4 Mart 2012 Pazar

Rusya Seyahati/İsmet İnönü*

Türkiye-Sovyet Rusya ilişkileri

Ruslarla 1925'ten beri devamlı bir muahede ile birbirimize bağlanmış gibiydik.Münasebetlerimiz 1930'a kadar önemli gelişmeler göstermiştir.1925 antlaşması,Rusların ihtilâlden sonra takip ettikleri umumi politikanın tabii bir neticesi olarak,bize daha yakın bulunmak arzularından doğmuştur.Rusya,Batılı devletler tarafından tecrit edilmiş olmaktan kurtulmak için yakın komşuları ile dostluk münasebeti içinde bulunmak ve Almanya'nın İngiltere ve Fransa'ya yaklaşmasını önlemek istiyordu.Politikasının esası bu idi.Fakat Fransa ve İngiltere,Almanya'yı da yanlarına alarak,İtalya,Polonya ve Çekoslovakya'nın da içinde bulunduğu Locarno Antlaşmasını yaptılar.Bu antlaşma,Sovyetlerin takip ettikleri politikaya aykırı idi.Bizim politikamıza da uygun düştüğü için,Locarno Antlaşması'ndan hemen sonra,aralık ayının ortasında Ruslarla Paris'te özel bir tarafsızlık antlaşması imzaladık.Bu 1925 antlaşması,Locarno'dan hemen hemen iki hafta sonradır ve ona cevap mahiyetindedir.Sovyetler,ilk zamandan itibaren Almanya ile diğer devletler arasında yapılan muahedeleri ve yakınlaşma teşebbüslerini daima endişe ile karşılamışlardır.1925'te bizim muahedemizle ona cevap vermek istediler.Sovyetlerle münasebetimizin emniyet üzerinde bulunması ve araya bir şüphe girmeksizin devam etmesi,bizim için ilk günden beri önemli bir dikkat mevzuu olmuştur.Bu bakımdan 1925 tarafsızlık muahedesi,bizim politikamıza da uygun düşüyordu.Gerçi Musul ihtilafı esnasında uğradığımız güçlüklerde Sovyetlerin fiili bir yardımı sözkonusu değildi;ama siyasî olarak Cemiyet-i Akvam Meclisi'nde ve komisyonlarında Musul meselesi müzakereleri ve münakaşaları devam ederken,Sovyetler bize manen destek olmuşlardır.Biz Sovyetlerle yalnız siyasî münasebetlerimizi değil,iktisadî münasebetlerimizi de geliştirmek istiyorduk.İki memleket arasındaki ticarî münasebetler Milli Mücadele'den sonra bir hayli artmıştı.Fakat bir aralık,iktisadî ve ticarî münasebetlerin gelişmesi aksadı.Sanıyorum 1926 veya 1927'de,Rusya Türkiye'den ithal edilen mallara bazı tahditler koydu ve münasebetlerimiz bu sebeple bir sarsıntı geçirdi.Bir hayli çetin müzakerelerden sonra 1927 yılında bir ticaret ve seyrisefain muahedesi imzalamaya muvaffak olduk.Bizim Sovyetlerle iktisadî ve ticarî ilişkiler kurmaya çalıştığımız bu devirde uğradığımız güçlükler,başlıca Sovyetlerin yeni iktisadî ve ticarî sistemlerinden geliyordu.Sovyetlerin yeni iktisadî ve ticarî sistemlerinin tatbikatı,kendi içlerinde de olmak üzere her yerde güçlükle devam ettiği için,onun tabii sarsıntıları esnasında biz de güçlüğe uğruyorduk.Fakat münasebetlerimiz devam ediyor ve her güçlüğe çare bulmaya çalışıyorduk.İşte nihayet 1927'de,bahsettiğim ticaret ve seyrisefain muahedesi imzalanmıştı.

1928'de Cenevre'de bir silâhsızlanma konferansı toplanmıştı.Biz bu konferansa davet edilmemiştik.Fakat Sovyetlerin konferanstaki temsilcisi Litvinov,Türkiye'nin dünya siyasetinde mühim bir rolü olduğundan ve coğrafî durumunun ehemmiyetinden bahsederek,bizim de konferansa çağrılmamızı teklif etti ve konferans bunu kabul etti.

Silâhsızlanma konferansına katıldık

Sovyetlerin teklifi üzerine biz Cenevre'de toplanan silâhsızlanma konferansına katıldık.Bu konferansta Sovyetler topyekûn bir silâhsızlanma teklif ediyordu.Ve biz de bu görüşe katılarak Sovyet tezini destekledik.Daha sonra 1928 yılında yapılan Kellogg Paktına da Sovyet Rusya ile beraber katıldık.Cemiyet-i Akvam'ın muhtemel bir harbi önlemesinden duyulan şüpheler üzerine,Fransız Dışişleri Bakanı Briand ile Amerika Dışişleri Bakanı Kellogg arasında kararlaştırılıp,birçok devletin imzaladığı savaşı önleyici bu pakt imzalandıktan bir süre sonra,ortaya atılan Litvinov Protokolü'nü de imzaladık.Kellogg misakının yürürlüğe girmesi gecikir endişesi ile,Litvinov teşebbüse geçti ve Litvinov Protokolü'nü ortaya çıkardı.Bu protokole göre,Kellogg misakının Doğu Avrupa'da derhal uygulanması için Litvinov'un ileri sürdüğü protokole de iltihak ederek Sovyetlerle beraberlik gösterdik.

Garp devletleri ile münasebetlerimiz 1926'dan sonra gelişme istidadı göstermeye başlamıştı.Gerek bu sebeple,gerek Balkanlar üzerinde teşebbüslere giriştikçe,Sovyet Rusya'nın da Türkiye üzerindeki dikkati artmaya başlamıştı.Bizim Batı ile münasebetlerimizi düzeltmek hususundaki çalışmalarımız Sovyet Rusya'da şüpheler uyandırmaktan geri kalmıyordu.İşte bu şartlar içinde ısrarla Rusya'ya davet edildim ve [25 Nisan-10 Mayıs] 1932'de Moskova ziyaretini yaptım.

Rusların ısrarı

O esnada bir başka yere daha seyahatim mevzubahisti.Gitmeyi düşünüyordum.Ruslar acele ettiler,evvela bize gelsin,diye ısrarda bulundular.Bir Türk vapuru ile Odessa'ya hareket ettik.Bayan İnönü'yü [Mevhibe İnönü] de götürüyorum.Bu seyahat başlarken benim için bir talihsizlik oldu.Bayan İnönü,Odessa'dan hareketimizden itibaren şiddetli bir safrakesesi iltihabından hastalandı.Ruslar ilgi gösterdiler.Refakatimize çok değerli doktorlar tayin ettiler.Bu doktorlar seyahat boyunca bize yardımcı ve Bayan İnönü'nün sıhhatini gözetleyici bir rolde oldular.Avdet edinceye kadar da yanımızdan ayrılmadılar ve dönüşte bizi İstanbul'a kadar getirdiler.Kendilerine çok müteşekkir olmuştuk.

Görüşmeler

Moskova'da bizi büyük bir törenle karşıladılar.[Vyacheslav Mikhailovich] Molotov,[Maksim Maksimovich] Litvinov,hepsi karşılayıcılar arasında bulunuyordu.Resmî protokolde hiçbir eksiklik yoktu.Bize çok itibar ettiler.

Rusya seyahatinde muhtelif toplantılar ve mülakatlar yapılmıştır.İlk önemli temas,Kremlin'de Stalin ile ve Sovyet hükümetiyle toptan mülakat olarak başlamıştır.

Kremlin'e gittik.Müzakere için kararlaştırılan zamanda bizi Kremlin'in balkonuna aldıklarını hatırlarım.Rusya'nın,Ankara Sefiri [Yakov Zakharovich] Surits yanımızda bulunuyordu.Türkiye'den Surich ile beraber gelmiştik.Hükümet içeride içtima hâlindedir,sizin kabulünüz belki bir-iki dakika gecikecektir,diye bizi balkona aldılar.Bekleyeceğimiz için özür dilediler.Bir aralık Stalin yanıma geldi:

"İçeride acele bir işimiz var,onu konuşuyoruz.Şimdi bitecek.Ondan sonra beraber toplanacağız.Çok isterdim,bizim toplantımızı salonun bir köşesinden görebilseydiniz.Benim için her şeyi söylerler.Diktatör,falan derler.Toplantımızda bulunmanız mümkün olsaydı da ne hâlde çalışıyoruz,onu gözünüzle görüp bir fikir edinseydiniz" dedi.

Nezaket gösterisi

Stalin böyle bir şaka yaptıktan sonra tekrar gitti ve iki-üç dakika sonra buyurun,dediler ve içeri girdik.Bizi çok büyük bir nezaketle kabul ettikten sonra,doğrudan doğruya bir hükümet toplantısı gibi görünen bu özel toplantıya katıldık.Stalin oturmam için bana masanın riyaset yerini gösterdi.Oturdum.Dikkat ettim,sağımda,solumda bizim arkadaşlar var.Hariciye Vekili Tevfik Rüştü [Aras] Bey ile Moskova'daki sefirimiz Hüseyin Ragıp [Baydur] Bey,bunlar iki yanımda oturuyorlar.Masanın etrafındaki diğer koltuklarda Molotov var,Litvinov var.Onların Ankara Sefiri Surits ve daha bir-iki vekil var.Stalin,beni riyaset yerine oturtmak gibi büyük bir nezaket gösterdikten sonra,kendisi ayakta dolaşarak müzakereyi idare etmeye başladı.

İki memleket arasındaki münasebetlerden hararetle bahsolunuyor.Biz Türkçe konuşuyoruz onlar Rusça konuşuyorlar.Aramızda kuvvetli tercümanlar var.Ben,bazen mecbur oldukça Fransızca konuşuyorum.Onların içinde çok güzel Fransızca bilen insanlar var.Ruslar,yabancı dil öğrenmekte ve yabancı dili,o dilin insanları kadar fasih ve aynı aksanla telaffuz etmekte özel bir istidat sahibidirler.Ruslar hem bildikleri yabancı dili iyi bilirler,iyi öğrenmiş olurlar,hem aynı milletin ferdi imiş gibi o dilin aksanı ile konuşurlar.Yani yabancı dile çok kabiliyetlidirler.

Bu ilk müzakerede Türkiye'ye yapılacak iktisadî yardım,ticarî münasebetler ve bir istikraz meselesi esas olarak konuşulmuştur.

Sıkıntı içindeydiler

Rusya'ya yaptığım bu seyahatin Sovyet Rusya'nın iktisaden çok sıkıntı çekmekte olduğu bir zamana rastgeldiğini Moskova'ya gider gitmez farkettik.Bu sıkıntıları,bütün hâllerinden anlaşılıyordu.Rusya,daha ihtilâl yıllarında iktisadî bakımdan büyük zoruluklar içine düşmüştü.Bunun üzerine Lenin,"NEP" denilen yeni bir iktisat politikası uygulamaya başlamıştı."Yeni İktisadî Politika" manasına gelen "NEP" sistemi,biz Rusya'ya gittiğimiz zaman henüz terkedilmişti.Lenin'in ölümü,iktisadî vaziyetin girmiş olduğu çıkmaza bağlanıyordu.Bu çıkmazdan dolayı içine düşülen büyük bunalımın tesirleri ile Lenin'in hastalandığı ve öldüğü kanaati vardı.Lenin'in ölümünden sonraki yıllarda vaziyet çok ıslah edilmişti.Ruslarla yaptığım ilk görüşmelerde bana,Lenin öldükten sonra Rusya'nın içinde bulunduğu güçlüklerden çıkmak için gösterdiği gayretlerin müspet netice verdiğini her vesile ile anlatırlardı.Ve Lenin sağ olsaydı,bugünkü vaziyeti görerek şaşılacak kadar ilerleme kaydettiğimizi anlayacaktı,derlerdi.Bütün bunları konuşurken,Lenin'i suçlamak şöyle dursun aksine ondan hürmetle bahseder ve kendisinin,milletin ıstıraplarından fevkalâde teessüre kapılarak hasta olduğu manasını çıkartmak isterlerdi.

Müzakereler sonuçlanıyor

Kremlin'de yaptığımız ilk toplantıda bize yardım etmek imkânı olduğunu söylediler.Azami kolaylığı gösterecekleri anlaşılıyordu.Daha evvel görüşmeler yapılmıştı.Sekiz milyon dolarlık altın değerinde bir ikraz yapmayı kabul ediyorlardı.Stalin ayakta dolaşarak müzakerelerin seyrini takip ediyor,lüzum gördükçe müdahelede bulunuyordu.Evvela faiz meselesi açıldı.Faiz istemiyorlar.Sıra vadenin tayinine geldi.Yirmi sene vade ile müsavi taksitler hâlinde ödeyeceğiz.Bu karara bağlandı.Borcun ödenmesinin para olarak değil,mal olarak karşılanmasında mutabık kaldık.Bu sekiz milyon dolarlık istikrazın bütün şartlarında mutabık olduk."Mal olarak ne alacaksınız ne alırsınız?" dedim.Bunu da tespit ettik.Kendilerine çok teşekkür ettim.İlk müzakereler böyle en müsait şartlarla müspet bir şekilde neticelendi.Bu tarzda bir dostluk havası içinde ayrıldık.

Stalin'le görüşmelerimiz sürüyor

Kredi müzakereleri ile ilk görüşme bitti ve Stalin'le sonra müteaddit görüşmelerimiz oldu.Rusya'dan dönüşte,Ankara'daki İngiliz sefirine,sekiz milyon dolar kredi aldığımızı ve şartlarını bir konuşma esnasında anlattığım zaman sefir,"Müstesna bir şey" demişti.

Moskova'da bize çok ikram ediyorlar ve gezdiriyorlardı.Ruslar,zaten çok ikramcı bir millettir.Misafirlerine tasavvur olunamayacak şekilde ikram ederler.Kaldığımız otelde bize de çok ikramda bulundular.Tiyatroya,operaya götürdüler.Rus balesini seyrettik.Yüksek idareciler bizimle hep beraber bulunuyorlar.Birinde Stalin ile beraberdik.Ben bir aralık balkonda dururken,Stalin yanıma geldi.Konuştuk.Bu konuşmamız,bana gösterdikleri bir fabrika üzerinde oldu.Onu ileride anlatacağım.

Bundan sonra Stalin'le önemli bir konuşma kendi evinde olmuştur.Şehrin dışında [Zubalovo] bir villası vardı.(1) Otelden bizi aldılar,arabayla oraya götürdüler.Stalin önde şoförün yanında oturuyordu.Ben ve Molotov arkadaydık.Emniyet tertipleri içinde gittik.

Stalin'in evinde,bir masa etrafında görüştük;yemek yedik ve sonra döndük.

Sözü,Balkan Paktı'na getirdim

Görüşme esnasında,garp alemi ile münasebetlerimizden bahsolunuyordu.Ben,Yunanlarla olan münasebetlerimizi anlattım.Sözü Balkan Paktına getirerek şunları söyledim:

"Balkanlar'da bir pakt yapmayı düşündük.Bunun için toplantılar yaptık.Balkan devletleriyle bir pakt etrafında toplanarak,Balkan dışı devletlerle münasebetler bakımından,bu bölgeyi kendi ölçümüzde bir emniyete kavuşturmak için müşterek çalışmanın faydası olacaktır.Bu tertipte,bizim Rusya ile olan münasebetlerimiz daima mahfuz tutulacaktır.Bizim iştirakimiz bulunan Balkan Paktı'nın Rusya aleyhine işlemesi ihtimali ihtirazi kayda bağlanacaktır."

Balkan Paktı yapmak için temaslarımızda,Rusya kuşku gösterir ve daima itirazda bulunurdu.İkna etmek için güçlük çekerdik.Bu sebeple,doğrudan doğruya Stalin,Molotov ve Litvinov'un bulunduğu bir yerde meseleyi konuşarak ati için vesvese ihtimalini ortadan kaldırmak istiyordum.Uzun boylu anlattım.

Stalin,müdahale ediyor

Rus sefiri Surits de orada.Surits Ankara'da iken,Balkan Paktı çalışmalarına itiraz eder,"Oyun yapacaklardır,birçok mahzurlar çıkacaktır" tarzında mütalaalar beyan ederdi.Ben cevap vermeye çalışırdım.Stalin'in evindeki bu konuşmada,ben anlatırken Surits sözlerime yine itiraz ediyordu.Aramızdaki karşılıklı konuşmalar esnasında Stalin müdahale etti,"Haklısınız" dedi ve nihayet münakaşa kesildi.

Bizim sefirimiz Hüseyin Ragıp Bey,Rusça öğrenmişti.Onun bana anlattığına göre Stalin müdahale edip Surits'i susturduktan sonra ona,"Canım,adam doğru söylüyor,sözünü neden kesiyorsun?" demiş.Konu değişti,başka meselelere geçtik.Oradan,dış politika üzerinde birbirimizin tutumundan emniyet hasıl eden bir zihniyetle ayrıldık.

Stalin'in evinde sabahtan akşama kadar yenildi,içildi.Politika konuşuldu.Güzel bir gün geçirdik.Hanımını [Nadezhda Sergeyevna Alliluyeva] ve kızı Svetlana [Iosifovna]'yı gördüm.(2) Svetlana ufak bir çocuktu.Anası kibar bir hanımdı,onunla da konuştuk.

Stalin ile diğer bir konuşmam yine Kremlin'de oldu.Beraber yemek yedik.Reisicumhur [Yüksek Sovyet'in Başkanı Mikhail Ivanovich Kalinin] da vardı.Beni yanına oturtmuşlardı.Yemek esnasında görüşmeler bir ara resmî şekilden sohbet şekline girdi.Stalin bana sordu:

"Bu Serbest Fırka hareketi neydi?Ben anlayamadım.Nasıl yaptınız,nasıl yapabilirsiniz?" dedi.

Ben bunun münakaşasına girmek istemedim."Bize mahsus bir şeydir,ben size sonra anlatırım" dedim ve kısa kestim.

Stalin konuşurken Litvinov ölecekti

Stalin bu sohbetimizde kendi hâllerinden bahsetmeye başladı:"Biz burada bulunanlar,Kalinin,Molotov,Litvinov,hepimiz ihtilâlden evvel zaman zaman hapiste,zaman zaman sürgünde vakit geçirdik.Bizim içimizden,memleket dışında bulunmasına müsaade ettiğimiz tek insan Lenin'dir.Onun emniyette bulunması lâzımdı ve parti kendisinin dışarı gitmesine ve orada çalışmasına karar verdi.Fakat ihtilâle kadar dışarıda kalan başkaları da var.Mesela Litvinov da dışarıdaydı,emniyet içinde bulunuyordu ve oradan bize akıl veriyordu.Ama onlar bizim müsaademizle gitmiş değillerdi" dedi.

Stalin bunları söylerken,Litvinov'a dikkat ettim,adam neredeyse ölecekti.

Stalin ile yemek yerken yaptığımız sohbette daha birçok şeyler konuşuldu.Stalin teklifsiz konuşuyordu.Bir aralık Trotsky'den bahsetti.Trotsky'i nasıl tanıyorsunuz,diye bana sordu.Fazla bir tanımam yoktur,dedim.Bunun üzerine Trotsky'i Enver Paşa ile mukayese etti.Trotsky de,Enver Paşa gibi fantezisttir,dedi.Bunlar birtakım hayal içinde ölçü bilmeyen insanlardır,diyerek hükmünü bağladı.

Konuşmalarımız umumi olarak bu hava içinde devam ediyor ve Stalin bana çok yakınlık gösteriyordu.Stalin,İngiltere'ye çok kızıyor,açıktan düşmanlık gösteriyordu.Şu sözlerini hatırlarım:

"İngiltere neden dünya hâkimiyeti iddiasındadır?Nesine güvenerek dünya üzerinde hâkimiyet iddia ediyor?"

Stalin'in zihnen İngiltere ile çok meşgul olduğu ve İngilizlere karşı büyük bir düşmanlık duygusu beslediği anlaşılıyordu.

Moskova'da bizi gezdirirken bir otomobil fabrikasına götürmüşlerdi.Muazzam bir fabrikaydı.Efsane manasıyla,bir ucundan ham çelik girecek,öbür ucundan otomobil çıkacaktı.Böyle bir şeydi.Fabrika bir mahalle içinde kurulmuştu.Gezdiğim zaman benim üzerimde çok iyi tesir yaptı.Stalin,tiyatroda görüşürken bana,fabrika hakkındaki intibalarımı sordu.Belli ki,üzerimde yaptığı tesiri merak ediyordu.Nasıl buldunuz,dedi ve ilave etti:

"Kaça mal olduğunu tahmin edersiniz?"

Ben bir fikrim olmadığını,tahmin yapamayacağımı söyledim.Yanılmıyorsam sekiz milyon altın sterline mal olmuş,onu söyledi.O zamanki ölçülere göre bu muazzam bir paraydı.Çok masraf,dedim.Tasdik etti.Kendisine sordum:

"Neden bu kadar pahalıya mal oldu?" dedim.

Bir an durdu:

"Cehaletten" dedi.

"Nasıl cehaletten?" diye sordum.

Anlatmaya başladı:

"Efendim" dedi,"fabrika gördüğünüz yerde mahalle içinde kurulacak.Plân yaptık.Plâna göre fabrika şu hudut içine sığacaktır,dediler.Fabrikanın mütemmimi olarak başka binalar da bulunacak.O binaları da yaptık.Mühendiler her tarafını ölçtüler,biçtiler,ona göre iki taraflı inşaat yapıyoruz.İnşaat bittikten sonra,fabrika buraya sığmıyor,dediler.Yıkmaya mecbur olduk.Tekrar yaptık.Birçok şey için iki kat masraf ettik.Bunun cehaletten başka bir manası var mı?"

Stalin'in bunları söylerken kimseyi kötülemek maksadını takip ettiği farz olunamaz. Böyle büyük işlerin tam isabetle yapılabilmesi için lâzım olan tecrübe zaruri olarak geçiriliyor.İşin başında insan bir tecrübe devrinden geçiyor.Bana bunu söylemek istiyordu.

Stalin ile görüşürken,merak ettiğim bir hususu sordum.Rusya'ya giderken benim merak ettiğim şeylerden birisi,plânı nasıl tatbik ediyorlar ve plânın parasını nasıl buluyorlar,bunu öğrenmek istiyordum.Stalin'e parayı nereden bulduklarını sordum.

"Ne parası,nasıl para?" dedi.

"Plân için,beş senelik bir plân yapıyorsunuz.Bunun mali kaynağı nereden sağlanıyor?" dedim.

Rusların o devirde dış alemden istikrazlar bile yaptıklarını biliyordum.Fakat sırf dış istikrazla bir plânın yürütüleceğine ihtimal vermiyordum.Stalin dedi ki:

"Canım bu da bir mesele mi?Varidat bulmak bir mesele değildir.Herhangi bir ihtiyaç maddesine bir kapik zam yapacak olsanız,bizde milyarlar toplanır."

Stalin bunları söylemekle bana istifade edecek bir şey vermemişti.Ama "Ben sizi plân dairesi ile görüştüreyim" dedi.

"Parayı nereden buluyorsunuz?"

Bir gün plân dairesine [Gosplan] götürdüler.Dairenin başında o zaman ileri gelen ihtilâlcilerden birisi [Valerian Vladimirovich Kuybyshev] vardı.İsmini hatırlayamıyorum.Sonra suikasta uğradı.Adamla görüşüyoruz.Bana rubleden bahsediyor,sarfediyoruz,diyordu.Ona da sordum:

"Parayı nereden buluyorsunuz?"

O anlatırken,işte şu kadar ruble sarfedeceğiz,falan işin malî tarafı bu kadar rubledir,gibi laflar ediyordu."Nedir bu ruble" dedim.Yüzüme baktı,cebinden bir altın ruble çıkardı,"Budur" dedi.Anladım,bana altın değeri ile rubleyi göstermek istiyor.Fakat benim,rubleyi nereden buluyorsunuz sualimi cevaplandıramadı.Bir plâna karar verip tatbik edecekleri zaman parasını nasıl bulduklarına dair bizim bildiklerimizden daha fazla bir usul ve kaynak gösteremediklerini anladım.Yani bildiğimiz gibi,bir plânı tatbik etmek için parayı kendimiz bulacağız,yetmeyen kısmı için dışarıdan döviz alacağız.Ya mahsulümüzün satışından döviz temin edeceğiz veya istikraz yapılacak.Başka bir tılsım olmadığı kanaatini edinmiş oldum.

Rusya'ya gittiğim zaman,gerek biz,gerek Ruslar Cemiyet-i Akvam'a girmemiştik.Münasebetlerimizde bu meseleye temas edildikçe,Ruslar,Cemiyet-i Akvam'a beraber girelim,diye ısrar ediyorlardı ve bir neticeye varamadan mesele muallakta duruyordu.Seyahat esnasında bu meseleyi de hâlletmek niyetindeydim.Sanıyorum tiyatroda bulunduğumuz gün,Cemiyet-i Akvam işini görüştüm.Litvinov ile bir köşeye çekildim."Cemiyet-i Akvam meselesini ne yapacaksınız?" diye sordum.Beraber girelim,dedi.Hâlbuki biz,bir an evvel Cemiyet-i Akvam'a girmek lâzım olduğunu,bunun dışında kalmanın mahzurlarını farkeder hâle gelmiştik.Litvinov'a,"Biz Cemiyet-i Akvam'a gireceğiz" dedim.Açıktan bir karar olarak söyledim.Litvinov eski görüşlerinde kararlı görünüyordu.Kendisine dedim ki:

"Siz Cemiyet-i Akvam'a girmemek için takip ettiğiniz istikameti bırakmak kararındasınız.Gireceksiniz.Ben bunu görüyorum.Beraber girelim demekle bu mesele hâlledilmiş olmuyor.Ne vakit,hangi şartlarla gireceğinizi bilmiyorum ve biz bekleyecek vaziyette değiliz.Biz evvel girmişiz veya siz girmişsiniz.Bunun ehemmiyeti yoktur.Cemiyet-i Akvam'a gireceğimizi size söylemek istiyorum."

Bu karşılıklı konuşmada en nihayet,söz bende kaldı.Ve Litvinov'un itirazını durdurmakla,Rus Hariciye Nazırı ile Cemiyet-i Akvam münakaşasını hâlletmiş olduğumuz kanaati ile ayrılmış oldum.

Leningrad'a gittik

Rusya seyahatimizin programına göre Leningrad'ı da ziyaret edecektik.Leningrad'a gidip gelmem iki-üç gün sürmüştür.Trenle gittik.Bana Leningrad'ta çar saraylarını gezdirdiler.Çar II. Nikola'nın evine götürdüler.Olduğu gibi muhafaza ediyorlardı.Çariçe Katerina'nın sarayını da bu arada gördüm.Temiz döşenmiş ve özel bir zevk gösteren bir saraydı.Onun içini teklifsiz bir surette gezdik.Çar saraylarını gezerken çarların,padişahların,yani imparatorların takip ettikleri politika dışında,yeni nesillerin dostluk politikası içinde yaşadıklarını söyleyerek,bir dostluk havası yaratıyorduk.

Bizimle ihtilafa girmek istemiyorlardı

Moskova'da olduğu gibi Leningrad'da da beni entelektüel çevrelerle ve bahusus profesörlerle temas ettirdiler.Onları bize yakın bir sıcaklık hâlinde gördüm.Bütün konuşmalarımızdan Rus entelektüelinin,Almanya ve Garbi Avrupa ile olan münasebetlerde ve Sovyet Rusya aleyhindeki tertiplerle meşgul oldukları kanaatini edindim.

Leningrad'dan Moskova'ya döndük ve seyahat programını tamamlayarak Rusya'dan ayrıldık.Cemiyet-i Akvam meselesini hâlletmiştim.Rusya'nın Balkan Paktı üzerindeki tereddütlerini izale ettim.Sekiz milyonluk bir istikraz yaptım.Alacağımız bu paranın kullanılması için plân meselesi kalıyordu.Plân nasıl yapılır,biz bunu nasıl yapacağız,bize bir mütehassıs heyet gönderebilecekler mi,bunları konuştum.Onun vaadini aldım.Bir mütehassıs heyetle Ankara'da plân yapmamız için karar verdik.Kendi görüşüme göre Sovyet Rusya'nın bizimle münasebetlerinin nasıl inkişaf edeceği ve nasıl bir politika takip edecekleri hakkında bir fikir edinmeye çalıştım.Bundan sonra ne olacak?Benim vardığım kanaat şu idi:Sovyet Rusya kendi kalkınması ile meşguldür.Bu müddet esnasında,dış politika olarak bütün dikkati,Almanya ve Batı Avrupa üzerinde toplanmıştır.Bunların Sovyet Rusya aleyhine yapacakları tertiplerden kuşkulu bulunmaktadır.Bu sebeple şimdilik garp hudutları ile meşguldür.Başka yerlerde,özellikle bizimle olan münasebetlerinde yeni bir ihtilafa girmek arzusunda değillerdir.Bizimle iyi minasebet politikası takip etmek kararındadırlar.Bütün melekeleriyle yalnız garp hudutları ile meşguldürler.Garp hudutlarından gelecek bir tehlikede,biz,Sovyet Rusya'ya bir tehlike olacak manzarasını gösterirsek,garp hudutları ihtilafından evvel onu hâlletmek isterler.Böyle bir itimat buhranı araya girmezse münasebetlerimiz,sulh garp hududunda bozuluncaya kadar devam eder.O zaman tahmin etmiştim ki,1932 şartları içinde garp hududunda Sovyet Rusya'nın münasebetlerinin bozulması,yani Sovyet Rusya'nın garp hudutları meselesini hâlletmeye muvaffak olması,yirmibeş seneden evvel düşünülebilecek bir mesele değildir.Bütün garp hudutları parça parça olmuş.Hiçbirinden vazgeçmemişler.Letonya,Estonya,Litvanya ve Polonya'da olan parçalanmaları hazmetmemişler ve bunların hiçbirinden vazgeçmemişler.Kendilerini ihtilâl zamanında gadre uğramış addediyorlar.Bunları kurtarmak emelleridir.Buna ne vakit güçleri yeter,ne vakit yapabilirler?Kolay bir mesele değildir.Benim gördüğüme göre Sovyet Rusya,yirmibeş seneden evvel bu hâle gelemez.Biz bu müddet esnasında Sovyet Rusya için erken bir tehlike hâline girmemeliyiz.Böyle bir kanaatle geldim.

Tahminimde aldandım

Ankara'ya geldiğim zaman parti grubunda Rusya seyahatimin neticesini bu tarzda hulasa ettim.Sovyet Rusya ile emniyet,sarsılmaz samimi bir dostluk politikasını takip etmekle mümkün olacaktır,dedim.Tabii sonra bu tahminde aldandığımı gördüm.Tahminimde aldandığım yer,sadece Almanya'da Hitler'in çıkıp,büsbütün başka şartların meydana gelmesidir.Yani,yirmibeş sene sonra olacak hadiseler sekiz sene evvel olmuştur.

Sovyet Rusya ziyaretim,iyi bir aydınlanma,karşılıklı itimadın kuvvetlenmesi ve bizim Sovyet Rusya şartlarını yakından görmemiz bakımından olumlu geçmiş sayılır.

Stalin'e koyduğum teşhis

Moskova'da resmî ziyaret programına dâhil olarak Kızıl Meydan'da bulundum ve Lenin'in mezarını ziyaret ettim.Dikkatimi celbetti,biz meydanda duruyoruz,arkamızda askerler var.Alarm hâlinde bekliyorlar.Büyük emniyet tertipleri içinde bulunuyoruz.Rus idarecileri beraber bulundukları her yerde özel,askerî ve sivil,geniş ölçüde emniyet tertipleri almak itiyatındaydılar.Stalin dâhil bütün Rus idarecileri orada.[Kliment Yefremovich] Voroshilov da orada.Mülakatlarda Voroshilov daima bulunuyordu.Ne münasebetle olduğunu bilmiyorum,bir askerî geçit resmi seyrettim.Askerin hepsi iyi kıyafette,disiplinli ve Rus geçit resmi usulleri içinde çok muntazamdı.Ben Stalin'e daha evvel Moskova'da gördüğüm askerî kıtaların intizamını tasavvur ettiğim ölçüde bulunduğumdan ve bir yabancıya yaptıkları tesir itibarıyla mükemmel olduklarından bahsetmiştim.O da bana,asıl bunu geçit resminde görürsünüz,demişti.Geçit resminden sonra,nasıl bulduğumu sordu.Tabii kendisine çok iyi bir hâlde bulduğumu,üzerimde mükemmel bir ordu tesiri yaptığını söyledim ve kendisini temin ettim.Memnun oldu.

Rusya seyahatim esnasında Stalin ile yaptığım temasları anlattım.Seyahatin devamınca Stalin'e bir teşhis koymaya çalıştım.Adamın kuvveti nereden geliyor,bunu anlamaya hususi bir dikkat sarfettim.Ruslarla beraber çalışmak için,Rus cemiyetine hâkim olmak için tecrübesi yok.Onu gördüm.Bir defa son derece çalışkan bir lider.Bütün arkadaşlarına yetişmeye,onları tamamlamaya çalışıyor.Yine son derece dikkatli.Bir Rus milliyetçisinin ideal olarak gönlünde yatan ne gibi arzuları varsa,bunların hepsini çok iyi bilen ve tahakkuk ettirilmesi için bir Rus milliyetçisinden daha çok düşünen bir insan intibaını veriyor.Yani,bir Rus milliyetçisi olarak düşünülecek ne gibi meseleler varsa,hepsine sahip çıkmıştır.

Oradayken bana,büyük bir harp için hazırlandıklarını söylüyorlardı.Garbi Avrupa ile tekrar büyük bir harp olacak kanaatindeydiler.Brest-Litovsk Muahedesi ile kaybettiklerini tekrar almak için hazırlanıyorlardı.Tabii Kafkas hudutları da onlar için önemliydi.Fakat Stalin,önce garpla olan münasebetlerini halletmek kararında imiş ve bu sebeple silâh fabrikası olarak o zaman ne yapılıyorsa,hepsi Stalin'in isteği üzerine Uralların arkasında yapılıyormuş.

Rusya seyahatimin hikâyesi burada bitiyor.Tam bir dostluk gördük,çok iyi dostluk gördük ve birbirimize tam itimat veren bir hava içinde ayrıldık.

Mareşal Voroshilov'un Türkiye'yi ziyareti

Ertesi sene,1933'te benim ziyaretimi iade etmek üzere Voroshilov başkanlığında bir Rus heyeti Türkiye'ye geldi.Bu ziyaret Cumhuriyetin onuncu yılına tesadüf ettirildi.Hakikaten onuncu yıl bayramımızın neşesine,Sovyet Rusya heyetinin iştiraki ayrı bir neşe katmış oldu.Daha evvel,Milli Mücadele esnasında [Mikhail Vasilyevich] Frunze isminde büyük bir Rus generali de Türkiye'ye gelmişti.Bizde çok dost tanınıyordu.General Frunze,gerek ordu başındaki hizmeti ve gerek siyaset alanındaki mevkii ve tesiri itibariyle Sovyet Rusya'nın çok önemli temsilcilerinden sayılıyordu.Ben cephedeydim,kendisi ile görüşemedim.Fakat onun iyi tesirlerinden daima bahsedildiğini işitmişimdir.Bu defa Mareşal Voroshilov'un Türkiye'yi ziyareti,kendisini yakından tanımamıza vesile vermiştir.Büyük bir devlet adamı olarak onunla,Sovyet Rusya ile Türkiye'nin münasebetlerini ilgilendiren her meseleyi ve bu münasebetlerin atisini uzun boylu konuşmuşuzdur.[Lev Mikhailovich] Karakhan da Voroshilov heyeti ile beraber bulunuyordu.Burada,bizim evimizde beraber toplantılar yaptık.Voroshilov ile orduevinde de beraber bulundum.Bizim ordu içindeki münasebetlerimizi gördü.Cumhuriyet bayramı merasiminde bulundu.Voroshilov'u sonra İzmir'e gönderdik.Orada serbestçe gezdi.İzmir'de büyük bir caddeyi "Voroshilov Caddesi" olarak adlandırdık.Voroshilov İstanbul'u da ziyaret etti.1933'te Voroshilov'un Türkiye'yi ziyareti ile iki memleket arasındaki itimat havası kuvvetlendi ve münasebetler daha sağlam bir zemine oturdu.

***

1-Stalin'in Kremlin'de yaşadığı galat-ı meşhuru da bu vesileyle bir kere daha çürütüldüğü gibi şunu da vurgulamakta fayda var.Stalin'in ikâmetine tahsis edilen Zubalovo,Kuntsevo ve başka bazı yerlerde bulunan daçalar Stalin'in şahsına ait değildir.Bunların tamamının mülkiyeti Sovyet devletine aittir ve zaten yine bu nedenledir ki Stalin'in varislerine de intikal etmemiştir.-Okurun notu-

2-Stalin'in kızı Svetlana Iosifovna da kaleme aldığı anılarında albümlerini karıştırdıkları bir esnada İsmet İnönü'nün Zubalovo'da bulunan daçaya ziyaretine İnönü'nün adını vermeksizin "Türkiye'den önemli misafirler" diyerek gönderme yapmışlardır.Svetlana Iosifovna yine aynı eserde Stalin'in kendisini sadece savaş sırasında Moskova'ya gelen Churchill'le tanıştırdığını bunun dışında da babasını bir kez Tito'yla o da tesadüfen gördüğünü ifade etmektedir.(Bkz.Svetlana Alliluyeva'nın Mektupları,İstanbul:Düşün Yayınevi,1988) Bu açıklamalardan da anlaşıldığı gibi İnönü'nün Stalin'in ikâmetine tahsis edilen daçada ağırlanması ve Stalin ailesinin fertleriyle tanıştırılması olağanüstü bir durumdur.-Okurun notu-

*İsmet İnönü,"Hatıralar";(yay. haz.) Sabahattin Selek,2. bs.,Ankara:Bilgi Yayınevi,2006,s.505-516.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder