12 Mart 2012 Pazartesi

Kemalistler,İttihatçılar ve Bolşevikler/Doç.Dr.Arsen Avegyan*

Kurtuluş Savaşı'nda Ankara-Sovyet İlişkileri

1917 Şubat Devrimi,Birinci Dünya Savaşı'nda bir hayli güç durumda bulunan Osmanlı Devleti için büyük bir umuttu.İlk dönemlerde,iktidarda olan İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) liderleri kesin istihbarat yokluğu nedeniyle bu konuda bir açıklama yapmakta acele etmiyorlardı.5 Nisan 1917'de,cemiyetin resmi yayın organı Tanin'de "Sadrazam Paşa'nın Beyanatı" başlıklı bir yazı yayımlandı.Bu yazıda,Talat Paşa'nın Rus Devrimi'nin siyasi ilişkilerde derin değişikliklere neden olması ihtimali üzerinde durduğu ve Osmanlıların Rus Devrimi'ni selamladığı yolundaki açıklamasına yer veriliyordu.Talat Paşa açıklamasının devamında,"Eğer Ruslar Çarlık rejiminin genişlemeci politikalarından vazgeçerlerse Şark memleketleri için yeni bir terakki yolu açılmış olur," diyordu.(1) Rusya'da olaylar öyle hızlı gelişiyordu ki,Ekim Devrimi'ne kadar ne hükümet ne de Meclis-i Mebusan resmi bir açıklama yaptı,gidişatı izlemek eğilimi ağır basmıştı.(2)

İTC hükümeti gidişatı izlerken,bir yandan da ciddi ön hazırlıklar yürütüyordu.İTC'nin talimatıyla Rusya'da baskı altındaki Müslüman topluluklar çevresinde propaganda faaliyetleri yürütülüyor,onların yaşadığı bölgelere Türk eylemciler gönderiliyor ve İttihatçı rejim dikkatini Kafkaslar üzerinde yoğunlaştırıyordu.(3) İttihatçı liderler,yenilgiden sonra mücadeleyi,1913'te Gümülcine'de takip edilen taktikle yürütmeyi planlıyorlardı,ancak mevcut koşullarda böylesi bir mücadelenin dış destek olmadan örgütlenmesinin mümkün olmadığının da farkındaydılar.Almanya ve müttefiklerinin yenilgisi gün be gün daha da kaçınılmaz göründüğünden,bu tür bir desteğin farklı bir kaynaktan gelmesi gerekiyordu.Bu plana göre,destek sağlayacak ülke öncelikle İtilaf devletlerine rakip olmalıydı.Bu koşullarda,Bolşevikler tarafından ilan edilen savaştan çekilme yönündeki ilkeler ve İtilaf devletleri tarafından Bolşevik idaresinin tanınması,İttihatçıları,Bolşevikleri muhtemel müttefikler olarak kabul etmek yönünde harekete geçirdi.13 Kasım 1917'de Vakit gazetesi,"Halihazırda Rusya'da İtilaf devletlerine düşman olarak kabul edilen yeni bir idare kuruluyor;biz bu idareyi müttefik olarak kabul edebiliriz," diye yazıyordu.(4) Bolşeviklere karşı duyulan güven,bilhassa Osmanlı Devleti'ni paylaşma amaçlı gizli antlaşmaları yayımlamalarından sonra arttı.Bolşevikler hakkında büyüyen ilgi o dereceye varmıştı ki,basın "Bütün Kafkas Ermenileri Bolşevik oldu," gibi haberlerle kaygılarını dile getiriyordu.(5)

Bolşeviklerin izlediği siyaset ve Brest-Litovsk Antlaşması,İttihatçıları Sovyet Rusya'nın Anadolu'da yürütülmesi planlanan milli mücadeleyle ilgili ilk adımlara destek sağlayacak ülke olduğuna kesin olarak ikna etti.İstanbul'u terkettikleri sırada İttihatçı liderler Bolşeviklerle ilişkiye geçip onların desteğini almak için yeterince plan yapmışlardı.Enver Paşa İstanbul'u terketmeden bir gün önce Kuruçeşme'deki yazlığında,Teşkilat-ı Mahsusa'nın reisi Hüsamettin Bey'e (Ertürk) bu konuda şöyle diyordu:"Moskova'dan kendimize yardım yaptıracağımızı ümid ediyorum.Bolşevikler bu kapitalist ve muzaffer devletlere düşmandırlar.Bizi tutacaklardır."(6)

Kuruçeşme'deki bu görüşme iki açıdan önemlidir.Öncelikle Enver Paşa,Hüsamettin Ertürk'e Teşkilat-ı Mahsusa'nın yalnız kağıt üzerinde lağvedildiğini söylemiş,ancak gerçekte varlığını sürdürmesi ve milli mücadelede önderliği ele alması yönünde kati emirler vermişti.Böylece,Enver Paşa kendisine bağlı ve temelde kendi yandaşlarından oluşmuş bir gizli örgütü milli mücadelenin temel gücü haline getirmeyi amaçlıyordu.İkinci olarak da,Enver Paşa,tam da bu Teşkilat-ı Mahsusa'nın temeli üzerine,salt bir isim değişikliğiyle -kendini Bolşeviklere bir devrimci olarak sunabilmesi için elzem olan- Umum Alem-i İslam İhtilal Teşkilatı'nı(7) tesis etti.Daha sonra Moskova'da kendini bu örgütün lideri olarak sunacaktı.Enver Paşa bu örgütle,Bolşeviklere bütün İslam ülkelerinde teşkilatı olan çok güçlü bir Müslüman girişimini takdim etmeyi amaçlıyordu.

Şunu da belirtmek gerekir ki,Enver Paşa diğer İttihatçı liderlerden farklı olarak İstanbul'dan ayrılır ayrılmaz Bolşeviklerle bağ kurmaya çalışıyordu ve Berlin yerine Moskova'ya gitmek amacıyla Kırım ve Kafkaslar üzerinde birkaç denemede bulundu.(8)

Anadolu'da gelişmekte olan hareketi doğru yorumlamak hem Milli Mücadele'yi hem de Bolşeviklerle ilişkileri anlamakta kilit rol oynar.Bu sorunlar,Anadolu'daki hareketin organizasyonu ve özü itibarıyla İttihat ve Terakki tarafından tasarlanmış ve yönetilmiş olup olmadığı konusuyla doğrudan bağlantılıdır.(9) Zürcher,İttihatçıların Mustafa Kemal'i ancak hareketin ilk evresinin lideri olarak gördüklerinin ve daha sonra onu değiştirmeyi düşündüklerinin de altını çizer.(10)

Bolşeviklerin,milliyetçi hareketin İttihatçılar tarafından organize edildiğinin ne ölçüde farkında olduğu önemli bir sorudur.Arşiv belgelerini ve Bolşevik liderlerin yazışmalarını incelediğimizde,milliyetçi hareketin İttihatçı özünün Bolşevikler tarafından pekala bilindiği ortaya çıkar.Ancak,Bolşevik liderliği kapsamındaki Müslüman halklar ve öncelikle Türklerle işbirliğine taraftar bir grup,İTC'nin itibarının düşmüş olmasını ve özellikle savaş yıllarında işlediği katliamları dikkate alarak İttihatçılarla Kemalistler arasında ayrıma gidiyor,Kemalist hareketin bir halk hareketi özelliği gösterdiğini ve İttihatçılarla bağı olmadığını kabul ediyordu.Nariman Narimanov bu gruptan biriydi.Türkiye'den de RF elçiliği birinci sekreteri Upmal-Angarsky,yazdığı bütün istihbarat notlarında Kemalistler ile İttihatçıların bütünüyle farklı olduğuna dair güvenceler veriyordu.Upmal-Angarsky tarafından AK komiseri [Georgy Vasilyevich] Chicherin'e sunulan "Türkiye Gerçeğine Dair" notta,"Erzurum Kongresi devrimci 'Karakol' teşkilatına büyük önem atfetmiştir.İtalyan Carbonieri'lerini hatırlatan bu teşkilat Savaş'ın son yılında,Jön Türklerin fikirlerinin iflası ve İttihat ve Terakki fırkasının dehşetli ahlaki çöküşü ortaya çıktığında kuruldu (...) ve doğan halk hareketinin önderliğini yürüttü,"(11) denmektedir.Burada dikkat çekici olan,İttihat ve Terakki tarafından kurulan ve iki önemli İttihatçı,Kara Vasıf ve Kara Kemal tarafından yönetilen örgütün Upmal tarafından halk hareketi olarak takdim edilmesidir.1921 yılı başlarında Rusya Komünist Partisi Kafkas Bölgesi Komitesi Başkanı Skachko'ya sunulan ayrıntılı bir rapordaki "Acaba İtilaf devletlerinin basın organlarının vurguladığı gibi,halk hareketini yöneten Kuvay-ı Milliye Jön Türklerin siyasetinin takipçisi olabilir mi?" sorusuna Upmal şu yanıtı veriyordu:"Şüphesiz hayır.Jön Türk siyasetinin (İttihat ve Terakki Partisi'nin) temel eğilimi ulusalcılık ve bununla bağlantılı olarak başka halkların baskı altında tutulmasıydı;oysa Kuvay-ı Milliye programı halkların kendi kaderini tayin hakkı üzerine kurulu."(12) Milliyetçi hareketin temel amacının Türkiye'nin bütünlüğünü korumak olduğu gözönüne alınırsa,Upmal'ın "halkların kendi kaderlerini tayin hakkı"ndan söz etmesinin garipliği ortaya çıkar.Buna karşın,1919-1922 yılları arasında Kemalistler ve Bolşeviklerin birbirlerine ihtiyacı vardı ve bu yüzden bazı bariz gerçeklerin üstünü örtüyor ya da farklı yorumluyorlardı.Ancak 1926'dan sonra Türkiye ile Sovyetler Birliği ilişkisinde sorunlar su yüzüne çıkmaya başlayıp,Türkiye'nin Avrupa yanlısı tutumu belirginleştiğinde Sovyet DİK (Dış İlişkiler Komiserliği) yazışmalarında milliyetçi hareket hakkında daha gerçekçi yorumlara yer verilmeye başlandı.Örneğin,15 Ekim 1927'de Rusya AK komiseri yardımcı Lev M. Karakhan'a ilettiği raporda Türkiye büyükelçisi [Yakov Zakharovich] Surits şöyle yazar:"Türkiye'de halk ihtilali askeri mücadele sonucunda elde edildi.Milli güçler başından beri askeri unsurların altında birleşmişlerdi.Halk kitleleri bu ihtilalde çok pasif bir rol oynuyorlardı."(13)

Sonuç itibarıyla,Bolşeviklerin Mustafa Kemal'e karşı Enver Paşa'yı kullanma siyaseti gözönüne alındığında,Sovyet Rusya liderliğinin Anadolu'daki mücadeleyi bir halk kareketi olarak sunarken,bir yandan da hareketin İttihatçı niteliğini gözden kaçırmadığı söylenebilir.Öte yandan,Chicherin'in Upmal tarafından aktarılan bilgilerin doğruluğuna inanmadığını ve Kağburo'ya (Siyasi Büro) gönderdiği bazı mektuplarda Upmal'ın Anadolu'dan bilgi aktarmadığından şikayet ettiğini de eklemek gerekir.

Bolşeviklerle Jön Türklerin ilk temasları hakkındaki bilgiler bölük pörçüktür;örneğin Kuvay-ı Milliye komutanı "Tekelioğlu Sinan Paşa" diye tanınan kişi hakkındaki bilgilerin birçoğunun güvenilirliği yoktur.Hüsamettin Ertürk "İki Devrin Perde Arkası" adlı kitabında,25 Mayıs 1919'da Samsun yakınlarındaki Havza'da [Semyon Mikhailovich] Budyonny başkanlığındaki Bolşevik heyetiyle Mustafa Kemal arasında gerçekleşen müzakereleri ayrıntılarıyla aktarır.Burada Bolşeviklerin,sosyalizmin kabul edilmesi karşılığında Türkiye'de yeşermekte olan milli mücadeleye her türlü desteği vermeyi taahhüt ettiği anlatılır.(14) Ancak Rus arşivlerinde bu görüşme hakkında hiçbir belge yoktur.Türk-Bolşevik ilişkileri konusunda incelemeler yapan tarihçi Bülent Gökay da böyle bir buluşmanın gerçekleşmiş olmasına şüpheyle yaklaşır;Gökay,Mustafa Suphi önderliğindeki bir grubun 22 Ocak 1919'da Kırım'a varmasını -daha sonra Moskova'ya geçeceklerdir- Türklerle Bolşevikler arasındaki ilk temas olarak kabul eder.(15) Aynı yazar,12 Haziran 1919'da Amasya'ya giden Mustafa Kemal'in Bolşeviklerle ilişkiye geçmenin uygun olup olmayacağı konusunda bir mektupla Kazım Karabekir'e başvurduğunu,Karabekir'in de bu ilişkiyi "şimdilik resmi olmayan,kişisel bir düzeyde tutmak ve Türklerin Sovyet yardımına mahkum olduğu izlenimini vermemek" koşuluna bağladığını yazar.(16)

1919'da Kemalist hareket yeni yeni şekillenmeye başladığı için,Bolşeviklerle ilişkiye geçme girişimleri farklı gruplardan geliyordu -kimi zaman da Mustafa Kemal'den bağımsız olarak.1919 Ekim ve Kasım'ında Kara Vasıf,Karakol örgütü adına Bolşevik hükümetinin temsilcisi Shalva Eliava'yla görüştü.Müzakereler daha sonra Bakü'de,Kara Vasıf'ın temsilcisi Baha Said tarafından yürütüldü;hatta 11 Ocak 1920'de Eliava ile Baha Said bir yardım ve dostluk antlaşması imzaladılar.(17) Doğal olarak,bu koşullar altında Mustafa Kemal'in başlıca amaçlarından biri Bolşeviklerle temasları kendi eliyle yürütmek ve Türk ulusal hareketinin yegane gerçek temsilcisi sıfatıyla ortaya çıkmaktı.Mustafa Kemal bunu,ulusal hareketin lideri olarak konumunu pekiştirdikten sonra gerçekleştirebilirdi;bu yüzden,ancak 1920 baharında bu yönde gerçek adımlar atabildi.Yani,öncelikle Erzurum ve Sivas kongreleri sonrasında liderliği tartışmasız hale geldiğinde ve ardından,milli mücadelenin hayat memat anları yaklaşıp da dış destek olmadan zafer kazanmanın mümkün olmadığı ortaya çıktığında.1920'de Bolşevikler de Rusya'da yaşanan iç savaş sırasında güçlerinin ve etkilerinin giderek yayıldığını ispatlıyorlardı.

Almanya'ya kaçmış bulunan İttihatçı liderler de Bolşeviklerle bağlantı kurmak amacındaydı.Moskova'ya gitmek için birkaç başarısız girişimde bulunan Enver Paşa bu sahada oldukça faaldi.Şevket Süreyya Aydemir,"Enver Paşa ile arkadaşlarının fiilen siyasi temas ve faaliyetleri,1919 yılıyla beraber başlar," diye yazar.(18) 1919'da Berlin'de bulunan Karl Bernhardovich Radek Bolşeviklerle İttihatçılar arasındaki bağlantıyı sağlayan kişi oldu.Radek daha sonra da İttihatçılarla Bolşevik liderliği arasındaki bağlantıların kurulmasında ve Moskova'da Enver Paşa ile yürütülen müzakerelerde önemli bir rol oynadı.

16 Mart 1920'de İtilaf devletleri tarafından Meclis-i Mebusan'ın kapatılması da Kemalistlerle Bolşevikler arasında doğrudan ilişki kurulması için önemli bir itici güç oldu.26 Nisan 1920'de Mustafa Kemal Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Bolşeviklere işbirliği ve birlikte mücadele etme önerisinde bulundu.Bu işbirliğinin temeli,öncelikle Güney Kafkasya'da birlikte hareket etmek olmalıydı.Mustafa Kemal'in mektubunun çözümlenmesi önemlidir çünkü bu mektupta Türk-Bolşevik ilişkileri en başta ortak çıkarlar temeli üzerine oturtuluyordu;mektupta ayrıca,Türkiye'nin Azerbaycan'ı Sovyetler Birliği'ne dahil olma hususunda ikna edeceğine,Gürcistan'ın Sovyetizasyonuna destek olacağına ve Ermenistan'da Rusya'yla birlikte mücadele edip bu ülkeyi paylaşacağına dair kesin taahhütler dile getiriliyordu.Yani,Türkiye'de sosyalist ilkelerin kabulüne ya da komünist hareketin gelişmesine dair herhangi bir söz verilmiyordu.Verilmiş olan taahhütler de bir hayli spekülatifti.Azerbaycan'ın Sovyetizasyonu için Türkiye'nin desteği mümkündü,çünkü zaten bu ülke 1918'de Türkiye tarafından kurulmuştu ve burada gerek İttihatçıların gerek Kemalistlerin nüfuzu çok yüksekti.Enver Paşa taraftarı Liva ül-İslam gazetesinde yayımlanan "Bolşeviklerin Kafkasya ve Türkistan İstilası ve Enver Paşa" başlıklı yazıda aşağıda alıntılanan fikirlerin ifade edilmesi rastlantı değildi:"Anadolu kıyamını idare eden zevat,Kafkasya'da bulunan Osmanlı zabitanına verdikleri talimat ile Rusların arzusunun husulünü teshil ve tecil eylediler.Pek çok Osmanlı kanı ve parası pahasına 1918 Eylül'ünde Bolşeviklerden zabtolunan Bakü şehri Azerbaycan ve Dağıstan kıtaları tedricen bütün Kafkasya ve Türkistan Osmanlı zabitlerinin yardımıyla tekrar Bolşevik idaresine geçti."(19) Mustafa Kemal'in direktifleri doğrultusunda,Bakü'de bulunan Türk askerleri Bolşevikler lehinde propagandaya başladı.(20)

Ankara hükümetinin mektubundan sonra Moskova'ya Bolşeviklerle görüşmede bulunmak üzere bir özel heyet gönderildi.Halil Paşa (Kut) ve Dr. Fuad Sabid bu heyette yer alıyorlardı.Heyetin görevi ve Moskova'daki temasları,Sovyet Rusya Dışişleri Komiseri Chicherin'in Lenin'e ve Politbüro'nun diğer üyelerine yazdığı bilgi notlarında ayrıntılarıyla anlatılır.Kazım Karabekir'in bu heyetin üyelerinin seçiminde önemli rol oynadığının altını çizmek gerekir.Karabekir,Halil Paşa'yı daha önce "doğudaki Ermeni tehlikesini bertaraf etmek,Sovyetlerle temasa geçmek ve onların Anadolu harekatına silah ve paraca yardımlarını sağlamak(...)" amacıyla Azerbaycan'a göndermişti.Karabekir,Erzurum'da tabiplik yapan ve komünist eğilimleriyle tanınan Fuad Sabid'e de Bolşeviklerle doğrudan bağ kurmasını söylemişti.(21)

30 Nisan 1920'de Kuzey Kafkasya'daki Piatigorsk'tan Chicherin'e gönderilen bir telgrafta,"Küçük Asya hükümetinin temsilcileri" Halil Paşa ve Fuad Sabid'in Kafkas örgütü "Rosta"nın temsilcileriyle görüştükleri sırada,"Anadolu'daki Mustafa Kemal hükümetinin talimatıyla Sovyet hükümetiyle görüşmelerde bulunmak üzere Moskova'ya" gittiklerini söyledikleri bildiriliyordu.(22) Aynı telgrafta şu bilgilere de yer veriliyordu:"Küçük Asya Türkleri ülkelerinde Sovyet sisteminin yerleşmesine olumlu bakıyorlar.Heyet üyeleri yeni hükümetin silah ve cephane eksikliğinden mustarip olduğunu söylüyorlar.Halil Paşa'nın ve kendisine eşlik eden Fuad Sabid'in Moskova yolculuğu başlıca bu meseleyle ilgili.Amaçları,şu ya da bu yolla Sovyet Rusya'dan silah almak ve eğer mümkün olursa Antant ülkelerine karşı ortak savunma antlaşması imzalamak."(23) Halil Paşa'nın Kafkasya'daki Sovyet Rusya temsilcileriyle daha ilk görüşmesinde Bolşeviklerle Türklerin düşmanının bir olduğunu anlatmaya çalışması dikkat çekicidir;Halil Paşa bu amaçla,"Denikin'in birlikleri İngilizler tarafından Ermenistan'a gönderildi.Silahlarını muhafaza ettiler ve İngilizlerin izniyle askeri operasyonlara başlayabilirler.İngilizler aynı zamanda,Bolşevizm'in Hindistan ve Asya'da yayılmasının önünü almak için Ermeni nüfusu da silahlandırıyorlar,"(24) diyordu.Türk heyeti böylece bir yandan Kafkaslar'da işbirliği çağrısı yaparken,bir yandan da Ermenileri Bolşevizmin yayılması önündeki yegane engel olarak gösteriyordu.Milli mücadelenin başlıca düşmanlarının Yunanlar ve Ermeniler olduğu gözönünde bulundurulduğunda dikkat çekici olan bir nokta da,Mustafa Kemal hükümetinin Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenileri ve Rumları "Türk emekçi sınıflarını ezen büyük burjuvazi" olarak göstermek istemesidir.Örneğin Chicherin'le Moskova'da yaptıkları ilk görüşmede Halil Paşa,"Türk halkı köylülerden ve küçük burjuvaziden mürekkeptir.Bürokrasi,paşalar ve spekülatörler halkı eziyor.Bunların sermayesi Batı'dan,Ermeniler ve Rumlar ise büyük burjuvazidir,"(25) diyordu.Daha sonraki dönemde hükümet aynı görüşleri Rusya elçiliği görevlilerine de tekrarlayacaktı.1920'de,Komünist Parti Kafkas Bölgesi Komitesi Başkanı Skachko'ya sunduğu Türkiye'nin iç siyasetindeki duruma dair yazıda Upmal-Angarsky,"Müslümanların dini inanışları faizi uygun bulmadığından,tefecilikten kaynaklanan sermaye bütünüyle Rumların ve Ermenilerin elinde.Bunun sayesinde kentlerde tefeciler ve köylerde kulaklar hep Ermeni ya da Rumdur.Türklerin bu iki unsura karşı beslediği düşmanlık bu vaziyetle de açıklanabilir,"(26) diyordu.

Böylece Ermenistan,Yunanistan ve Anadolu'daki Ermeni ve Rum azınlıklara karşı yürütülen mücadele,Kemalistler tarafından emekçi yığınlar ve onları ezen burjuvazi arasındaki mücadele olarak sunuluyor,Bolşeviklerin desteğini kazanmak için meseleye sınıfsal bir boyut katılıyordu;burada ezilenler Türk,ezenlerse Ermeni ve Rumdu.Bu durum Ankara hükümetinin temsilcileriyle Sovyet Rusya temsilcileri Natsarenos,Upmal ve diğerleri arasındaki görüşmelerde de tekrar ediliyordu.

Halil Paşa ve Fuad Sabid Moskova'ya vardıklarında Chicherin ve Karakhan ile görüşme talebinde bulundular.Yaptıkları başvurudan sonra mesele Politbüro tarafından incelendi ve "Türklerle ilişkiler meselesinde özel bir tavır belirlenerek" Chicherin'e Türk heyetiyle müzakerelerde bulunma talimatı verildi.(27)

Chicherin,heyetle yaptığı görüşmenin sonuçlarını 16 Mayıs 1920'de Lenin'e yazdığı mektupta özetlemiştir:"Geniş perspektiflerin büyüsüne kapılıp gücümüzün sınırlarını aşan maceralara atılmamakta fayda var.Bu çekinceyle birlikte söylemem gerekir ki,Türkiye Büyük Millet Meclisi ile yakınlaşma yürttüğümüz siyasetin Doğu'da çok büyümesine yardımcı olabilir.Büyük Millet Meclisi'nde partiler faaliyet göstermiyor ve iç siyasete dair program oluşturulmuş değil.Ancak cumhuriyet ilan edilmesi çok büyük bir olasılık."(28) Bu önemli saptamaların ardından Chicherin çok kesin önerilerde bulunur:"Halil'in askeri talebi mühimmat ve para.(...)Türkiye ile bağlantı kurma zorunluluğu nedeniyle Ermenistan'daki demiryollarını kullanmamız gerektiğini,bunun için de Ermenistan'la anlaşmak zorunda olduğumuzu düşünüyor.Gürcistan'ı tehdit edip,Türkiye ile bağlantı sağlamamız için bize lazım olan yerleri İngiliz müfrezelerinin işgal etmesine izin vermemelerini sağlamamız gerekiyor.Silahı Azerbaycan adına gönderebiliriz.Önümüzdeki günlerde sorunun bütün pratik askeri yönleri bizimkilerle Halil arasında çözülmeli."(29)

Berlin'deki İttihatçı liderler de neredeyse Kemalistlerle eşzamanlı olarak Bolşeviklerle temaslarda bulunuyordu.Karl Radek aracılığıyla başlayan görüşmeler gittikçe daha düzenli bir hal alıyordu.İtilaf devletlerinin yürüttüğü takibatlar sırasında Jön Türk-Bolşevik ilişkileri büyük ilgiyle izleniyordu.İtilaf devletleri önceleri Anadolu'daki hareketin Berlin'deki İttihatçı liderler tarafından yönetildiği kanısında idiler.(30) 8 Mart 1920 tarihinde Berlin'den gönderilen ve Moskova'dan gelen bir Bolşevik heyetinin İttihatçılarla görüşmelerini aktaran bir telgrafta,"Berlin'e gelen Rus heyeti de Türkiye ile anlaşmanın çok önemli olduğunu kabul ediyor,"(31) deniyordu ve telgraf şöyle devam ediyordu:"Son günlerde,Moskova'dan gelenlerden birine Rusya'nın Türklerle ilgili meselelere neden bu kadar ilgi gösterdiğini sordular.(Soran kim?) Temsilcimiz soruyu şöyle cevapladı:

'Antant devletleri tarafından kışkırtılan ve bize karşı düşmanca duygular besleyen komşularla çevriliyiz.Sadece bu bile Türkiye'yle müttefik olmanın ve ona yardım etmenin Doğu siyasetimizde ne kadar önemli bir yer tuttuğunu gösterir.Rusya'da çok sayıda Müslüman var ve bizim Kürtlerimiz,Azerilerimiz ve Çerkeslerimiz Müslüman kardeşleriyle aralarında tampon bölge oluşmasına karşılar.Biz artık komünist bir rejime sahibiz ve önde gelen bazı komünistler de Müslüman -istenen destek konusunda onları reddetmemiz mümkün değil.Onların çabaları ve bizim çabalarımız Türkiye'yi Bolşevik bir ülke haline getirecektir.'

'Bu hedefler,Enver Paşa'nın Türkiye'de iktidarı ele geçirmek için yaptıklarına destek sağlamayı haklı çıkarır mı?' sorusu ise şöyle cevaplandı:

'Biz bunların ne tür insanlar olduğunu çok iyi biliyoruz;ancak kişiler düzeyinde bir sorun değil.Onların Bolşeviklerle herhangi bir ortak noktası olmadığını biliyoruz,ancak unutmayın,eğer Türkiye kurtulursa bizim propagandamız kazanmış olur ve o zaman o kişilerin lafı bile edilmez.'

'Enver Paşa'nın birliklerine yardım ediyor musunuz?'

'Bu benim işim değil.Ancak,söylediğim gibi,Azeriler Ermenileri sevmiyorlar ve Türk kardeşlerinin intikamını alıyorlar.'"(32)

Telgraf metninde yer alan birtakım hatalara(33) karşın altında zikredilenler önemlidir,çünkü burada Türk-Bolşevik ilişkilerine dair kimi gerçeklere yer verilmektedir.Öncelikle Müslümanlar ve Müslüman-Bolşevikler,belirtildiği gibi,daha sonra Rusya'nın Türkiye siyasetini belirlemesinde önemli roller oynamışlardır.İkinci olarak,işbirliği çabalarının kişisel bir temele dayanmadığının ve siyasi çıkar arayışının bir sonucu olduğunun altının çizilmesi önemlidir.Üçüncü olarak da Anadolu hareketine Bolşeviklerin verdiği desteği ifade etmekte Türk-Ermeni savaşı ön plana çıkarılmaktadır.

Bolşevik hükümetinin ihtilalci hareketlere destek vermesini dikkate alan Enver Paşa,İslam ihtilalci hareketinin lideri olarak görünmeye gayret ediyordu;ancak Moskova ziyaretinde Chicherin'e ihtilalci bir kuruluşun lideri olarak değil,Bolşeviklerin o an kendilerinin yardıma ihtiyacı olduğunu çok iyi bilmesinden ötürü Alman hükümeti adına başvurmuştu.Chicherin,Lenin'e yazılmış 16 Ağustos 1920 tarihli raporunda şunları belirtiyor:"Enver Alman hükümetinin önerisiyle gelmiştir,özellikle kendi ifadesiyle,Almanya'nın en saygın kişisi General Zekt adına.Almanya'nın 1914 yılındaki sınırlarının geri verilmesi sözü karşılığında,Almanya bize gayriresmi yoldan silah,bizim menfaatimize Lehlere karşı isyanın örgütlenmesi vb. yollarla destekte bulunacaktır.O Antant ülkelerinin şu anda bile Almanya'ya,bize karşı Lehlere yardım verilmesi karşılığında,1914 sınırlarına kavuşması sözü verildiğini söylüyor.Bu bize diplomatik bir yalan gibi gelmekte.

Enver;Mısır,Tunus ve Cezayir dahil olmak üzere,tüm Müslüman ülkelerin ulusal-devrimci hareketlerinin genel merkezinin Berlin'de olduğunu ve bizimle,Doğu siyasetimiz yanı sıra bizden yardım almak için,örneğin gelecekteki teröristlerin hazırlanması için Moskova'da okul kurulması gibi,karşılıklı yardım anlaşması yapma arzusunda olduklarını söyledi."(34) Aynı mektupta Chicherin şunları da kaydetmekte:"Biz Türklerle genel anlaşma için müzakerelere başladık.Şu an karar verilmiş olanların dışında,ilerisi için de destek istiyorlar.Bence her yıl verilecek destek için,ilkesel anlaşmaya varılabilir.Bunun miktarına en iyi,Küçük Asya'nın Antant'tan kurtulmasına dek Nikolay Nikolayevich karar verebilir."(35)

Lenin'in yanıtından,ilk elde Enver Paşa'nın Almanya'ya ilişkin teklifiyle ilgilendiği sonucunu çıkarmak mümkündür.Lenin,Chicherin'e yolladığı direktifte özellikle şunu vurgulamakta:"Enver'le olan ilişkileri hızlandırın,Enver'e her konuda söz veren generali Trocky aracılığıyla buluruz,yeter ki silah,kaput ve postal satın alabilelim.Eğer alamazsak Enver'in canı cehenneme."(36)

Böylece,1919 yılında Kemalistler ve Berlin'de bulunan İttihatçı liderler Moskova'daki Bolşevik idaresiyle ilişki kurmaktalar.Bu ilişkilerin düzene sokulması,yoğunlaştırılması ve işbirliğine dönüşümü 1920 yılı baharında başlar.Bu sebeple Rus arşivlerinde,konuya ilişkin belgeler 1920 yılından itibaren düzenli şekilde yer almaktadır.Kemalistlerin ve İttihatçıların Bolşeviklere yönelik,onların Doğu siyasetindeki dengeyi Enver Paşa ve Mustafa Kemal'le tamamlamaları fırsatını sunmalarının hemen aynı zamana rastlaması dikkat çekicidir.Böylece Halil Paşa ve Dr. Fuad'ın (Sabid) Moskova ziyaretinden bir buçuk ay sonra,İttihatçı liderler Cemal Paşa,Bedri Bey ve Bahaeddin Şakir Moskova'yı ziyaret ederler.Fakat Türk milli güçleriyle işbirliği siyasetinin önceliği,Türkiye ve Sovyet Rusya arasındaki bağın tesisi ve Güney Kafkasya'da,Gürcistan ve Ermenistan'a ilişkin Bolşevik siyasetinin netleştirilmesi oldu.

Kafkasya'daki üç devlet konusunda Bolşeviklerin ve Kemalistlerin görüşleri Azerbaycan konusunda uyuşmakta olup,mümkün olduğunca yeni toprakların birleştirilmesi (Nahçivan,Şarur-Taralakyaz ve Karabağ) hesabına dayanılarak Sovyetleştirilmesi,yani Sovyet Rusya'nın etki sahasına girmesini içermekteydi.Ermenistan konusunda Sovyet Rusya ve Türk görüşleri arasında farklılık vardı.Türkiye bir devlet ünitesi olarak Ermenistan'ın ortadan kaldırılarak,topraklarının Türkiye ve Azerbaycan arasında bölüşülmesine gayret ediyordu.Örneğin bu görüş ilk defa Ocak 1920'de Pan-Türkist görüşleriyle tanınan Yusuf Akçura tarafından dile getirildi:"İtilafçıların Türklüğün iki kardeş halkasının,Anadolu ve Kafkaslar'ın arasına bir engel gibi dikmek istediği Ermenistan'ın ortadan kaldırılması zorunludur."(37)

Bolşevik liderliğindeki bu Türk görüşü,Chicherin'in betimlemesiyle,"sadece Müslümanlık tabanına dayanan" Nariman Narimanov ve taraftarlarınca savunulmaktaydı.Bolşevik liderliğinin Müslüman temsilcileriyle aynı görüşte olmayan Chicherin,Türkiye'ye karşı bir denge unsuru olarak Ermenistan ve Gürcistan'ın varlığının savunulması ve Kemalist siyasetin değişmesi durumunda ilgili ülkelerin Müslümanlar ve Türklere karşı bir denge unsuru olarak kullanılması taraftarıdır.Bu anlamda,5 Kasım 1920'de Chicherin tarafından Stalin'e yazılmış mektup dikkat çekicidir.Burada özellikle şu vurgulanmaktadır:"Bekir Sami ve K'nın,bizim dostumuz veya düşmanımız oldukları belli değil,bunu bugün bilmiyoruz.Ermenistan ve Gürcistan'a ilişkin ilişkilerimizde,tarih çarkının yeni dönüşümü esnasında,bu ülkelerin saf değiştirmiş milliyetçilerinin işgalci siyasetine karşı,bizim için bir bariyer hizmeti göreceğini,hiçbir dakika unutmamalıyız.Müslümanlığa ilişkin büyük bahiste bir gün,Afganistan'da olduğu gibi,anti-Bolşevik eğilimin anti-İngiliz eğilimden daha güçlü olabileceğini dikkate almak gerekir.Ben her zaman,bizde temsilcisi N. Narimanov'un olduğu,Müslümanlığa dayanmaya yönelik tek yanlı tavra karşı uyardım ve uyarmaktayım.Verili koşullarda biz Kemalistlere karşı yaklaşımımızı muhtemelen değiştirmemeye,bizim kontrolümüzde olabilecek olanların elden çıkmasına meydan vermemek ve karşı cepheye yönelebilecek olanları tahrik etmemek için taraftarız.Bu sebeple Merkez Komite'deki önerimiz,onlara para ve hatta siyasi gidişatlarına bağlı olarak,silah yollanmasına ilişkindir,tabii bu son durumda onların faaliyetlerini dikkatle inceleyerek."(38) Burada,Lenin ve MK çoğunluğunun Kemalistlere yönelik siyasal incelikler meselesinde net bir tavrı olmadığını,kararların fikir alışverişi sonucunda alındığını vurgulamalıyız.

Gürcistan ve Ermenistan'ın birer devlet ünitesi olarak korunmasını önemseyen Chicherin,Ermenistan'ın daha da güçlendirilmesi taraftarıydı.Hatta işbirliği anlaşması müzakereleri sırasında Van havalisinin Ermenilere teslim edilmesini önerdi.Chicherin'in bu önerisi Kemalistler tarafından büyük bir tepkiyle karşılandı.Teklifin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde gündeme getirilmesi esnasında bazı milletvekilleri Sovyet Rusya'yla ilişkilerin tamamıyla kesilmesi konusunu dile getirdiler.Mustafa Kemal,ortamı yatıştırmak için oturuma ara vermek durumunda kaldı.Daha sonra Mustafa Kemal Sovyet Rusya Ankara temsilcisi birinci sekreteri Upmal-Angarsky'le bir görüşmede bulundu (25 Ekim 1920).Görüşme esnasında değerlendirilen konulara ilişkin raporunda Upmal,Mustafa Kemal'in,"Sovyet hükümetinin dünya devrimi için hayati öneme sahip,Rusya ve Türkiye'nin birleşmesine ilişkin bir meselede,küçük ve üçüncü derecede önemli olan Türkiye Ermenistanı'na ilişkin bir konunun biraraya konmasından ötürü" şaşkınlığını ifade ettiğini yazmakta ve "sadece önerinin geri çekilmesi durumunda,kalan tüm koşulları kabul edeceğini,hatta Türkiye'yi,Sovyet Rusya'yla konfederasyon içine girmeye zorlayabileceğini"(39) söylediğini belirtmektedir.Upmal kendisiyle görüşmesi esnasında Mustafa Kemal'in,"Rusya'da bulunan Halil,Cemal ve Enver'in,Doğu'da başarılı olmak için Türkiye'den yetki istemekte olduklarını,kendisinin henüz cevap vermediğini ve ancak anlaşma imzalandıktan sonra yazacağını"(40) vurguladığını belirtir.

Bolşevik-Kemalist müzakere süreci incelendiğinde,Mustafa Kemal'in konulara çok pratik yaklaşması dikkat çekmektedir.Bunlar;Kafkasya'da Türk alanlarını büyütmek,Azerbaycan'ı güçlendirmek,Rusya'dan silah ve para yardımı almak,bunun karşılığında "komünist fikirleri" Afganistan ve Orta Asya'da Jöntürklerle tesis edilen bağlara karşı kullanmak ve bunları Bolşeviklerin hizmetine sunmaktır.Bolşeviklerse ideolojik olarak hereket edip,ilk elde devrimin diğer ülkelerde de yayılmasını düşündüklerinden,toprak meselesini fazla önemsemeyerek bu konuda taviz vermeye hazırdır.

Mustafa Kemal,Bolşeviklerle müzakere esnasında yurtdışında bulunan Jön Türk liderlerini Ankara hükümetine bağlı ve Ankara'dan gelen direktiflere riayet eder bir biçimde göstermekteydi.Hareketin başlangıç döneminde İttihatçı liderler ve özellikle Enver Paşa için,Jön Türk hareketinin 1908'e kadar geliştiği senaryoyla;Temmuz Devrimi,yani iç (Selanik) ve dış (Paris) merkezli şekilde ve sadece içeride (Anadolu'da) hareketin başarıya ulaşması durumunda,Mustafa Kemal şahsındaki iç merkez liderliğinin yerini kendisiyle değiştireceği ve iktidara dış Jön Türk kolunun geçeceği şeklinde bir tasavvur olduğu muhtemel gözükmektedir.Berlin'de bulunan Jön Türklerin,özellikle Bolşeviklerle yapılan müzakerelerde ulusal kurtuluş hareketinin başlangıç döneminde Kemalistlerle beraber aynı hareketin farklı kolları olarak gösterilmesi konusuna bazı belgeler de tanıklık etmektedir.Berlin'de Talat Paşa'yı ziyaret eden Muhlis Bey'e Talat Paşa şöyle der:"Hepiniz teşkilatlanmalısınız!Siz içeriden,biz dışarıdan çalışmalı,Alem-i İslam'ı ayağa kaldırmalıyız."(41)

Moskova'yı ziyaret eden Enver Paşa,Mustafa Kemal'e yazdığı 20 Eylül 1920 tarihli mektubunda,yukarıda anılan ve iç ve dış olmak üzere tek hareket-iki merkez prensibinden hareketle işbirliği yapılmasını öneriyor,aynı ilkeden yola çıkarak enformasyon teatisi yapılmasını,daimi bağ kurulmasını teklif ediyor,İslam teşkilatının yaratılması konusunu özellikle vurguluyordu.(42)

Mustafa Kemal'in,Enver Paşa ve taraftarlarının Anadolu'ya geri dönüşüne kesin olarak karşı olduğu açıktır,ancak başlangıç döneminde Jön Türk liderleriyle olan bağı koruyarak bunu ustalıkla kullanmıştır.Mustafa Kemal,Jön Türkleri belli bir mesafede tutmaya gayret ediyor,onların hizmetlerinden faydalanmakla beraber ilk fırsatta,özellikle Kemalistler için hayati önemi olan Bolşeviklerle ilişki konusunda kendi yandaşlarıyla değiştirmeye çalışıyordu.Böylece Mustafa Kemal;Halil Kut'u Moskova Ankara hükümeti temsilciliği yetkilerinden arındırarak,onun yerine İbrahim (Tali Öngören) Bey'i atadı.(43) Bu olurken Halil Paşa kendi görevinin esas kısmını gerçekleştirmiş,Bolşevik liderliğiyle bağı tesis edip,Bolşevikler tarafından tahsis edilen altının ilk partisinin Anadolu'ya naklini temin etmişti.(44)

Ermenistan konusunda Chicherin,Türk hükümetiyle doğabilecek bir gerginliğin altını çizer.(45) Bu meselede,Türk-Bolşevik siyasetine ilişkin olarak tarihçi Bülent Gökay şunları yazıyor:"Arşivlerde,Sovyet hükümetinin ordularını durdurmak üzere müdahale etme yönünde herhangi bir niyetinin olup olmadığına dair hiçbir belge yok;fakat böyle bir niyet olsun ya da olmasın,o aşamada Ermenileri korumak için doğrudan hiçbir çabaya girilmedi."(46) Aynı tarihçi,doğru bir betimlemeyle "Kuzeyde Rus Bolşevikleri,gündeyden Türk milliyetçilerince kuşatılma talihsizliğiyle karşı karşıya kalan Ermenistan fiilen ikiye bölündü,"(47) diye yazıyor.

Türk tarihçiyle hemfikir olarak,Sovyet Rusya'nın Türk ordusunun ileriye hareketini durdurma yönünde hiçbir reel tedbir almamasının yanı sıra,bölünmenin önceden Türkler ve Bolşevikler arasında kararlaştırılan bir plan çerçevesinde gerçekleştirildiğini de eklemek gerekir.Bolşevik liderliğinde rahatsızlık,Türklerin bazı noktalarda kararlaştırılandan daha ileriye gittikleri zaman oldu.Böylece 5 Ekim 1920'de MK Siyasi Büro'ya yazdığı mektupta Chicherin şunları belirtmekteydi:"Türklerle bizimle zorunlu ilişki kurmak için Sarıkamış-Şahtaht hattında kalmaları konusunda anlaşma yapılmıştı,ancak bizden tamamıyla bağımsız hareket ediyorlar ve bizimle ilişkiyi korumaktalar.(...)Türklerin Sarıkamış-Şahtaht hattından öteye gitmemeleri yönünde anlaşma yapılmıştı.Fakat yoldaş Orjonikidze'den alınan son bilgilere göre,onlar,Kars yönüne,muhtemelen daha ciddi bir saldırı için girişimde bulunmaktalar.Ben yoldaş Orjonikidze'ye,Ermenistan içlerine hareket etme ve Batum üzerine saldırı konusunda Türklerin uyarılmasının zorunlu olduğunu,bu durumun Antant'ın müdahalesini gerektirebileceği konusunda yazdım.Orjonikidze,Türklerin Ermenistan içlerine ileriye hareketinin devam etmesi durumunda,Ermeni kırımlarının önlenmesi için,Ermenilere,tüm ülkeyi kuvvetlerimizle işgal etmeyi önermemiz gerektiğini,zira benzeri bir kırımın çok korkunç olacağını vurgulamakta.Kemalistlerle ilişkilerimiz hakkında o kadar söylenti yayılmış ki,benzeri bir katliam,bizi korkunç bir şekilde küçük düşürür."(48)

Kafkasya'da görüş ayrılıklarının farkedilmesi,Kemalistlerle Jön Türkler arasındaki ilişkinin gerçek portresini netleştirmesinin yanı sıra,Türkiye'de daha aktif siyaset ve propaganda yapma arzusu,Bolşevik liderliğinde ise gerçek durumu görme,Kemalistlerin gerçek gücünü tespit etme zorunluluğu yarattı.Bu mesele,Kemalist çevrelerde geniş istihbarat ağı oluşturmuş olan Türkiye'deki Sovyet Rusya temsilcilikleri,Ankara elçiliği ve Trabzon konsolosluğuna görev olarak verildi.Fakat deneyim yetersizliği ve konuya subjektif yaklaşımlar Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın bu iki diplomatik yapıdan çelişkili bilgiler almasına sebep oluyor,bu da işi zorlaştırıyordu.Örneğin Topal Osman'a ilişkin Trabzon Rus Konsolosu,Tuapse'ye (17 Ekim 1920'de) yazdığı raporda,Topal Osman'ın ordusuna silah ve mühimmat tahsis edilmesini rica ediyor,onu,"Türk halkının lideri,askerleri Lazların en iyileri,yaşadığı ve birliklerini eğittiği Giresun kentini ise Türkiye'de Bolşevizmin merkezi"(49) olarak tasvir ediyordu.Aynı dönemde Ankara elçiliğinden yollanan raporda,Topal Osman "eşkiya kökenli,devlet içinde devlete sahip" olarak tasvir ediliyor ve "Osman Ağa Giresun-Ordu havalisini kelimenin tam anlamıyla kendi mülküne dönüştürmüş ve 'ayağının istediği her şeyi' yapmaktadır(...)Tüm havali sakinleri korku içindedir.Yörede kanun Osman Ağa'nın dilek ve keyfidir.Askerleri halktan talan ettikleriyle yaşamaktadırlar,"(50) deniyordu.

Türkiye'den net ve doğru enformasyon alınamaması konusunda Chicherin de şikayetçiydi.5 Ekim 1920'de MK Siyasi Büro'ya sunduğu mektubunda şunu vurguluyordu:"Upmal,Eliava'nın zamanında Türkiye'ye gitmediğinden bizi haberdar etmedi ve biz Kemalistlerin durumuna ilişkin gerekli bilgiden mahrum olduk.Aldığımız bilgiler,bizden silah alan paşaların ve Meclis milletvekillerinin anlattıklarından ibaretti."(51)

1920 sonlarında Bolşevikler,Mustafa Kemal'e karşı denge unsuru olarak Enver Paşa'yı kullanma veya Mustafa Kemal'le değiştirme konusunu henüz ciddi olarak değerlendirmiyorlardı.Bolşevikler,Mustafa Kemal'e karşı denge unsuru olarak daha çok içeriden,Kemalist çevrelerden birisini bulmak eğilimindeydiler.Bu kişinin ilk elde daha solda yer almasına,yani daha çok komünist bakışa sahip olmasına,Bolşevik saflara daha yakın durmasına dikkat ediliyordu.Böyle bir aday olarak Kazım Karabekir Bolşeviklerin dikkat merkezindeydi.Türkiye'ye giden Sovyet Rusya temsilcisi Shalva Eliava'ya,Kemalist çevrelerde ne gibi akımlar olduğunun belirlenmesi direktifi verilmiş ve "bunların siyasi programlarının ne ölçüde şekillenmiş,netleşmiş ve kararlaştırılmış"(52) olduğunun tespiti istenmişti.Chicherin tarafından verilen direktifte şu kaydedilmekteydi:"Bizim siyasi amaçlarımızdan birisi,sağ Kemalistlere karşı sol Kemalistleri güçlendirmeye,yani bize yönelmeleri zorunlu unsurları desteklemeye dayanmaktadır;bize yönelik milliyetçi,dinci ve emperyalist kalıntıların muhtemelen güçlü olduğu çevrelere karşıt bir denge unsuru ve Kafkasya'daki eski denge siyasetiyle bağlantılı olarak.İşte bunun için Kemalistlerin sağ ve sol kanatları arasındaki ilişkilerin önemini ve Ankara'da onlar arasında meydana gelen siyasi sarkacın salınımlarını görebilmek için,Ankara ve Aleksandrapol arasında sıkı bağ kurulması,bizim için zorunludur.Karabekir'le doğrudan temas kurulması,o şahsın büyük şöhreti ve sol Kemalist kanatta dikkati çeken rolünden ötürü,oldukça ilgi uyandırmaktadır."(53)

Kazım Karabekir'e bağlanan umutların temelsiz olduğu,yaklaşık birkaç ay içinde ortaya çıktı.Bunda sadece Kazım Karabekir'in Kafkasya'da istilacı siyaset yürütmekten eksik kalmaması,zamanında "dengeleme" eğiliminden veya Upmal'in betimlemesiyle,"Karabekir'in tüm 'devrimciliği' subaylara,Ermeni Bolşeviklere,Ermenistan'ın işgal edilmiş alanlarında destek olma emri vermesinden ibaret"(54) olması değil,Mustafa Kemal'le zıtlaşması,ancak yeni lider olabilmek için Türkiye'de yeteri kadar ün ve destekleyici güce sahip olmaması da esaslı rol oynadı.Bolşevikler,Kazım Karabekir'in Ankara hükümetinden bağımsız bir siyasi çizgiyi sürdürecek durumda olmadığını anlamışlardı.İleriki yıllarda Bolşevikler Mustafa Kemal'in etrafındaki belli kişileri desteklemeye devam etmelerine rağmen,karşı dengeleyici siyasetin vurgusunu Kemalistler içindeki Karabekir veya Ali Fuad (Cebesoy) gibi isimlerden Jön Türklere,Enver Paşa'ya kaydırdılar.Bolşeviklerin Mustafa Kemal'e yönelik baskı ve tehdit unsuru olarak Enver Paşa'yı kullanma siyaseti 1921 yılı baharında net olarak şekillenmişti.Bu siyaset Sakarya Muharebesi'ne dek sürdü.

Mustafa Kemal'e Karşı Enver Kartı (1920-1922)

1921 yılında Enver Paşa ve diğer Jön Türk liderleriyle başlayan siyaset üç doğrultuda yürütülmekteydi:

a)Enver Paşa,Bolşeviklerin maddi desteğiyle faaliyetlerini Moskova'da yürütmekteydi ve bu destekle yurtdışında ve Anadolu'da bulunan yandaşlarını birleştirip örgütlenme ve propaganda faaliyetlerine hız vermeye çalışıyordu.
b)Bolşevikler Enver Paşa'yı ve şöhretini,yürüttükleri Doğu siyaseti yönünde kullanmaktaydılar.
c)Türkiye'de bulunan Rus diplomatik temsilcilikleri ve istihbarat ağı aracılığıyla,Enver Paşa'nın ulusalcı çevrelerdeki gerçek etkisini doğrulamaya çalışıyorlardı ve yandaşlarına destek olacak belli hazırlıklar içindeydiler.

Enver Paşa kendisini Ruslara Bolşevik olarak göstererek onların dikkatini çekme yönünde birkaç girişimde bulundu.1920 yılından itibaren yurtdışı ve Ankara'daki Enver Paşa taraftarları Bolşevizmin ilkelerinin incelendiği ve Türkçe olarak hazırlanan "Bolşeviklik Bilgisi" hakkında kitapçıklar bastılar.(55) Fakat Enver Paşa'nın komünist ve Bolşevik görünme gayretleri,ilk elde Mustafa Kemal'in liderliğini yaptığı Türk komünist grubunun tepkisiyle karşılandı.Bunun en dikkat çekici kanıtı,1920 yılının Eylül ayında Bakü'de toplanan Birinci Doğu Halkları Kongresi'nde Türk komünistlerin Enver Paşa'nın konuşma yapmasını engellemeleri oldu.Bolşevikler Enver Paşa'nın komünist olup olmamasına kendilerince o kadar önem vermiyorlardı.Onları ilk elde,onun Türkiye ve Müslüman dünyadaki etkisi ve Sovyet Rusya'nın Doğu siyasetinin gerçekleştirilmesi yönünde kullanılması ilgilendiriyordu.

Sonuç alıcı işlemlerin artırılması için Enver Paşa Bolşeviklerden öncelikle maddi yardım istemişti.Enver Paşa grubuna maddi destek verilmesi zorunluluğu,Chicherin tarafından 22 Nisan 1921 tarihinde Rusya Komünist Partisi MK'sine sunulan mektupta ifade edilmektedir.Burada Chicherin,"Kemalist olmayan Türk ulusalcıları örgütünün varlığının devamı için bu destek gereklidir,"(56) demektedir.Chicherin bu meblağın tahsisinin zorunluluğunu şöyle gerekçelendiriyordu:"(...)Kemalistler dışında,paralel olarak Türk merkeziyle bağı korumak faydalıdır.Enver daha çok emperyalist gruba meyletmesine rağmen,usta bir siyaset adamı olarak,varolan siyasi durumu ve bizim rolümüzü Kemalistlerden daha iyi idrak ediyor.Bizim kuşkusuz hala onun siyasi hizmet ve desteğine başvurmaya ihtiyacımız var.Onunla dostane ilişkileri korumak ve bize bağlamak zorunludur."(57) Chicherin,Enver Paşa'nın daha çok emperyal niyetleri olduğunu net bir biçimde vurgulamakla birlikte,genel hatlarıyla onun Kemalistlere karşı kullanılmasının zorunluluğunu da ifade ediyordu.(58) RKP MK Siyasi Bürosu 23 Nisan 1921'de,Chicherin'in Enver Paşa grubunun finanse edilmesine ilişkin teklifine onay verdi.Enver Paşa'nın finanse edilmesi,Türkiye ve yurtdışındaki Envercilerin faaliyetlerinin aktifleşmesi yönünde nihai bir rol oynadı.Aydemir'e göre,"Karakol Teşkilatı"nın faaliyetleri de aynı şekilde,Enver Paşa tarafından Moskova'dan yollanan paralarla finanse edilmekteydi.(59)

Bakü Kongresi sonrasında Enver Paşa Moskova üzerinden Berlin'e,bir "İslam İhtilali" örgütü kurmak için gitti,fakat aynı dönemde esas amaçlarından biri,Anadolu'ya geçtiğinde ve ileride kendisine asıl desteği verecek olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin tekrar canlandırılmasıydı.Enver Paşa'nın biyografisini yazan Şevket Süreyya Aydemir onun bu doğrultudaki çalışmalarını tasvir ederken şunları belirtmekte:"Enver Paşa için,dünya Müslümanlarının ihtilali,İran,Turan,Hindistan davaları,Şark milletlerinin kurtuluşu;aslında,hem anlaşılmamış,hem iyi yerleşmemiş,hem de içten ve samimiyetle alınan işler değildi.Onun hedefi Anadolu idi."(60)

Enver Paşa,İttihat ve Terakki'nin yeniden yapılanmasına ilişkin düşüncelerini 20 Mart 1921'de eşine yazdığı mektupta belirtmekte:"Artık eski ayrılık gayrılığı bırakarak,bütün eski İttihat ve Terakki arkadaşlarını toplamaya karar verdim.Bu hususu Bedri,Nail Cevad için de,Dr. Nazım,Rüsuhi,Baha Şakir'e mektupla bildirdim."(61)

İttihat ve Terakki'nin tekrar canlanmasıyla Enver Paşa,Mustafa Kemal'in etrafında toplanmış olan eski İttihatçıların ondan ayrılarak kendi tarafına geçmesini planlıyordu.Fakat İttihat ve Terakki'nin canlandırılmasına yönelik çabaların hayata geçirilmesinden önce başarısızlıkla sonuçlanan başka bir girişimde bulundu ve bu durum onu,İT'nin tekrar canlanması konusunda başka bir yola sevketti.Bu,Türkiye'de "Enverci" Komünist Partisi'nin kurulmasıydı.

Bolşeviklerle başarılı bir işbirliğinin sürdürülebilmesi açısından hem Enver Paşa hem de Mustafa Kemal için en azından sosyalist görünmek ve komünist fikirlerin kullanılması zorunluluğu açıktı.Mustafa Kemal Enver Paşa'ya olduğu gibi,Mustafa Suphi'nin liderliğini yaptığı Türk komünistleri grubuna da şüpheyle bakmaktaydı.Bakü Kongresi'nin acı deneyimini gözönünde bulunduran Enver Paşa,Türkiye'deki yandaşları aracılığıyla bir komünist partisi kurma deneyimine girişiyordu,ancak daha başarılı durumda olan Mustafa Kemal de benzeri düşüncelere sahipti.Böylece,Mustafa Kemal'in girişimiyle Türkiye'de,Hakkı Behiç başkanlığında "resmi" bir Komünist Partisi kuruldu ancak bu,Mustafa Kemal'in Bolşeviklerle olan ilişkilerde kullanacağı bir oyun kartından başka bir şey değildi.Surits bu partinin kurulmasını,"Eğlencemiz için Mustafa Kemal tarafından kurulmuş resmi Komünist Partisi" şeklinde ifade ediyordu.Diğer taraftan,bu adımla Mustafa Kemal,Anadolu'da bulunan ve Rusya'ya bağımlı durumdaki gerçek komünistleri etkisizleştirmiş oldu.

Komünist Partisi'nin kurulmasıyla beraber yaşanan fiyasko Enver Paşa üzerinde hissedilir bir etki bıraktı;Mustafa Kemal'in İttihat ve Terakki'nin tekrar canlanması konusunda ciddi engeller oluşturacağı açıktı ve bu çok rahatsız ediciydi.Enver Paşa Anadolu'da bulunan taraftarlarına 6 Eylül 1921'de Batum'dan yolladığı mektupta özellikle şu uyarıda bulunuyordu:"Farklı kaynaklardan Refet Paşa aleyhine bilgileri esas alarak dikkatli olmanızı ve Komünist Parti'nin teşkilatlanmasında olduğu gibi Mustafa Kemal Paşa'nın pençesine düşmemenizi rica ediyorum."(62) Enver Paşa aynı zamanda,ülkede çokça taraftarı olan "Yeşil Ordu" için çalışıyordu.

Enver'in Dönme Çabası

Enver Paşa 1921 yılının Şubat ayında Türkiye'ye dönme çalışmalarına hız verdi ve bu noktada işin en önemli kısmı,Anadolu'daki yandaşlarının hazırlığıydı.Enver Paşa'nın Anadolu'ya geçmesinde ve başlangıç döneminde ona destek olma meselesinde,Trabzon'daki Yahya Kahya'ya önemli bir rol tahsis edilmektedir.Ankara'daki Sovyet Rusya elçiliğinden Dışişleri Komiserliği'ne sunulan raporda Yahya Kahya,"Zamanında gemici ve korsan,şimdi ise Trabzon'daki gemi ve kayıkların hemen hemen yarısının ve birçok evin sahibidir.Onun için Türk kanunları,muazzam miktarda sahip olduğu yandaşlarından ötürü aynı şekilde etkisizdir.Örneğin mal ithalatı esnasında ondan vergi alınmamaktadır.Evinin karşısına kendi limanını inşa etmiştir,askere sevk meselelerinde ona danışılmaktadır,"(63) şeklinde tasvir edilmektedir.Raporda Yahya Kahya'nın Topal Osman'la karşılaştırılmasıysa dikkat çekicidir.

Mustafa Kemal'e karşı Enver Paşa'nın kullanılması ve Mustafa Kemal'le değiştirilmesi projesindeki en kritik ve belirleyici an,Enver Paşa'nın Anadolu'ya geçmek için fiili adımlar attığı Batum seyahatidir ve bu adımlar hem Bolşevikler hem de Mustafa Kemal tarafından önlenmiştir.Mustafa Kemal'i Enver Paşa ile değiştirme macerasından vazgeçilmesinde ise,Türkiye'den alınan bilgiler önemli rol oynadı.Bunun dikkate alınması ve Envercilerin konumunun,ulusalcı hareketin başına Enver Paşa'nın geçmesi durumunda Sovyet Rusya'nın kazanımları ve kayıplarının tahlili,Bolşeviklerin lider değişimi projesinden vazgeçmesini sağladı.

Sovyet Rusya iktidarı bir yandan Enver Paşa'nın Türkiye'deki taraftarlarıyla iletişimini kolaylaştırmak için tüm olanaklarını kullanırken,diğer yandan da bunlara ilişkin bilgi toplamaya çalışıyordu.(64) Enver Paşa'nın yandaşlarına ilişkin her ayrıntı Moskova'yı ilgilendiriyordu.Örneğin 19 Mayıs 1921 tarih ve 488 nolu telgrafla Lev Karakhan'a,"Dün Trabzon'da Halil Paşa'nın dostu Talat Bey tutuklanmıştır.Onun Türkiye'den sınırdışı edilmesi öngörülmektedir,"(65) bilgisi verilmişti.27 Mayıs 1921'de Trabzon Rus Konsolosu Bagirov'a Ankara Rus elçiliğinden gelen telgrafta,"Küçük Talat'ın nerede olduğunun tespiti ve ne gibi faaliyetlerde bulunduğu,"(66) sorulmaktaydı.

Kemalist hükümet içinde meydana gelen her bir değişiklik kaydedilip Moskova'ya bildirilmekteydi.15 Ekim 1921'de Natsarenus'un(67) Chicherin'e Mustafa Kemal hükümeti ve genel duruma ilişkin sunduğu raporda net olarak özellikle şu husus belirtilmekteydi:

"Hükümetin konumu zayıfladı.Ordu,daha doğrusu Mustafa Kemal'in asıl tabanını oluşturan subaylar da memnuniyetsizliklerini ifade etmeye başladılar.Bunda subay çevrelerinde güçlü konumları olan Jön Türkler önemli rol oynadılar.Tabii ki hükümet tedbir aldı ve cephede başkomutan sıfatı aldığı ilk günden itibaren Mustafa Kemal,konumlarını suiistimal ettikleri gerekçesiyle otuza varan subayı kurşuna dizdirdi,ancak garip bir rastlantıyla,hepsi de Jön Türktü.

Jön Türkler aktifleşmiş.Onların adayı olan Refet Paşa,etrafında hat safhada şikayetçi olanları,kendisine sadık askeri birlikleri ve jandarmaları toplayarak Anadolu için önemli bir güç oluşturdu.

Ancak savaş cephesindeki hissedilir iyileşme onların ihtiraslarının hareketlenmesine izin vermezken,şimdi 'sivil barışın' tekrar tesis edildiğini görmek mümkündür,çünkü Türkiye'de siyasal partiler rejimi yok,şahıs rejimi/sistem/mevcut,halihazırdaki durumuyla Mustafa Kemal'in rejimi."(68)

İttihatçılar Örgütleniyor

Bolşevikler,Enver Paşa tarafından kurdurulan Türkiye Halk Şuralar Fırkası'nı ve onun örtüsü altında Anadolu'da bir "şube" olarak faaliyet gösteren "Şura" eklentili İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin tekrar diriltilmesine yönelik gayretleri özel bir dikkatle izliyorlardı.İT'nin diriltilmesine yönelik bu girişimin amaçları,6 Eylül 1921'de Enver Paşa tarafından Batum'da,Türkiye'deki yandaşlarına yazılmış mektupta ayrıntılı olarak açıklanmıştır.Mektupta şu dikkat çekici noktalar yer almaktadır:

"(...)2-Ülke içinde faaliyet yürütülmemesi sebebiyle,ülkenin tehlikeye her geçen gün biraz daha maruz kaldığını dikkate alarak,cemiyetin saflarında birleşmeye ve kongrenin toplanıp tüzüğün kabul edilmesine dek,ülke içinde verili durumdaki taleplere daha uygun bir programla çalışmaya karar verdik.

Böylece İttihat ve Terakki,Türkiye'de bulunan tüm Müslüman ihtilalci kuruluşların organı haline geldi.İleride bütün raporlar 'Ali' ve 'Rüstem' imzalarıyla yollanacaktır.Bizim tüm merkezlerle mektuplaşmalarımız bu şekilde gerçekleştirilmektedir.

4-Ulusal güçlerin bugünkü liderleri,'Müdafaa-i Milliye Partisi'nin önderleri ne yazık ki ülkeyi kendi mülkleri gibi görmekteler.Bu alçak ve dar görüşlü insanlarla ne siyasette ne de savaşta hiçbir başarıya ulaşmak mümkün değildir.Ne yazık ki,teşkilatın eksikliği sebebiyle bugüne dek bulunduğunu çevrede bu gerçeği anlatamamaktaydınız.

5-Ülkeye ziyaret zamanını,bir dizi merkezle fikir teatisinde bulunduktan sonra ayrıca bildiririz.

7-İstanbul Merkez Komitesi çok sıkı bir şekilde örgütlüdür.Komite'de eski arkadaşlardan Hasan ve Edhem çalışmaktadırlar.Bu arkadaşların deneyim ve akıllarının kullanılacağına şüphe yoktur.Böylece İstanbul'daki tüm gruplar tek bir kuruluş etrafında birleşmişlerdir.Orada 29 şube bulunmaktadır.Birkaç gün önce Küçük Talat orayı ziyaret etmiştir.Onlarla beraber çalışmaktadır.Sözün kısası,İstanbul teşkilatı çok güçlüdür.

8-Halihazırda Moskova'dan Ankara'ya seyahat eden Tevfik Rüşdü'nün orada (Ankara'da-A.A.) başka renklere bürünmüş olması üzerimizde kötü bir intiba bıraktı.Rica ediyoruz,onlara yönelik çok dikkatli olun,Komünist Partisi'nin teşkilatlanması sırasında olduğu gibi olmasın."(69)

Mektubun sonunda Enver Paşa,kendisiyle mektuplaşmasının Trabzon'daki "bilinen adres" aracılığıyla gerçekleşeceğini kaydetmektedir.Bu,muhtemelen Yahya Kahya veya Halil Paşa'dır.(70)

İT'nin tekrar yapılanmasını Envercilerin Türkiye'de yaydığı deklarasyon izledi.Bu deklarasyon Kemalist basında büyük eleştirilere uğrarken,basında çıkan tüm yazılar tercüme edilerek Sovyet Rusya Dışişleri Komiserliği'ne sunuldu.Basındaki yazılarla beraber sunulan yorumlarda,halkın büyük bir kısmının İT'nin geri dönüşü fikrine olumsuz baktığı,mahrumiyet ve yenilgileri bu partiye bağlayarak,Türkiye'nin varolan tesellisiz durumundan dolayı İT'yi suçladığı belirtilmektedir.(71)

Enver Paşa Batum'da bulunduğu dönemde,Türkiye'deki yandaşlarıyla mektuplaşmalarını,yapacağı ziyareti hazırlamak üzere hızlandırdı.Mektuplarda olası ziyaret tarihlerinden dahi bahsedilmekteydi.Bu mektuplar hem Türkiye'de hem de Türkiye dışında pek çok kere yayımlandığından dolayı burada bir kez daha tekrarlamaya gerek görmüyoruz.Ancak Mustafa Kemal'in eline geçen ve Natsarenus'a teslim ettiği,muhtemelen henüz yayımlanmamış birkaç mektubu sunmayı uygun buluyoruz.Bazı yazarların,Natsarenus'un Mustafa Kemal'e yönelik Enverci bir komplo hazırlığında olduğunu kaydetmeleri dikkat çekicidir.(72) Bu iddialar ışığında,Mustafa Kemal'in kendi istihbaratıyla elde ettiği mektupları Natsarenus'a neden teslim ettiği daha anlaşılır olmaktadır.Enver Paşa,Türkiye'deki Şükrü,Nuri Paşa ve Eyüp Sabri'ye yollanmış 25 Ağustos 1921 tarihli mektupların birkaçında,Batum'da illegal durumda olduğuna ve Anadolu'ya geçme yönünde çalışmalar yaptığına dair bilgiler vermektedir.Şükrü'ye yazılmış mektubunda şunları kaydetmektedir:

"Yunanların ileriye hareketine kadar,'Hakimiyet-i Milliye'de Paşamızın tavsiyesiyle benim hakkımda yazılmış olan satırları okuduk.Paşa'nın ülke içinde çalışmamıza karşı olduğu açıklığa kavuşmaktadır.Fuad Paşa Moskova'da bize,on yıl zarfında ülkeye gelme hakkımız olmayacağını söyledi.Şimdi son gelişmelere bağlı olarak Dr. Nazım'la Batum'a geldik ve burada gizli bulunmaktayız.Son karara göre iç teşkilat,illegal adı yerine,İttihat ve Terakki 'Halk Şuraları' olarak adlandırılacaktır.

Şimdi böyle çalışıyoruz.Kanımızca Rusya tarafından herhangi bir tehlike yok,mamafih işler bizim kontrolümüzde olursa Rusya'nın azami yardımı göstereceğini tahmin etmek mümkündür."(73)

Kardeşi Nuri Paşa'ya yazılmış (25 Ağustos 1921 tarihli) mektubunda ise Ankara'da kalması,kendisinin Anadolu'ya geçişini temin için çalışmaya devam etmesi direktifi verilmekte:"Eğer vatanın içinde bulunduğu ağır koşullarda Ankara'daysan oradan ayrılmamalısın.Bu mektubu sana getiren Hilmi Bey'le beraber,diğer arkadaşlarla ortak,ülke içinde çalışırsınız."(74)

Enver Paşa,Eyüp Sabri'ye yazdığı mektupta şunları belirtmekte:"Eğer oradaki işlerin gidişatına dair haber vermek istiyorsan,bu mektupları sana teslim eden kişi aracılığıyla Batum'daki Halil Paşa'nın adresine yaz ve yolla.Çok müteşekkir oluruz.Teşkilat'ta ismim Ali'dir."(75)

Nuri,cevabi mektubunda Enver Paşa'ya Anadolu'ya geçmemesini ve çalışmalarını Türkiye sınırları dışında,İslam dünyasında yaygınlaştırmasını tavsiye etmektedir.Böylece Nuri,fiilen Envercilerin komplosuna katılmaktan feragat etmektedir:

"Ben ülke iç siyasetine katılmak istemiyorum.İlki,mizacım buna meyilli değil.İkincisi,herhangi bir olumlu iş yapmak için siyasetle bağı olmamak gerekir.

Zaten burada iki ay önce,sizin Batum'a geldiğinize ilişkin haberdar oldular.Bolşevikler sadece kendi ilkelerine sadıktırlar.Onlar kendi amaçlarına ulaşmak için tüm araçları mübah saymaktadırlar.Belki de sizin Batum'a geldiğinizi onlar haber vermiştir.

Anadolu'da sizi sevenlerin sayısı çoktur,ancak gelmenize karşı olanlar da var.

Zannediyorum faaliyetlerinizi Anadolu sınırları dışında,İslam dünyasında genişletmeniz daha iyi olurdu.

Ben sizin ve burası arasında varolan gerginliğin ortadan kaldırılmasını zorunlu görüyorum.Bu,Anadolu için olduğu gibi,aynı şekilde İslam dünyası için de faydalı olurdu.Ben sizinle burası arasında görüş birliği ve dostluğun muazzam sonuçlar vereceğine tamamıyla eminim."(76)

Mustafa Kemal tarafından Natsarenus'a teslim edilmiş mektuplar arasında Enver Paşa'ya yazılmış,ne yazık ki tarih ve yazarının kimliği belli olmayan bir mektup ilginçtir.Mektupta,yeniden yapılandırılan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin programının değiştirilmesinden bahsedilerek;"Komünizmin ilkeleri ülke için en tehlikelileridir," deniyor ve şöyle devam ediliyor:"Bizim için en uygun program,hükümet yönetiminde halkın yavaş yavaş ülke yönetimine dahil edilmesidir.Bize göre benzeri bir program için en uygun isim 'Demokratik Gelişim Partisi'dir.Milli Terakki ismi de kabul edilebilir,zira biz daha çok milli esaslar üzerine kurulmalıyız.Meclis'te benzeri bir partinin yapılanmasına dek,ülkenin bugünkü savunucularının hoşnutsuzluğundan kaçınmayı bir vatanseverlik ilkesi olarak telakki ediyoruz.

Ben sizden mektup almış arkadaşlarla ortak çalışırım."(77)

Mustafa Kemal'in eline geçen mektuplar arasında,Enver Paşa tarafından esas yandaşlarından Hilmi Bey'e yazılmış bir mektup (25 Ağustos 1921) ve cevabı dikkat çekicidir:

"Kardeşimiz Talat'ın ölümünden sonra Ankara her tür şantajı uygulayarak bana ve ülke dışında bulunan diğer arkadaşlarıma saldırmaya başladı.Fakat biz,ülkenin birlikteliği için,senin de bildiğin gibi benzeri şeylere dikkat göstermemekteyiz.Ardahan'ı ziyaret ettiğine ilişkin haberler aldık.Fakat sen Ankara'ya hareket ederek en doğrusunu yaptın.Trabzon'da Halil'e ve Küçük Talat'a nasıl muamele ettiklerini biliyorsun.Biz her zaman özellikle sessizliğimizi koruduk ve bazı şahsiyetlere dikkat ettik,yeter ki o sarı köle sakinleşsin.(78) Ama o bizi istememekte ve ülke dışında çalışma olanağı vermemekte.O,ülke dışında yoğunlaşmış faaliyetlerimizi kıskanıyor ve bunun için Fuad Paşa'yı Moskova'ya,bizi izlemeye yolladı,700 lira aylık tayin edip özel masrafları için sınırsız meblağlar tahsis etti.

Biz ona karşı herhangi bir kusur işlemiş olsaydık...Asla!O her yerde bize zarar vermeye gayret ediyor ve Anadolu'daki başarılara katılmaya hakkımız olmadığını ilan ediyor.

Roma'da adadan kaçmış birkaç arkadaşa rastladım.(79) Eski Eğitim Bakanı Şükrü en cesur ve sadık arkadaşlardandır.Diğerleri -Halil,Nazım vd.- korktular ve Ankara'ya gitmediler.Biz muhtemelen Batum'da buluşuruz.Yakında bulunan arkadaşlarla buluşmalarımız esnasında taktiklerimizi değiştirmeye karar verdik.Zannımızca Moskova hem bilgi hem de zamanında işin başına geçmek açısından,uzaklığından ötürü uygun değildir.

'İttihat ve Terakki' adıyla fakat Halk Şurası programıyla emekçi kitlelere dayanıp,komünizmden uzak kalmak kaydıyla ülke içinde çalışmaya karar verdik.Yurtdışında ve yurtiçinde bulunan tüm arkadaşlarımız bizimle hemfikirdir.Şimdi senden Şükrü'yle ve eğer uygun görürsen Eyüp Sabri'yle de buluşarak,bizi genel duruma ilişkin bilgilendirmeni rica ediyoruz.Biz savunmanın;İstiklal Mahkemeleri,darağaçları ve kurşuna dizmeler şeklinde devam edemeyeceği kanaatindeyiz.Benzeri savunmaya halk her zaman düşmanca yaklaşır.Sanıyoruz yüksek maaşlar tayin edilerek değil,iyi teşkilatlanarak ve büyük kurbanlar pahasına çalışmalara devam etmek mümkündür.Rusların işlerimize karıştırılmaması ve aynı zamanda kızdırılmalarından ve öfkelenmelerinden kaçınmak lazım düşüncesindeyiz.Onlar işlerimize her şekilde yardım edebilirler."(80) Enver Paşa mektupta Şükrü'yle beraber Ankara'da partinin diriltilmesi girişimleri için direktif veriyor ve Mustafa Kemal'in Tuapse'de bulunan Türk konsolosluğuna,kendisi ve kendisi tarafından yürütülen faaliyetlerin izlenmesi için 3.000 lira yolladığı bilgisini iletiyordu.(81)

Ankara'da hayal kırıklığına uğramış olan Hilmi Bey'in 4 Ekim 1921'de Enver Paşa'ya yazdığı mektup tamamen Mustafa Kemal'e yönelik eleştirilerle doludur.Hilmi Bey mektupta şunları yazmakta:

"Hatırlıyor musunuz,bir seferinde Doktor Baha Merkezi Umumi'de,Mustafa Kemal'in 'eğer bir gün iktidarı ele geçirirsem,ben onların tümünü asarım' açıklamasında bulunduğunu söylemişti.Biz o zaman buna dikkat etmedik.Gerçekte bakın,o bugün ne yapıyor ve ne yapabilir.O cümle bugün ve yarın onun özünü teşkil etmektedir.Zannediyorum benzeri bir çalışma tarzı devam edemez.Kırdığı cevizlerin tanesi bini geçiyor.Yunan süvari saldırıları Ankara'ya yakın olduğunda,çokları vatan derdiyle tasalanıp susmak durumundaydı.Şimdiyse başarılı askeri operasyonlara rağmen,yapılan her tür temelsiz atama ve işlem derin iz bırakmakta.Ben bu adamın neye dayandığını anlamıyorum.Bu ülkede hiçbir sadık arkadaşı yok.Buraya geldiğimde,farklı yerlerde ve ona yakın olanların çevresinde 'tek avantajımız bizim ahlakımız ve vatanseverliğimizdir.Eğer Paşa isterse,vatan namına her fedakarlığı yapmaya hazırız' diyordum.Ve biz bunu işle gösterdik.Bunu kendisi de biliyor.Bizi işe kabul etmek,güçlü olmak demektir.Fakat kimse bunu dinlemedi.Zafere kadar Meclis'in mücadele kararlılığını devam ettirmek ve zorunlu savunmanın tertiplenmesi için,Sakarya Muharebesi'ne kadar beni Milli Savunma Komisyonu üyesi olarak seçmeleri ilginçtir.Bana herhangi bir görev vermediler.Fakat unutmadılar.

Biz arkadaşlarla beraber bu adamın yumuşayacağı ve gerçeği anlayacağı zamana kadar beklemeye başladık.Ancak bu gerçekleşmeyecek bir hayaldi.Fakat bir kez daha çalışmaya başlamak için uygun zamanı bulmayı bekleriz.Başka araçlar da var.Sonuna kadar oynarız.O sadece son kozuna kadar oynasın ve sorumluluk onların üzerinde kalsın.

Şimdi Fethi de burada.İçişleri bakanı adayıdır.Ne yapacağını henüz bilmiyoruz.Ancak bariz olan o ki,ikisinin birleşiminden olumlu sonuç çıkmaz.

Mektuplaşmanın bu şeklini güvenli bulmuyoruz.İstanbul aracılığıyla olması daha iyidir."(82)

Enver Paşa ve taraftarlarının aktifleşmesi,harp cephesinde Türk birliklerinin yenildiği bir döneme denk geldi ve bu Kemalist saflarda memnuniyetsizliği artırarak Mustafa Kemal'i zor duruma soktu.Mustafa Kemal'in yakınlarından Mareşal Fevzi (Çakmak),"Gazi'nin o sırada herkesten ve her şeyden şüphesi vardı"(83) diyerek bunu itiraf ediyordu.

Enver Yanlılarına Operasyon

Şüphelerle beraber,Mustafa Kemal ülke içinde bulunan Envercilerin saflarını gevşetmek için bir dizi önleme başvurdu.Bunlardan ilki,Enver Paşa'nın emir binbaşısı Nail Cevad'ın tutuklanması oldu.Buna ilişkin olarak Enver Paşa Hilmi Bey'e yazdığı 25 Ağustos 1921 tarihli mektubunda şunları anlatmakta:"Ankara'da Genelkurmay subayı Nail Cevad'ın tutuklanmasından haberdarız.Bana onun sağlığına ilişkin yaz.Ben onu Wrangel ordusu askeri üniformasıyla,Anadolu'ya yardım etmesi için İstanbul'a yolladım ve Moskova'da Ali Fuad Paşa'ya,onun Anadolu'da kullanılmasını söyledim.Bütün bunlara rağmen onu Amasra'da tutukladılar.O sözde,Erzurum'dan izin almadığı için tutuklanmış.Ancak Halil'de,Nail Cevad'ın Halil'e gitmesi için izin verildiğini gösteren Karabekir'in mektubu vardır.Fakat asıl sebebin,onun bir süre benim yanımda kalması olduğunu zannediyorum."(84)

Nail Cevad'ın tutuklanmasını,ülkeden uzaklaşması için Halil Paşa üzerine uygulanan baskı izledi ve Trabzon'daki Yahya Kahya'nın desteğine rağmen Halil Paşa ülkeyi terkedip Batum'a geçmek zorunda kaldı.Bunu,Enver Paşa taraftarlarının tutuklanmaları takip etti.Natsarenus,Sovyet Rusya Dışişleri Komiser Muavini Lev Karakhan'a 22 Eylül 1921'de yazdığı gizli raporda özellikle şunu belirtiyordu:"Diğer yandan,Mustafa Kemal ve grubunun Enver'den çok korktukları kimsenin bilmediği bir sır değildir.Onun Anadolu'da görülmesi sivil savaşın başlangıcı ve Mustafa Kemal'in yenilgisi anlamına gelebilir."(85) Trabzon Rus Konsolosu Trabun ise,2 Kasım 1921'de Natsarenus'a yazdığı şifreli telgrafta şunları yazıyor:"Goltsman,(86) Envercilerin tutuklanmasına dair aldığı bilgilerin teyit edilmesini rica ediyor.Trabzon'da Enver taraftarı sadece birkaç kişi tutuklanmıştır.Bizi,bildiğiniz Envercilerin tutuklanmasına ilişkin bilgilendirmenizi rica ediyoruz."(87)

Enverci komploda Mustafa Suphi ve arkadaşlarının öldürülmesinden de sorumlu olan Yahya Kahya'nın özel bir yeri vardı.Ona karşı operasyonlar,birliklerinin sayısı ve gücü dikkate alınarak dolaylı yoldan başladı.Önce Enver Paşa'nın kara yoluyla Batum'dan Trabzon'a geçmesine engel olmak üzere,Trabzon'un güneyinde bulunan ve Yahya Kahya'yla ilişkisi olan çete gruplarının faal olduğu alanların denetim altına alınması gerekiyordu.Trabzon Rus konsolosunun verdiği bilgilere göre,bu alanlarda Yahya Kahya'yla "doğrudan ve yakın bağı olan farklı çeteler" faaliyette olup,bunlar arasında özellikle Süleyman İlfi,İlyas ve Hasan Sataroğlu'nun elebaşı olduğu çete grupları vardı.Ankara'dan alınan direktif üzerine 23 Kasım 1921'de başlayan bir askeri operasyon sonunda bu çete grupları dağıtıldı.(88) Yahya taraftarlarının yok edilmesini,Yahya'nın öldürülmesi izledi.Bunu,Mustafa Kemal'in direktifiyle Topal Osman gerçekleştirdi.

Mustafa Kemal aynı zamanda,Millet Meclisi'ndeki Envercilerin saflarını zayıflatmak amacıyla da girişimlerde bulundu.Gerekli hallerde karşıtlarını fiziken yok etmekten bile geri durmuyordu.3 Mayıs 1921'deki Ankara Rus elçiliği raporunda şu belirtilmekte:"Mustafa Kemal'in tertibiyle Ankara'da Yozgat mebusu İsmail Fazıl boğdurulmuş,Üsküdar mebusu Selahaddin Bey öldürülmüştür.Resmi ölüm sebepleri intihar olarak açıklandı.İkisi de Mustafa Kemal'in düşmanlarıydı.Böylece Nisan ayı boyunca olanlarla beraber,Mustafa Kemal tarafından TBMM'nin 11 mebusu asılmış,boğdurulmuş ve öldürülmüştür."(89)

Enver Paşa yandaşlarına karşı girişilen operasyonların verimliliğini değerlendiren Natsarenus,16 Ekim 1921'de Chicherin'e yolladığı raporda şunları kaydetmekte:"Son dönemde Enver Paşa,Nazım Bey ve Halil Paşa'nın Batum'da,Nuri Paşa'nın geçici olarak Anadolu'da bulunması ve bir dizi önemli Envercinin Malta'dan geri dönmesinden sonra,Enverci grup belli ölçüde aktifleşmiştir.(...)Envercilerin siyasi gücü,usta siyaset adamı Mustafa Kemal'in elinde hissedilir ölçüde oyuncak olduklarından,kuşkusuz zayıflamaktadır.Bir kısmını şahsi nüfuzuyla,kimini de doğrudan verdiği rüşvetler aracılığıyla kendi tarafına çekmeyi başardı.Mükemmel teşkilatlanmış ve doğrudan kendi emrinde bulunan bir istihbarata (varolan resmi istihbarat teşkilatları dışında) sahip olarak Mustafa Kemal,ki bu durum kendisiyle yapılan son görüşmelerde anlaşıldı,İttihat ve Terakki Cemiyeti'ndeki işlerin gidişatından tamamen haberdardı.Enver tarafından yandaşlarına yazılmış orijinal mektuplara,Envercilerin merkez komitesinin direktiflerine ve diğer belgelere sahiptir.Mustafa Kemal,Envercilerin mektup telgraflarını elinde bulundurarak,onların cenahındaki hakim duruma ayrıntılı bir biçimde vakıf olarak hatasız çalışabilmektedir.Envercilerin Meclis'teki Fransız-Türk Anlaşması'nın görüşmeleri esnasındaki tavrı,Mustafa Kemal'in Enver taraftarları üzerinde gizli etkisi olduğunu teyit etmektedir.Enverciler için önemli bir meselede hizip yaratarak,bir kısmının Fransız-Türk Anlaşması'nın kabulü safında açıkça yer almalarını sağladı."(90)

Mustafa Kemal,Enver Paşa'nın yakın çevresinde de hizip yaratma girişimlerinde bulundu.Bu amaçla 25 Ocak 1922'de Ali Fuad'a (Cebesoy) yazılmış mektubunda,Cemal Paşa'nın Enver Paşa ile ilişkilerini kesmesi yönünde ikna edilmesi için direktif veriyordu.(91) Cemal Paşa'nın Bolşeviklerin nezdindeki kıymeti dikkate alındığında,hatta Chicherin'in "Afganistan'la anlaşma bu sonuncu sayesinde gerçekleşti"(92) yönündeki ifadesi düşünüldüğünde,bu adımın gerçekleşmesi durumunda Enver Paşa'nın Bolşeviklerin gözündeki kıymeti hissedilir ölçüde düşecekti.

Mustafa Kemal Türkiye'deki Envercilerin saflarını zayıflatmak konusunda ne ölçüde başarılı olursa olsun,Enver Paşa'nın kendisine karşı kullanılma kozunun aslında Moskova'nın elinde olduğunun bilincindeydi ve ancak Bolşevikleri ikna ederek onları Enver Paşa'ya siyasi destek vermekten geri durmaya zorlayabilirdi.Mustafa Kemal'in,Sovyet Rusya'yla ilişkilerin derinleşmesi halinde bile Enver Paşa üzerine oynadıkları bahisten vazgeçmemeleri durumunda ilk elde Fransa ile anlaşmaya yönelerek Bolşeviklerin dikkatini çekmek gibi bir yol denemesi ilginçtir.Mustafa Kemal Natsarenus ve Upmal'le yaptığı görüşmeler sırasında,Bolşeviklerin Enver Paşa'yı destekleme siyasetinin,Fransa ve genel olarak siyasi çizginin antanta yönelik eğilimi konusunda kendisi ve meclis üzerinde etkili olduğunu kaydetmiştir.Natsarenus raporunda,Chicherin'in dikkatini özellikle bu nokta üzerine çekiyordu.Kasım 1921 tarihli mektupta şunları kaydetmekte:"Şimdi ben,Mustafa Kemal'in arkasında Sovyet Rusya'nın olduğunu zannettiği Enver'den duyduğu korkunun,Mustafa Kemal'in Batı'ya açıkça yönelmesini tahrik eden son sebep olmadığını özellikle belirtmek istiyorum.Mustafa Kemal,özellikle cephedeki zor günlerde Enver'e desteğimizin sıradan misafirperverlik normlarını aşmış olduğuna tanıklık eden bilgilere sahipti,ama kuşkusuz bu bilgiler onun Fransa'yla müzakerelere hazırlanması işinde son rolü oynamadı."(93)

Bir başka mektupta (16 Ekim 1921) Natsarenus:

"Mustafa Kemal'in,Kafkasya'daki yoldaşlarımızın Enver'e sıradan muameleyi aştıklarına ilişkin ayrıntılı bilgilere sahip olması beni çok rahatsız etmektedir.Goltsman tarafından Enver'e gösterilen misafirperverlik (Mustafa Kemal,Enver Paşa'nın Bagirov takma adını kullandığını bilmektedir),Anadolu'yla ilişkilerinde Goltsman'ın Enver'e desteği,Enver'in siyaseten hassas bir anda Batum'u ziyareti,Anadolu'ya geçme düşüncesi,bütün bunların hepsi ateşe körükle gitmek anlamına gelebilir ve Rus-Türk ilişkilerini tehdit etmektedir.

Bence son ana dek Mustafa Kemal'e siyasi koz vermemeli ve zamanından önce kartlarımızı açmamalıyız.

Benim son dönem olaylarına ilişkin genel intibam şu şekildedir:Rus-Türk ilişkileri ve onlarla beraber Doğu'daki tüm işimiz büyük tehlikeyle karşı karşıyadır.Şu anki durum,Londra Konferansı zamanındakinden daha ciddidir.Hızlı ve kesin araçlarla,mümkün olanı tekrar tesis etmek zorunludur.

Gün be gün sizin düzenlemelerinizi beklemekteyim."(94)

Natsarenus'un Mustafa Kemal'i Enver Paşa ile değiştirmeye ilişkin düşüncesi ve Bolşeviklerin bu doğrultudaki hazırlıklarından haberdar olduğu şüphesizdir.Bolşevik liderliğinin Goltsman üzerinden Enver Paşa'ya gösterdiği ilgi ve Enver Paşa'nın Batum'u ziyareti de Bolşevik liderliğinin bu projeyi gerçekleştirmeye başladığına işaret etmektedir,fakat Natsarenus'un asıl endişesinin "zamanından önce kartları açmamak ve Mustafa Kemal'e ek siyasi koz vermemek" olması dikkat çekicidir.Ancak Mustafa Kemal'in Enver Paşa ile değiştirilmesi düşüncesi,Bolşevik liderliği ve Doğu siyasetinin doğrudan sorumlusu Stalin ve Chicherin'i ciddi şekilde kaygılandırıyordu.Chicherin tarafından Natsarenus'a yazılmış 1 Kasım 1921 tarihli "çok gizli" direktifi buna tanıklık etmektedir.Burada özellikle şu belirtilmektedir:"Özellikle Envercilere destek ihtiyatlılık gerektirmektedir.Eğer iktidara gelirlerse,Kemalistler gibi finansal zorluklarla karşı karşıya geleceklerdir.Büyük maddi yardımlar olmadan Envercilerin idaresi varlığını sürdüremez ve sonuçta itibar kaybı olur.Ancak biz çok altın verecek durumda değiliz.Envercilere yönelik başka itirazlar da var.Hem de,Kemalistler Pan-İslamizm ve Pan-Türkizm projeleri konusunda Envercilerden daha az hevesli gözükmektedirler."(95)

Bolşevikler Enver'den Vazgeçiyor

Bolşeviklerin,Enver Paşa'ya verilecek desteğin Ankara hükümetini Antant Blok'u yönünde tahrik edeceği konusundaki Mustafa Kemal deneyimi beklenen sonucu vermez.Chicherin'in 20 Ekim 1921 tarihinde Lenin'e yazılmış ve buna tanıklık eden mektubunda özellikle şu kaydedilmekte:"Eğer Meclis anlaşmayı(96) kabul ederse,biz Enverciler meselesiyle karşı karşıya kalırız.Enver'e büyük meblağlar vermezsek,onun bütün gayretleri boşa gider.İktidara gelirse,Mustafa Kemal'in karşılaştığı türden finansal güçlükleri olacaktır,hatta daha büyük çapta ve eğer bizim tarafımızdan büyük destek veya krediler olmazsa iktidarını uzun süre koruyamaz.Eğer Enver'e destek olmaya karar verirsek,önce biz kendimiz için bu bedeli ödemeye hazır olup olmadığımızı ve buna değip değmeyeceği konusunu açıklığa kavuşturmalıyız.Bunu ayrıntılı olarak araştırmak gerekir.Enver'le daha fazla yakınlaşmak,ancak Kemalistlerle ilişkilerimizi dondurmamız sonucunda olur."(97)

Deneyin ters sonuçlar doğuracağını anlayan Mustafa Kemal taktik değiştirir ve Türk-Fransız Anlaşması'nın gerçekte Sovyet Rusya ve Rus-Türk ilişkileri için bir karşıt denge olmadığı yönünde Bolşevikleri temin eder.Bu sırada kazanılan Sakarya zaferi ise Mustafa Kemal'in konumunu güçlendirmekte olduğunu ve onun Enver Paşa ile değiştirilmesinin daha da zor bir hale geldiğini Bolşeviklere göstermiştir.

Mustafa Kemal'in Enver Paşa'ya karşı kullanılması ve gerektiğinde değiştirilmesi siyasetinden vazgeçilmesinin sebeplerinin analizi,Sovyet Rusya hükümeti tarafından dikkate alınan bir dizi durumu ortaya çıkarmaktadır.İlk olarak,eldeki bilgiler ayrıntılı olarak incelendikten ve Türkiye'deki durum tespit edildikten sonra,Bolşevikler için benzer bir programın gerçekleştirilmesi,Enver Paşa'nın sadece iktidara getirilmesi için değil,iktidarda tutulması için de her şeyden önce büyük bir maddi destek tahsis edilmesi gerektiği anlaşılmıştır.Ancak Bolşevik hükümetinin olanakları çok sınırlıydı.Ocak 1922'de Türkiye'ye yaptığı ziyaret sırasında [Mikhail Vasilyevich] Frunze'nin,ek maddi destek yönünde verdiği sözün Bolşevik hükümetini oldukça zor durumda bıraktığını hatırlatmak yeterlidir.(98)

İkincisi,Bolşeviklerin Enver Paşa'ya itimatlarının olmaması,özellikle Pan-Türkist ve Pan-İslamist görüşlerinden rahatsız olmalarıdır.O dönemde Afganistan'da meydana gelen değişikliklerdeki pro-Bolşevik havanın anti-Bolşevik bir hal alması da Mustafa Kemal'i Enver Paşa ile değiştirme planında engelleyici bir rol oynamıştır.Enver Paşa'nın,Mustafa Kemal'in yerine geçtiği takdirde Afganistan senaryosunu tekrar etmeyeceği yönünde hiçbir garanti yoktu,dahası,Bolşevikler Enver Paşa'nın yandaşlarıyla mektuplaşmalarından haberdardılar ve iktidarını sağlamlaştırdığında Sovyet Rusya'dan sapacağına ikna olmuşlardı.

Üçüncüsü,Bolşeviklerin Mustafa Kemal hükümetiyle yaptıkları işbirliği son derece pragmatikti ve iki tarafın menfaatlerine dayanmaktaydı.Bu,Kemalistler için olduğu kadar Bolşevikler için de önemliydi.Komünist ideoloji,sosyalist düşünceler ve ülkenin bu fikirler temelinde yeniden inşası daha çok bir dış unsurdu ve Bolşevikler buna fazlaca önem vermiyorlardı.15 Ekim 1927'de Surits'in Chicherin'in dikkatine sunduğu Milli Kurtuluş Hareketi Analizi raporu buna tanıklık etmektedir.Raporda şu belirtilmekte:

"(...)Türkiye'de Milli Devrim silahlı mücadeleden doğdu.Milli güçler burada başlangıçtan itibaren askeri unsurlar başkanlığında birleşmişlerdi.Halk,devrimde çok pasif bir rol oynuyordu.

Türk devrimini harekete geçiren unsurlar arasında sadece örgütsel bağımız kapsamında değil,güçlü ideolojik etkimiz altında kalmayan hiç kimse yoktu.Komünist unsurlar (bizim keyfimiz için Mustafa Kemal tarafından bizzat kurdurulmuş sahte komünistleri hesaba katmazsak) Türk devriminde çok az rol oynamaktaydılar.Milli harekete desteğimiz daha çok devlet yardımı şeklinde gerçekleşmekteydi.Maddi yardımımız çok azdı (Fransa'nınkinden çok daha az).Biz Türklere,emperyalistlere karşı mücadele ettikleri an yardım ettik,ancak bu yardım sayesinde emperyalizmin Kafkasya'ya nüfuz etmesini önlüyorduk.Bu yardımlar sadece sempati ve Milli Kurtuluş mücadelesini tasvip etmemizden değil,aynı zamanda kendi topraklarımızdaki askeri güvenlik menfaatlerinden de kaynaklanmaktaydı.Doğru davranıp davranmadığımız konusunda iki ayrı görüş olabilir mi?Tabii ki doğru davrandık."(99)

Bu çerçevede,belli dalgalanmalara rağmen Mustafa Kemal'in yürüttüğü siyaset temelde Bolşeviklere destek niteliğindeydi.Kafkasya'da nüfuz alanlarının paylaşılması ve Antant'a karşı yürütülen mücadele Bolşeviklerin yürttüğü siyasetle uyumluydu.28 Kasım 1922'de Aralov,Chicherin'e yolladığı telgrafta şunu belirtmekte:"Mustafa Kemal Bolşeviklerle işbirliği konusunda kesin kararlıdır ve Türk-Bolşevik ilişkilerinde sadece iki küçük anlaşmazlık meselesi vardır:Molokanlar ve Çoroh meseleleri."(100)

Bu meseleler ve hatta Antant eğilimli dalgalanmalar Bolşevikleri rahatsız etmiyordu,Ankara hükümeti üzerindeki etkilerinden emindiler.8 Ekim 1922'de Karakhan,Aralov'a yolladığı direktifte şunu kaydetmekte:

"Türk siyasetindeki bize yönelik dalgalanmaları sakin karşılıyoruz.Onlar bize gösterecekleri soğuklukla Avrupa emperyalizminin iyi niyetini kazanıp Avrupa'yı kandıracaklarını zannediyorlar.Bu saflıktır.Bu dalgalanmalar sonucunda Rusya'dan başka sadık dostları olmadığını anlayacaklardır.

Türklerin dalgalandığı,bir taraftan diğer tarafa savrulduğu bu esnada,bizim siyasetimizin muhtemelen,belirtiyorum muhtemelen,değişmesi için sebep yoktur.Değişmeden kalacaktır."(101)

O koşullarda,büyük maddi desteklerle bile olsa benzeri bir maceraya sürüklenmek,sonuçlarının tahmin edilemez oluşu nedeniyle Bolşevikler için uygun değildi.Ayrıca Mustafa Kemal de,daha sonraları Bolşevikleri Ankara üzerinde etkili olduklarına ikna etmek için küçük jestler yapmaktaydı.14-15 Ocak 1922'de Savunma Bakanı Refet Bey ve İktisat Bakanı Celal Bey (Bayar) görevlerinden uzaklaştırıldı.Mustafa Kemal,Natsarenus'la olan görüşmesi sırasında,"Eğer Rusya hükümeti isterse,Cemal Bey'in tekrar eski görevine döndürülebileceğini,"(102) belirtmiştir.

Mustafa Kemal'in Envercilere karşı girişimleri ve bu girişimler sonucunda hem meclis hem de hükümette Enver taraftarlarının hissedilir ölçüde azalması Bolşevik hükümeti üzerinde etkili olmuştur.

Enver Paşa'nın Batum'dan Anadolu'ya geçmesinin engellenmesi,Mustafa Kemal'i Enver Paşa ile değiştirme siyasetinden vazgeçilmesinin ilk işareti oldu.Bu,Moskova'dan alınan telgraf üzerine yapıldı.Bununla beraber,Enver Paşa'ya destek olmaktan vazegeçen Bolşevik hükümeti,Ali Fuad (Cebesoy) aracılığıyla iletilen Mustafa Kemal'in "Enver'e yönelik sert tedbirler alınmasına" ilişkin ricasını reddetti.Chicherin,konuyla ilgili olarak Natsarenus'a yazdığı mektupta şunları belirtmekte:"Düşük ikbalperestlere ilişkin olarak kendimizi kendimizi Enver'e karşı sert tedbirler almaya yetkili görmüyoruz.Biz herhangi bir şekilde onun ikbalperest niyetlerine,eğer varsa,destek vermiyoruz,fakat ona karşı jandarma rolü de oynayamayız.Biz,milletlerarası hukuk ve Türk hükümetiyle komşuluk ilişkilerini zedeleyecek her şeyden kaçınmaktayız.Enver gibi popüler Müslüman bir lidere karşı sert tedbirler alınamaz.Müslüman dünyayla ilişkilerimizi gözden geçirmekteyiz ve Enver Müslüman ülkelerin geniş kitleleri arasında çok popülerdir."(103)

Sonuç

Tarih yazınında,Mustafa Kemal'e karşı Enver Paşa'nın kullanılması veya değiştirilmesi siyasetinden vazgeçilmesinde Sakarya Muharebesi'nin belirleyici rol oynadığı,Mustafa Kemal'in bu zaferle konumunu güçlendirdiği kabul edilmektedir.Ancak Bolşevik liderliğindeki mektuplaşmalarda,bu tarihe kadar da benzeri bir siyasetin verimliliğine ilişkin ciddi şüpheler olduğu ve bu meselede kesin bir tavırlarının olmadığı net bir şekilde görülmektedir.Bolşevikler;Mustafa Kemal'in Enver Paşa ile değiştirilmesini son çare olarak görüyorlardı ve buna ancak,Türkiye'nin yönünü tamamıyla Antant'a çevirmesi durumunda başvurulabilirdi ki bu,Bolşeviklerin Doğu siyasetinin fiyaskoyla sonuçlanması anlamına gelirdi.Hatta Bolşevikler haklı olarak,iktidara gelmesi durumunda Enver Paşa'nın Sovyet Rusya'ya bağlı kalmayacağı kanısını taşımaktaydılar.Böylece,sadece bir proje olan ve sonuna dek işlenmeyen Mustafa Kemal'in Enver Paşa ile değiştirilmesi meselesi Bolşevikler tarafından hiçbir zaman ciddiyetle takip edilmedi;sadece Mustafa Kemal'e karşı bir baskı unsuru olarak kullanıldı.

Enver Paşa'nın büyük siyasi amaç ve gayretleri dikkate alınmış olsa bile,onun sırf Mustafa Kemal'e karşı bir baskı unsuru olarak kullanılmayı uzun süre kabullenmesi beklenemezdi,zira o özgün bir rol oynamaya gayret ederdi.Türkiye'de iktidara gelmesi yönünde Bolşeviklerin kendisine destek olmayacağını anlayan Enver Paşa,hayatının son macerasına atıldı ve Buhara'ya geçerek Türkistan seferine teşebbüs etti ki,bu da ölümüyle sonuçlandı.Bülent Gökay'ın değerlendirmesiyle,Enver Paşa'nın 1922 yılı Ağustos'undaki ölümüyle "Türk-Sovyet ilişkilerinde önemli bir kuşku kaynağı kendiliğinden ortadan kalkmış oluyordu."(104)

Türk-Bolşevik ilişkilerinde Envercilerin fonksiyonuna ilişkin gerilimin ortadan kalkması muhtemelen Enver Paşa'nın ölümünden öncesine dayanıyordu.Bu gerilime son noktayı koyan olayın,Enver Paşa'nın Buhara'ya gitmesi ve Bolşeviklere karşı isyan bayrağı çekmesi olduğunu söylemek mümkündür.Ancak gerilimin büyük kısmı,Ocak 1922'de Frunze'nin Türkiye'yi ziyaret etmesi ve yeni işbirliği anlaşmasının imzalanmasıyla son bulmuştu.Bu,Natsarenus'un 4 Ocak 1922'de Chicherin'e sunduğu raporunda şöyle belirtiliyordu:"Yoldaş Frunze'nin Türkiye ziyaretinin ve oradaki bir aylık çalışmasının Türkiye'yle ilişkilerimizde önceden varolan pürüzleri çözdüğünü varsayabiliriz."(105)

***

1-Tanin,5 Nisan 1333 (1917).

2-Uygur Kocabaşoğlu&Metin Berge,Bolşevik İhtilali ve Osmanlılar,Ankara,1994,s.59.

3-Arkhiv Vneshey Politiki Rossiyskoy Imperii (AVP RF),Rusya Dış Siyaseti Arşivi,f. 132,Referentura po Turtsii (Türkiye Üzerine Referanslar),op. 3,dosya 2,d. 2,1.15.

4-Kocabaşoğlu&Berge,a.g.e,s.100.

5-İkdam,8 Haziran 1918.

6-Hüsamettin Ertürk,İki Devrin Perde Arkası,İstanbul,1966,s.166.

7-Hüsamettin Ertürk,a.g.e.,s.167-168.

8-Şevket Süreyya Aydemir,Makedonya'dan Orta Asya'ya Enver Paşa,cilt 3,İstanbul,1999,s.481-483.

9-Erik-Jan Zürcher,The Unionist Factor:The Role of Committee of Union of Progress in the Turkish National Movement 1905-1926,Leiden,1984,s.118;Türkçesi.

10-a.g.e.

11-AVP RF,f. 132,Türkiye Üzerine Referanslar,op. 4,dosya 27,belge 24,s.3.

12-İbid,s.8.

13-AVP Rf,f. 08,Karakhan'ın Sekreteryası,op. 10,dosya 38,b. 263,s.23.

14-Hüsamettin Ertürk,a.g.e.,s.318-321.

15-Bülent Gökay,Bolşevizm ile Emperyalizm Arasında Türkiye (1918-1923),İstanbul,1997,s.81-82.

16-Bülent Gökay,a.g.e.,s.83.

17-Erik-Jan Zürcher,a.g.e.,s.121.

18-Şevket Süreyya Aydemir,a.g.e.,s.491.

19-Liva ül-İslam,15 Ağustos 1338 (1922),no. 11-12.

20-Bülent Gökay,a.g.e.,s.104.

21-Bekirağa Bölüğünden Türkistan'a Yaver Muhiddin Bey'in Hatıraları,İstanbul,2003,s.49,58.

22-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 232,d. 52987,b.2.

23-Aynı yerde.

24-Aynı yerde.

25-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 232,b. 52987,s.3.

26-Aynı yerde.

27-Aynı yerde.

28-Aynı yerde.

29-Aynı yerde.

30-AVP RF,f. 132,Türkiye Üzerine Referanslar,op. 3,dosya 2,belge 2,s.15.

31-Aynı yerde.

32-Aynı yerde.

33-Mesela,"Talat hâlâ Berlin'de,ama Enver ve Cemal dönüp orduya katıldılar." bkz.AVP RF,f. 132,Türkiye Üzerine Referanslar,op. 3,dosya 2,b. 2,s.15.

34-AVP RF,f. 132,Türkiye Üzerine Referanslar,op. 39,dosya 232,b. 52987,s.28.

35-Aynı yerde.

36-RTXIIDNI,f. 2,op. 2,b. 386,s.1.

37-Bülent Gökay,a.g.e.,s.108.

38-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 232,b. 52987,s.43.

39-Aynı yerde,s.3.

40-Aynı yerde.

41-Hüsamettin Ertürk,a.g.e.,s.164.

42-Şevket Süreyya Aydemir,a.g.e.,s.518.

43-Aynı yerde,s.533.

44-Bekirağa Bölüğünden...,a.g.e.,s.64.

45-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 232,b. 52987,s.44.

46-Bülent Gökay,a.g.e.,s.109.

47-Aynı yerde,s.110.

48-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 232,b. 52987,s.40.

49-AVP RF,f. 0301,Trabzon'daki Konsolosluk,op. 39,dosya 1,b. 1,s.12.

50-AVP RF,f. 132,Türkiye Üzerine Referanslar,op. 3,dosya 102,b. 15,s.143.

51-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 232,b. 52987,s.40.

52-Aynı yerde,s.65.

53-Aynı yerde,s.65-66.

54-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 232,b. 52993.

55-Kocabaşoğlu&Berge,a.g.e,s.215.

56-RTXIIDNI,f. 2,dosya 2,b. 612,s.1.

57-Aynı yerde.

58-Aynı yerde.

59-Şevket Süreyya Aydemir,a.g.e.,s.524.

60-Aynı yerde,s.554.

61-Aynı yerde,s.553.

62-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 232,b. 52992,s.41.

63-AVP RF,f. 132,Türkiye Üzerine Referanslar,op. 3,dosya 102,b. 15,s.143.

64-Örneğin 24 Mayıs 1921'de Trabzon Rus Konsolosu Bagirov'un verdiği N. 492 belgede;"Bu beşge sahibi Faik Bey,eşiyle beraber Moskova'ya Enver Paşa'yı ziyaret için seyahat etmektedir.Sovyet yönetimi ona yolda gerekli tüm desteği göstermelidir," yazmaktadır.Bkz.AVP RF,f. 0301,Trabzon'daki Konsolosluk,op. 1,dosya 2,b. 17,s.85.

65-AVP RF,f. 0301,Trabzon'daki Konsolosluk,op. 1,dosya 2,b. 17,s.79.

66-Aynı yerde,s.78.

67-Natsarenus,1921-1922 yıllarında Ankara'daki Sovyet Rusya Elçiliği'nin birinci sekreteri olarak görev yapmıştır.(O dönemde Sovyetler diplomatik unvanları kullanmıyorlardı ama bu kişi elçi sayılmıştır.)

68-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 232,b. 52992,s.24.

69-Aynı yerde,s.41-42.

70-Aynı yerde.

71-AVP RF,f. 0301,Trabzon'daki Konsolosluk,op. 1,dosya 1,b. 10,s.230-232.

72-Bülent Gökay,a.g.e.,s.146.

73-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 232,b. 52992,s.44.

74-Aynı yerde,s.45.

75-Aynı yerde,s.46.

76-Aynı yerde,s.47.

77-Aynı yerde,s.48.

78-Mustafa Kemal hakkında.

79-Burada İngilizler tarafından tutuklu İttihatçıların nakledildiği Malta Adası'ndan bahsedilmekte.

80-Aynı yerde,s.49.

81-Aynı yerde.

82-Aynı yerde,s.51.

83-Hüsamettin Ertürk,a.g.e.s,442.

84-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 232,b. 52992,s.50.

85-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 232,b. 53020,s.180.

86-Sovyet Rusya'nın Komünist Partisi'nin Kafkasya şube başkanı.

87-AVP RF,f. 0301,Trabzon'daki Konsolosluk,op. 1,dosya 2,b. 16,s.390.

88-Aynı yerde.

89-AVP RF,f. 132,Türkiye Üzerine Referanslar,op. 3,dosya 2,b. 16,s.390.

90-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 232,b. 52992,s.38-39.

91-Şevket Süreyya Aydemir,a.g.e.,s.562.

92-RTXIIDNI,f. 5,op. 1,b. 2059,s.2.

93-Aynı yerde,s.36.

94-Aynı yerde,s.39.

95-AVP RF,f. 0148,Referentura NKID po Zakavkazyu (Transkafkasya'da Dışişleri Bakanlığı'nın Referentleri),op. 5,dosya 10,b. 80,s.2.

96-Burada 1921 yılında Franklin-Bouillon ile yapılan Türk-Fransız Anlaşması'ndan bahsedilmektedir.

97-RTXIIDNI,f. 5,op. 1,b. 2059,s.6.

98-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 233,b. 53021,s.8-9.

99-AVP RF,f. 08,Karakhan'ın Sekreteryası,op. 10,dosya 38,b. 265,s.23-27.

100-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 233,b. 53021,s.3.

101-Aynı yerde,s.40.

102-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 232,b. 53020,s.14.

103-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 232,b. 52994,s.32.

104-Bülent Gökay,a.g.e.,s.154.

105-AVP RF,f. 04,Chicherin'in Sekreteryası,op. 39,dosya 232,b. 53020,s.1.

---------------------------------------------------------------------------

*Doç.Dr.Arsen Avegyan,Toplumsal Tarih,sayı:159,Mart 2007,s.14-23;Toplumsal Tarih,sayı:160,Nisan 2007,s.38-47.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder