24 Nisan 2012 Salı

24 Nisan Anması,Berlin:Diaspora'nın Taşrasında Anmanın İmkansızlıkları/Christoph K. Neumann*

Berlin'de diaspora şatafatlı bir yerde toplanıyor:Şehrin ta merkezinde olan Jandarma Pazarı'ndaki Huguenotların kilisesinde.1780'den sonra İkinci (nam-ı diğer Büyük) Frederik yanına muhteşem kubbeli bir kule koydu,alın size Fransız Katedrali...Kitabesi var:"Tanrı'nın şerefine,cemaatin hayrına Hohenzollern koruması altında 1705'te inşa,1905'te tecdit edildi."Huguenotlar Calvin'ci Protestanlardan olduğu için kilisenin içi çıplak denilecek kadar süssüz,herhangi bir tasvire izin yok:Planı eliptik olan mekan,bu sadeliği ile bir kaybı anmaya çok müsait.

Cemaat toplanıyor,en formel kıyafetleri içinde,siyah siyah.Topluluk her gün bu yerde toplanamıyor,bundan dolayı da burada olmayı önemsiyor.Önemli bir gün.Cemaat küçük olduğundan herkes birbirini tanıyor.

Anma programı zengin:Berlin'in sabık büyükşehir belediye başkanı ve şimdiki eyalet meclisi başkanı Walter Momper'in nutku,1915'te çocukken Deir ez-Zor'a yürüyerek sürülen Şuşanig Gamberian'ın kızına yazdığı bir mektubun okunması,Nazi temerküz kampları Buchenwald ile Mittelbau-Dora'da ihdas olunan anma kurumlarının müdürü Volkhart Knigge'nin konferansı,Ermenistan Büyükelçiliği başkatibinin konuşması,öncesinde,aralarda ve sonunda Gomidas ve diğerlerinin bestelerinden müzikler -ve o müziklerin icrası sırasında,Reformist-Protestan kilisenin çıplak fakat pürüzsüz sıvalı duvarına Türkiye'de harap halde,zar zor ayakta duran Ermeni kiliselerinin resimleri yansıtılıyor.Bazen bir taş yığınına dönmüş bu binaların hali,Türkiye'de Ermenilerin kaybına nasıl bir ehemmiyet atfedildiğini gayet sarih bir şekilde ortaya koyuyor.

Önce Ermeni cemaatinden Vartkes Alyanak söz alıyor.Bu kısa bir hoşamedi değil,uzun ve sert konuşuyor;Alyanak tartışmaların yanlış yöne gittiğinden şikayetçi:Ermeni Soykırımı'nı anmak,diasporaya dağılmış Ermenilerin mazi,hal ve istikbalinin,Ermeni kültürünün hatırlanmasının artık mevzubahis edilmediği,bunların yerine tarafların uzlaşıp barışması,Türkiye'nin Avrupa'da saygıdeğer bir ortak haline getirilmesi istendiğini söylüyor.Oysa fail ile kurban arasında farkını bulandıracak,Ermenilere uygulanan soykırımın anmasına yer bırakmayacak bir barışmanın,Batı Ermenilerine ihanet olduğunu vurguluyor.Bu durumda "uzlaşıp barışma fikrine hayır demek zorundayız." Alyanak,diasporaya kendilerini ve kimliğini yaşatacak,Türkiye'de de yerleri olacak bir anma gerçekleşmesini istiyor (söylediklerinin metni http://www.armenische-gemeinde-zu-berlin.de/24_2010begruessung.pdf adresinde bulunabilir).

Bunlar Almanya'da da kolay yenilir yutulur şeyler değil.Zaten Alyanak bu sene önemli bir konuşmacı bulmakta hiç olmadığı kadar zorluk çektiklerini söyledi.Almanya'da özür ve telafiyi çok değerli addeden hakim siyasi kültür gözönünde tutulursa bu çok şaşırtıcı değildir.Soykırımın kıyas kabul edilemezliği,adalet için çabaların devam zorunluluğu konusunda ısrar,Almanya'da,Yahudilerden gelirse haklı bulunuyor;fakat Holokost'un tekilliği de,diaspora Ermenilerine sahip çıkan güçlü bir devletin bulunmaması da,aynı şeyi sıra onlara geldiğinde imkansız kılıyor.Böyle bir ortamda tavizsiz tavırları anlaşılmaz,kabul edilmez oluyor...Kimse de tavizsizliğin sebebini merak etmiyor.Fransız katedralinin kitabesi ironik bir mana kazanıyor:Hohenzoller'lerin koruması bu kadardır!

Walter Momper Almanya'da daha ziyade duvarın yıkılışı esnasında Berlin büyükşehir belediye başkanı olarak o zaman çekilen fotoğraflarda hep gözüktüğü için ve genellikle giydiği uzun kırmızı atkı dolayısıyla tanınıyor.O atkı bu törende ortada yok elbet,fakat Momper her zamanki Momper:Hafiften sevimli,emekliliğe geçişini iyi niyetli söz ve hareketlerle anlamlandırmaya çalışan,bu sayede emlakçılık alanındaki faaliyetleriyle siyasi nüfuzu arasındaki ilişkiyi unutturmaya kalkışan,kısaca sanki başta kendisi olmak üzere herkesi toptan masumiyeti konusunda ikna etmeyi başaran,itidal abidesi,geç yetmişli yıllarını süren tipik bir sosyaldemokrat.Alyanak nasıl aslında toplanmış cemaattan çok,pek oralı olmayan Alman kamuoyuna seslenmişse,Momper sanki daha ziyade (Türkiye'de yayımlanan özür beyanının pek mütenezzil tabiriyle) Ermeni "kardeşlere",Alman toplumunun tesellilerini ve nasihatlarını iletmeye gelmiş amca rolünde.

Önce gönül alıyor:Evet,kimliğini yaşamakta ısrar eden bir Ermeni'nin Türkiye Cumhuriyeti'nde tutunması pek mümkün değildi.Oysa "anma,kültürümüzün bir parçası," ve Ermeniler için milli,kültürel ve Hristiyan kimliklerinin koruması için mücadele anlamına geliyor,çünkü jenosit,sırf bedeni yok etmekten ibaret değil,kimliğin tahribiyle gerçekleşiyor.Momper'in bundan sonra söylediği her şey,mutedil ibarelerle ifade edilmiş de olsa "üzerinize düşeni yapın,köşenizde bekleyin,her şey iyi olacak" anlamına geliyor:ABD'de ve İsveç'te alınan kararlarla Türkiye'de bazı gelişmeler aslında cesaret vericiymiş;zaten AB üyesi olmak isteyen bir Türkiye inkardan vazgeçmek zorundaymış ve kendisinin olduğu gibi,Türkiye'nin dostu olan herkes Türkiye'yi bu konuda uyarma hakkına sahipmiş.Ancak tarihi deşme çağrısı siyasi mesuliyetleri de perdelememeliymiş;zaten dünyada tarihçilerin çok büyük çoğunluğu jenosit teşhisinde hemfikirmiş.

Momper bundan sonra 1915-1916'da Almanların oynadığı rolden dolayı Ermeni halkından özür diliyor ve -bütün zorluklara rağmen- gerekli peşin hükümsüz ve şartsız diyaloğun başlatılmasını istiyor.Momper bir anlamda Alyanak'ın söylediğinin tam tersini söylemiş oluyor ve üstelik herhangi bir biçimde istediği diyaloğun mahiyeti hakkında bir fikir de öne sürmüyor.Tam tersi,yer yer başgösteren şarkiyatçı kalıplar,Momper'in ibraz ettiği rutin iyi niyetin sınırlarını da gösteriyor:Türkiye'de "nispeten liberal ve modern insanların" da Ermeni meselesi konusunda aşırı tepki ve inkar tavrından söz ettiğinde,o ülkede kendisinden daha liberal veya modern birisinin varlığının tasavvur edilemez olduğunu söylemiş oluyor.

Şuşanig Gamberian'ın kızına yazdığı mektuptan uzun pasajlar okunuyor;bu yürek parçalayan bir metin.Çocukluk ile genç kızlık arasındaki eşikteyken tehcire tabi tutulup yola çıkmadan ve uzun yolda annesi ve kardeşlerinin ölümünü teker teker seyretmeye mecbur bırakılan bu kurbanın kendi kızına anlattıkları,bir katliamı anmanın ne kadar sınırlı,ne kadar nispetsiz bir faaliyet olmak zorunda olduğunu bir kez daha gösteriyor.Anılana benzer bir şey yaşamadan hatırlamak anan insanı anılanla ortak kılmaz;ancak birbirine müşabih şeyler tecrübe etmiş insanlar arasında böyle bir beraberlik mümkün olur.Bunun için Berlin'de bulunanlar ortak olamadan ve biraz seyirci konumunda anıyorlardı,kendi dışlarında bir şey hatırlamanın merasimine iştirak ediyorlardı.Belki de bundan dolayı anmanın yerine siyasi bir tavırdan ibaret bir duruşa geçmeyi tercih etmek çoğu insanın hoşuna (ve kolayına) gider.

Volkhard Knigge,Weimar yakınlarında ünlü Buchenwald'la onun 80 kilometre kuzeyinde Harz Dağları'nın altında ve yerin dibinde olan tünellerde binlerce insanın roket yapımında çalıştırılarak öldürüldüğü Mittelbau-Dora temerküz kamplarında tesis edilen anma vakfının müdürü ve sosyal hafıza konusunda uzmanlaşmış,tanınmış bir tarihçidir.Alyanak sanki daha ziyade Alman toplumunu muhatap almıştı,Momper de Ermenilere yönelik mesaj ve tavsiyeler ifade etmeye çalıştı.Knigge'nin söyledikleri ise aslında en fazla Türkleri ilgilendiriyor.Çok dikkatli ve bilumum hassasiyetlere saygı gösteren bir konferans veriyor.Holokost üzerine yoğunlaşan birisinin Ermenilerin Büyük Felaket'i hakkında konuşmasının,Almanların işledikleri günahı azaltmaya yönelik olmamasına mesela çok dikkat ediyor.Holokost ile Büyük Felaket arasında ilişki ve yapı benzerlikleri üzerinde duruyor:Ermenilerin öldürülmesine iştirak eden Bronsart von Schellendorf ve Wolffskehl von Reichenberg gibi yüksek rütbeli subayların rolü veya Hitler'in 1939 Ağustos'unda sorduğu ünlü "Bugün Ermenilerin yok edilmesinden söz eden kaldı mı?" sorusu Holokost ile Ermenilerin "Büyük Felaket"i arasındaki ilişkilere,öldürülenlerin sırf vücutlarının değil,kültürlerinin de ortadan kaldırılması ise yapı benzerliklerine örnek gösteriliyor.Knigge yine de nasyonal sosyalistlerin İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yolunu takip etmediği,Holokost'un da Büyük Felaket'e özenmediğini vurguluyor.Knigge'nin bütün bu türden kuyud-ı ihtiraziye arasında asıl üzerinde durduğu husus,suç,cinayet,günah ve mahçubiyet gibi olumsuz şeyleri referans alan bir hatırlamanın nasıl olumlu bir tutuma yol açabildiğidir.Knigge'ye göre,özeleştiri müspet kabul edilen gayelere hizmet ederse,örneğin insan haklarına daha uygun ve ahlaki bir yönelimi desteklerse,yeni ve maziyle daha barışık bir kimliğin inşasına yardımcı olur.Bu bakımdan suçla mesuliyet,tarihi külliyetiyle gözönünde tutmak için bir hareket noktası bile olabiliyor.Bu görüş,Knigge'nin Hrant Dink ve Ermenilere reva görüleni dile getiren Orhan Pamuk'la birlikte,Hrant Dink'in cenazesine katılanlarla,özür beyanına imza atanlar karşısında saygı ile eğilmesine sebep oluyor.Aynı zamanda jenoside karşı koyan "sessiz sedasız kahramanların" tazimi,sadece faillerin ortaya çıkarılması ve onlardan mevrus suçun itirafıyla mümkün olduğunu hatırlatıyor.

Knigge'nin söyledikleri,yarım yüzyıldan uzun bir zamandır tarihi veballeriyle cebelleşen ve bu yolda sık sık kazaya uğrayan bir toplumdan çıkma iyi bir entelektüelin ve mahir bir tarihçinin olabildiğince nikbin bir değerlendirmesi (ve aynı zamanda da Almanların sakınmadığı bir iletişim şekli olan uzun bir öğüt) idi.Söz ettiği kimlik inşasının bir toplumda gerçekleşmesi için o toplumda eşitlikçi bir demokrasi için ortak bir irade değilse bile o türden bir demokrasinin görüntüsüne atfedilen ortak ve neredeyse mutlak bir güven şarttır bence,yoksa her bir vatandaşın diğerinin kurdu çıkması muhtemeldir.Türkiye'de (eşitlikçi demokrasiden vazgeçmeyip de şimdilik sarf-ı nazar etsek) onun tahayyülündekine benzer bu kabil bir itimadın mevcudiyetinden söz etmek anlamlı mıdır?

Son konuşmacı olarak Ermenistan Büyükelçiliği'nin başkatibi Karen Mkrtchyan (Türkiye'de daha meluf olunan Batı Ermenice telaffuzuyla Mıgırdiçyan) vardı.Ermenistan'ın Türkiye ile anlaşmasına diasporanın tepkisi,Türkiye'nin sonra aldığı tutumdan dolayı anlaşmanın uygulanmaması üzerine biraz soğumuşsa da belli ki ilişkiler hala gergin.Mkrtchyan'ın 1915'te olanlara sebep olarak Ermenilerin o zaman bir devletinin olmamasını göstermesi,Berlin Ermenilerine "biz sizin çıkarınızı koruyamazsak bile sizi sadece biz koruyabiliriz,başka bir yere bakmayın" manasına gelmiş olmalıdır.

Gelirken onsekizinci yüzyılın şahane mekanının anmaya elverişli olduğunu söylemiştim.Fakat sanki anmaya pek sıra gelemedi;her bir konuşanın gündemi başka,muhatabı başka:Alyanak daha ziyade Almanlara,Momper Ermenilere,Knigge neredeyse Türklere seslenmiş,ortak bir yad gerçekleşmemiştir.Eğer bir müşterek varsa,o da yad etmenin asıl yerinin Anadolu olduğu konusunda herkesin hemfikir görünmesiydi.Anılan bir felaketse,kaybın farkına varmak,acısını dindirmeden o kayba hayatta yer açmak ve onu başka bir şeye dönüştürerek yeni bir amaç edinmekten ibaret olur ancak.Küçük bir cemaat olan Berlin Ermenilerinin kimliği Büyük Felaket'e endeksli olduğu derecede,bu kaybı bugünün Almanya'sında yaşatmak,yeni bir gayeye dönüştürmek neredeyse imkansız göründüğü için,cemaat matemde bile kendini bulamaz,kendini ifade edemez olur.Türkiye'de bu sene düzenlenen 24 Nisan anması da çare olamaz ve olamadı.Çünkü Türkiye'nin geneli İstanbul'daki anmaya ne kadar uzaksa,Berlin'deki nice küçüklü büyüklü Türkiye'ler de,Fransız Kubbesi altındaki anma törenine o derece uzak değildi.Anmanın mekanı olarak Anadolu'yu özleyenler için,Türkiye'de bu sene meydana gelen gelişmeler erişilmez,bilinmez uzaklarda cereyan ediyordu.Böylece Ermeni cemaati bir yersizlik haline düşmüş olur.Garip ve eğreti duruyor tarife sığmaz,anlatılamayan dertler.Oysa bütün bu acılar kendiliğinden geçecek değil.

*Christoph K. Neumann,Toplumsal Tarih,sayı:199,Temmuz 2010,s.18-20.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder