20 Mart 2012 Salı

Zohrab,Papazyan ve Pastermadjian [Armen Garo]'ın Kalemlerinden 1914 Ermeni Reformu ve İttihatçı-Taşnak Müzakereleri/Rober Koptaş*

1912-1914 yıllarında,Doğu Anadolu'da Ermenilerin yoğunluklu olarak yaşadığı altı vilayette yapılacak reformlarla ilgili görüşmeler ve bu sürecin sonunda Rusya ve Osmanlı devletleri arasında imzalanan antlaşma Ermeni sorununun önemli bir aşamasını ve "1915-1916 yıllarında Anadolu'daki Ermeni toplumunun imhasının yakın tarihi"nin(1) önemli bir halkasını oluşturur.1914 reformları tarih literatüründe genellikle uluslararası ilişkiler bağlamında ele alınır ve Birinci Dünya Savaşı öncesinde büyük devletler arası rekabetin bir safhası olarak anlatılır.Ben,meselenin bu boyutunun hayatiyetini gözardı etmemekle birlikte,konuya içeriden bir bakış atmanın da faydalı olacağını düşünüyorum.Reformlar için pazarlıklar sürerken İstanbul'daki Ermeni siyasi elitinin ne gibi çalışmalar yürttüğü,sürece ne ölçüde müdahil olabildiği,İttihatçılarla görüşmelerinde nelerin konuşulduğu hakim ruh halini kavramak açısından bir hayli önemlidir.

Reform meselesi öncelikle Ermeni vilayetlerinde uzun yıllardır sürmekte olan huzursuzlukla ilgilidir.Bilindiği gibi Osmanlı Ermeni toplumu Abdülhamid dönemi boyunca,süregiden toprak meselesinden,müsaderelerden,silahlı aşiretlerin baskılarından,çifte vergilendirmeden,muhacir gruplarının kendi topraklarında ya da civar köylerde iskan edilmesinden mustaripti.Ermeni devrimci örgütlerinin ortaya çıkışını bu arka plan üzerine oturtabiliriz.1890'lı yıllardan itibaren Abdülhamid rejimini devirmek için İmparatorluktaki çeşitli muhalif gruplarla ve bu arada Jön Türklerle giderek artan temaslar kurmaları sonucunda Ermeni devrimci örgütlerinin program ve söylemlerinde gözle görülür bir değişim de yaşanmıştır.Her ne kadar Jön Türklerle özellikle Ermeni meselesinin algılanışı bağlamında hayli çetin sorunların varolduğu görülse de,bu temaslardan sonra Ermeni devrimci örgütlerinin artık Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğüne karşı daha saygılı bir dil tutturdukları bir gerçektir.Paris'te toplanan 1902 ve 1907 muhalifler kongreleri,özellikle 1907'deki,dönemin en güçlü Ermeni örgütü olan Taşnaktsutyun'un bağımsızlık idealinden en azından söylemsel bir adem-i merkeziyetçiliğe meylettiğinin göstergesidir.(2) Bu dönüşüm sonucunda Taşnaktsutyun 1907'deki kongresinde "Osmanlı Ermenistanı" üzerindeki birincil siyasi hedefini şu şekilde ifade etmiştir:"Bütün seçimlerin ırk,din ve cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin,genellik,eşitlik,gizlilik ve nispilik temelinde gerçekleştiği meşruti bir Osmanlı Devleti sınırları içerisinde,bölgesel adem-i merkeziyet ve federatif bağlar üzerinde örgütlenmiş siyasi ve sosyal hürriyet."(3)

Ermeni toplumu genel olarak İkinci Meşrutiyet'i coşkuyla karşılamış,ona büyük umutlar bağlamıştır.İki büyük Ermeni partisi Taşnaktsutyun ile Hınçakyan,Osmanlı partiler sistemine dahil olmuş,Meşrutiyet'e ve Kanun-i Esasi'ye bağlılıklarını ilan etmiştir.Taşnaklar İTC ile 1907'deki kongreden sonra üç kez,1908'de,1909'da ve 1912'de ittifak anlaşması imzalamış,31 Mart günlerinde de Hınçaklarla birlikte İttihatçıların yanında saf tutmuşlardır.Adana olaylarında 20-30 bin kadar Ermeni'nin katledilmesinden sonra ciddi bir güven bunalımı yaşansa da İTC-Taşnak ittifakı devam etmiş ve bu ittifak "gerici"lere karşı mücadelede işbirliği temelinde açıklanmıştı.Hınçaklar da İTC'ye muhalif siyasi oluşumlarla,Prens Sabahaddin'in Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti ile daha sonra kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'yla siyasi ilişki kurmuştur.(4)

Bu siyasi işbirliği denemeleri Ermeni meselesinin siyasi uzlaşma temelinde çözümü ile ilgili bir beklentinin sonucuydu.Özellikle toprak meselesi ve Doğu vilayetlerinde yaşanan hak ihlalleri her zaman gündemdeydi ve dönemin basınında Patrikliğin bu konunun çözümü için Babıali'ye verdiği takrirler(5) sık sık haber olmuştur.İttihatçıların meselenin halli için attığı adımlar bölgede ağırlığı olan Müslüman unsurun sert tepkisiyle karşılaşmış ve genellikle sonuçsuz kalmıştır.(6)

Reform meselesini böylesi bir siyasi bağlama oturtmak yerinde olur.Yani İttihatçılar dahil herkesin çözülmesi gerektiğinde hemfikir olduğu bir toprak,mülkiyet ve haklar sorunu vardır,ancak 1908'den 1912'ye kadar bu sorunun çözümü için bir şey yapılmamış/yapılamamıştır;sorunlar artarak devam etmektedir.

Meselenin uluslararası boyutunu ise çift kutuplu bir rekabet sarmalının bir halkası olarak kabul edebiliriz.Osmanlı Devleti'nin Doğu vilayetlerini nüfuz alanı olarak gören Rusya'nın İngiliz ve Fransızlarla bulunduğu İtilaf kampı ve bu bölgede onun rakibi konumundaki Almanya'nın Avusturya-Macaristan ve İtalya ile birlikte bulunduğu İttifak kampı...Bilindiği üzere Osmanlı hükümetlerinin ve İttihatçıların en büyük korkusu Rusya'nın bölgeye müdahalesiydi ve bu yüzden reform meselesi 1912'de ilk kez uluslararası arenaya taşındığında Rus müdahalesinin bertaraf edilmesi için İngilizlere inisiyatif alma teklifinde bulunuldu.İngilizler müttefikleri Ruslarla ilişkilerinin bozulmaması için bu öneriyi reddedince İttihatçıların Almanlarla yakınlaşmaktan başka yolu kalmadı.Talat ve Cemal Paşa ile Halil Menteşe anılarında İngilizlerin kendi tekliflerini geri çevirmesini ayrıntılarıyla anlatırlar.(7)

Reform meselesi özellikle 1913'ün bahar ve güz aylarında uluslararası görüşmelerin konusu olur.Balkan Savaşı'nın sonuçlarıyla ilgili görüşmelerin yürütüldüğü Londra Konferansı sırasında Ruslar reform meselesini görüşmek üzere bir konferans toplanması teklifinde bulunurlar.Temmuz ayında Avusturya-Macaristan elçiliğinin Yeniköy'deki yazlık binasında altı devletin büyükelçilerinin katılımıyla bir konferans toplanır.Görüşmeler bir süre sonra iki tarafın katı tutumu nedeniyle tıkanır.Üzerinde görüşülen Ermeni-Rus reform taslağı,altı vilayete(8) yabancı bir genel müfettiş atanmasını,bu bölgede idari ve askeri görevlere Ermenilerin ve Müslümanların eşit sayıda alınmasını,kolluk güçlerinin ve vilayet encümenlerinin yarı yarıya Ermenilerden oluşmasını öngörmektedir.Alman tarafı ise bu projeyi radikal bulmakta ve Osmanlı Devleti'nin bağımsızlığına müdahale olarak görmektedir.Neticede görüşmeler tıkanır,ama en azından meselenin temel noktaları açıklığa kavuşmuş olur.Almanlar ve Ruslar istedikleri sonucu elde etmek için birbirleriyle anlaşmak gerektiğini görmüşlerdir.(9) Nitekim,yaklaşık iki ay sonra,Eylül ayında Alman-Rus mutabakatı sağlanır.8 Şubat 1914'te Osmanlı ve Rus devletlerinin imzaladığı antlaşma büyük ölçüde Eylül ayındaki bu mutabakatın sonucudur.

1914'ün Şubat ayında imzalanan antlaşma altı vilayeti iki ayrı bölgeye ayırmaktadır.İki bölgenin de başına birer yabancı genel müfettiş getirilmektedir.Bölgede resmi dairelerde Ermenice ve diğer yerel diller de kullanılacaktır.Yapılacak nüfus sayımına kadar encümenlerde nispi temsil oranı uygulanacaktır.Ermeni nüfusun vilayet merkezlerinde çoğunlukta olduğu Van ve Bitlis'te bu oran sayıma kadar yarı yarıya olacaktır.Memuriyetler imkanlar dahilinde yarı yarıya dağıtılacaktır.Genel müfettişin kontrolü altında toprak meselesine çözüm bulunacaktır.Ermeni okulları maarifle ilgili vergilerden Ermenilerin ödediği vergi kadar pay alacaktır ve Hamidiye Alayları ordu bünyesine alınacak ve kademeli olarak lağvedilecektir.

Türkiye'de bazı tarihçiler imzalanan bu antlaşmayı bölgeyi tamamıyla Rusya'ya teslim eden bir adım olarak görmekten hoşlanırlar.Açıktır ki bu düşünce 1915'te yaşanan Ermeni Soykırımı'nın haklı gerekçeleri olduğu fikrinden ilham almaktadır.Ancak soğukkanlı bir değerlendirme,her kesimin gerekliliğini mutlak olarak kabul ettiği böylesi bir anlaşmanın uluslararası konjonktürün baskısıyla şekillenmiş,Almanya vasıtasıyla Osmanlı Devleti'nin isteklerinin bir kısmının kabul edilmesi ve Rusların bariz bazı tavizler vermesiyle sonuçlanmış bir siyasi uzlaşma olduğunu görecektir.(10)

Bence antlaşmayla ilgili daha ciddi sorunlar Ermeniler ve Türkler arasındaki ilişkinin müzakerelerin yürütüldüğü süreçte ciddi yaralar almış olmasıyla ilgilidir.Meselenin bu boyutunu makalenin son bölümünde değinmek üzere şimdilik bir kenara not ediyorum.

Reform Meselesinin Ortaya Çıkışı

Hem Krikor Zohrab(11) hem Vahan Papazyan(12) Ermenilerin reform taleplerini uluslararası kamuoyunda daha yüksek sesle dillendirme kararıyla ilgili iki temel olguya dikkat çekerler.O güne kadar verilmiş sözlerin tutulmaması ve İttihatçıların Balkan Savaşı'yla birlikte hem içte hem dışta itibar kaybetmesi.Bu ikinci olgu onlara göre Osmanlı Ermenileri açısından reformlar için sesleri yükseltmeye uygun bir siyasi ortam sağlamış oluyordu:

"Bugün uluslararası siyasi durum Türkler için pek uygun değil.Bu yüzden de Türklerle konuşmak için en uygun zaman bu.Böyle bir günü bir daha zor buluruz.Yoksa Türkler şu ya da bu devlete tavizler verip eninde sonunda kendilerini kurtarırlar.O zaman Ermeniler için vaziyet çok zor olabilir."(13)

Papazyan öncelikle Balkan Savaşı'nın Doğu vilayetlerindeki asayişsizliği iyice artırdığına dikkat çeker.Savaşla birlikte devletin büyük bir askeri yük altına girdiğini,bu yüzden Anadolu'nun içlerinden dahi askerlerin Trakya'ya aktığını anlattıktan sonra,(14) Doğu vilayetlerinin güvenliğinin Fransız Baumann Paşa tarafından organize edilmeye çalışılan yetersiz jandarma güçlerine kaldığından ve bunun da Ermenilerin saldırıya uğraması için uygun ortamı yarattığından yakınır.Aynı şekilde,savaştan kaçan,"Hristiyanlara karşı nefretle dolu" muhacirler de sorunun artmasına neden olmaktadır.Papazyan zamanlama konusunda Zohrab'ın kanaatini paylaşır:

"Afrika'daki ve Balkanlar'daki savaşları kaybeden İttihat ve Terakki yönetimi reformlar için atacağımız adımlara karşı tedbir alacak halde değil.İçeride ve dışarıda siyasi gidişat çok kötü.Yabancı başkentlerden her ne pahasına olursa olsun para bulmaya çalışıyorlar.Öte yandan,içeride de gericiler sorun çıkarmak için hazırda bekliyor."(15)

1911'de Ermeni Patrikliği Doğu vilayetlerinde Ermenilerin karşı karşıya kaldığı hak ihlallerine ve talanlara karşı Babıali'ye bir takrir sunar.1912'de ise bu defa 1908-1912 arasındaki olayların dökümünün yapıldığı bir rapor sunulur ve meseleye bir çözüm bulunması istenir.Papazyan bu konuda şunları söyler:

"Rapor cevapsız kaldı.Sadece hükümetin 'sözlü' beyanını dinlemek üzere Patriklik Merkezi İdaresi'nin başkanı Babıali'ye çağrıldı.Babıali'nin cevabı aynıydı:'İcabına bakarız!'"(16)

Gerçekte,Roderic Davison'ın da ifade ettiği gibi,hükümet bir yandan savaşın getirdiği sorunlarla uğraşırken,bir yandan da Ermenilerin durumunu düzelteceğim diye Kürtlerin tepkisini çekmemek gibi bir ikilem içindedir ve neticede kayda değer bir adım atılmaz.(17)

Reform Taleplerinin Uluslararası Kamuoyuna Taşınması Kararı

Sonraki adımı Ermeni Milli Meclisi atar.Bilindiği gibi,bu meclis 1863 tarihli Nizamname-i Millet-i Ermeniyan'dan bu yana Patriklik bünyesinde faaliyet gösteren ve taşralı Ermenilerin adaletsiz temsil edilmesi gibi kimi yapısal sorunlara sahip olsa da Osmanlı Ermenilerini temsil eden 140 kişilik bir meclistir.(18) 21 Aralık 1912 tarihli oturumda bu mecliste Samatya temsilcisi olan Krikor Zohrab'ın reformlar meselesinin uluslararası kamuoyunda yüksek sesle dile getirilmesi yönündeki bir önergesi oybirliğiyle kabul edilir.Bu sırada Vahan Papazyan da Milli Meclis'in yürütme organı olan Merkezi İdare'nin başkan yardımcısıdır:

"Merkezi İdare artık bütün yolların tükendiğini ve bundan sonra Ermeni sorununu uluslararasılaştırmaktan başka çare kalmadığını ve bunun sorumluluğunun Ermenilerde olmadığını ilan etti.Bu öneri büyük bir heyecan ve oybirliğiyle kabul edildi.Üyeler idarenin aldığı karara tereddütsüz bir şekilde uyacaklarını ilan ettiler."(19)

Bu kararın alınması sırasında gösterilen birlik ve beraberlik bir hayli ilginçtir.Ermeni Milli Meclisi'nde Meclis-i Mebusan'a mebus sokamayan Ramgavar (Demokrat) Parti ve Veragazmyal Hınçak (Yeniden İnşa Hınçak) Partisi dahil Ermeni partilerinin tamamı temsil ediliyordu.Ayrıca hiçbir partiye dahil olmayanların ruhani üyelerle birlikte oluşturduğu güçlü bir muhafazakar merkez grubu ve Zohrab'ın 1911'de kurduğu bir Azadagan (Liberal) grup da vardı ve bu grupların herhangi bir konuda hep birlikte hareket ettikleri o güne dek görülmüş değildi.İttihatçıların o güne dek uyguladığı politikalara karşı bir duruşu ifade eden böylesi önemli bir kararda bu karşıt grupların biraraya gelebilmesi hakim ruh hali hakkında fikir verir.

Birlikte hareket etme tavrının taşrada da yansımaları olduğu gözlemlenebilir.Mesela Nisan 1913'te Taşnak,Hınçak ve Ramgavar partilerinin Van şubeleri Sadrazama ortak bir telgraf çekerek,Ermenilerin uğradığı saldırılara göz yumarak vilayette anarşi yaratılmasına neden olan ve görevlerini kötüye kullanan memurlara görevden el çektirilmesini isterler:

"Şimdiye dek,ülkenin bütünlüğüne saygı gereği ve Balkan Savaşı'nı gözönünde bulundurarak sesimizi çıkarmadık.Ancak daha fazla susmayı hem Osmanlı Devleti'ne hem de Ermeni halkına ihanet olarak görüyoruz."(20)

Bu birliktelik İttihatçıları da şaşırtmış ve tedirgin etmişe benziyor.Halil Bey anılarında şunları söyler:

"Ermeni Milli Meclisi muhtelit heyete müttefikan beyan-ı itimadla kavi teminata müstenid ıslahat tatbikine teşebbüs eylemesine memur kılıyor.Bu sıralarda Ermeni hurufatının tarih-i icadının bilmem kaçıncı senesi şenliklerini icra eden Ermeniler İstanbul'da büyük nümayişler yapmışlar ve hatta sokaklarda Ermeni milli renklerini havi konfetiler atmaktan çekinmemiştiler."(21)

Reform İçin Propaganda Çalışması

21 Aralık 1912'de Ermeni Milli Meclisi'nin aldığı kararlardan biri de reformlar için kamuoyu oluşturmak amacıyla propaganda çalışması yapmaktı.Bu amaçla çeşitli kitaplar yayımlandı.Bunlardan biri Nisan 1909'daki Adana olayları sonrasında meclisin görevlendirmesiyle bölgeye giden teftiş heyetinin iki üyesinden biri olan İttihatçı Tekirdağ mebusu Hagop Babikyan'ın raporuydu.Babikyan raporunda olaylarda 21.000 Ermeni'nin öldürüldüğünü ve İttihatçıların da bu katliama katıldığını tespit ediyordu.Rapor meclise sunulmadan Babikyan şüpheli bir şekilde evinde ölü bulundu ve bazı gruplar kendisinin İttihat ve Terakki tarafından zehirlendiğini iddia ettiler.Babikyan'la birlikte meclis adına bölgede incelemeler yapan Yusuf Kemal Tengirşenk ise anılarında,Babikyan'ın,ölümünden birkaç gün önce Ermeni partileri tarafından sıkıştırıldığı için tedirgin olduğunu ima eder.(22) Yazarının vefatından sonra ortadan kalkan bu rapor ilk kez kamuoyunu reformların gerekliliğine inandırmak amacıyla 1913'te yayımlanmış oldu.(23)

Bu amaçla yapılan bir başka yayın ise Marcel Leart tarafından kaleme alınan ve bugün bile çokça başvurulan Fransızca La question arménienne a la lumiere des documents (Paris,1913) adlı kitaptır.Marcel Leart,siyasi olarak risk altına girmek istemeyen Krikor Zohrab'ın müstear adıdır.(24) Leart kitapta Ermenilerin Jön Türk devriminden sonra karşılaştığı güçlükleri sıraladıktan sonra Ermeni vilayetlerinde reformun ne kadar gerekli olduğunu ortaya koyar:Bu reformun esasları ona göre şunlar olmalıdır:

a)Büyük devletlerin onayıyla bölgeye bir vali atanması.
b)Ermenilerin kamu görevlerine katılımı.
c)İdari adem-i merkeziyet.

Leart'a göre bu ilkeler "ayrılma","özerklik" veya "özel rejim" anlamına gelmemektedir ve Osmanlı Devleti'nin daha güçlü,barış içinde ve modern bir Avrupa devletine dönüşüp kurtulması için de tek yoldur.(25) Bu fikirlerin reformların kabulü için çalışan Ermeni siyasi gruplarının ve Patrikliğin fikirlerini aynen yansıttığını düşünebiliriz.Zaten pek çok tanık ve tarihçi o günlerde Zohrab'ın Ermeni taleplerinin sözcüsü olarak görüldüğünü teslim eder.

Yurtdışındaki Ermeni Gruplarıyla Rekabet

Ermeni siyasi çevrelerinde reformlarla ilgili yürütülen çalışmalar İstanbul'dakilerle sınırlı değildi.1913 başlarında Eçmiyadzin Gatoğigosu V. Kevork Kafkasya Genel Valisi Vorontsov Dashkov'a başvurmuş,Rus Çarı'nın Ermeni sorununu sahiplenmesini veya en azından altı Avrupa devletinin müdahalesini sağlamasını talep etmişti.Gatoğigos aynı zamanda Avrupa'da çalışmalarda bulunmak üzere Boğos Nubar Paşa başkanlığında bir komisyonun kurulmasını da sağlamıştı.

Reformlar konusunda yapılan görüşmeler sırasında İstanbul'daki siyasi aktörler,Eçmiyadzin ve Avrupa'da çalışmalar yürüten diğer Ermeni gruplarla kontrolün kimde olacağı konusunda ciddi bir rekabet içine girmiştir.Vahan Papazyan anılarında Kafkas Ermenilerinin girişimleri duyulduğunda kendilerinin büyük bir şaşkınlık yaşadığını aktarır.Papazyan,kendi konumlarının Osmanlı vatandaşı Ermeniler olarak ciddi bir risk arz etmesi nedeniyle yurtdışındaki girişimlerin meşruiyetini kabul etmektedir,ancak Osmanlı Ermenilerinin kaderini Gatoğigosluğa veya Kafkasya Genel Valiliğine teslim etmeyi reddettiklerini bildirir.Sorunlar ve talepler Osmanlı Ermenilerini ilgilendirmektedir,ipler de onların elinde olmalıdır:(26)

"Patrikhane tarafından atanan komisyonun görevi Gatoğigosluğa bizim görüşlerimizi aktarmak ve meselenin taşıyıcısının bizler olduğunu açıklamaktı.Gatoğigos ve danışmanları Türkiye Ermenileri Patrikliği'nin görüşlerini dikkate almalı ve ona göre hareket etmeliydi.Komisyon,Boğos Nubar Paşa heyetini de tebrik etti ve aynı şekilde Patriklik ile aktif ilişki içinde olması ve onun fikirleri çerçevesinde eylemde bulunması gerektiği anlatıldı."(27)

Reform Taslakları

İstanbul'da hazırlanan reform programı taslağı Patrikhane bünyesinde kurulan güvenlik konseyinin üyeleri tarafından hazırlandı.Bu komisyonda Vahan Papazyan,Rupen Zartaryan,Yervant Agnuni gibi Taşnaklar önemli rol oynadılar.Zaten Papazyan,taslağın Taşnaktsutyun tarafından hazırlandığını ve güvenlik konseyinde birkaç ufak tashihten sonra kabul edildiğini anlatır.(28)

Patriklik çalışma grubuna göre taslağın en temel niteliği bağımsızlık ya da özerklik yanlısı bir ton taşımaması olmalıdır.Böylesi bir talebin meseleyi çıkmaza sokacağı,İttihatçılarla ilişkilerin kopmasına neden olacağı,üstelik uluslararası destek bulmasının da imkansız olduğu bilinmektedir.Patriklik Merkezi İdaresi bu amaçla özel bir beyanatta da bulunur ve şöyle der:

"Reform programıyla kastettiğimiz,Ermenilerin vatandaşlık haklarının garanti altına alındığı bir sistemdir ve biz ya da başka birileri tarafından önerilmiş olması önemli değildir.Bu sistem,ulusal varlığımızı sürdürmemizin güvencesi olmalıdır."(29)

Taslağı hazırlayanlar reformları uluslararası hukuk zeminine oturtmak amacıyla Osmanlı Devleti'nin imzalamış olduğu uluslararası antlaşmaları ve daha önce çeşitli bölgelerle ilgili olarak hazırlanmış reform kanunlarını gözönünde bulundurmak istiyorlardı.Böylece Ermeni vilayetlerinde yapılacak reformların beş temel dayanağı olacaktı:

a)1878 Berlin Antlaşması,özellikle 61. madde.(30)
b)Avrupa'daki Osmanlı toprakları için öngörülen 1880 tarihli reform kanunu.
c)Ermeni vilayetleri için reformu öngören 1895 Mayıs antlaşması.
d)Lübnan ve Makedonya reform kanunları.
e)Hükümetin hazırladığı 1912 reform programı.

Farklı yerlerdeki Ermeni gruplarının hazırlamış olduğu dört farklı reform taslağından söz edilebilir.Gatoğigosluğun hazırladığı,Petersburg-Moskova Ermeni aydınlarının hazırladığı,Boğos Nubar Paşa heyetinin hazırladığı ve Osmanlı Ermenilerininki.Papazyan'a göre ilk iki taslak güçlü bir Rus etkisi altında hazırlanmıştı ve iki temel vurgusu vardı:

a)Osmanlı Devleti'ne zayıf bir bağla bağlı özerk bir Ermenistan.
b)Rus devletinin bu özerklik üzerindeki garantisi.

Boğos Nubar Paşa'nın taslağı altı büyük devletin güvencesi altında kabul edilen 1895 Mayıs reform tasarısının güncelleştirilmiş bir versiyonuydu.Papazyan,hazırlanmasına Victor Berard gibi Ermeni yanlısı Avrupalı aydınların önemli katkı sağladığı bu taslaktan söz ederken "Ermeni gerçekliğinden uzak bir çevrede hazırlandığı ilk bakışta belli oluyordu," der.(31)

Boğos Nubar Paşa heyetinin taslağında vurgulanan en temel nokta,reformların uygulanmasını gözetecek altı büyük devletin katılımıyla oluşturulacak bir danışma konseyiydi.İstanbul'daki siyasi çevreler için bu koşul kabul edilemezdi,zira 1895'ten sonra Abdülhamid siyasetinin bu altı devlet arasındaki rekabetten nasıl yararlandığı tecrübe edilmişti.Paşanın reform taslağı İstanbul'a ulaştığında,Patrikhane'de reform için çalışan heyet Avrupa'ya bir temsilci gönderip Paşaya taslağın taleplerini karşılayamayacağını anlatmaya karar verir.Şubat 1913'te Paris'e giden bu temsilci Vahan Papazyan'dır.

Papazyan,Boğos Nubar Paşa'yı şu noktalarda ikna etmeye çalıştığını anlatır:

"a)1895 reform programı İstanbul'dakilerin hazırladığı taslağın da temellerinden biridir,ancak başka uluslararası ve ulusal düzenlemeleri de dikkate almakta fayda vardır.
b)Genel müffetişlerin nasıl ve hangi sıfatlarla atanacağı reformların geleceği açısından çok önemlidir ve bu atama yalnız Osmanlı hükümeti tarafından yapılmamalı,Avrupa devletlerinin onayı şart olmalıdır.
c)Bir danışma kurulu tesis etmek geriye doğru atılacak bir adımdır.Bu durumda Ermeni vilayetleri 1896'dan sonra olduğu gibi büyük devletlerin karşılıklı oyunlarının,rekabetinin sahnelendiği bir tiyatroya dönüşecek,bundan da sadece Babıali yararlanacaktır."(32)

Boğos Nubar Paşa-Papazyan görüşmeleri bir buçuk ay kadar sürer;Paşanın İstanbul'daki heyetin görüşlerini kabul etmesi ise daha uzun zaman alacaktır.Açıktır ki Boğos Nubar Paşa'nın bir danışma konseyinde ısrarcı olması onun İngiliz Foreign Office'inin etkisi altında olmasındandır.İngiliz Dışişleri Bakanı Edward Grey,reformların etkili olabilmesi için birleşik bir cephenin şart olduğunu düşünmektedir.(33) Burada Rusya'nın bölgeye mutlak bir şekilde nüfuz etme çabasının önüne geçme amacı açıkça görülür.Öte yandan,İstanbul Patrikliği'nin tavrı da Rusya'nın çıkarlarıyla örtüşmektedir.

Az önce de değindiğim ilk reform taslağını İstanbul'da Patriklik komisyonu,ama özellikle Taşnaklar hazırlamış,bu metin üzerindeki tashihleri de Rusya elçiliğinin baştercümanı Andre Mandelstam yapmıştır.Bu nokta hem Papazyan'ın anılarında(34) hem Zohrab'ın bir mektubunda doğrulanır.(35) Öte yandan Halil Menteşe de bu taslaktan "Rus baştercümanı Mandelstam tarafından,hükümetinin verdiği talimat dairesinde Ermeni erkanı ile görüştükten sonra hazırlanan ıslahat layihası..." diye söz eder.(36) Bu ilk taslak şu temel noktalardan oluşuyordu:

1-Altı Ermeni vilayeti bir genel müfettişin kontrolü altında bir idari birim oluşturacaktır.
2-Bir Avrupalı ya da yerel Hristiyan olan genel müfettiş beş yıllığına Sultan tarafından atanacak,ancak büyük devletlerin onayı alınacaktır.
3-Genel müfettiş Ermeni vilayetlerinde idari yetkiye sahip olacaktır.İrade-i seniyyeye ihtiyaç duymadan her memuru görevden alabilecektir.Polis ve jandarma güçleri onun kontrolü altında olacaktır.Memurların ve kolluk kuvvetlerinin yarısı Ermenilerden olacaktır.
4-Vilayet encümenlerinde Müslüman ve Hristiyanların sayısı eşit olacaktır.
5-Hamidiye Alayları lağvedilecektir.Barış zamanlarında askerler kendi bölgelerinde kalacaktır.
6-Sadece yerel unsurlar seçme ve seçilme hakkına sahip olacaktır.
7-Adliyelerde bölgede konuşulan bütün diller kullanılacaktır.Kanunlar Türkçe,Ermenice ve Kürtçe olarak yayımlanacaktır.
8-Genel müfettişin yetkisi altında oluşturulacak bir heyet Ermenilerin el konulmuş topraklarıyla ilgili meselelerle ilgilenecektir.El konulmuş mallar geri verilecek veya tazminat ödenecektir.
9-Muhacirler Ermeni topraklarında iskan edilmeyecektir.
10-Bu taslakta öngörülen uygulamalar,başka bölgelerde,mesela Kilikya'da yaşayan Ermenilerin koşullarının iyileştirilmesi için temel alınacaktır.
11-Devletlerin ve Osmanlı hükümetinin temsilcilerinden oluşan bir heyet bu reform taslağını temel alarak Ermeni vilayetleri için geçerli bir idari kararlar bütünü oluşturacaklardır.
12-Bu taslağın koşullarının uygulanması büyük devletlerin güvencesi altında olacaktır.(37)

İttihatçı çevreler bu koşulları sunan bir reform paketinin kabul edilemez olduğunu savunuyorlardı.Zohrab veya Erzurum mebusu Vartkes Serengulian gibi yakın dostluk içinde oldukları siyasilerle konuşurlarken vaatkar olsalar da,bu paketin Ermenilere özerklik getireceğini ve ülkenin toprak bütünlüğünü ciddi anlamda tehdit edeceğini düşünüyorlardı.Said Halil Paşa'nın "Her yerde küçük Lübnan'lar yaratmak istiyorlar," diye yakınması bu yüzdendir.(38) Öte yandan,belki de daha önemli olarak,bu tasarıyla bölgede Rusya'nın nüfuzunun iyice elle tutulur hale gelmesi İttihatçılar için korkutucuydu.Daha önce de belirttiğim gibi,İttihatçıların İngilizlerden reformlar için inisiyatifi ele almalarını istemelerinin nedeni bu Rus korkusudur.

Gerginleşen İlişkiler

İttihatçı basın reform projesi aleyhinde sert yayınlar yapmakta,yabancı müdahalesine katı bir şekilde karşı çıkmaktadır.Zohrab "Noter Haygagan Parenorokumneru Masin" (Ermeni Reformları Hakkında Notlar) başlıklı makalesinde şunları yazar:

"Türk basını saldırgan ve tehditkar bir tavır içinde.Tanin,Tasvir-i Efkar ve Türk yanlısı Fransızca gazeteler umumi müfettiş tayininin yabancı müdahalesi anlamına geldiğini ve bu yüzden kabul edilemez olduğunu yazıyorlar.Yahudilerin Jeune Turc gazetesi bu kirli kampanyada onlardan hiç de aşağı kalmıyor."(39)

İttihatçıların Taşnaklarla görüşmeleri sıklaştırmaları Yeniköy Konferansı'ndan önceki dönemde başlar ve 1913 yazı ve sonbaharı boyunca devam eder.Bunlar belki de sorunu ikili müzakereler yoluyla çözmek için kullanılan son şanslar olarak değerlendirilebilir.İttihatçılar adına bu müzakereleri yürütenler Talat,Cemal,Midhat Şükrü ve Halil'di.Bu görüşmelerde Ermenilere kimi zaman yabancı müdahalesi sayılabilecek adımlardan kaçınmaları gerektiği tatlı dille anlatılıyor kimi zaman tehditler de savruluyordu ki,İttihatçıların Taşnaklarla ilişkilerinde bu bir ilktir.

Görüşmelerin başladığına ilk olarak İttihatçı liderlerin Ermenice gazetelere verdiği söyleşilerde rastlarız.Taşnak yayın organı Azadamard'da (Özgürlük Kavgası) 24 Mayıs'ta Hüseyin Cahit'le,6 Haziran'da Talat'la,25 Haziran ve 7 Temmuz'da Cavit'le yapılan söyleşiler yayımlanır.Bu söyleşilerde,İttihatçılar Ermenileri hükümetin reform meselesini çok ciddi bir biçimde ele aldığına,toprak meselesinin çözülmesi için adımlar atılacağına ve yabancı müdahalesinin gereksiz olduğuna ikna etmeye çalışıyordu.

Bu sıralarda Büyükada'da İttihatçılarla Taşnaklar biraraya gelirler.Bu görüşmede İttihatçı liderlerden Cemal vardır,Taşnaktsutyun'u ise Karekin Pastermadjian,(40) Bedros Agnuni,Vartkes Serengulian,Hraç Tiryakyan ve Vahan Papazyan temsil eder.Papazyan Cemal Paşa'nın kendilerine:"Gerçekten de şimdiye kadar sizin taleplerinizi yerine getiremedik,çünkü üzerimizdeki dış baskılar çok fazla ve mali durumumuz felaket.Ermeniler içinde bulunduğumuz vaziyeti anlamalı ve boğazımıza sarılmamalı" dediğini aktarır.Cemal Taşnaklara ayrıca,"Ruslar sobadan kestaneleri almak için sizi maşa olarak kullanıyor,bunu anlamalısınız" der.Vahan Papazyan,Cemal'in eğer Ermeniler onları dinlemezse İttihat ve Terakki'nin kendisini daha sert tedbirler almakta özgür hissedeceğini söylediğini de ekler ve şöyle der:"Bu sözlerin altında ne tür tehditler yattığını tabii ki anlıyorduk.Ama Türkiye'yi bunu yapmaktan aciz sanıyorduk."(41)

Bir başka toplantı İttihatçı Nafıa Nazırı Bedros Hallacyan'ın evinde gerçekleşir.Toplantıda,Talat,Halil,Midhat Şükrü,Agnuni,Serengulian,Pastermadjian ve Papazyan hazır bulunurlar.İttihatçılar bu toplantıda dört temel nokta üzerinde durur:

a)Ermenilerin güvenine ve iyi niyetine ihtiyaç duymaktadırlar.
b)Ermeni vilayetlerinde 1880 Rumeli reform programı temelinde bir reform yapmak üzere hazırlık yapmaktadırlar.
c)Türkler ve Ermeniler aynı vatanın evladıdır ve etle tırnak gibidir,birbirlerinden ayrılamazlar.
d)Ermeniler yabancıların ellerinde oyuncak olmaktan kaçınmalıdır.(42)

Bu görüşmelerin sonuçsuz kaldığı anlaşılıyor.Bunun nedenlerini sıralarken Ermeni tarafı genelde İttihatçıların vaatlerini o güne kadar tutmamış olmalarına vurgu yapar ve güvensizlik duygusunu ön plana çıkarır.İttihatçı liderler ise anılarında Ermeni siyasilerini yabancıların müdahalesine bel bağlamakla suçlar ve bu tavrı "hülyaperverlik" olarak nitelendirirler.

Burada bahsettiğim iki toplantı çeşitli kaynaklarda zikredilmiştir.Ancak Zohrab'ın güncesinde sözünü ettiği önemli bir toplantıdan pek söz edilmez.Zohrab'ın anlattığına göre,Aralık 1913'te Halil Bey bir gün Zohrab'ın evine,Ayaspaşa'ya gelir.Tarihe dikkat etmekte yarar var.Aralık ayında Rusların ve Almanların bir süredir reform programı hakkında anlaşmaya vardığı ve artık nihai bir çözüme gidilmek üzere olunduğu İstanbul'da biliniyordu.Yani hem Ermeni tarafı hem İttihatçılar inisiyatifi Rusya ve Almanya'ya teslim etmişti ve büyük ölçüde elleri kolları bağlı bir şekilde kendileri için yararlı bir anlaşmaya varılmasını bekliyorlardı.Bu şartlar altında Halil Bey Zohrab'a son bir teklifte bulunur.Buna göre,İttihatçılar Ermenilerin bütün koşullarını kabul edecektir,ancak tek bir şartla:Ermenilerin yabancı müdahalesinden vazgeçtiklerini açıklaması.

Zohrab,Halil Bey'e şunları söylediğini aktarır:

"İdare işi tek taraflı değildir.Hükümetin başarılı olması için insanların onun idaresi altında güvencede oldukları duygusuna sahip olmaları gerekir.Bu güven bugün Babıali tarafından yıkılmış durumdadır ve yeniden inşa edilmezse reform yolundaki her çaba boşa gidecektir.Hükümet Ermenileri kendi tarafına kazanmak için çaba göstermelidir.Böylece Ermeni vilayetlerinde yabancıların nüfuz kazanmasının da önüne geçilmiş olur."(43)

Zohrab ayrıca Halil Bey'e reform meselesinde yabancı müdahalesinin niteliğinin "kontrol" değil "garanti" ilkesine dayandığını anlatır.Bu yüzden İttihatçıların kaygı duymasına gerek yoktur.Zohrab bu konuşma sonrasında Halil Bey'in kabul ettikleri arasında şunları sayar:

1-Yabancı devletlerin de dahil olduğu bir uzlaşma.
2-Avrupalı bir genel müfettiş.
3-Encümenlerde ve memuriyetlerde eşit dağılım,maarif vergisi paylaşımı,toprak meselesinin çözülmesi.(44)

Zohrab'a göre Halil Bey'in koşulları ise şunlardı:

"O bu noktaları kabul etti,ancak bizim de bazı formalitelerden vazgeçmemiz gerektiğini savundu.İTC bu anlaşmadan aşağılanmış bir şekilde çıkmamalıydı,bu yüzden 'uluslararası kontrol' şeklinde anlaşılabilecek bir anlaşma sözkonusu olmamalıydı.Bu anlaşma öncelikle Ermeniler ve İTC arasında olmalıydı.Böylece dört yıl önce Ermenilerle Parti arasındaki sıcak ilişkilerin yeniden kurulması mümkün olabilirdi.İTC Rusya'nın müdahalesindense çok uluslu bir anlaşmayı tercih ediyordu.Ancak bu anlaşma şeklen kabul edilebilir olmalıydı."(45)

Zohrab ve Halil Bey genel müfettişin atanmasında Babıali'nin yabancı devletlerin onayını yazılı değil,sözlü olarak alması üzerinde anlaşırlar.Böylece İTC'nin prestiji yurtiçinde zayıflamamış ve muhaliflerin eline koz verilmemiş olacaktı.Devletler arası bir anlaşmaya varıldıktan sonra İTC genel müfettişi bu devletlerin sözlü onayını aldıktan sonra atayacak ve bir mektupla ilgili devletleri bilgilendirecekti.(46)

Halil Bey'e göre İttihatçıların gelebileceği son noktaydı bu.Hayli gergin geçen ve uzun süren bu konuşmadan sonra her ikisinin de rahatladığını anlatır Zohrab:

"Sonra Ermeniler ve Türkler arasında gerginleşmiş olan ilişkileri nasıl normale döndüreceğimiz üzerinde konuştuk.Bunun için ne yapmak gerektiğini ve reformları gerçekleştirmek için güçlerimizi yeniden birleştirmemiz gerektiğini konuştuk.Toprakla ilgili meseleyi çözeceklerine ve reform kanununu benim düşüncelerim doğrultusunda tashih edeceklerine dair bana güvence verdi."(47)

Halil Bey ve Zohrab bir anlaşmaya varmışlardır,ancak iki tarafın temsilcilerinin haberdar edilmesi ve onaylarının alınması gerekmektedir.En kısa zamanda görüşmek üzere sözleşirler.

Ertesi gün Zohrab'ın evinde Patrik Zaven der-Yeğyayan'ın,Patriklik Merkezi İdaresi başkanı Isdepan Karayan'ın,Hınçak Partisi'nden Kozan mebusu Hampartzum Boyadjian'ın ve Taşnaklardan Karekin Pastermadjian ile Vahan Papazyan'ın katıldığı bir toplantı yapılır.Zohrab bir gece önceki görüşmenin ayrıntılarını onlara anlatır.Güncesinde toplantının sonucuna dair kısaca şunları yazmaktadır:

"Hiçbiri beni dinlemedi.Hepsi bana karşı çıktılar,hem de kayda değer hiçbir gerekçe göstermeden.Çok ısrar etmedim,ama çok derin bir acı duydum.Bunun sonuçlarını bütün ulus çekecek."(48)

Zohrab'ın Halil'le vardığı anlaşmanın Ermeni grupları tarafından reddedilmesinin nedeni İttihatçılara karşı olan güven kaybıdır.Zira gerçekten de yabancı devletlerin yazılı garantisi dışında Ermenilerin istediği bütün reformların gerçekleştiği bir anlaşma sözkonusudur.Ermeni partileri İttihatçıların yine kendilerini kandırdığını,hatta belki de Zohrab'ın onların elinde bir alete dönüştüğünü düşünürler.Ermeni tarihçilerden Arshak Alboyadjian'ın 1919'da yayımlanan Zohrab biyografisi bu son düşüncenin etkisini taşır.(49) Toplantıda bulunanlar oybirliğiyle Zohrab'dan Halil Bey'e ret cevabı vermesini isterler.(50)

Bu son girişimin de sonuçsuz kalmasıyla Ermeniler inisiyatifi bütünüyle Rusya'nın Osmanlı hükümetiyle ve Almanya'yla yapacağı görüşmeye bırakmış olurlar.Bu onlar için,gidişata dair sağlıklı haberler alamadıklarından,gergin bir bekleyiş süreci anlamına gelir.Bir süre sonra,uğradığı başarısızlık ve kırgınlığı dolayısıyla artık Patriklik'teki Milli Meclis oturumlarına katılmayan Zohrab'ı özel olarak toplantılara davet edip gönlünü almaya çalışırlar.Zohrab güncesinde,o hareketsizlik ve tıkanma halinin özellikle Taşnaklara Zohrab-Halil Bey anlaşmasını reddetmekle hata yaptıklarını düşündürdüğünü söyler.

8 Şubat 1914'te Rusya ve Osmanlı devletleri arasında reform antlaşması imzalanır.Zohrab,Paris'te yaşayan edebiyatçı dostu Arşağ Çobanyan'a yazdığı bir mektupta antlaşma sonrasında Ermeni tarafının kazandıklarını ve kaybettiklerini şöyle sıralar:

1-İdare,adalet,askeriye ve zaptiye üzerinde yetkileri olan iki genel müfettişin atanması.
2-Resmi işlerde ve davalarda Ermenicenin kullanımı.
3-Nüfus sayımına kadar encümenlerde nispi temsil;Van,Bitlis ve Erzurum'da yarı yarıya.
4-İmkanlar ölçüsünde memuriyetlerde eşit dağılım.
5-Toprak meselesi için genel müfettişlerin denetimi altında gerçekçi bir çözüm.
6-Ermenilerin maarif vergisinden,ödedikleri vergi oranında yararlanmaları.
7-Hamidiye Alayları'nın orduya katılması ve zamanla ordu içerisinde eritilmesi.(51)

Zohrab'a göre Ermenilerin kayıpları ise şunlardır:

1-Ermeni vilayetlerinin bir bütün olarak kabul edilmemesi,ikiye bölünmesi;tek bir genel müfettiş atamanın ve tek bir encümenin mümkün olmaması.
2-Devletlerin genel müfettiş atanmasındaki garantisinin kalıcı değil beş yılla sınırlı olması.(52)

Sonuç

1914 Reform Antlaşması Birinci Dünya Savaşı öncesinde uluslararası arenada dengeyi bozacak ölçüde değişiklikler yapmama kaygısının izlerini taşır.Davison'ın da yazdığı gibi,bu anlaşma neticesinde aslında kaybeden olmamıştı.(53) Osmanlı Devleti yabancıların müdahalesini en aza indiren bir antlaşma imzalamanın yanı sıra Ermenileri memnun etmeyi de başarmıştır.Bölgeye iki yabancı genel müfettişin atanması üniter bir ulus devletin bakış açısını içselleştirmiş bizim gibi zamane yurttaşları için hayli sarsıcı olabilir.Ancak o günün şartlarında çok uluslu bir imparatorluktan söz ettiğimizi unutmamak gerekir.İki farklı kuşaktan iki saygın tarihçi,Roderic Davison ve Hans-Lukas Kieser,bu anlaşmanın olumlu ve realist bir uzlaşma olduğunu yazarlar.(54) Bazı Türkiyeli tarihçilerin öne sürdüğü gibi bir özerklik ya da bölgeyi tamamen Rusya'nın kontrolüne terketmek gibi bir durum sözkonusu değildir.

Bugün retrospektif bir bakışla 1914 reform görüşmeleri ve imzalanan antlaşmayla 1915 felaketi arasında bir nedensellik ilişkisi aramak mümkün olabilir.Ben,imzalanan antlaşmanın koşullarının İttihatçılara Ermenileri ortadan kaldırma fikrini verdiği kanaatinde değilim.Bunu iddia etmek tarihsel anlamda da hatalı olur,zira atanan genel müfettişler Norveçli Hoff ve Danimarkalı Westenenk,Osmanlı İmparatorluğu savaşa girdikten kısa bir süre sonra,Aralık ayında ülkelerine gönderilmişti.Yani Ermeni tehciri ve katliam yönünde henüz ortada bir uygulama yokken zaten reform programı askıya alınmış,belki de tarihin çöplüğüne gömülmüştü.En azından artık İttihatçıları korkutacak bir yükümlülük olmayacağı açıktı.Zaten İttihatçılar daha genel müfettişler İstanbul'dayken onlara birtakım zorluklar çıkarıp çalışmalarını güçleştirmeyi başarmışlardır.Dolayısıyla,yine bazı tarihçilerin,1914 reformları sonucunda Ermenilerin elde ettiği kazanımları abartarak özerk ya da bağımsız bir Ermenistan'ın varoluşunun ilk adımının atıldığı izlenimini yaratmaları,bu yolla 1915-1916'daki kırımlara mazeret bulmaya çalışmaları çok da anlamlı değildir.

Karekin Pastermadjian'ın anlattığına göre iki genel müfettiş de kendisini dörder gayrimüslim üyenin bulunacağı danışma heyetlerine almak istemiş,kendisi de Bitlis bölgesinde çalışmayı tercih ederek Hoff'un teklifini kabul etmiştir.Ancak Hoff danışma heyeti için Pastermadjian'ı her önerişinde Talat Paşa,Pastermadjian'ın şahsına büyük saygısı olduğunu,ancak siyasi nedenlerle Hoff'un heyetine girmesine müsaade etmeyeceklerini belirtmiştir.

"İkisi de [Westenenk ve Hoff] Erzurum ve Bitlis'teki işlerini görürken kendilerine yardımcılık etmem konusunda ısrarlıydı.Onlara Bitlis bölgesini tercih ettiğimi söyledim ve Hoff'a eğer Türk hükümeti izin verirse kendisine hizmet etmekten mutluluk duyacağım konusunda söz verdim.Hoff dört gayrimüslim yardımcısından biri olarak benim adımı Talat'a birçok kereler bildirdi;Talat ise her seferinde kaçamak bir şekilde ona,bana büyük hürmeti olduğunu,ancak siyasi nedenlerle beni bu görev için uygun bulmadığı cevabını verdi."(55)

Krikor Zohrab'ın reform anlaşması imzalandıktan birkaç ay sonra,Temmuz 1914'te Meclis-i Mebusan kürsüsünden yaptığı ve büyük alkış topladığı bir konuşması,her şeye rağmen o günkü siyasi ortamın bizim gördüğümüz kadar gergin olmadığını gösterir gibidir.

"Siyaset-i dahiliyeye dair bu kürsüden bendeniz gibi daha bazı rüfekanın evvel ve ahir vuku bulan ikazatı dairesinde hükümet yeni bir meslek kabul etmiştir....Bendeniz vilayatın tevsi-i mezuniyetinden bahsediyorum.Meclis-i Mebusan'ın ta birinci senesinde bu usulün kabulü lüzumunu o vakit ki bazı arkadaşlarımla beraber hükümetin nazar-ı dikkatine arz etmiştim;fakat o zamana ait bazı cereyanların tesiratıyla o talep mesmu olmadı ve dört,beş senelik hayat-ı idaremiz malum olan teşevvüş içinde geçti.

Şayan-ı şükrandır ki hükümet binbir türlü gavail-i dahiliye ve hariciyenin içinde bu büyük ıslahatı mevki-i tatbika koymaktan çekinmedi ve Vilayat Kanun-i Muvakkatini tanzim ve neşreyledi.Tevsi-i mezuniyet kaidesinin levazımını kabulde tereddüt göstermedi....Böyle tevsi-i mezuniyet gibi kıymettar,her tarafta tecrübesi yapılıp,faydası görülmüş bir usulü birçok efkar-ı muhalifeye rağmen tatbikata koymak mesuliyetini deruhte eden bir hükümeti alkışlamamak doğru değildir.

Vilayat Kanunu'nu zikretmek,tevsi-i mezuniyet bahsini ortaya koymak bir dereceye kadar anasır bahsini de meydana koymak demektir.Efendiler,evvelden bu mecliste anasır bahsi meydana kondu mu herkes titrerdi,hatta bendenizin hatırımdadır,Cemiyetler Kanunu'nu tanzim ettiğimiz vakit,anasırın ismini zikretmek bile bu meclisçe men edilmişti.O vakitten beri birçok vak'a başımızdan geçti.Zihinlerde bir tahavvül-ü azim hasıl oldu ve o vakit memnu olan o kelimenin bir guna mazarratı olmadığı ve o gibi hakikatlere karşı göz yummaktan ise,onları hüsnüniyetle selamlamak lazım geldiği kabul olundu.Bu esasa müteferri olmak üzere hükümet,bu memalikin muhtelif kıtalarında ikamet eden anasır-ı muhtelifeyi kendi hukuku tabiiyesine mazhar etmek noktasından dahi tereddüt etmedi.Anasır-ı muhtelife-i Osmaniyeye kendi lisanlarını tedrisatta ve hükümetle olan münasebetlerinde istimal eylemeye selahiyet vermek gibi harekatıyla hükümet-i hazıra bütün anasırın mazhar-ı takdiri oldu."(56)

Ermeni reformlarıyla 1915'teki tehcir ve soykırım arasında -eğer İttihatçılar tarafından bu yönde çok daha önceden alınmış bir karar yoksa- ikincil bir bağ kurulabileceğine inanıyorum ve bu bağın büyük ölçüde psikolojik olduğunu düşünüyorum.Az önce de vurguladığım gibi,İttihatçılar ve Ermeniler,özellikle Taşnaklar,İkinci Meşrutiyet'i birlikte sahiplenmiş konumdaydılar.İşbirliklerinin sınırları Abdülhamid rejimini devirmekten öteye geçmiş,ülkeyi modernleştirmek temelli siyasi bir angajman üzerine oturtmuştu.Unutulmamalı ki,iki grup 1907,1908,1909 ve 1912'de dört kez anlaşma imzalamışlardı.Cemal Paşa'nın anılarında Ermeni devrimcileri hakkında "Biz Ermenileri ve hususu ile onların ihtilalcilerini Rumlardan ve Bulgarlardan daha fazla severiz.Çünkü onlar daha fazla merd ve kahramandırlar.İkiyüzlülük bilmezler.Dostluklarına sadık,düşmanlıklarına kavidirler," Taşnaktsutyun'dan ise "Ermeni komitelerinin en namuslusu ve esaslısı," diye söz etmesi boşuna değildir.(57)

1914 Ermeni reformunun 1915'le bağlantılandırılabilecek boyutu bence müzakereler sırasında İttihatçıların ve Taşnakların ilişkilerinin gerginleşmesi,hatta kopma noktasına gelmesidir.Bu görüşmeler sırasında İttihatçılar tarafından açık ya da örtülü tehditler savrulmuş,Taşnaklar da bu tehditlere aldırmamayı tercih etmiş,üstelik İttihatçıların Zohrab aracılığıyla yaptığı son teklifi reddetmişlerdir.İttihatçı liderlerin kafasında Ermeniler arasında kendilerine dayanak olarak bulabilecekleri bir grubun kalmamış olması hayli rahatsız edici bir durumdur.Çünkü o güne dek Ermeni toplumuyla yaşanan her türlü soruna ve gerginliğe rağmen son kertede hep bir uzlaşma mümkün olabilmişti.Reform müzakereleri sırasında İttihatçıların ve Taşnakların birbirlerine diş göstermeleri ortak bir geleceğin ve karşılıklı varoluşun mümkün olup olmadığı konusunda soru işaretlerinin artmasına neden olmuş olabilir.Bu soruların İttihatçıların kafasında Ermenilerden kaynaklanan bir hastalığı,bir tür cerahatı temizleyip yola sağlıklı bir şekilde devam etmek isteyen toplumsal-demografik mühendisi uyandırmış olması ihtimal dahilindedir.

***

1-Hans-Lukas Kieser,"Türk Ulusal Tarihçiliğinin Gölgesinde Ermeni Tehciri",Tarih ve Toplum Yeni Yaklaşımlar,sayı:1,Bahar 2005,s.246.

2-Haydararakir Osmanyan Gaysrutyan Inttimatir Darreru Gonkrein,Kumarvadz Yevrobayi Meç (Avrupa'da Toplanan Osmanlı İmparatorluğu Muhalif Unsurlar Kongresi'nin Beyannamesi),(Cenevre:Taşnaktsutyun yayını,1907).

3-Haydakir 1907 (Program 1907),(Cenevre:Troşag yayını,1907),s.17.

4-Dönemin ayrıntılı analizi için bkz. Arsen Avegyan&Gaidz F. Minassian,Ermeniler ve İttihat ve Terakki,(İstanbul:Aras,2005).

5-İki önemli örnek:Anadolu'nun Mahall-i Muhtelifesinde Emlak ve Arazi-i Magsube Hakkında Ermeni Patrikhanesi'nce Teşekkül Eden Komisyon-ı Mahsus Tarafından Tanzim Olunan Raporların Suret-i Tercümesi,(İstanbul:Dikran Doğramacıyan Matbaası,1327/1911);ayrıca,Anadolu Vilayat-ı Osmaniyesindeki Arazi Meselesine Dair Ermeni Patrikhanesi'nden 7 Temmuz Sene 327 Tarihiyle Makam-ı Sami-i Sadaret-Uzma ile Dahiliye ve Adliye Mezahib-i Nezaret-i Celilelerine Arz ve Takdim Kılınan Takririn Suretidir,(İstanbul:Dikran Doğramacıyan Matbaası,1328/1912);Ermenice olarak daha sonra Troşag'da yayımlanmıştır:"Hayeru Gatsutyunı Turkio Meç" (Ermenilerin Türkiye'deki Vaziyeti),Şubat-Mart 1913 (2-3),s.31-36;İkinci rapora göre Meşrutiyet döneminde müsadere edilen Ermeni arazi ve mülklerinin sayısı şöyledir:

a)Milli mülkler:13 manastır,27 kilise,16 mezarlık,18 gayrimenkul.
b)Hususi mülkler:7000 mülk ve bağ-bahçe (100 hektardan küçük araziler dahil değil).

6-Roderic Davison,"The Armenian Crisis,1912-1914",in his Essays in Ottoman and Turkish History,1774-1923:The impact of the West,(Austin:University of Texas Press,1990),s.182.

7-Talat Paşa'nın Hatıraları,(İstanbul:Güven,1946);Hatıralar/Cemal Paşa,(İstanbul:Selek,1959);Osmanlı Mebusan Meclisi Reisi Halil Menteşe'nin Anıları,(İstanbul:Hürriyet Vakfı,1986).

8-Erzurum,Van,Bitlis,Diyarbakır,Ma'muret'ül-aziz,Sivas.

9-Roderic Davison,a.g.e.,s.192.

10-Roderic Davison,a.g.e.,s.196.

11-1861 İstanbul doğumlu Krikor Zohrab Ermeni edebiyatının en önemli hikaye ve roman yazarlarından biridir.Aynı zamanda bir hukukçu olan Zohrab,Abdülhamid dönemi boyunca Ermeni toplumu içerisinde çıkardığı gazete ve mecmualarla,aynı zamanda eğitim kurumlarında gösterdiği çabalarla sivrilmiş,istibdat rejiminin siyasi baskılarına da maruz kalmıştır.Meşrutiyet devrinde üç kez,1908,1912 ve 1914'te İstanbul mebusu seçilen Zohrab,Temmuz 1915'te,Divan-ı Harb-i Örfi'de yargılanmak üzere tutuklanarak gönderildiği Diyarbakır yolu üzerinde,Urfa yakınlarında Teşkilat-ı Mahsusa'ya bağlı olarak çalışan Çerkes Ahmed çetesi tarafından Erzurum mebusu Vartkes Serengulian ile birlikte öldürülmüştür.

12-1908'de Taşnaktsutyun'dan Van mebusu seçilen Vahan Papazyan Vanlı bir anne babadan 1876'da Tebriz'de doğmuştur.Taşnaktsutyun'a katılıp Kuzey Kafkasya ve Bakü'de çalışmalarda bulunduktan sonra Petersburg'da üniversite eğitimi görmüştür.1903'ten sonra bir fedai lideri olarak Van'da silahlı mücadele yürütmüş,1908'de Meşrutiyet ilan edilince silahını bırakıp mebus olarak başkente gelmiştir.1912'de mebus adayı olmayan Papazyan bu tarihten sonra reform meselesiyle ilgili çalışmalara odaklanmış,savaş sırasında ise Kafkasya'ya geçerek Ermeni gönüllü taburlarından birine katılmıştır.

13-Krikor Zohrab,Orakrutyun (Günce,8/12 Aralık 1921),in Yerger (Eserleri),cilt IV,(Yerevan,2003),s.348.

14-Vahan Papazyan,Im Huşerı (Anılarım),cilt II,(Beyrut,1952),s.181.

15-Vahan Papazyan,a.g.e.,s.189.

16-Vahan Papazyan,a.g.e.,s.182.

17-Roderic Davison,a.g.e.,s.182.

18-Arshak Alboyadjian,"Azkayin Sahmanatrutyunı,İr Drzakumı yev Girarutyunı,"(Milli Anayasa,Doğuşu ve Uygulanması),Intartzag Oratsuyts Surp Pırgiç Hivantanotsi (Surp Pırgiç Hastanesi Yıllığı),1910,özellikle s. 406-421;Vartan Artinian,Osmanlı Devleti'nde Ermeni Anayasası'nın Doğuşu,1839-1863,(İstanbul:Aras,2005).

19-Vahan Papazyan,a.g.e.,s.182.

20-Vahan Papazyan,a.g.e.,s.178.

21-Halil Menteşe'nin Anıları,a.g.e.,s.170.

22-Yusuf Kemal Tengirşenk,Vatan Hizmetinde,(İstanbul:Bahar,1967),s.120-124.

23-Raporun ikinci baskısı ise bambaşka bir siyasi ortamda,Mütareke döneminde yapıldı:Adanayi Yeğernı,Hagop Babikyani Değegakirı (Adana Felaketi,Hagop Babikyan'ın Raporu),(İstanbul,1919).

24-Krikor Zohrab,Yerger,cilt IV,s.645;Krikor Zohrab,Haygagan Hartsı Pasdatuğteru Luysin Dag (Belgelerin Işığında Ermeni Sorunu),(Beyrut,1983),s.2-3.

25-Krikor Zohrab,Haygagan Hartsı,a.g.e.,s.27.

26-Vahan Papazyan,a.g.e.,s.185-186.

27-Vahan Papazyan,a.g.e.,s.186.

28-Vahan Papazyan,a.g.e.,s.221.

29-Azkayin Joğovi Adenakrutyun 1913 Amya (Milli Meclis'in 1913 Yılı Tutanakları),(İstanbul,1914);aktaran Vahan Papazyan,a.g.e.,s.227.

30-"...Babıali,ahalisi Ermeni bulunan eyalatta ihtiyacat-ı mahalliyenin icab ettiği ıslahatı bila-tehir icra ve Ermenilerin Çerkes ve Kürtlere karşı huzur ve emniyetlerini temin etmeye taahhüt eder ve ara sıra bu babda ittihaz olacak tedabiri devletlere tebliğ edeceğinden,düvel-i müşarünileyhin,tedabir-i mezkurenin icrasına nezaret eyleyeceklerdir." Berlin Kongresi,(İstanbul,1298[1882],s.282.

31-Vahan Papazyan,a.g.e.,s.221.

32-Vahan Papazyan,a.g.e.,s.225-226.

33-Roderic Davison,a.g.e.,s.189.

34-Vahan Papazyan,a.g.e.,s.230.

35-Krikor Zohrab,"Sireli Paregamıs,"("Sevgili Dostum";Arşag Çobanyan'a 18/31 Ocak 1913 tarihli mektup),Yerger,cilt IV,s.278.

36-Halil Menteşe'nin anıları,s.171.

37-Vahan Papazyan,a.g.e.,s.240;bazı noktalarda değişik olmakla birlikte,Halil Menteşe'nin Anıları,a.g.e.,s.171-172.

38-Roderic Davison,a.g.e.,s.194.

39-Krikor Zohrab,"Noter Haygagan Parenorokutyunneru Masin,"s.377;Türkçe basının tepkileri için bkz. Roderic Davison,a.g.e.,s.192 ve 194.

40-Armen Garo adıyla da bilinen Karekin Pastermadjian Erzurum'da doğmuş ve şehirdeki -1919'da Erzurum Kongresi'nin toplanacağı- Sanasaryan Okulu'ndan mezun olmuştur.Fransa'nın Nancy kentinde ziraat eğitimi almış,1896'da ünlü Osmanlı Bankası Baskınına ve 1905'teki Ermeni-Azeri Savaşı'na katılmıştır.1908 ve 1912'de Taşnaktsutyun'dan Erzurum mebusu seçilen Pastermadjian'ın adı Türkiye'de daha çok Birinci Dünya Savaşı başladıktan sonra Rus ordusu saflarındaki gönüllü Ermeni birliklerinin başında Osmanlı ordusuyla savaşmasıyla anılır.1918'de kurulan Birinci Ermenistan Cumhuriyeti'nin ABD büyükelçiliği görevini üstlenmiştir.

41-Vahan Papazyan,a.g.e.,s.191-192.

42-Vahan Papazyan,a.g.e.,s.190.

43-Krikor Zohrab,Orakrutyun,a.g.e.,s.352 (9/22 Aralık 1913).

44-Krikor Zohrab,Orakrutyun,a.g.e.,s. 346 (8/21 Aralık 1913).

45-Krikor Zohrab,Orakrutyun,a.g.e.

46-Krikor Zohrab,Orakrutyun,a.g.e.,s.354 (9/22 Aralık 1913).

47-Krikor Zohrab,Orakrutyun,a.g.e.,s.345 (7/20 Aralık 1913).

48-Krikor Zohrab,Orakrutyun,a.g.e.,s.346-347 (8/21 Aralık 1913).

49-Arshak Alboyadjian,Anhedatsoğ Temker:Krikor Zohrab,Ir Giyankı yev İr Kordzı (Yok Olan Simalar:Krikor Zohrab,Hayatı ve Eseri,(İstanbul:Der-Nersesyan,1919).

50-Krikor Zohrab,Orakrutyun,a.g.e.,s.349 (8/21 Aralık 1913).

51-Krikor Zohrab,"Sireli Paregamıs",a.g.e.,s.275-276.

52-Krikor zohrab,"Sireli Paregamıs",a.g.e.,s.276.

53-Roderic Davison,a.g.e.,s.196.

54-Hans-Lukas Kieser,a.g.e.,s.246.

55-The Armenian Review,cilt XXXV,(Yaz,1982),s.122 (Ermenice ilk basımı:"Mer Verçin Desagtsutyunı Talat Paşayin Hed," Hairenik (Vatan),cilt I,no. 2 (Boston,Aralık 1922).

56-Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi,6/19 Temmuz 1330/1914,s.426.

57-Hatıralar/Cemal Paşa,s.333 ve 341.

---------------------------------------------------------------------------

*Rober Koptaş,Tarih ve Toplum Yeni Yaklaşımlar,sayı:5(245),Bahar 2007,s.159-178.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder