanyaları ve diğer gazetelerin de bu kampanyaya katılmaları üzerine ABD'nin Ankara Büyükelçiliği olaydan ABD Dışişleri Bakanı'nı haberdar etti.Elçilik İçişleri Bakanlığı'nda bir Basın-Yayın Genel Müdürlüğü'nün tesis edildiğini ve onun başına da Almanlar tarafından eğitilmiş sabık bir komünist olup,Kadro dergisi etrafında şekillenen hareketin lideri olan Vedat Nedim Tör'ün getirildiğini yazdı.Vedat Nedim Tör'ün Almanya'ya gittiği ve Alman propaganda tekniklerini Goebbels'den öğrendiğini belirtti.Bu müdürlüğün amacının dış ülkeler nezdinde Türkiye'nin propagandasını yapmak olduğunu,Türk basınında çıkan Türkiye'nin tanıtımı için film yapılması haberlerinin de bu müdürlüğün kurulma zamanına denk gelmesinin de bir tesadüf olmadığını belirtti.(42) Va-Nu ise yazdığı bir makalede çevrilmesi muhtemel bu filme bu kadar önem atfetmenin olumsuzluğuna dikkat çekti ve bu şekilde filmin daha çok rağbet görüp seyirci toplayacağını yazdı.(43) Türk basınında yer alan bu haberler üzerine ABD Büyükelçiliği'nden yapılan yeni bir açıklamada MGM şirketinin Washington'daki Türkiye Büyükelçisi'ne yeni bir senaryo tasarısı sunduğunu,bu senaryoda Türkler aleyhindeki her unsurun kaldırıldığını belirtti.Dahası MGM'nin Türkiye Büyükelçisi'nin onayı olmadan filmi çevirmeme taahhüdünde de bulunduğunu belirtti.(44)

Ulus gazetesinde yazan Burhan Belge,"Musa Dağ" başlığını verdiği ve "bu da bir Ermeni masalıdır.Fakat bir Yahudi tarafından yazılmış" satırlarıyla başlayan yazısında filmin çevrilmesine engel olunması üzerine The New York Times gazetesinde çıkan yazılarda Amerika'da yaşayan Ermenilerin 1915 yılındaki tehcir sırasında yaşadıklarını naklettiklerini belirtti.Burhan Belge bu yazılardan anlaşıldığı üzere "Türkiye ve Amerikan hükümetlerine karşı,Yahudi film şirketi ile Ermeni tahrikat cemiyeti müşterek bir cephe ve müşterek bir taktik" kullandıklarını yazdı.(45) Burhan Belge bir diğer yazısında Türkiye'yi kötü tanıtan bu tür filmlere karşı yapılacak tek şeyin bu tür filmlerden şikayetçi olan ülkelerin "kendi aralarında bir anlaşma yapmaları ve bu gibi filmlere karşı film pazarlarının toptan kapamaları" olduğunu belirtti.Belge,"Musa Dağ" romanının filme alınmasında önemli etken olarak romanı yazan Franz Werfel'in ve MGM film şirketinin Yahudi oluşlarını gösterdi.(46)

Burhan Belge bir diğer yazısında afyonla mücadelede yapılmış olan uluslararası anlaşmalar örneğini göstererek ülkeleri küçük düşüren bu tür filmlere karşı da benzeri bir anlaşmanın yapılması gerektiğini tekrarladı ve bu tür filmler için de "kaldı ki bu gibi propagandalarla afyon arasında hiçbir fark yoktur.Her ikisi de zehirlidir" diye yazdı.Belge ABD resmi makamlarının istedikleri takdirde müdahale edip filmin çekilmesini önleyebileceklerini belirtti.(47)

Haber Akşam Postası gazetesinde 5 Eylül 1935 tarihinde Türkiye Yahudilerine yönelik yarı kapalı ima ve tehditlerde bulunan makalenin yayımlanması üzerine,Türk Yahudilerini Türkleştirmek ve onlara Türkçe öğretmek amacıyla kurulmuş bulunan Balat Türk Kültür Birliği üyesi Lem'i Gülman Haber Akşam Postası gazetesine yolladığı mektupta Türkiye'de Türk toplumunun Türk Yahudilerine karşı gayet iyi davrandığını teyit etti ve "Musa Dağ" romanı türündeki propagandaların Türk Yahudilerinin bu tür hüsnü kabul görmelerine tahammül edemeyenlerin işi olduğunu belirtti.Lem'i Gülman yazısına Türk Yahudilerinin Türkiye'ye isnat edilmek istenen bu çirkin iftirayı şiddetle reddettiklerini belirterek son verdi.(48)

Bu film tasarısı üzerine alevlenen bu tartışma ortamında Werfel'in Yahudiliğinin sürekli vurgulanarak olayın anti-semitist bir havaya dönüşmesi üzerine İstanbul Yahudilerinin rencide oldukları görüldü.Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan "Hem nalına hem mıhına" sütunundaki imzasız yazılarıyla tanınan Abidin Daver,bir köşe yazısında tanıdığı bazı Yahudilerin kendisine sitem ederek Yahudiler aleyhinde yazdığı yazılardan müteessir olduklarını,Franz Werfel'in Yahudi olmayıp Alman olduğunu,Yahudi olsa bile genelleme yapılamayacağı ve bir Yahudinin hareketinden tüm Yahudilerin sorumlu tutulamayacağını belirttiklerini aktardı.Abidin Daver bu serzenişlere verdiği cevapta önce Werfel'in Yahudi olduğunu teyit etti.Daha sonra Werfel'e yapılan eleştirilerin ve saldırıların yabancı bir Yahudiye yapılıp Türkiye Yahudilerine karşı yapılmadığının tefrik edilmesi gerektiğini ve şayet kendisine yapılan bu sitemin altında Türkiye aleyhinde bulunan yabancı Yahudilere de söz söyletmek istenmemesi yatıyorsa,buna hiçbir şekilde mutabık olmadığını güçlü bir üslupla ifade etti ve Türk Yahudilerine görevlerini hatırlattı:

"Eğer Türke düşmanlık eden bir Yahudinin Yahudi olduğunu yazmamamızı veya Türke düşmanlık eden Yahudilere karşı müsamahakar davranmamızı istiyorsanız bunu sizin Türk yurttaşlığınıza kat'iyyen yaraştıramam.Türk düşmanı Yahudilere,ilk hücumu siz Musevi vatandaşlarımız yapmalısınız.Bu sizin içinde yaşadığınız memlekete ve millete karşı borcunuz ve vazifenizdir." Bunu berrak bir şekilde belirten yazar daha sonra aynı berraklıkla Yahudilerin Yahudi kimliklerini ön plana çıkarmalarının ve beynelmilel Yahudilikle bir kardeşlik duygusu ve dayanışması içinde bulunmalarının anlamsız olduğunu vurguladı:"Biz Türkiye Musevilerini sadece Türk yurttaşı olarak tanıyoruz;arsıulusal Yahudiliğin mümessili,müdafii,avukatı olarak değil...Bu noktayı iyice tayin ve tespit ediyorum ki sui-tefehhüme meydan kalmasın!"(49)

Kahire'de yayımlanan Aurore gazetesinde Türkiye'deki iyi yaşam koşullarına atıfta bulunarak Türk Yahudilerinin Filistin'e göç etmemelerini tavsiye eden bir yazı da özetlenerek Haber Akşam Postası gazetesinde yayımlandı ve "Türkiye aleyhinde Türkleri tanımadan yazı yazan" Franz Werfel'in de bu yazıyı okuduktan sonra utanması gerektiği belirtildi.(50)

Konu Üçüncü Kez Türk Basınında

1935 yılının Eylül ayı sonunda bu şekilde noktalanan bu tartışmalar,aynı yılın Aralık ayında Türk basınının gündemini yeniden işgal etti.ABD'nde yayımlanan Motion Pictures Herald dergisinin 4 Ekim 1935 tarihli nüshasında 1936 yılında çevrilecek filmler listesinde "Musa Dağ'da Kırk Gün" filminin yer alması üzerine,Kurun gazetesi bu filmin çevrilmesi halinde MGM'in tüm filmlerinin Türkiye'de boykot edilmesinin gerektiğini yazdı.(51)

Bu haber üzerine Yunus Nadi yazdığı başyazıda Franz Werfel'i "serseri Yahudi" olarak tarif etti ve yazarın romanında geçen Ermeni olaylarında "güya Türklerin zalim mevkiinde bulunduklarının iddiası"nı ileri sürmenin bir Yahudiye vazife olmadığını yazdı.Yunus Nadi,Franz Werfel'in romanının Almanya'da yasaklanmasının "Alman hükümetinin insanlık haysiyetine ve arsıulusal barış ahenginin şeref ve menfaatine tamamen uygun bir hareket" olarak niteledi.Daha sonra yapılan girişimler sonucunda Franz Werfel'in romanının ABD'nde filme çekilme teşebbüsünün önüne geçildiğini hatırlattıktan sonra bu "suikast"ın tekrar hortladığını belirtti.Yunus Nadi,ABD'nin insanlar arasında "kin ve husumet ateşleri yakmaya yönelik bu türlü alçak teşebbüsler"e meydan bırakmayacağına inandığını,ancak buna rağmen "Yahuda rolünü oynamakta ısrar eden altın buzağı tapıcısı bir Yahudi"nin bu teşebbüsü karşısında sinirlendiğini itiraf etti.(52) Yunus Nadi Türkiye'de yaşayan Ermenilerin ve Yahudilerin "bu alçak teşebbüs"e karşı ABD hükümetinin dikkatini çekebileceklerini hatırlattı.Yunus Nadi,"her şey oldu bitti de yirminci asırda bir Yahudi yazıcısı mı bize karşı ehli salib hissiyatı körükleyecek?" diye sordu.(53) Yunus Nadi bu başyazısını yayımladığı gün ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert P. Skinner bu başyazının bir kopyasını ABD Dışişleri Bakanı'na iletti.(54)

Bu rapor üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı'nın MGM yetkilileri ile yaptığı yeni bir görüşmede,daha önce belirtildiği gibi,Türkiye Büyükelçisi'nin onayı olmadan filmin çevrilmeyeceği bir daha tekrarlandı.MGM yetkilisi yapılması tasarlanan filmler listesini bir daha gözden geçirdiğini ve "Musa Dağ" filminin bu listede yer almadığını bir kez daha belirtti.(55)

Bu film tasarısı tartışılırken bu kez Paramount şirketinin başrollerini Cary Grant ve Claude Ren adlı oyuncuların oynadığı "Son Karakol" filmi haber olarak basında yer aldı.Sözkonusu filmin Musul'da geçmesi ve Ermeni tehcirine de değinmesi üzerine Kurun gazetesi bu tür filmlere karşı alınacak en iyi önlemin bu şirketlerin filmlerinin toptan boykot edilmeleri olduğunu bir kez daha tekrarladı.(56)

Türkiye Ermeni Cemaatinin Tepkisi:"Yahudi Komplosu" İddiaları ve Kitabın Yakılması

Yunus Nadi'nin Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bu başyazısından sonra istenen tepki Yunus Nadi'nin arzusu doğrultusunda oluşmaya başladı.Türk basınının bu konuda başından beri vurgulayarak kullanmış olduğu,Werfel'in bu romanı yazmasındaki,MGM'in de filme çevirme haklarını satın almasındaki,başlıca etken Werfel ile MGM sahiplerinin Yahudi,dolayısıyla maddiyata düşkün olmaları söylemi Türkiye Ermeni cemaati içinde önemli bir görevi olduğu belirtilen Dr. Arşak Sürenyan tarafından büyük bir iştahla benimsendi.Dr. Sürenyan Cumhuriyet muhabirine verdiği demeçte haberin bütün Türk Ermenilerini mütessir ettiğini,bunun başlıca nedeninin de "bir Yahudinin sırf maddi endişelerle hareket ederek Ermenileri istismar etmeye kalkışması,diğer bir Yahudi müessesesi olan MGM film şirketinin de buna iştirak etmesi" olduğunu belirtti.Ermenilerin Franz Werfel'i tanımadıklarını,hiçbir Ermeninin de kitabın yazılmasında rolü veya yardımı olmadığını belirtti.Geçmişe ait bir meselenin "bu defa da bir Yahudi tarafından edebiyat sahasında istismar edilmesi"ne hiçbir Ermeninin razı olmadığını ifade etti.Dr. Sürenyan "Ermenilerle zerre kadar alakası olmayan bir Yahudinin hiçbir sebep yokken Ermenilerle meşgul olmasında ve onbeş-yirmi yıl önce cereyan eden hadiseleri mübalağa ve mugalata ile mevzuu ittihar etmesinde para kazanmak endişesinden başka nasıl bir endişe olabilir?" diye sordu.Dr. Sürenyan kitabın Ermeniceye çevrilmemiş olmasını,Ermenilerin bu kitaba karşı hiçbir ilgi göstermediklerinin bir kanıtı olarak gösterdi.Türk Ermenilerinin duygularının Türk yurttaşlarından farklı olmadığını ve "kardeşçe bir hayat" yaşadıkları Türkiye'de "bu yaşayışın bir bezirgan tarafından bozulmasına hiçbir Ermeninin izin vermeyeceğini" belirtti.(57) MGM'in bu filmi çevirmeyi tasarlaması haberi üzerine İstanbul'da sinema salonu işletenler arasında yapılan kısa bir araştırma sonucunda,Saray sineması müdürü Franko,İpek,Melek ve Elhamra sinemalarını işleten İpekçi kardeşlerden İhsan İpekçi ve Sümer sineması müdürlerinden Rauf Bey söz birliği yaparak şayet bu film çevrilirse MGM'in filmlerine karşı boykot uygulayacaklarını bildirdiler.(58) Ercüment Ekrem Talu alaycı bir üslupla kaleme aldığı ve hayali bir durumu konu ettiği yazısında Franz Werfel'in Yahudiliğini ve Yahudi olmasından dolayı paraya düşkünlüğünü özellikle vurgulayarak Werfel'in bu kez "Harlem'de kırk gün!" başlıklı ABD'ndeki ırkçılığı ve cinayetleri konu alan bir roman yazıp kendisine bunu pazarlamaya çalıştığını Werfel'in kendi ağzından anlattı.Ercüment Ekrem Talu kendisinin sonunda "serseri Yahudi"yi kapı dışarı ettiğini belirtti.(59) Türkiye'deki Yahudi ve Ermenilerin de bu konuda protesto girişiminde bulunacakları haberleri de basında yer aldı.(60) Bu olaylar üzerine Türkiye Ermeni Cismani Meclisi bu konuyu tartışmak üzere 14 Aralık 1935 günü toplanacağını ilan etti.(61) Aynı gün sahibi ve genel yayın yönetmeni Albert Karasu adlı bir Yahudi gazeteci olan ve özellikle Yahudilere hitap eden Le Journal d'Orient gazetesi Franz Werfel'in Yahudi olmadığını,olsa bile Türkiye Yahudilerinin kendi dindaşlarından birinin yorum hatasından sorumlu olamayacaklarını ve Türkiye Yahudilerinin her zaman vatansever ve sadık kişiler olduklarını yazdı.(62) Türkiye Yahudileri de Franz Werfel'in Yahudi olmadığına inandıklarını ve her ne olursa olsun böyle bir yazarın Türkiye'nin aleyhindeki davranışlarına karşı Türkiye Yahudilerinde derin infial ve nefret uyandırdığını belirttiler.Cumhuriyet gazetesi de Yahudi vatandaşların bu davranışlarını "en samimi takdirleriyle" selamladı.(63) 14 Aralık 1935 günü toplanacağı ilan edilen Türkiye Ermeni Cismani Meclisi çoğunluk olmadığı için o gün toplanamadı ve 15 Aralık 1935 günü saat 10:30'da Beyoğlu Ermeni Kilisesi'nde toplanmayı kararlaştırdı.Ermeni Cismani Meclisi'nin bu protesto hareketine Türkiye'deki Ermeni basın mensuplarının da katılacakları,Ankara'daki Matbuat Umum Müdürlüğü'ne bu filmin yapılma tasarısını protesto eden bir mektup yollayacakları ve bu mektubun ABD'ne iletilmesi konusunda Matbuat Umum Müdürlüğü'nün aracılığını isteyecekleri yazıldı.(64)

Türkiye Ermeni Cismani Meclisi 15 Aralık 1935 tarihinde yaptığı toplantısından hemen sonra bu film tasarısına resmen tepki gösterdi.Ermeni Cismani Meclisi Türkiye Ermenilerinin nefretlerini dile getirmek için bir beyanname hazırladı ve İstanbul gazetelerine yolladı.Bu beyanname şu şekilde kaleme alınmıştı:

"Franz Werfel'in 'Musa Dağ'da Kırk Gün' isimli eserinin Amerika'da filme çekileceğine dair gazetelerde yazılan haberi,bütün Türk Ermenilerinin duygularına tercüman olan heyetimizi çok müteessir kılmış ve içimizde derin bir infial uyandırmış olmakla bu teessür ve infialimizi göstermek için bugünkü müstesna toplantımızı yaptık.

Yabancı bir memlekette ortaya atılan bu oyunların,Türk ülkemizde ayrılık ve gayrılığa ait zehirli tohumların saçılmasından başka bir maksada hadim olmasa gerektir;ve lakin biz,Türk Ermenileri yurdumuza ve Türklüğe öyle kavi ve çözülmez bir bağla bağlı bulunuyoruz ki bu gibi fesatlıkların sevgili vatanımıza sarsılmaz merbutiyetimize ve 'Türk Birliği' mefkuresine zerre kadar tesiri olmayacaksa da,heyetimiz uzağı gören ve sezen değerli hükümeti cumhuriyetimizin bu gibi istismar hadiselerinin önüne geçmek için azami kuvvet ve vasıtalara haiz olduğuna emindir.

Türk Ermenileri İdare Heyeti

Genel Sekreteri
V. Akgül

Başkan
Bedros Horasancı"(65)

Ermeniler daha sonra sadece film şirketlerinin değil,tüm Türk halkının MGM filmlerini boykot etmesi gerektiğini belirttiler.(66) Bu protesto mektubunun yayımlandığı 15 Aralık 1935 günü saat 11:00'de Pangaltı Ermeni Kilisesi'nde toplanan Ermeniler,1933 yılının Nisan ayında aralarında Franz Werfel'in de bulunduğu 130 yazarın kitaplarının Naziler tarafından yakılmış olmasından ilham alarak,Werfel'in kitabını yakma töreni düzenlediler.Önce Pangaltı Ermeni Kilisesi bahçesinde bulunan mezarlıkta bir sehpa inşa ettiler,altına tahta ve talaş konulmuş bu sehpanın üstüne Franz Werfel'in büyük bir fotoğrafını ve kitabını yerleştirdiler.(67)

Bu kitap yakma törenini Aztarar ve Norlur gazeteleri muharriri Aşot Keçyan bir kibrit çakarak başlattı.Franz Werfel'in fotoğrafı ve kitabı yanarken Pangaltı Ermeni Kilisesi muganniler heyeti orada hazır bulunan kız ve erkek öğrencilerle birlikte İstiklal Marşı'nı söylediler.Daha sonra Beyoğlu mütevelli heyeti üyelerinden Aram Aslan şu konuşmayı yaptı:

"Yurttaşlar!

Asil ve necip Türk milleti hakkında iftiralarla dolu bir kitap yazıldığını gazetelerden öğrenen Türk Ermenileri,sırf şahsi menfaatler takip etmek üzere Ermenilerin adını istismar eden bu milliyetsiz küstahın cür'etini şiddetle protesto eder.

Yüzyıllardan beri ilk defa olarak Büyük Cumhurbaşkanımız Atatürk'ün kurduğu cennette kardeşçe bir hayat yaşamaya başlayan Türk Ermenileri bu aziz yurda karşı candan bağlılıklarını fiilen ispat etmek için mukaddes vatanımıza suikastte bulunan Franz Werfel mel'ununu ve 'Musa Dağ'da Kırk Gün' adlı hezeyannamesini bugün alenen yakmak suretiyle aramıza nifak sokmak isteyenlerin mukadderatının böyle ölüm olduğunu bütün dünyaya ilan etmek isteriz.

Kahrolsun Türklüğe dil ve el uzatanlar!"

Törende hazır bulunan halk da hep bir ağızdan "kahrolsun" diye bağırdılar.Fotoğraf ve kitap tamamıyla yandıktan sonra "Türk Ermeni münevverleri" adına Dahiliye Vekaleti'ne Aşot Keçyan ve Aram Aslan imzalı bir telgraf çekildi.Telgrafta şunlar yazılıydı:

"Mukaddes yurdumuza karşı suikastte bulunmak üzere 'Musa Dağ'da Kırk Gün' adlı bir hezeyanname yazan Franz Werfel adında bir yabancının küstahlığını şiddetle protesto etmek için Türk Ermeni okumuşları bu sabah Pangaltı Kilisesi avlusunda toplanarak Franz Werfel'in fotoğrafını ve yazdığı kitabı büyük bir törenle alenen yakmışlardır.

Aziz yurdumuza ve Cumhuriyete karşı bağlılıklarını bu suretle fiilen ispat eden Türk Ermeni okumuşları bu vesileyle Büyük Önderimize ve hükümetimize karşı sadakatlerini arzederken bugünkü protestolarını alakadar makamlara bildirmek hususunda yüksek tavassutunuzu istirham ederler."(68)

Kurun gazetesinde çıkan bir köşe yazısında ise "Türkiye'deki Ermeni meselesi,yasa ve vicdan önünde Amerika mahkemelerinde bile Türke hak kazandıracak bir kuvvettedir" denildi.Tek bir filmin tüm bir devletin ve milletin hoşnutluğuna üstün tutulmasının nedeni olarak bu film tasarısının arkasında gizlenenler olduğunu belirtti.

Türklerin düşmanlarını azımsamadığını ve dört gözü açık beklediğini hatırlatarak "Musadağa altın buzağılara kavuşmak için çıkanlar,bunu unutmasınlar" diye yazdı ve "altın buzağı" deyimiyle de Yahudileri ima etti.(69)

Bu olaylardan sonra 23 Aralık 1935 günü Basın Genel Direktörlüğü'nden yapılan bir açıklamada MGM'in bağlı bulunduğu Motion Pictures Producers and Distributors of America Inc. şirketinin Franz Werfel'in romanını filme çekmeme kararının değişmediğini bildirdiğini açıkladı.(70)

ABD Ankara Büyükelçisi Robert P. Skinner ABD Dışişleri Bakanı'na yolladığı 24 Aralık 1935 tarihli raporunda Cumhuriyet gazetesinin editörünün gazetede yayımladığı ve tartışmalara yol açmış olan bu haberi,"Musa Dağ" filminin de içinde yer aldığı,muhtemelen eski tarihli bir "çevrilecek filmler listesi"ne dayanarak hazırladığını belirtti.(71)

Romanın Fransızcaya Çevrilmesinin Yarattığı Tepkiler

1936 yılında Franz Werfel'in romanının Fransızcaya çevrilip Fransa'da yayımlanmış olması da Türk basınının tepkilerine yol açtı.Haber Akşam Postası gazetesi "Franz Werfel adında Almanya'dan kovulmuş serseri bir Yahudinin Amerika'da 'Musa Dağ'da Kırk Gün' isminde Türklük aleyhinde bir kitap yazdığını müteaddit defalar yazmıştık" diye başladığı yazısında romanda anlatılan hadiselerin gerçeklerle alakası olmadığını yazdı ve "hakikat bu merkezde iken,bu serseri Yahudinin memleketimiz ve Türklük aleyhine iftiralarla şişirdiği bu kitabın Fransızcaya tercüme edilmesini çok garip bulduk.Öyle zannediyoruz ki,bu kitabı Fransızcaya tercüme eden ve basanlar da herhalde kendisi gibi kanı ve ruhu bozuk,tefessüh etmiş birer serseriden ibarettir" diye yazısına son verdi.(72) Cumhuriyet gazetesi de romanın Fransızcaya tercüme edildiğini öğrendiğinde "Franz Werfel isminde serseri bir Yahudi tarafından memleket haricindeki Türk düşmanı Ermeniler ve Yahudilerin propaganda teşkilatı hesabına yazdığı 'Musa Dağ'da Kırk Gün' kitabını ve bu alçakça eser hakkında vaktiyle Cumhuriyet'in yaptığı neşriyatı hatırlarsınız" diye yazarak konunun evveliyatını hatırlattıktan sonra "bir müfterinin bayağı bir eserini bir de Fransız efkarı umumiyesine sunmak ananevi dostluğumuzu daha da takviye etmek üzere bulunduğumuz Fransa'ya yaraşır şeylerden değildir.

Dost Fransız hükümetinden sade bu kitabın neşrine müsaade etmemesini değil,hatta Fransız bahriyesi dosyalarından Musadağ hadisesi dair evrakı da çıkartarak hakikati Fransız ve cihan efkarı umumiyesine arz etmesini isteriz" diye Fransa'dan konuya müdahale etmesi talebinde bulundu.(73)

Film Tasarısının 1937-1938 Yıllarında Tekrar Tartışılması

"Musa Dağ" filmi konusu 1937 yılında ABD Dışişleri Bakanlığı nezdinde tekrar gündeme geldi.ABD Kongresi'nin California eyaleti temsilcisi John H. Tolan Dışişleri Bakanı Cordell Hull'a yazdığı 2 Temmuz 1937 tarihli mektubuna eyaletine mensup Ermeni asıllı seçmenlerinden birinin kendisine göndermiş olduğu ve Franz Werfel'in romanının Türk hükümetinin müdahalesi sonucunda filme çekilmemiş olduğunu şikayet konusu yapan mektubunu ekledi ve Bakan'dan bilgi istedi.(74) Bakan verdiği cevapta film yapımcılarının önemli ihracat bağlantılarını temsil eden Motion Pictures şirketi ile Türk hükümeti arasında varılan mutabakat sonucunda filmin çevrilmediğini ve Bakanlığın konuya müdahale edip etkileyemeyeceğini belirtti.(75)

Filmin tekrar çekilmesinin sözkonusu olduğu söylentileri üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı Motion Pictures şirketi nezdinde yaptığı girişimde sözkonusu filmin çevrilmesinin düşünülmediğini,ancak film yapımcılarının muhtelif devletlerin bu tür müdahalelerinden bunaldıklarını ve bundan böyle bu tür müdahaleleri dikkate almamaya eğilimli olduklarını belirtti.(76)

"Musa Dağ'da Kırk Gün" filmi tasarısının Türk kamuoyunda yarattığı Yahudi aleyhtarı havadan anti-semitist yazar Cevat Rıfat Atilhan da istifade etmeyi ihmal etmedi.1937 yılında yayımladığı "Musa Dağ" kitabının takdiminde "Bu kitap ne bir roman,ne bir efsane,ne de Yahudi (Franz Werfel)nin Türklük aleyhine yazdığı (Musa Dağ'da Kırk Gün) kitabı gibi şeni bir iftiradır.Bu eser Lut kavminin yerin dibine geçtiği yabani ve esrarlı topraklarda cereyan etmiş nankörlük,namertlik ve k.hpelik dolu bir facianın tarihçesi ve kahraman ordumuzun bu ateş ve güneş diyarında gösterdiği büyük hamaset ve fedakarlığının bir destanı zaferidir" diye yazdı.(77)

Kitabın Filistin cephesinde Osmanlı ordusuna karşı savaşmış Yahudi casus örgütünü konu ettiğini belirtti ve kitabın sonunda da "bu eseri şu son satıra kadar okuyan aziz kari!'Musa Dağ'da Kırk Gün' iftirasını uyduran insanların kirli içyüzlerini ve alçaklıklarını gördün" demeyi ihmal etmedi.(78) 22 Kasım 1938 tarihinde The Boston Evening gazetesinde Mustafa Kemal'in ölümünden sonra MGM'in sözkonusu filmin tekrar çekimi için teşebbüse giriştiği haberinin yer alması üzerine Türkiye Washington Büyükelçisi Mehmet Münir Bey Türkiye'nin bu konudaki tavrının Mustafa Kemal'in ölümünden sonra da değişmediğini tekrarladı.(79)

"Musa Dağ" filminin çevrilmesi söylentilerinin basında yer alması üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı Motion Pictures şirketi nezdinde girişimde bulunup ABD-Türkiye ilişkilerinin mükemmel olduğu bir dönemde özel şirketlerden bu durumun kötüleşmesini sağlayacak hiçbir girişimde bulunmamalarını istedi.(80) Bunun üzerine Motion Pictures şirketi tekrar yaptığı araştırma sonucunda ABD Dışişleri Bakanlığı'na MGM'in sözkonusu filmi çekmeye niyeti olmadığını belirtti.(81)

....Ve 1997-Tartışmalardan Altmış Küsur Yıl Sonra

"Musa Dağ'da Kırk Gün" romanının filme çekil(e)meme serüveni yıllar boyunca sürdü.Roman nihayet 1982 yılında High Investment Films Inc. adlı bir Amerikalı yapımcı tarafından televizyon için filme çekildi.Filmin yapımcısı John Kurchian,rejisörü Sarkis Mouradian,belli başlı oyuncuları da Kabir Bedi,Ronnie Carol,Guy Stockwell,Peter Haskell ve Michael Constantine idi.(82)

Franz Werfel'in romanının Türkçe çevirisini okumak için 1997 yılını beklemek gerekti.sözkonusu romanın çevirisi 1997 yılında Belge Yayınları tarafından yayımlandı.Romanın çevirisini yayımlayan yayınevi kitabı tanıtırken "Bu kitabın Türkçeye birtakım önyargılar ile kazandırılmamış olması büyük eksiklikti" diye yazdı.İki tanıtım yazısı(83) dışında Türk basınından pek bir ilgi görmedi.Romanın 1935 yılında bir yıl boyunca Türk kamuoyunu,Türkiye Ermeni ve Yahudi cemaatlerini,1934-1938 yılları arasında da aralıklı olarak beş yıl boyunca Türk ve Amerikan Dışişleri Bakanlıklarının gündemini işgal etmiş olmasından ne kitabın çevirisini yayımlayan yayınevi,ne Türk okurları,ne de Türkiye'deki Ermeni ve Yahudi cemaatleri haberdardı.(84)

***

1-Bu makalenin taslağını okuyup görüşleriyle katkıda bulunan ve dönemin Ermenice gazetelerinde konuyla ilgili araştırma yapan İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölüm BaşkanıDr. Arus Yumul'a,aynı araştırmalarda kendisine yardımcı olan Jamanak gazetesi yayın yönetmeni Ara Koçunyan'a,Amerikan Milli Arşivleri'nde konuyla ilgili mikrofilmi temin eden eşim Beti [Bali]'ye candan teşekkür ederim.

2-Peter Stephan Jungk,A Life Torn by History Franz Werfel,1890-1945,Weidenfeld and Nicholson,London,1990,s.141.

3-Peter Stephan Jungk,a.g.e.,s.279-280 ve 145 sayılı dipnot.

4-Falih Rıfkı [Atay],"Musadağ",Hakimiyeti Milliye,25 Birincikanun 1933.

5-"Bir Tavzıh",Hakimiyeti Milliye,26 Birincikanun 1933.

6-Burhan Asaf,"Musa Dağ'da Kırk Gün",Hakimiyeti Milliye,27 Birincikanun 1933.

7-Burhan Asaf,"Musa Dağ'da Kırk Gün (Kitabın Tahlili)",Hakimiyeti Milliye,28 Birincikanun 1933.

8-Peter Stephan Jungk,a.g.e.,s.279-280 ve 145 sayılı dipnot.

9-"Alman Hükümeti Musadağı'nı Yasak Etti",Hakimiyeti Milliye,30 İkincikanun 1934.

10-Peter Stephan Jungk,a.g.e.,s.145.

11-Lucy S. Davidowicz,The War Against the Jews,1933-1945,Holt,Rinehart and Wilson,New York,1975,s.259.Bu kaynağa dikkatimi çeken Dr. Esra Danacıoğlu'na candan teşekkür ederim.

12-"Amerika'da Genç Türklerin Gördükleri",Hakimiyeti Milliye,18 Teşrinisani 1933.

13-K.N.,"Amerikalı Türkiye Dostları Cemiyeti",Politika,29 Eylül 1930.

14-"Amerika'da Türk Dostları Cemiyeti",Hakimiyeti Milliye,18 Teşrinisani 1931.

15-K.N.,"Amerikalı Türkiye Dostları Cemiyeti",Politika,29 Eylül 1930.

16-Mehmet Münir Ertegün (1883-1944),1908 yılında İstanbul Hukuk Mektebi mezunu olup Dışişleri Bakanlığı Baş Hukuk Danışmanlığı'na kadar yükseldi.Lozan Konferansı'na katılan kurula hukuk danışmanı oldu.Bern Ortaelçiliği,Paris ve Washington (1934-1944) büyükelçilikleri yaptı.Washington'da vefat etti ve oraya defnedildi.Cenazesi 1946 yılında Missouri zırhlı gemisiyle İstanbul'a getirildi.(Büyük Larousse,Gelişim Yayınları,1986,cilt 6,s.3792)

17-Amerikan Milli Arşivleri (bundan böyle kısaca A.M.A. diye anılacaktır).General records of the Department of State Record Group 59,16 Kasım 1934 tarihli ve Decimal File 811.4061/Musa Dagh/1 sayılı belge.

18-A.M.A.,19 Kasım 1934 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/2 sayılı belge.

19-A.M.A.,20 Kasım 1934 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/3 sayılı belge.

20-A.M.A.,26 Kasım 1934 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/5 sayılı belge.

21-A.M.A.,27 Kasım 1934 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/6 sayılı belge.

22-A.M.A.,22 Nisan 1935 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/10 sayılı belge.

23-A.M.A.,29 Nisan 1935 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/13 sayılı belge.

24-A.M.A.,14 Mayıs 1935 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/15 sayılı belge.

25-Nihat Ferit,"Biz Zannediyoruz ki Bütün Dünya Bizi Tanıyor",Son Posta,29 Mayıs 1935.

26-"Kendi Zararlı Çıkar!",Haber Akşam Postası,30 Mayıs 1935.

27-A.M.A.,4 Haziran 1935 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/17 sayılı belge.

28-A.M.A.,18 Haziran 1935 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/20 sayılı belge.

29-A.M.A.,5 Eylül 1935 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/25 sayılı belge.

30-Sözkonusu dergi 1933-1934 yılları arasında anti-semitist yazar Cevat Rıfat Atilhan tarafından yayımlandı.1934 yılında Trakya'da meydana gelen Yahudi karşıtı olaylardan sonra Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı.

31-"Metro Goldwyn Mayer İsimli Film Şirketi Türklük Aleyhinde Propaganda Yapıyor",Haber Akşam Postası,3 Eylül 1935.

32-"Gene Türk Düşmanlığı",Cumhuriyet,3 Eylül 1935.

33-"Le Film '40 Jours sur le Musa Dagh'",La République,4 Eylül 1935.

34-"Söylediklerimiz Çıkıyor:Türklük Aleyhindeki Filmi Dost Memleketlerde Göstermeyecekler",Haber Akşam Postası,5 Eylül 1935.

35-"Bizi Olduğumuz Gibi Tanıtacak Propaganda!",Cumhuriyet,6 Eylül 1935.

36-"Mahud 'Musadağ' Filmi",Cumhuriyet,6 Eylül 1935.

37-"Yahudi Müesseseler Dikkat Ediniz!",Haber Akşam Postası,5 Eylül 1935.

38-"Musa Dağ'da Kırk Gün",Cumhuriyet,7 Eylül 1935.

39-"Bizi Olduğumuz Gibi Tanıtacak Propaganda!",Cumhuriyet,6 Eylül 1935;"İstiyoruz",Cumhuriyet,7 Eylül 1935;"Teklif Ediyoruz",Cumhuriyet,8 Eylül 1935;"Notre Patience est a Bout",La République,9 Eylül 1935 ve Abidin Daver,"Profitons du Cinema Pour Faire Connaitre au Monde le Turc et sa Magnifique Révolution",La République,9 Eylül 1935.

40-"Bir Kadeh Suda Fırtına!",Tan,8 Eylül 1935.

41-"Musa Dağ'da Filmi Tadil Edilemez!",Haber Akşam Postası,10 Eylül 1935.

42-A.M.A.,10 Eylül 1935 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/35 sayılı belge.

43-Va-Nu,"Haysiyet Bezirganlarının Ekmeğine Yağ Sürmeyelim.Onları Zarara Sokalım,Kâfi!",Haber Akşam Postası,10 Eylül 1935.

44-"La Derniere Phase de l'Affaire du Film Musa Dagh",La République,10 Eylül 1935.

45-Burhan Belge,"Musa Dağ",Ulus,12 Eylül 1935.

46-Burhan Belge,"Film Şirketleri",Ulus,13 Eylül 1935.

47-Burhan Belge,"Musa Dağ-Amerika",Ulus,14 Eylül 1935.

48-"Türkiyeli Bir Musevinin Gönderdiği Mektup",Haber Akşam Postası,14 Eylül 1935.

49-"Musevi Yurttaşlarla Hasbihal",Cumhuriyet,24 Eylül 1935.

50-"Türk Musevilerine Dair Bir Yahudi Gazetesinde Yazılan Makale",Haber Akşam Postası,26 Eylül 1935.

51-"Musa Dağ'da Kırk Gün",Kurun,5 Aralık 1935 ve Cumhuriyet,12 Aralık 1935.

52-Hazreti Musa'nın kardeşi olan Harun Hazreti Musa'nın yokluğunda İsrail kavminin talebi üzerine onlara yön verecek altından bir buzağı yaptı.Hazreti Musa İsrail kavminin altın buzağına taptıklarını ve onun etrafında dans edip eğlendiklerini görünce buzağı parçalayıp eritti.(Judaica Ansiklopedisi,cilt 2,s.710)

53-Yunus Nadi,"Türkler Aleyhindeki Filmi Yapmakta Israr Mı Ediyorlar?",Cumhuriyet,12 Aralık 1935.

54-A.M.A.,12 Aralık 1935 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/44 sayılı belge.

55-A.M.A.,17 Aralık 1935 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/48 sayılı belge.

56-"Türklük Aleyhinde Bir Film:Son Karakol",Kurun,13 Aralık 1935.

57-Cumhuriyet,13 Aralık 1935.

58-Haber Akşam Postası,13 Aralık 1935.

59-Ercüment Ekrem Talu,"Harlem'de Kırk Gün!",Cumhuriyet,14 Aralık 1935.

60-"Mahut Film!",Kurun,14 Aralık 1935.

61-Cumhuriyet,14 Aralık 1935.

62-Haber Akşam Postası,13 Aralık 1935 ve Le Journal d'Orient,13 Aralık 1935.

63-Cumhuriyet,14 Aralık 1935.

64-"Yahudi ve Ermenilerin Protestosu",Kurun,15 Aralık 1935.

65-"Türk Ermenileri",Haber Akşam Postası,15 Aralık 1935 ve "Ermeniler Musa Dağ'da Kırk Gün" Filmini Prostesto Ettiler",Son Posta,16 Aralık 1935.

66-Zaman,16 Aralık 1935.

67-"Türk Ermeniler",Haber Akşam Postası,16 Aralık 1935.

68-"İstanbul Ermenilerinin Franz Werfel'e Mukabelesi",Cumhuriyet,16 Aralık 1935 ve "Türk Ermeniler",Haber Akşam Postası,16 Aralık 1935.

69-S. Gezgin,"Musadağ ve Altın Buzağı!",Kurun,16 Aralık 1935.

70-Cumhuriyet,24 Aralık 1935.

71-A.M.A.,24 Aralık 1935 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/49 sayılı belge.

72-"Musadağ Ermeni Hadisesinin Uydurma Olduğunu Fransızlar Vesikalara Müstenit Olarak Bilirler",Haber Akşam Postası,20 Temmuz 1936.

73-"Gene Mi Musadağ?",Cumhuriyet,20 Temmuz 1936.

74-A.M.A.,2 Temmuz 1937 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/50 sayılı belge.

75-A.M.A.,10 Temmuz 1937 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/51 sayılı belge.

76-A.M.A.,15 Aralık 1938 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/57 sayılı belge.

77-Cevat Rıfat Atilhan,Musa Dağı,Kenan Basımevi ve Klişe Fabrikası,İstanbul,1937,s.3.

78-Cevat Rıfat Atilhan,a.g.e.,s.77-78.

79-A.M.A.,17 Aralık 1938 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/55 sayılı belge.

80-A.M.A.,20 ve 21 Aralık 1938 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/60-61-62 sayılı belgeler.

81-A.M.A.,2 Şubat 1939 tarihli ve 811.4061/Musa Dagh/64 sayılı belge.

82-Romanın televizyon filmine çekilmiş olduğu konusunda beni ikaz eden kitap muhibbi dostum Püzant Akbaş'a ve bu bilgiyi teyit eden Prof. Richard G. Hovannisian'a candan teşekkür ederim.

83-Emin Karaca,"Musa Dağ'daki İnsanlık Trajedisi",Radikal,14 Temmuz 1997 ve Karin Karakaşlı,"Yoğunoluk 1915",Virgül,sayı 1,Ekim 1997,s.10-12.

84-Hrant Dink'in Belge Yayınları'nın sahipleri Ayşenur ve Ragıp Zarakolu ile söyleşisi,Agos,1 Ağustos 1997.

---------------------------------------------------------------------------

*Rıfat N. Bali,Tarih ve Toplum,sayı:170,Şubat 1998,s.21-33.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder